Aylık arşivler: Ekim 2010

Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz – Tony Bullimore

1997 yılının ocak ayı başlarında tek başına yarışan 13 Vendeé Globe denizcisi Güney Okyanusu’nda, Avusturalya’nın güneyinden neredeyse Cape Horn’a kadar, yaklaşık 6000 millik bir mesafeye yayılmıştı. Yarışçılar, iki ayı aşkın bir süredir denizdeydi. Başlangıçtaki 16 tekneden sadece 10 tanesi halen resimi olarak yarıştaydı. Teknelerden üçü, tamir amacıyla şu ya da bu limanda durduğu için, (yarış kurallarına göre tamamen yasak) diskalifiye olmuştu. Ama yine de yoluna devam ediyordu. Dinelli, Vendeé Globe’un ön koşulu olan 2000 millik mesafeyi kat etmeye zamanı olmadığından, gayrıresmi katılımcı olarak yarışıyordu. İki tekne ise start günü olan, bir önceki yılın 3 Kasım tarihinden hemen sonra, Biscay Körfezi’nde yakalandıkları şiddetli fırtınada gördükleri hasardan dolayı daha başta yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı.

Güney Okyanusu’nun derinliklerinde geniş bir sahaya yayılmış teknelerden her biri farklı hava şartlarıyla boğuşuyordu ve bunların hiçbiri de iyi havada seyretmiyorlardı. En iyi durumda sayılacak olanlar yüksek enlemlerde bitmek tükenmeksizin esen fırtına şiddetindeki depresyonların önünde, tehlikeli sayılmasa da, son derece rahatsız bir şekilde gidiyordu. Diğerleri, azgın dalgalarda tekneyi idare edecek kadar yeterli rüzgâr olmamasından dertliydi. Kötü hava geçip durum normale dönse dahi aşırı yüksek dalgalı denizin normale dönmesi epey zaman alır. Şiddetli rüzgârın yönetici disiplini ortadan kalkınca, tekneler her bir taraftan vuran dalgaların anarşisi arasında yalpalayıp duruyordu.

Diğer skipper’lar ise bizim Virgine Adaları’na giderken karşılaştığımız “yatçı fırtınasını” son derece mülaim bir boraya benzetecek olağanüstü sert alçak basınç sistemlerinin tam ortasına düşmüştü. Kasırga şiddetinde esen rüzgârda dimdik dalgaların tepesinden aşağıya 25 knot’luk baş döndürücü hızla kayan teknelerini kontrol etmekte güçlük çekiyorlardı.

İşte tam bu şartlarda, 4 ocak gecesi, Vendeé Globe teknelerinden ikisi alabora oldu. Avusturalya’nın en güney batı noktası olan Leeuwin Burnu’nun 1400 mil güney batısında, 51 derece güney enleminde, yani “Öfkeli Ellilerin” tam kıyısında seyretmekteydiler. Tekneler birbirinden yaklaşık kırkar mil uzakta serpimliş filonun hemen arkasındaydı.

Exide Challenger teknesinde (iki direkli arması olan komplike bir keç) yarışan Tony Bullimore birdenbire şiddetli bir gürültü duydu. Fırtınada teknesinin kayarken çıkarttığı çığlık gibi seslerin dahi üstündeydi. Karbon fiber salma, teknenin bitmez tükenmez hareketlerinden ölümcül şekilde yorulmuş ve birdenbire yerinden kopup,  oldukça sığ ılan Güneydoğu Indian Ridge bölgesinde okyanusun 500 kulaçlık derinliklerine doğru kaymaya başlamıştı. 4,5 tonluk salmadan kurtulan tekne, üst kısmı ağır gelince bir anda inanılmaz bir hızla (sadece birkaç saniye içerisinde) alabora oldu.

Tam bu dakikada, yani alabora olmadan biraz önce, 57 yaşındaki Bullimore kamarasında bir kenara dayanmış, bir yandan sallanan tekli ocağında ısıtmayı becerdiği çayını yudumluyor, bir yandan da sarma sigaralarından birini içiyordu. Tekne yuvarlanırken o da aynı hızla teknesiyle beraber döndü ve birdenbire kendini kamaranın tabanı yerine tavanında buldu.

Olayın bu denli çabuk olması onu hayrete düşürmüştü. Aşağı doğru, şu anda gövdenin alt kısmını oluşturan, kocaman kamara pencerelerine baktı ve hızla içeri giren deniz suyunu gördü, ayaklarının altında adeta hızla akan bir nehir gibiydi. Teknenin iki direği ve çarmıhları arasından 70 knot hızla geçen rüzgârın uğultusu birdenbire kesilmişti. Hatta -teknenin sallanıp savrulmasına rağmen- inanılmaz bir sessizlik hakimdi.

Çay bardağı kaybolmuştu ama sigarası halen elindeydi. Alt üst olmuş teknesinde kamaranın tavanına dikildi, sigarasından bir iki duman daha çekti, sakin ve mantıklı bir şekilde durumu gözden geçirdi. Yapabileceğim pek bir şey yok diye düşündü. Kısaca durumun olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirip, nasıl hayatta kalabileceğini hesaplamaya başladı. Dışarıdaki dünyayabir şekilde EPIRB sinyali yollaması gerekiyordu. Belkide gövdede delik açmak için kendi aletlerini kullanabilirdi. Derken teknenin ağır bumbasını farketti. Teknenin altında direk ve çarmıhların arasına dolanmıştı. Su altındaki çalkantıyla birlikte savruluyor ve kamaranın büyük pencerelerinden birine çarpıyordu.

Birdenbire şiddetli bir yalpa sonucu bumba camı patlattı. Deniz adeta Niagara Şelalesi gibi içeriye doğru akmaya başladı. Alaboradan bu yana halen yanmakta olan kamara lambaları birden söndü. Karanlık kamara birkaç saniye içinde sıfır dereceye yakın soğukluktaki sularla dolmuştu. Aslında kamaranın zemini olan şimdiki tavanda sadece birkaç feet’lik bir hava boşluğu kalmıştı. Bullimore, birdenbire çok üşüdüğünü hissetti. Artık suların içinde yürüyordu, hayatta kalma giysisini buldu, üstündeki kötü hava kıyafetini çıkarttı ve giysiyi soğuk ve ıslak iç çamaşırının üstüne giydi. Ellerini ve ayaklarını açıkta bırakan bir modeldi ve yapabileceği tek şey şimdiden donmuş ayaklarını ıslak denizci çizmelerine sokmaktı.

Birkaç çikolata ve bir iki ufak su poşeti dışında tüm yiyeceği ve içeceği gitmişti. Kamaradaki diğer malzameler gibi onlar da kırılan pencerelerden giren dalgaların dışarı çıkarken oluşturduğu güçlü anafor ile denizin karanlığına doğru çekilmişti.

Artık EPIRB sinyalini başlatmak için gövdeyi kesmesine gerek yoktu, bumba bu işi onun için halletmişti. ARGOS’larından birini bulduğu bir halat parçasına bağladı. Kamaradaki buz gibi suya dalıp kırılan camdan dışarı doğru itti ve deniz yüzeyi olduğunu ümit ettiği yere doğru gönderdi. Ne var ki dışarıdaki çarmıh karmaşasının arasında takikıp kalması da mümkündü. Bullimore yardım sinyallerinin gerçekten gidip gitmediğinden emin değildi.

Exide Challenger’in su yüzeyinde kalıp kalmaması, su geçirmez bölmelerine bağlıydı, özellikle de teknenin ön bölmesine. Eğer bu bölmeler dayanmayacak olursa havuzluğa bağladığı can salına ulaşması gerekiyordu. Gözleri ve kulakları soğuktan uyuşmasına rağmen, birkaç kere dalıp kamara girişindeki kaportadan geçerek, bağlantıları kesmeye çalıştı. Ama can salı yerinden oynamayacak kadar ağırdı ve kendi kaldırma gücüyle, altüst olmuş havuzluğun tabanına çakılmıştı. En son dalışında kaporta kapağı, gelen dalganın hızıyla elinin üzerinde kapandı ve sol elinin işaret parmağını alt ekleminden koparttı. Kanama buz gibi suda kısa sürede durdu ve soğuk dayanılmaz acıyı uyuşturdu.

Bullimore, yeni tavanının en üstünde ve şimdilik olabildiğince kuru kalan bir bölmeye sığındı. Fakat sular yükseliyordu ve kısa bir süre sonra onu bu son barınağında bulup, düzenli aralıklarla ıslatmaya başladı. Artık dayanılmaz derecede yorgundu ve üşüyordu. Kurtuluş için en büyük ümidinin Avusturalyalılar olduğunu biliyordu ama onların gelmesi en az dört beş günü alırdı. Tabii ki eğer EPIRB gerçekten su yüzeyine ulaştıysa ve verdiği sinyaller de bir yerlere gidiyorsa.

Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz Sf: 32-35

“Arethusa 154” 17 Milyon Euroluk Yat

Milyon dolarlık lüks teknelerden yelkenlilere kadar farklı ürünlerin sunulduğu 29. Uluslararası İstanbul Shop&Miles Boat Show Fuarının en pahalı yatı ?Arethusa 154? adlı 17 milyon dolarlık yat oldu. Türkiye?de üretilen yat 48 metre uzunluğunda.

Arethusa 154

Deniz üzerinde gerçekleştirilen fuarda 3 metreden 48 metreye kadar, fiyatları 30 bin lirayla 17 milyon Euro arasında değişen 330 tekne denizseverlerin beğenesine sunuldu. Boat Show?da bu yıl ilk kez görücüye çıkan 20 teknenin yanı sıra fuarın en pahalı yatı ?Arethusa 154?  17 milyon Euro?luk rekor fiyatıyla dikkat çekti.

17 milyon Euro?luk Yat…

Türk yapımı Nereids Yatçılık?a ait ?Arethusa 154? adlı yat 17 milyon Euro?luk fiyatıyla fuarın en pahalı yatı ünvanına sahip oldu. 2 adet 2250 beygir gücünde motoru bulunan yat hızı 16 knotu buluyor. 1 VIP, kamarası bulunan yatta, 4 adet iki kişilik misafir kamarası ve yine 4 adet de personel kamarası bulunuyor. 48 metre uzunluğa ve 9 metre genişliğe sahip megayat garajında  2 adet de jetski bulunuyor. Yatın her kamarasında banyo ve tuvalet de mevcut. ?Minella? adlı yat ise tasarımıyla dikkatleri üzerine çekti. 23 metrelik yat, 38 deniz mili hız yapabiliyor. Numarine Yatçılık?a ait yatın fiyatı ise 2 milyon Euro. Fuarın diğer bir dikkat çekici yelkenlisi ise Valena Yatçılık?a ait Ubibene adlı 40 metrelik yelkenli oldu.

Oruçoğlu Yatçılık?a ait ?Royal Barbaros? adlı yat müşteri bulamayınca fiyatı 4 milyon Euro?luk düşüşle 8 milyon Euro?ya geriledi.  İkinci el yatlara olan talebin artmasının yeni yatlarda fiyatları düşürdüğünü ifade eden Oruçoğlu Yatçılık ortağı İsmail Oruçoğlu ?Yatı bir an önce satmak istiyoruz? dedi. Geçen yıl fuardaki en pahalı tekne unvanını Royal Barbaros?un olmuştu.

İkinci El Teknelerin Fiyatları %50 Düştü

30 bin lirayla 600 bin Euro arasında satılan yaklaşık 50 ikinci el yat Fuarın fırsat köşesinde sergilendi. İkinci el yat satışı yapan Calipso Yatçılık sahibi Burak Geldigitti, ikinci el yat fiyatlarının oldukça bu yıl oldukça cazip olduğunu belirterek, ?Birçok ikinci el yatta taksitlendirme de yapılıyor? dedi.

29. İstanbul Shop & Miles Boat Show Fuarı Sona Erdi

20-25 Ekim 2010 tarihleri arasında İstanbul Pendik?deki Marina Türk İstanbul City Port?ta 29?uncusu düzenlenen Shop&Miles Boat Show Fuarı sona erdi. 234 firma, 618 yerli ve yabancı markayı, 349 tekneyi deniz tutkunlarıyla buluşturan Uluslararası İstanbul Shop&Miles Boat Show?u 6 gün boyunca 46 bin 242 ziyaretçiye ev sahipliği yaptı.

İstanbul Shop&Miles Boat Show?un ilk satışı VIP açılış gününde gerçekleşti. 20 tekne fuarın ilk günü sahiplerini buldu. İlk günün satış hasılatı 30 milyon Euro?yu bulurken, Fuarın En Pahalı Teknesi Arethusa 154 de ilk gün alıcı bulan tekneler arasında yer aldı.

29. Uluslararası İstanbul Shop&Miles Boat Show bünyesinde Kuzey Amerika, Avusturalya, Dubai, Fransa, İngiltere ve İtalya başta olmak üzere farklı bir çok ülkeden davet edilen ve 6 gün boyunca fuarı takip eden yabancı basın mensupları ile 22 Ekim tarihinde tersane gezisi gerçekleştirildi.

Basın mensuplarına Türk yatçılık sektörünü tanıtmak için Tuzla bölgesinde düzenlenen tersane gezi programında, Türk yatçılığının başarısına şahit olan uluslararası basın mensupları, üretim süreci hakkında detaylı bilgi aldılar. Basın mensuplarının en çok dikkatini çeken ise  lüks yatların yapımında kullanılan özel malzemeler oldu.

Dünya Offshore Şampiyonası?nın 17. ve 18. Ayak yarışları, 23-24 Ekim tarihleri arasında İstanbul Shop&Miles Boat Show?da gerçekleştirildi.

23 Ekimde Shop&Miles Boat Show Grand Prix?si adıyla düzenlenen müsabakada, Berna-Joseph Muhlbauer ikilisi yönetimindeki “5 GSYİAD Galatasaray” teknesi birinciliği göğüslerken, Ali Tanır-Murat Leki?nin “3 Beşiktaş 1903” ü ikinciliği, şampiyonanın Fransız katılımcısı Jerome Brarda-Hamdi Kitapçıoğlu yönetimindeki “67 Oliympique Marsilya” takımı ise üçüncülüğü ak etti.

24 Ekimde ise 5 GSYİAD Galatasaray teknesi mücadeleyi sürdürerek birinciliği kaptırmadı ve fuarda gerçekleştirilen ödül töreninde de Galatasaray takımı 1.lik kupasına sahip oldu.

İstanbul Shop&Miles Boat Show Fuarına katılan başlıca motoryat markaları: Sunseeker, Azimut, Riva, Fairline, Sea Ray, Peri Yachts, Numarine,Grand Banks, Aston Doa, Vicem, Sessa, Cranchi, Bayliner, Mengi Yay, Carianda, Chris Craft, Monterey, Minor, Atlantis, Viking, Chapparal, Ares Yat,Elegan Yat, Mursan, Larson, Mac Gregor, Crownline, Mainship, Ale Yat, Zeelander, Rinker, Zenith Marin, Rodman, MonteCarlo

İstanbul Shop&Miles Boat Show?da Yer Alan Başlıca Yelkenli Tekne Markaları: Bavaria, Beneteau, Jeanneau, Hanse, Elan, Dufour, Contest, Mag marine, Musty Yat,Mural Yatçılık, Agantur, Valena Yatçılık ,

Türkiye?de ilk kez İstanbul Shop&Miles Boat Show Fuarı’nda sergilenen bazı modeller: Peri 29, Sessa 54 Flybridge, Sessa 545, Sessa C68, Hanse 445, Bavaria Cruiser 45, Bavaria Cruiser 40, Bavaria Sport 38 HT, Bavaria Sport 28, Azuree 33, Four Winns V28, Four Winns H240, Monterey 204FS, Monterey 184FS, Chaparral Signature 270, Dofour 375 Grand Large, Dufour 405 Grand Large, Jeanneau Sun Odyssey 409, Jeanneau Prestige 400 Flybridge, Jeanneau Prestige 60 Flybridge, Flyer Gran Tourismo 38 HT, Viking Marin 405 Fly, Beneteau Swift Trawler 34, Galeon 390 Fly, Fairline Squadron 65, Azimut 53, Riva 68 Ego Super.

İstanbul Shop&Miles Boat Show fuarı ünlü ziyaretçileri ağırladı. İbrahim Tatlıses, Oktay Kaynarca, Yağmur Atacan, Pınar Altuğ, Emre Belezoğlu, Fenerbahçe?nin yıldız kalecisi Volkan, Nev, Seda Sayan, Ata Demirer, Mehmet Ali Birand, Beyazıt Öztürk, Şahan Gökbakar, Acun Ilıcalı, Nefise Karatay, İlhan Şeşen fuarı gezen ünlüler  arasında yer aldı. Ünlülerin bazıları ise fuara kendi tekneleri ile geldi.

Yelkencilik (Armalar, Yelken Tipleri ve Terimleri)

YELKENLİ TEKNELERDE ARMALAR

KABASORTA ARMA:

Direğe dik açı yapan, seren denen yatay direkler üzerine açılan bir yelken düzenine sahiptir.

SÜBYE ARMA:

Ana yelkenin ön yakası direk ve istralyalara sabitlenir, alt yaka flok yelkeni gibi bazı istisnalar dışında bir bumba ile açılır. Günümüz teknelerinin çoğu sübye armalıdırlar.

DİREKLERİNE GÖRE ARMALAR:
Tek direkli ve çok direkli olarak ayrılırlar.

TEK DİREKLİ ARMALAR:

SLOOP: Bir ön yelkeni vardır.
CUTTER (KOTRA): İki ön yelkeni vardır.
KAT: Ön yelkeni bulunmaz.

İKİ VEYA DAHA ÇOK DİREKLİ ARMALAR:

KETCH: Ön direk uzun (ana direk), mizana direği dümen palasının önünde yer alır.
YAWL: Ön direk uzun (ana direk), mizana direği dümen palasının arkasında yer alır.
USKUNA: Arka direk uzun (ana direk), ön direk kısadır.

YELKEN TİPLERİ

DÖRT KÖŞE:
Kabasorta armanın temel yelkenidir, yelken halatlarla bir serene bağlanır.

LATİN:
Alt köşesi mümkün olduğunca aşağıda tutulan ve bu sayede direkteki bölümü yukarıda kalan, 3 yakalı yelkendir.

PRAÇIRA:
Yelkeni taşıyan serenin, direğin önüne çekildiği yelken sistemidir.

RANDA:
Yelkenin üst köşelerini bağlamak üzere direğe geçirilmiş giz denilen çubuğun üzerine açılmış yelken tipidir.

AÇAVELA:
Direkte çapraz olarak uzanan açavela denen bir çubuk üzerine açılan yelkendir.

BERMUDA:
Günümüzde yaygın olarak kullanılan ve alt kenarı (yakası) bir bumba üzerine açılan üçgen yelken türüdür.

YELKENCİLİK TERİMLERİ

KONTRA:
Yelkenli teknelerin ve deniz taşıtlarının sancak veya iskele olup olmadıklarına verilen isimdir..Yelkenin dolduğu yön anlamına da gelir.

SANCAK:
Yelkenli teknelerin ve deniz taşıtlarının sağ kısımlarına verilen isimdir. Rengi yeşildir, geceleri deniz taşıtlarının yeşil görülen yanları sancak yanlarıdır. Yol hakkına sahiptir ve iskele kontra tekneden yol alır.

İSKELE:
Yelkenli teknelerin ve deniz taşıtlarının sol kısımlarına verilen isimdir. Kırmızı renktedir ve sancak kontra taşıta yol vermek zorundadır.

SEYİR:
Yelkenli teknelerin rüzgarla olan açılarına göre 3 ana gidiş yönü vardır. Bunlar orsa, apaz ve pupadır.İşte bu yönlere verilen ada seyir diyoruz.

ORSA SEYRİ:
Orsa rüzgara en yakın seyredilen seyirdir. Yelkenli tekneler rüzgara karşı gidemezler. Yaklaşık teknenin omurga hattıyla rüzgar arasında 45 derecelik bir açı oluşur. İşte bir yelkenli teknenin rüzgara en yakın seyredebildiği seyire orsa seyri diyoruz.

APAZ SEYRİ:
Bir yelkenli teknenin rüzgarı yandan alarak seyir etmesine verilen isimdir. Teknenin omurga hattıyla rüzgar arasında 90 derecelik bir açı vardır. Apaz seyirini dar apaz ve geniş apaz diye iki kısıma ayırabiliriz. Eğer rüzgar açısı 50 derece olursa dar, 135 derce olursa geniş apaz deriz. Apaz seyiri çoğu yelkenli tekne için en hızlı seyirdir.

PUPA SEYRİ:
Yelkenci olan olmayan herkesin en çok bildiği seyirdir. Pupa seyirinde yelkenli tekne rüzgarı arkadan (180 dereceden) alır. Yelken pupa seyrinde paraşüt gibi çalıştığı için etkisi orsa ve apaz seyirine kıyasla oldukça düşüktür. Yani bu seyir biraz daha yavaş sayılabilir.

TRAMOLA (TİRAMOLA):
Rüzgara yakın orsa seyirinde giden yelkenli tekne, gideceği hedefe ulaşabilmek için dönüşler yapmak zorundadır. Rüzgarüstüne doğru yapılan bu dönüşlere tramola denir. Unutulmaması gereken tramola sadece orsa seyirinde atılır.

KAVANÇA (BOCİ TRAMOLA):
Rüzgarı arkadan alan yelkenli tekne yine gideceği hedefe göre dönüş yapıp, kontra değiştirmek zorundadır. Rüzgar altına doğru yapılan dönüşlere kavança ya da boci tramola adı verilir. Kavança sert havada bumbanın oldukça sert hareket etmesine sebep olacağı için, dikkatli yapılması gereken bir dönüştür. Zorunlu değilse sert havada yapılmamalıdır. Unutulmamalıdır orsa seyrinde kavança atılmaz, geniş apaz veya pupa seyrinde bu dönüş yapılabilir.

RÜZGARÜSTÜ:
Yelkenli teknenin rüzgarı aldığı yöne verilen isimdir.

RÜZGARALTI:
Yelkenli teknenin rüzgarı aldığı yönün tersi tarafına verilen isimdir.

ORSALAMAK:
Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki açıyı küçülterek mümkün olabildiği sınıra kadar tekneyi rüzgara yaklaştırmaya denir. İstenildiği taktirde sınıra kadar gelinmesi zorunlu değildir.Yani orsalamanın mümkün olan sınırlar içinde belirli bir sınırı yoktur.

KAFAYI AÇMAK:
Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki açıyı arttırmasına denir. Orsalamanın tam tersi olarak da düşünülebilir.

YAPRAKLAMA:
Eğer yelkenimizi rüzgarla dolduramıyorsak, yelkenimiz bir sağa, bir sola oynar. İşte bu harekete yapraklama veya pırpırlama denir. Bu durumda yelkende herhangi bir güç elde edilmez ve yelkenli tekne ilerleyemez.

KÖR TRAMOLA:
Tramola atabilmek için yelkenli teknemizin tramola atmaya başlamadan önce kazanmış olduğu yeterli hız yani yeterli bir enerji olmalıdır. Kısacası duran teknemize tramola attıramayız. Eğer tramola atarken enerji eksikliği yüzünden tramolamızı tamamlayamayıp, köre düşüyorsak (yapraklama) buna kör tramola diyoruz.

BAYILMA:
Özellikle rüzgarlı havalarda orsa ve apaz seyirlerinde yelkenli teknemiz rüzgar altına doğru yatar ve yan yan seyir eder. İşte bu durumu bayılma diye ifade ediyoruz. Bayılma engellemez ama aşırı bayılma, teknenin burnunu rüzgara doğru çevirerek engellenmelidir.

TRİM:
Yelkenimizin şeklini değiştirerek, ondan en yüksek ölçüde verim alabilmemiz için ona uyguladığımız küçük şekil değişiklerine trim deriz.

KERTERİZ:
Rüzgarın hafif dönüşlerini anlamak ve bu dönüşlerin rotamızı bozmasını engellemek için pruvamızdaki sabit bir noktayı aklımızda tutmaktır. Ona göre rüzgar değişimlerini anlar ve rotamızı değiştiririz. Kerteriz oldukça önemli bir kavramdır.

Dünya Turu Yapan En Küçük Tekne “Kayıtsız”

“Kayıtsız 3” adlı, “Bristol Channel Cutter Pilot” sınıfı, 8 metre boyunda, 2.90 santimetre genişliğinde ahşap teknesiyle 1 Temmuz 2006 Kabotaj Bayramı’nda İzmir Foça Limanı’ndan yola çıkan Türk denizci Özkan Gülkaynak, 25 bin deniz millik güzergahtan oluşan Akdeniz, Atlantik, Pasifik, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’i tam 2 yıl 11 ayda geçerek dünya turunu tamamladı.

Gülkaynak ise, basın toplantısında yaptığı konuşmada, tek başına yaptığı seyahati hiçbir elektronik seyir aygıtı kullanmadan gerçekleştirdiğini kaydetti.

Gülkaynak, sadece Atlantik okyanusunu geçerken kendisine bir arkadaşının refakat ettiğini ve turu deniz aşkı, sevgisi, seyahat tutkusu, başka kültürle yaşama isteği ve biraz daha özgürlük duygusu tatmak için gerçekleştirdiğini belirtti.

BALİNAYA ÇARPTIM

Teknesinde elektronik aygıt kullanmadan yaptığı dünya turundan büyük keyif aldığını belirten Gülkaynak, şöyle konuştu: `Yolculuğumun zor tarafları da oldu. Yolculuğum sırasında tifo hastalığına yakalandım ve yaklaşık 10 kilo verdim. Deniz hayatının kara hayatına göre farklı zorlukları da var. Tek başıma seyahat ettiğim için gemi trafiğine yeteri kadar dikkat edemedim. Birkaç kez gemilere çarpma riski atlattım. Bunun dışında uyuyan bir balinaya çarptım. Her an her şeyi kontrol edemedim.` Dünya turu rotası hakkında da bilgi veren Gülkaynak, `Pasifik`te üzerinde 5-10 kişinin yaşadığı adaları gezdim. Gezi çok keyifliydi` diye konuştu.

Gülkaynak, 7.95 metre uzunluğundaki teknesi ile sekiz metrelik `Uzaklar` adlı teknenin 1997 yılında elde ettiği `dünya turu yapan en küçük yelkenli tekne` unvanını da elinden aldı.

Sert hava koşullarının hakim olduğu denizlerde boyu 8 metreyi bulan dev dalgalarla boğuştuğunu belirten Gülkaynak, şöyle konuştu: `Dalgalar, bazen yedi metre yüksekliğindeki teknemin boyunu aştı. Bazen dev balinalar, köpek balıkları etrafımda dolaştı. Ama hiçbir zaman korkmadım, yılmadım, yoluma devam ettim. Balık tuttum, elimle ıstakoz yakaladım, aç kalmadım.`

Venezuella, Kolombiya ve Somali açıklarındaki korsanlara karşı da geceleri teknenin ışıklarını kapattığını belirten Gülkaynak, sözlerini şöyle sürdürdü: `Venezuella ve Kolombiya açıklarında korsanlara karşı tedbirli olmam gerektiğini biliyordum. Geceleri işe koyulan korsanlara yem olmamak için ışıkları kapattım. En tehlikeli korsanların Kolombiya`da olduğu söylendi. Oradaki korsanlar, sahibini öldürdükleri tekneyi uyuşturucu ticaretinde kullanıyorlarmış.`

Mart 2009`da Umman`da, Somali`deki korsanlarla müdahale için Aden Körfezi`ne giden Türk Donanması`na ait Giresun Fırkateyni ile karşılaştığını ifade eden Gülkaynak, sözlerine şöyle devam etti: `Sağolsun, komutanlarımız gemiyi bana açtı. Saç, sakal tıraşı oldum, banyo yaptım, 2,5 yıl sonra ilk kez Türk yemeği yemenin, Türklerle uzun uzun sohbetin zevkini yaşadım. Aden Körfezi`nde ise korsanlarla değil korsanlara karşı görev yapan savaş gemileriyle karşılaştım.`

Gülkaynak, ay yıldızlı yelkenlisi nedeniyle tepkiyle karşılaşıp karşılaşmadığı yönündeki soru üzerine, `Hayır, Yunanistan`da dahi tepki almadım. Tepki görseydim daha sert tepkiyle karşılık verirdim` karşılığını verdi. Gülkaynak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ne indiğinde ilk iş olarak simit yediğini ardından da kendisine döner ayran ziyafeti çektiğini söyledi.

Endonezya-Avusturalya Yat Rallisi?nin en başarılı teknesi

Darwin’e gittiğinde Endonezya Avustralya Yat Rallisi’nin yapıldığı ve onca tekne arasında en genç insan olan kendisinin yatçılardan “ailenin tek çocuğu muamelesi” görerek davet edilen teknelerde onlarla birlikte yemek yediğini de ifade etti. Gülkaynak, tüm bu güzelliğin yanında ralli komitesinin kendisine 150 tekne arasında; “rallinin en başarılı teknesi” ödülü verdiği kaydetti. Deniz kirliğine işaret eden Gülkaynak, şöyle dedi:
“Dünya hepimizin dünyası aslında tüm dünyayı korumamız lazım. Bu konuda biz elimizden geleni her zaman yapmaya hazırız. Özellikle kendi ülkemizde daha aktif olabiliyoruz. Bir şekilde çok kısa sürede organize olmamız lazım yoksa kaybettiğimiz kıyıları bir daha geri alma şansımız olmayacak. Betonlaşan kıyıların eski haline gelme şansı yok, o yüzden tüm bunların özenle programlanması gerekli. Balık çiftliği yağmacılığı altına dünyanın en güzel kıyılarına sahip Türkiye denizleri bulanık ve çamur hale dönüştü. Tarihi eserler nasıl bir miras ise Türkiye’nin kıyıları da böyle bir mirastır. Dünyanın en güzel coğrafyasına sahibiz. Bir tarafta sunun altında binlerce yıldan kalma sütün başlarını görüyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde doğayla tarihin bu kadar yan yana olduğu bir ülke görmedim.”

Özkan Gülkaynak, Kuzey Kıbrıs deniz ve kıyılarını henüz yeterince göremediği için pek birşey belirtemeyeceğini, sadece diğer ülkelerin denizle olan ilişkilerine baktığında Türkiye ile KKTC’nin sırtının “denize dönük” olduğunu görebildiğini kaydetti.

Korsanlar endişelendirmiyor

Malezya ve Somali açıklarında meydana gelmekte olan deniz korsanlığı konusunda ise hiçbir endişe duymadığını dile getiren Özkaynak, bu konuyu “pimpirikli” denizcilerin abarttığını; oysa denize açılma kararı alanların birçok tehlikeyi de göz önüne alan kişiler olduğunu kaydetti.


Özkan Gülkaynak, bu konuda kendisine; “korsanlardan korkmuyor musunuz” şeklinde soru yöneltenlere, “gerçekten yatımla geçerken yapılan telsiz konuşmalarından bölgenin çok riskli olduğunu anladım ama dert etmedim. Ne yapardım? Herhalde Türk kahvesi ikram ederdim” yanıtını verdiğini aktardı.

Ayrıntılı bilgi için; http://www.kayitsiz.com

YELKEN

Yelken en kısa tanımıyla, rüzgar enerjisini kullanarak oluşturduğu kuvvet ile bağlı bulunduğu teknenin hareket etmesini sağlayan yapıdır. Fakat bilindiği üzere rüzgarın esmediği durumlarda yelken kuvvet oluşturamaz ve çalışamaz. Yelken özel bir kumaştan yapılır. Bu kumaş ne çok sert ne de çok yumuşak olmalıdır. Bu kumaşın en önemli özelliği çok sağlam ve esnek bir yapıya sahip olmasıdır. Ayrıca yelken düz değildir. Her yelkene özel bir derinlik verilerek yelken üç boyutlu hale getirilir. Yelkeni yıpratan rüzgar, güneş ve denizin tuzlu suyudur. Ayrıca yelkeni gereğinden fazla gergin tutmak da yelkenlerin ömrünü kısaltır. Her yelkenli kullanma koşullarına göre zaman içerisinde ilk günlerdeki formunu kaybeder.

Yelken ıslanmayı sevmeyen, kendilerini doğada rahat hissetmeyen ve en önemlisi sabırsız insanların severek yapabilecegi bir spor degildir. Yelken deniz, dalga, akıntı ve rüzgar gibi sürekli bir değişim içinde olan dış kuvvetlerle mücadele etmektir. Bu durum dışardan görüldüğü kadar kolay bir durum değildir. Akıntı, rüzgar gibi kuvvetler gözle görülemez, hissedilirler ve bunların etkilerini kestirebilmek için deniz üzerinde zaman geçirmek gerekir. Bu faktörler sadece yaşayarak öğrenilir. Zaten yelken sporunu zevkli yapan da bir çok değişkenin birleşerek yelkeni daha komplike bir hale getirmesidir.

Yelken sürekli düşünmeyi gerektiren bir spordur. Akıntı nereden geliyor,rüzgar ileride hangi yönde esecek, sağnak nereden tazeleyecek, gibi denizcilik dilinde kullanılan terimlerle beraber yelken, insanı denizde hiçbir zaman düşünmeden yoksun bırakmaz.

Yelken sporu yaparken bir dakika içinde 26 uyaran alındığı biliniyor, bir uyaran algılanıp ona uygun karar veriliyor ve anında uygulanıyor ve de yelken sporcusu bu davranışın sonucu o anda görüyor.

Yelken sporu sorumluluk alma yetisini pekiştiriyor. Yelken bir doğa sporudur. Bu nedenle çok küçük yaşlarda bile doğa ile iç içe olmak insanı doğaya yabancılaştıran modern yaşantının olumsuzluğunu gidermenin en güzel yoludur.

Yelken sporu rekabet ile dayanışmanın bir arada olduğu yegane spordur. Yelken sporunda tekneler denize birlikte hazırlanır, birlikte donatılır, birlikte denize indirilir. Denizden çıkınca yine birlikte karaya çekilir, donanımları sökülür, yıkanıp kaldırılır. Sporcular bu süreç içinde birlikte bir şeyler yapmayı, yardımlaşmayı öğrenirler.

Yelken sporu yardımlaşma becerisini geliştirir.

Yelkenci tek kişilik yarış teknelerinde kendisiyle başbaşadır, kararlarını tek başına alır, tek başına uygular, elindeki tekneyi rüzgâra, akıntıya, dalgalara, rakiplerine ve belirli kurallara göre kumanda eder.

Yelken sporu kurallara uyma özelliklerini geliştirir, kişisel özellik ve beceriler yanında sosyal becerileri de geliştirir.

Belki bir yaşam tarzı.. belki farklı bir deneyim.. Biraz düş, biraz rüya.. Su… Yelken bir yolculuk..

Katil Yosun

10 yıl önce Ege?nin güneyinde tespit edilen ?terörist yosun? olarak adlandırılan “Caulerpa Racemosa? isimli tehlikeli yosun için 2002 yılından bu yana alınan tedbirlerin sonuç verip vermediğinin anlaşılması için yeni bir çalışma başlatıldı. Caulerpa Racemosa yosunu denizdeki canlı yaşamını tehdit ediyor.

Muğla Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, Muğla Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi ve Marmaris Çevrecileri Derneği (MÇD) tarafından başlatılan çalışma kapsamında ilk olarak yosunların tespit edildiği yerlerden olan Keçi Adası kıyısında dernek üyesi dalgıçlar tarafından dalış yapıldı.

Dalgıçların sualtında çektiği görüntüler uzmanların incelemesi için kaydedildi. Dalış sırasında Muğla Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi?nden Yrd. Doç. Dr. Mustafa Erdem, Muğla Çevre ve Orman İl Müdürlüğü?nde görevli Çevre Mühendisi Yusuf Köroğlu gözlemci olarak hazır bulundu.

MÇD Başkanı Ahmet Kutengin, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda ne gibi ek önlemlerin alınması gerektiği konusunda planlar yapılacağını belirterek, “Terörist yosunların, ilk tespit edildiği günden bu yana nasıl bir değişim gösterdiğini belirlemek için böyle bir çalışma başlatıldı. Bu değişim negatif ya da pozitif yönde olabilir. Alınan önlemlerin bir fayda sağlayıp sağlamadığını da bu çalışma sayesinde öğrenebileceğiz” dedi.

Güney Ege kıyılarında tehlikeli yosun türünün tespit edilmesinin ardından, bu yosunların daha geniş bir alana yayılmasını önlemek amacıyla 2002 yılında “Yerel İzleme Komitesi” oluşturulmuş ve Muğla kıyılarında “terörist yosun” tespit edilen yerlerde teknelerin demir atmalarına izin verilmeyerek, söz konusu canlıların gelişmesinin sağlayan güneş ile temasını kesmek için çalışmalar yapılmıştı.

Katil Yosun, deniz için hayati öneme sahip deniz çayırlarının yerini alarak, uzun bir süreç içerisinde canlı çeşitliliğini tehdit ediyor, hızla yayılarak çok geniş bir alana yayılıyor. Bu yosunlar, çok kolay yer değiştirebiliyor, bir geminin zincirinde ya da dalgıcın paletiyle bile  bir bir yerden bir yere kolaylıkla taşınabiliyor.

Yosunun, Süveyş Kanalı?nı geçerek İsrail, Lübnan ve Suriye kıyılarına, oradan da Doğu Akdeniz kıyılarına ulaştığı belirtiliyor.

İtalya, Fransa ve İspanya?da hızla yayılma eğilimi gösteren zararlı yosunun, Yunanistan, Tunus, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, İsrail, Mısır, Lübnan, Libya, Suriye kıyılarında da tespit edildiği belirtildi.

Deniz Yaşamını Tehdit Ediyor

Yosunun, diğer deniz bitkileri üzerinde yayılarak deniz yaşamını olumsuz etkilediği biliniyor. Süngerler çevresindeki balıkları ve bitkisel canlılar için barınak olan sualtı çayırlarına zarar veren bu yosun türü, sudaki oksijeni aşırı tüketerek çevresindeki biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden oluyor.

Estarabim..

Hayat kendi ellerinle doldurmadığın müddetçe boştur.. Bu boşluk tüm bedenini, ruhunu sarmış olabilir. Ve sen bunun farkında olmayabilirsin. Belki kendini çok iyi hissediyorsun..

Gitanjali’de Rabindranath Tagore şöyle söyler:

“İnatçılık engeldir fakat onu kırmaya çalıştığımda kalbim acır. İstediğim şey özgürlüktür ancak onu umut etmek beni utandırır. Sende paha biçilmez bir zenginlik olduğuna eminim ve senin tarzın benim en iyi dostumdur. Ancak odamı dolduran sahte parlaklığı süpürüp atacak yüreğe sahip değilim. Üzerimi kaplayan kefen, toprağın ve ölümün kefenidir. Ondan nefret ediyorum ancak yine de ona sevgiyle sarılıyorum. Çok borcum var, hatalarım büyük, utancım saklı ve ağır. Ancak kendi iyiliğimi istemeye sıra geldiğinde dualarım kabul olursa diye korkudan dizlerim titrer.”

Şimdi gözlerimde hiç olmadığım yerlerin hüznü. belirsizlik sarhoşluğunda gergin dakikalar, _sayıyorum_

karanlıkta yürümek gibi, yolun sonunu görmek, hiç değilse şimdi diyebilmek, bulup bulup yitirmek, tüm saflığınla kalabilmek gibi,

rüya gibi, yosun tutmuş bir kaya gibi, iki birayla sarhoş gibi, değermiş gibi, arada kalmış gibi, hayalmiş gibi, anlamamış gibi, unutulmuş bir kenara fırlatılmış gibi, tüm hayatın kızıla boyanmış gibi, saçların gibi, eski sevgili gibi,

kör olası çöpcüler gibi,

sağdan soldan estarabim gibi,

şaşkın gibi,

öyle bir geçer zaman ki….

WOW Cap İstanbul 2010 Sona Erdi

Akdeniz?de düzenlenen en büyük solo yelken yarışı WOW Cap İstanbul 2010’da yarışan 26 tekne, İstanbul Boğazı’nda gösteri yarışında mücadele etti.

Boğaz’daki gerçekleşen yelken şöleninde Cercle Vert takımından Gildas Morvan birinciliği göğüsledi. ROFF/Tempo takımından Francisco Lobato ikinci, Skipper Macif takımından da Eric Peron 3. sırada yer aldı. Türk yelkencisi Selim Kakış ise WOW Cap İstanbul 2010’u 7. sırada tamamladı.

Gemi trafiğine kapatılan İstanbul Boğazı?nda oluşturulan parkurda İstinye’deki yarış köyünden çıkan tekneler, Beykoz’a doğru gidip buradaki şamandıradan dönerek, Çırağan Sarayı’na doğru yöneldi. Rüzgarın yetersiz olması  Çırağan Sarayı’na inişte  yelkencileri bir hayli zorladı. Buradaki şamandıradan dönülüp Kuruçeşme’deki Galalatasaray Adası’nda yarış tamamlandı.

AB GENEL SEKRETERİ BÜYÜKELÇİ BOZKIR DA İZLEDİ

Avrupa Birliği Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkır’ın yanı sıra Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül de WOW Cap İstanbul’un Boğaz’daki gösteri yarışını tekneden takip etti. Denizcilik Müsteşarı Hasan Naiboğlu ile İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürü Tamer Taşpınar da yarışı tekneden izleyenler arasındaydı. Yarışa davet edilenler arasında AB üyesi ülkelerin büyükelçileri de vardı. Etkinliğe katılan büyükelçilerden bazıları yarışçılarla birlikte teknelere binerek, yarış heyacanını yerinde hissetti. İsteyen basın mensupları da yarışçı teknelerinde kendine yer buldu.

WOW Cap İstanbul’un yaratıcısı ve organizasyon komitesi başkanı Cumali Varer, bu çok prestijli uluslararası etkinliğin Avrupa ve Türkiye arasında ciddi ve organik bir algısal entegrasyon yarattığını ifade ederek, şunları kaydetti:

”Tarihi kökleri çok derin bir kültürel, sosyal ve ekonomik ilişkiler haritası üzerine oturan Cap İstanbul, aynı zamanda Fransa ve Akdeniz’e kıyısı olan diğer Avrupa ülkelerinden İstanbul’a yönelen bir temel rota niteliğinde olup, önemi her geçen yıl daha da sağlamlaşan bir yapıdadır. Ülkeler ve kentler, günümüzün global şartlarında marka değerlerini artırma yolunda spor ve kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yaparak imajlarını pekiştiriyor.”

Bodrum Kupası Yat Yarışları Start Aldı

Era Bodrum Yelken Kulübü tarafından organize edilen ?Bodrum Kupası Yat Yarışları? Muğla?nın Bodrum ilçesinde başladı.

Gümüşlük Beldesi açıklarındaki Büyük Kiremit adası yakınlarında start alan yarışma, yetersiz rüzgar sebebiyle 4 saat rötarlı başladı. 11?i yabancı 75 yarışmacı beklemekten sıkılınca çareyi kendini denize atmakta buldu. Gecikme sebebiyle yarışmacılar yüzerek vakit geçirmeye çalıştı.

Yarışmada en çok ilgiyi üzerinde Türk bayrağı olan tekne ile renkli balonlarla donatılmış tekneler ilgi çekti. Hakem teknesi ise karaya oturmaktan son anda kurtarıldı.

Era Bodrum Kulübü Başkanı Erman Aras, basın mensuplarına yaptığı açıklamada ?Bodrum Kupası Yat Yarışları?nın Türkiye’nin en güzel koyunda bu yıl 22. kez düzenlendiğini söyledi.

Yarışmanın bir şenlik havasında geçtiğini belirten Aras, ?Yarışma 85 milden oluşuyor ve Bodrum-Didim-Kilimli (Kalymnos) Adası rotasında yapılacak. Bodrum guletleri heyecanlı bir şekilde yatçılık piyasasında boy gösterecek? dedi.

Organizasyona 300’ü yabancı yaklaşık bin kişinin katıldığını ifade eden Aras, ?Yarışmaya yabancı basının ilgisi de var. Bu yarışma Türkiye’nin yat turizmine büyük katkı sağlayacak? diye konuştu.

4 gün sürecek yarışın ardından ‘guletler düellosu’ adı altında düzenlenecek organizasyonda mavi yolculuk ile turizm sektöründeki diğer ürünler tanıtılacak.