Aylık arşivler: Ağustos 2010

Elan 310

Hız Ve Konfor’un buluştuğu yeni model Elan 310…
Elan 310 Sınıfında üstün hız performansı bulunan ve aynı zamanda bir gezi teknesi rahatlığını sağlayan bir modeldir.Elan’ın 4. cenorasyonu olan 310’un Üretim esası tamamilen kalite üzerine kurulmuş ve bütün yapılan aşamalar uzmanlar tarafından sertifikalandırılmıştır.Tıpkı diğer modellerinde olduğu gibi A tipi okyanus gecebilir sertifikasına sahiptir.

ELAN 310 TEKNİK ÖZELLİKLER
Maksimum boy 9,55 m
Gövde boy 9,25 m
Su hattı boy 8,71 m
Maksimum en 3,22 m
Draft 1,90 m
Yüksüz ağırlık 3300 kg
Tavsiye edilen yük kapasitesi 870 kg
Maksimum deplasman 4200 kg
Balast 1140 kg
Maksimum motor gücü 13,3 kw / 20 hp
Yakıt tankı 45 litre
Su tankı 140 litre
Taşınabilir tank (opsiyonel) 70 litre
Gaz tüpü (propan/bütan) 2 kg
Maksimum ekip 6 kişi
Kamara sayısı 2
Yatak sayısı 4 + 2
Anayelken 30,15 m
Cenova 23,47 m
Asimetrik balon 75,00 m
I 12,25 m
J 3,58 m
P 12,05 m
E 4,13 m
Dizayn ROBERT HUMPHREYS
YACHT DESIGN

Elan?ın deniz araçları üretimi konusundaki deneyimi, 1949 yılına dayanmaktadır. 2. Dünya Savaşı sonrası Mareşal Tito?nun modernizasyon ve kalkınma politikalarının sonucu olarak, çeşitli su geçirmez ve ahşap malzemelerden kano, kayak ve tekne üretimine başlayan Elan, 60?lı yıllardan itibaren, Sosyalist dünyanın Batı?yla rekabet edebildiği nadir ürünler arasında girerek, tüm Avrupa?da kaliteli ve güvenilir bir marka olarak ön plana çıkmıştır.
1962 yılında ilk kez güçlendirilmiş polyesterden tekne üretmeye başlayan Elan, 1972 yılına kadar tüm Avrupa genelinde çok tutulup sevilen Flying Junior, Racing Europe, S-430, S-235 ve S-375 modelleriyle, onedesign (yek-dizayn) tekne üretimde dünyanın önde gelen markaları arasında girmiştir.
1978 yılında Elan 707?nin yelken performansıyla çıtayı daha da yükseklere taşıyan Elan Yachts, ünlü tasarımcı Niels Jeppsen ve Elan dizayn ekibinin ortak çalışması olan ilk Elan 31?i yaratmıştır. Elan 31?in 1983 yılında denize atılmasından 8 ay sonra Half-Tonner Dünya Şampiyonluğunu kazanmasıyla, Elan Yachts?ın yelken performans ve kalite geleneği tescillenmiştir.
O günden bu yana ileri teknolojileri, üretim kalitesiyle birleştiren Elan Yachts, dünyanın en iyi tasarımcılarıyla çalışma prensibini de daima sürdürmüştür. 1990?lı yılların ortasından itibaren ünlü tasarımcı Rob Hampleys?le birlikte çalışmakta olan Elan Yachts, tüm modellerinde vakum infüzyon teknolojisini kullanarak, üstün üretim kalitesini, eşsiz tasarım gücüyle birleştirmeye devam etmektedir.
Elan Yachts?ın 2000?li yıllara damgasını vuran ve dünya çapında sayısız şampiyonluklar kazanan Elan 45, Elan 31 ve Elan 37 modellerinin yanına, 2003 yılında gezi sınıfında kriterleri yüksek olan müşteriler için tasarlanan Impression serisi eklenmiştir. Impression gezi serisi, Elan?ın geleneksel yelken seyir kalitesiyle, gezi sınıfı konforunu bir araya getirmeyi başarmış, ve  Impression 344 modeliyle Avrupa?da Yılın Yatı ödülü dahil birçok prestijli ödülü kazanarak, kalitesini kanıtlamıştır. Impression 514 modelinin de piyasaya sürülmesiyle gezi tipi modellerini dörde çıkartmış olan Elan Yacts, bunun yanında Elan (gezi-yarış) serisinde, 31 feet?den 45 feet?e kadar 5 adet modeliyle, üstün yelken performansını dünya denizlerine taşımaya devam etmektedir.

Çünkü Elan tekneleri, Volvo Ocean Race (IOR Maxi & Withbread 60 & Volvo 70), BT Global Challange fleet teknleri ve Ellen McArtur?un dünya rekoru kırdığı Open 60 Kingfisher de dahil olmak üzere bir çok sıra dışı tekneyi tasarlamış olan dünyaca ünlü dizaynır Rob Humphreys imzasını taşımaktadır.

Çünkü tüm Elanların üretimlerinde kaliteyi ve dayanaklılığı en üst düzeye çıkartan, seyir halinde gövde esneme ve deformasyonunu minimuma indiren vakum infizyon (vacum assisted infision lamination -VAIL) teknolojisi kullanılmıştır.

Çünkü Elanlar, kalite ve güvenlik standartları konusunda dünyanın en saygın denetleme kuruluşlarından olan Germanischer Lloyd?un (Alman Loydu) sertifikasına sahiptirler.(Germanischer Lloyd GL Plus Certification).

Çünkü Elanlar özellikle ülkemizin de kullandığı IRC handikap sistemi göz önünde tutularak tasarlanmışlardır. Bundan dolayı Elanlar, raiting-performans ilişkisi değerlendirildiğinde, IRC yarışmalarında diğer tekneler arasında öne çıkmaktadırlar.

Çünkü Elan?larda Harken ve Selden?in yüksek kaliteli güverte ve arma ekipmanları standart olarak kullanılmaktadır.

Çünkü Elan teknelerinde yüksek yelken performansının yanında, sizin, ailenizin ve dostlarınızın konforunu da ihmal edilmemiştir. Yarışçı karakterli bir güverte ve havuzluktan içeriye indiğinizde ferah ve kullanışlı bir iç dizayn, L mutfak, geniş bir salon, kullanışlı kamaralar ve konforlu, sıcak bir ortam sizi beklemektedir.

http://www.soloelan.com

Birinci Sinif Konforda ve Kalitede Yelkenli ve Motoryatlarin Tek Seçeneği; ETAP

Kendisi için “prestijli performans”, ailesi için “birinci sınıf konfor”, tüm mürettebat için “güvenlik”, yelkenli ve motoryat yatırımında “mantık” arayan tüm denizciler için yegane tercih; ETAP

ETAP neden diğerlerinden farklı?

ETAP yatlarının eşsiz özellikleri sadece batmazlık ile sınırlı değildir.
ETAP’ların iç mekânları dünyaca ünlü İtalyan Stile Bertone tarafından dizayn edilmiştir.
Performans açısından piyasadaki seri üretim teknelerin hemen hemen hepsi ile yarışabilirler.
Kullanılan ahşap, mekanik ve elektronik aksam ve donanımların hepsi birinci sınıftır.
ETAP Yachting AŞ’nin 40 yıllık nev-i şahsına münhasır yenilikçi teknikleri küpeşte raylarından tandem salmaya, dikey yeke dümenden (EVS®) doğal mantar güverte kaplamasına, kayış veya zincir kullanılmayan rod’lu dümen mekanizmasından olağanüstü sağlam gövde-güverte birleştirme
tekniğine, güverte üzerine oturan su geçirmezliği %100 garanti ana yelken direğinden
farş tahtalarına kadar çok sayıda istisnai özellik ETAP ailesinin her ferdinde mevcuttur.

Neredeyse 40 yıldır, ETAP’ın yeni Zelanda’dan Kanada’ya, Çin’den Güney Afrika’ya, ABD’den Karaib adalarına tanıtım ve promosyonu distribütörleri tarafından değil, doğrudan ETAP yat sahipleri tarafından yapılmaktadır.

ETAP neden batmaz?

Çünkü ETAP’a yatırım yaptığınızda “bir” tekneye değil, “iç içe iki tekne”ye yatırım yaparsınız;

“İç içe iki tekne”, nam-ı diğer “çift kabuklu” veya “çift gövdeli” inşaat tekniği gezi sınıfında dünyada sadece ve sadece ETAP tarafından uygulanmaktadır;

ETAP’ın 40 yıl önce başlattığı bu inşaat teknolojisi “rocket science” değildir. Ancak sıradan
bir tekne üretip iki misli kar marjı sağlamak varken, maliyeti daha yüksek bir “batmaz” tekne neden üretilsin ki? Ne de olsa can salı kanunen zorunlu değil mi?


Yelken Performansı

Bir ETAP yelkenli yatı çok rahat ve kaliteli olmakla birlikte bir “gin tonic” marina teknesi değildir. Piyasadaki seri üretim markaların hemen hemen hepsi ile yarışabilir. 21 feet’den 46 feet’e kadar, dünyaca meşhur mimarlarca tasarlanan karinaları, gövde-direk-arma arasındaki üçgensel denge dağılımı, en tanınmış yelkenciler tarafından üretilen tam balenli ana yelken ve çeşitli cenova ve
fok seçenekleri ve rod’lu hassas dümenleri ile hem keyif, hem de gerçek bir yarış teknesidir.

Dünya sularında halinde 7.000’den fazla ETAP

Dünyanın birçok tarafına dağılmış 7000’i aşkın mutlu ETAP tekne sahibi ETAP’ın emniyet,
güvenilirlik ve yüksek kalitesine tanıklık etmektedir.
ETAP, 1970’den bu yana tüm dünyada tartışma götürmeden kabul görmüş bir markadır.
İster yelkene yeni başlayan gençler, ister dünya turuna çıkmayı planlayan deneyimli kurtlar,
tüm denizciler yelkende ETAP başarısına tanıklık etmektedir.

Küresel teknik destek ve servis

ETAP yelkenlileri Avrupa’dan, Asya’ya, Avustralya ve Amerika’ya kadar tüm denizlerde
kullanım için satılmakta ve gerektiğinde en süratli ve profesyonel destek hizmeti
garanti edilmektedir. Yüksek Belçika üretim kalitesi ve el işçiliği ETAP’ın yıllardır
ayrıcalıklı bir marka olarak kabulünü sağlamıştır.

http://www.etapturkiye.com/tr/

ister misin şimdi bir rüzgâr essin..

ne gözlerin sonlanır bir hüzün yağmurunda,
ne şarkılar susar senle olmadan..
bir türkü tutturmuşum cemo, azıcık ucundan..
söylesem ne olur sussam kimler ağlar yalandan..

sevemezsin kara gözlüm beni doyunca.. aramızda her kimse.. hiç kimse…
herkes bana deli diyor hafız!.. daha çok yolumuz var..

ister misin şimdi bir rüzgâr essin…


atlantik okyanusunda minik bir yakamoz

Hayal kurmak bedava, ama bunu gerçeğe dönüştürmek kimi zaman ciddi özveri istiyor. Tolga Pamir?in beş sene önce verdiği radikal karar, aslında bu durumun en güzel örneği. Pamir, dokuz sene boyunca reklam sektöründe çalışırken kurduğu hayallerin ağına düşüyor ve yelken sevdası onu Fransa?nın güneyindeki La Rochelle şehrine sürüklüyor. Amacı, MiniTransat isimli yarışa katılarak, küçük teknesiyle tek başına Atlas Okyanusu?nu geçen ilk Türk olmak.

1975 doğumlu Pamir?in hikâyesi aslında yedi yaşında, Tuzla Ankara Mercan Spor Kulübünde yelkenle tanışmasıyla başlıyor. Okul, iş hayatı derken karşısına çıkan her boşlukta kendini yelken yaparken buluyor. Arada bir de babadan kalma küçük bir kayıkla denize açılıyor, rüzgârın ve denizin tadını çıkartıyor. Avrupa?daki yelken yarışlarını yakından takip eden Pamir, bu işin televizyondan takip edilemeyeceğini düşünmüş olsa gerek, eşinin karşısına ?Ben Vendee Globe yarışına katılacağım, Fransa?ya gidiyorum? diyerek çıkıyor.

Arabasını, müzik setini satarak kısıtlı bir bütçeyle 2004?ün Kasım ayında aldığı kararı, Ocak 2005?te uyguluyor ve La Rochelle?e ayak basıyor. Eşinin Fransız asıllı olması bir takım bürokratik sorunları da ortadan kaldırıyor. Bilmediği bir şehir ve dilini anlamadığı insanlar onun hevesini kırmıyor ve hemen bir dil kursuna yazılıyor. Altı ay sonra eşi yanına geldiğinde kendi tabiriyle, ?çat pat? Fransızca konuşuyor ve yavaş yavaş tüm kapılar açılmaya başlıyor. Gittiği dil kursundaki bir öğretmen Pamir?in yelkene olan ilgisini duyunca, denizcilerin uğrak yeri olan bir bardan bahsediyor ve gitmesini öneriyor. Tabii, Pamir zaman kaybetmiyor ve hemen gidiyor. Barda ilk gözüne çarpan, duvara çizilmiş büyük bir dünya haritası ve onun yanında da yarışçıların geldikleri noktaları gösteren bir denizci haritası oluyor. Haftanın üç günü o bara giderek hem çevresini hem de dilini geliştiriyor. Tam da paraya ihtiyacı olduğu bir zamanda bardan iş teklifi geliyor ve yarış için hedeflediği haritaya bakarak barmenlik yapıyor.

Pamir, dil kursunu tamamladıktan sonra tekne imalatıyla ilgili bir sertifika programının sınavına giriyor. Sınavda epey zorlansa da başarılı oluyor, ama kontenjanın dolması yüzünden iki sene beklemesi gerektiğini öğreniyor. Pes etmiyor ve yaklaşık iki ay boyunca durmadan okulu arıyor, boşluk olup olmadığını soruyor. Umudunun tükendiği bir anda da telefonu çalıyor ve ertesi gün kendini okulda buluyor. Okula başladığı ikinci hafta tüm öğrencilere bir proje veriliyor, okulun girişinde bulunan sekretaryayı gemici konseptindeki mobilyalarla döşemeleri isteniyor. Pamir?in aklına sandalye yapmak geliyor, ama hocaları, ?Yapamazsın, bunu yapamayacağını da formasyonun sonuna geldiğinde anlayacaksın? diyor. Fakat Pamir, yine pes etmiyor ve ısrarlarının sonucunda projesine onay alıyor. Beş ay içerisinde sandalyesini bitiriyor ve büyük bir ilgiyle karşılaşıyor. Pamir, ?Şimdi o sekretaryada iki tane ürün duruyor. Bir tanesi benim sandalyem, diğeri de benden önce eğitim almış birinin yaptığı küçük bir kayık. İkisi de eğitimde çıkan değerli parçalar olarak sergileniyor? diyor. Tabii, Pamir?in bu başarısı Fransa?da gözlerden kaçmıyor ve yelkenciler tarafından takip edilen bir internet sitesinde ?Türkler sadece kebap yapmıyorlar? manşetiyle haber oluyor.

Pamir?in yaklaşık bir sene boyunca aldığı eğitim son buluyor ve 12 kişiyle başladıkları programdan kendisiyle birlikte sadece altı kişi diploma almayı hak ediyor. Diplomasını alır almaz da Avrupa?nın en büyük elektrikli katamaranını yapan ekiple çalışmaya başlıyor. İki sene sonra proje bitiyor ve Pamir, yine radikal bir karar vererek bankadan imkânları doğrultusunda bir kredi çekiyor. ?Artık kendi projeme ağarlık verme zamanım geldi? diyor ve Yakamoz 737 ismini verdiği teknesini satın alıyor. Kısıtlı bir bütçeyle yola çıkan Pamir?in bir takım eksiklikleri, Türkiye?de yelken malzemeleri satan firmaların distribütörleri tarafından karşılanıyor, fakat halen sponsor arayışı devam ediyor. Pamir, finansal eksiklikleri dışında, 13 Eylül 2009?da Fransa?nın La Rochelle şehrinden başlayacak olan MiniTransat isimli yarışa aslında hazır. Gerçekleşecek bu uluslararası yarışa katılabilmesi için, sahip olduğu tekneyle iki bin mil yapması gerekiyor. Bu ön koşulu geçmesi için de 22 Nisan?da Atlantik kıyısındaki çeşitli yarışlara katılacak ve yelkenini fora edecek.

1977?de İngiliz yelken yarışçısı tarafından başlayan MiniTransat, Türkiye dışında çoğu ülkenin katılımıyla ve ortalama 75 kişiyle gerçekleşiyor. 2009?a kadar iki senede bir düzenlenen yarış artık her sene Eylül ayında yapılacak. Parkur, yarışçıların tek başlarına katıldığı altı buçuk metrelik teknelerle La Rochelle?den başlıyor, Kanarya adalarında iki gün mola verildikten sonra da Brezilya?da sona eriyor.

Naviga isimli yelken dergisinde her ay yazan Pamir, oluşturduğu miniproje.com isimli internet sitesiyle de projesini anlatma imkânı buluyor. Kendisi gibi hayal kurmuş ama gerçekleştirememiş insanlardan elektronik mailler aldığını ve çok mutlu olduğunu söyleyen Pamir, babasının da 60 yaşından sonra yelkene başladığını anlatıyor. İlk olmanın zorluklarından bahsediyor ve ?Türkiye?de kalsaydım bu yarışa katılamazdım, çünkü etrafımda benim hedefimi gerçekleştirmek için uğraşan bir örnek yoktu? diyor.

Pamir, Türkiye?de Büyükşehir Belediyesi, Kültür Bakanlığı, Deniz Ticaret Odası ve Yelken Federasyonu gibi birimlerden hiçbir destek görmediğini ve kendisine inanmadıklarını anlatıyor. Hâlâ yarışa neden katıldığını ve ne yaptığını anlamayan, ?Boş ver yarışı, Brezilya?ya tatile gidelim? diyen insanların olduğunu söylüyor. Pamir, 1950?lerden beri yelken kulüpleri olan bir ülke olmamıza rağmen günümüzde, hükümetlerin yelken için herhangi bir yatırım yapmamasından yakınıyor. Bu sebeple de yarışa Türkiye yerine Fransa?dan hazırlandığını, çünkü daha fazla destek ve imkân sağlandığını söylüyor. Son zamanlarda Türkiye?nin güney sahillerinde popülerleşen yelken merakına ise seviniyor, ama bu işin moda olmasından ve bir gün yine unutulmasından korkuyor.

?Fransa?ya geldim, dillerini, yarışı öğrendim ve şimdi de o yarışa hazırlanıyorum. Yelken yapalım, yelkenle büyütelim!? diyen Pamir, gerçekleştirilen her umudun yarın başkalarına da umut verebileceğini söylüyor. Hayallerle yola çıkılmış zorlu bir yolda, tek başına ilerliyor ve yarışın gerçekleşeceği günü bekliyor. Kimilerinin hayallerini ciddiye almadığı yelkenci, belki de Türkiye?ye yarışın galibi olarak geri gelecek.

bir akşam üstü geldin ve gün batmadan gideceksin..

tutunmaya çalışıyorum..sanki gerçek gibi.

nefes aldığımı hissediyor ve dinliyorum.. kafamın içinde bütün ağırlığın. her düşündüğümde başka birisin. bir akşam üstü geldin, gece gibi gündüz gibi… gün gibisin..

dalgalar vuruyor kalbimin kapılarına.. herşey o kadar gerçek gibi ki, tekne dalgaların içinde kaybolup gidecek sanki.!  – yolcu bugün herşeyi kendisinin yapması gerektiğini düşündü…

aradığım herşey burada diye düşündü. herşey bu uçsuz bucaksız denizde.. gizli değil, bir sır değil var ya da yok değil.. sadece burada. aramak gerekmiyor olsa da (aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır) buradayım.. nereye kadar giderim bilmiyorum. duracağımı sanmıyorum. ben bir yolcuyum. her zaman da öyleydim..

tüm varlığımı sarıyor bu soğuk rüzgâr. istediği yere doğru gidiyorum.. beni istediğin yere götür ey rüzgâr; bedenimi, ruhumu, saçlarımı.. Tanrım! yine saçlarımı…  bulanık gözlerimi, bildiklerim – bilmediklerimi, bu kahrolası kuşları, balıkları ve evet bu dilimden bir türlü düşürmediğim şarkıları, ah bu şarkıları.! ışıkları, yıldızları.. tüm ruhuma dol yelkenlere dolduğun gibi..

kanatlarınızdan yakaladım sizi kuşlarikimize de yeter artar bile bu rüzgâr. hiçbir yere yetişmek zorunda değilim. geç kalamam. erken de gidemem. olmam gereken yerdeyim.. içimden mi konuşuyorum.. belki… ama kelimeleri duyuyorum. tek başımayım. okyanusun ortasında tek başımayım.. gece. gece.. herşey durmuş. zaman sanki akmıyor.. tekne hareket ediyor mu? her yer karanlık.. duyuyorum ne söylüyorsan bana, hepsi kulaklarımda daha… deniz, konuşmasını çok iyi biliyor…

buraya kadar getirdim herşeyi.. bu dünyada ne yaptım bilemedim. bir romana mı masala mı ait olduğunu anlayamadığım dakikalar yaşıyorum. çok gerçekçi geliyor hepsi de.. ama yine de inanmıyorum. her adımda biraz daha yaşlanıyorum. mutluluk değil ama, yine de ağlıyorum..

belki şimdi belki asla anlayamayacakları gibi yaşıyorum.. hayat bir şarkı çalıyor.biz oturduğumuz yerden dinliyoruz. belki sadece bir enstruman adı sadece hayat.. söz yok, ama mana var. sadece çalıyor. anlamadan dinliyorsun. uyurken bile duyuyorum.. belki bir gün birlikte uyanırız. yaz gelir belki.. ya da daha iyisi olur.. eylülü görürüz, eylülde ölürüz..

bu konuyu aramızda bir ceset varken konuşalım..

her yanımızı sardı bu rüzgâr. göz kapaklarımın arasında kalan şarkılar kadar.. belki biraz daha az… nazlı bir kır çiçeği gibi.. gözlerin gözlerimde (belki de hayal kuruyorum şimdi) üzgün bulutların gözyaşlaı dökülüyor üstümüze.. biz bu yağmura ezelden alışığız, her gün daha bir aşığız… aç kapıyı bezirgân başı, dışarısı çok soğuk.. yağmurlar yağıyor üzerimize.. biz hep aynı şarkıyı mı duyuyoruz, neyse..

yer su, gök su, hasret su, dert su, ben su.. yağdı saçlarıma genç yaşımda su.. dalgalar, nihayet hepsi, herşey su… şimdi arkadaş oldu bana su.. su gibi geçti günler, zaman…sabah olmadan su… yaşla doldu gözlerim su.. yolcu su.. yol su.. sevinçlerim acılarım da su.. yağmur öncesi su.. yağmur öncesi gibi su.. senin gibi benim gibi Tanrım bu gözler ne.!

karardı gece üstüme.. gündüzlerim gibi isyan. yağdı gece üstüme.. kelime kelime.. toplasan tüm konuştuklarım belki değil bile bir cümle.. yapıştı cümleler böğrüme böğrüme.. nasıl olsa duymuyorsun.  ben aşk’ı selim… yazıyorum yine kelime kelime.. bir haller içindeyim, tarifsiz.. tarif gereksiz.. ama yine de denedim.. söze gerek yok diyor bir yanım.. öbür elimde kalem…

bütün kalemler susmaya meyilli, bugün günlerden pazar.. öykülerimin çarşambası.. göz damlası, biraz kan damlası, arıyorum seni olmadığını bildiğim yerlerde.. buralarda bir yerde mutlak varlığım.. rüyalarım.. her yerde aynı ağlıyorum.. bunlar benim gözyaşlarım.. takip ettim, ağlıyorum..

dalgalar..

aklıma gelmeyen rüyalar kadar.. hepimize ait olan, ama bir türlü paylaşamadığımız yaralar.. her gün her sene.. gözlerinde sonlanıyor bir şeyler, bir şeyler..

korka korka attığım adımlar kadar.. etrafımı sardı bütün duygular.. kalacaklar sandım bulutların etkisinde.. sıkı sıkı tembih edip gittiler evhamlarımın etkisinde.. yükseklerden uçtu kuşlar.. gözlerimde yine durgunluk var.. bu aralar.. kapkara bir endişe.. bilemiyorum.. keyifsizim nicedir.. hanidir geleceksin.. (yokluğundan soldu gönlüm.. ) (bin bir dertle doldu gönlüm…)  ne varsa harap bir kalpte var..

senin yüzünden battığım kanlar kadar.. mona roza.. bugün bende bir hâl var… karanlık ellerinde başlar.. bıraksan kemiklerimde hissederim..

suskun bir kelime, bir şiir kadar.. biraz gül, bir eylül, sararmış kuru bir yaprak kadar.. ne söylesem boş ne desem yanlış, değil ki hepsi bu kadar.. sonsuza dek orada kalacak ruhum, duyduğu anladığı kadar.. hayat rüyâ gibi, benden bu kadar.. bu sazlar, şarkılar, bu pamuk pamuk bulutlar ve yine şiirler kadar…

üstüme örtülen dalgalar kadar.. buraya kadar bütün duyduğum dalgalar.. deniz, okyanus, su.. kayıp sevgili, bulduğum aşk kadar..

ardı ardına gelen, beni özgürlüğüme kavuşturan dalgalar kadar.. bırak artık kollarımı yoruldum işte yüzemeyecek kadar..

ruhumu savuran rüzgârlar kadar.. yüzüme dokunup, saçlarımı okşayan, hepsi senin marifetin mi bu rüzgâr..

iki resim..

beni bırak kendi ismimle.. unutulsun varlığım.. hiç hatırlanmasın. Hiç varolmamışım, buraya hiç ayak basmamışım gibi. Kimseler bilmesin. Benim olsun bütün akşamlar, kucaklar dolusu geceye sarılsın kollarım..

tüm sevdiklerim aynı karede gülümserken.. ölüm meleği her şey buraya kadarmış dedirtmeden..  neresi kollarıma daha yakın, ellerim nereye daha uzak.. sabah başlayan düşlere, o düşlerde..  hepsi de aynı bahçede..  bu uykular bize kuşlar kadar hafif..  rüzgâr kadar belirsiz.. hepsi, herşey,  belirsiz bir iz…

tüm sevdiklerim acı bir karede gülümserken.. hepsinin aklında başka bir şey. Belki-keşke(ler). Acıyan, ümit eden, üzülen, tebessüm eden, nerdeyse bütün duyguları barındıran bir karede, bütün sevdiklerim.. hiçbir zaman çekilmemiş bir fotoğrafta senin gibi… iki resim arasında hiçbir fark..

tüm sevdiklerim aynı karede acı acı gülümserken… tüm gerekli-gereksiz şeylerle doldurduğunuz ruhum, rüzgâr kadar özgür artık… ne uzak ne yakın hiçbir kelime.. size iyi uykular dileyerek gidiyorum..

sadece seyreylemişim dünyayı, hesabını veremediğim rüyalar kadar.. ömrü hayatım kadar.. buraya kadar..

ben ki, ruhu bedenine yapışmış bir yolcuyum… sordum; siz ne vakit ötersiniz kuşlar.. -..ben bu dağların küçük kuşuyum. Yoruldum uça uça… bunca yıl aradığın cevabı benden duymayı mı istersin?! Cevap gürül gürül akan nehirlerde.. cevap rüzgârda.. okyanus ortasında, tek başına bir yelkenlide.. cevap dalgalarda.. cevap ölümü istediğin ama bulamadığın, bir türlü ölemediğin yerde.. gözlerini açıp göremediğin.. rotasını bilmeden gittiğin bir yerde.. sen sadece dalgaların sesi zannederken duyamadığında.. sen saçlarında dokunanı rüzgâr sanıyorken.. bütün bunları tek başına yaptığını düşünüyorken.. yalnız olduğunu sanıyor, susuyor, konuşmuyorken.. ben sana ne diyeyim cemo..

ey karada bıraktıklarım.. aynı resimde bana da yer açıp, beni yanına çağıran, ısrarla aralarına almaya çalışan benim sevgili ailem, değerli arkadaşlarım, gönül dostlarım.. kelimelerin artık anlamını yitirdiği, seslerin bittiği, yüzlerin silindiği, mânânın başakları arasında dolaşıyor ruhum.. hangimize ya da kime ait olduğunu bilmediğim bir yüz rüyalarımda.. bir türlü hatırlayamıyorum.. resmi yok.. kendi yok.. ben desen zaten yok.. ne gurbet, ne sıla, ne memleket…        -..hepsi küçük bir resim.. bırakın bana istediği gibi dokunsun ressam.. bırakın beni istediği gibi boyasın..