Aylık arşivler: Mayıs 2011

Amatör Denizci Belgesi

Bir süredir amatör denizci belgesi almak isteyen kullanıcılarımızdan sorular geliyor. Bu yazımızda ayrıntılı bir şekilde bu konuya değineceğim.

Öncelikle amatör denizci belgesi almak için herhangi bir özelliğinizin olmasına (yüzme bilmek, yelken bilmek, tekne kullanabilmek vb) gerek yok. Hiç denize çıkmış olmanıza gerek yok. Herhangi bir kursa katılmanıza gerek yok. Amatör Denizcilik Federasyonu‘nun çıkarmış olduğu kitabı edinip (yaklaşık 25 TL), bu kitaptan çalışarak sınavına girip amatör denizci belgesi alabilirsiniz. Eğer denizcilik konusunda az biraz bilgiliyseniz kitaba da gerek yok. Kitaptaki konular şunlar: bağlar / bağla(n)ma / manevra / demirleme / ilkyardım / meteoroloji / navigasyon /deniz mevzuatı / motor-elektrik bölümleri başta olmak üzere toplam 23 bölümden oluşuyor. (Ben mutlaka alıp okumanızı öneririm, sadece sınav için değil, bazen doğru yaptığınız bir şey hayat kurtarır bazen de tersi olur.) Her denizcinin birgün ihtiyacı olabilir. Bu kitaptan sınava çalışabilirsiniz. Sınav tamamiyle ezber üzerine.

Amatör Denizcilik Federasyonu’nun resmi sitesinden sınava başvurabilirsiniz. Sınav ücreti olarak 100 TL ödemeniz gerekiyor. http://www.adf.org.tr sitesinde hangi banka hesabına yatırmanız gerektiği, sınav tarihleri gibi her sorunuzun cevabını bulabilirsiniz. Her ay 5-6 ya da daha fazla sınav açılabiliyor. Önceden kayıt olup sınava girebilirsiniz.

Sınavı başardığınız takdirde ayrıca 16,5 TL belge harcı ödemeniz gerekiyor. Bunu dışında herhangi bir ücret söz konusu değil.

Başvurular internet üzerinden bahse konu site üzerinden yapılabildiği gibi aşağıda sayılan belgeleri bir büyük zarfa yerleştirip, ADF posta adresine kargo veya aps ile gönderip, kaydınızın KDV dahil 45 TL hizmet ücreti karşılığında ADF tarafından yapılmasını isteyebilirsiniz:

  1. Nüfus cüzdanınızın okunaklı fotokopisi (gri renkli tarama tercih edilir),
  2. Bir adet vesikalık fotoğrafınız (arkasına adınızı soyadınızı T.C. kimlik numaranızı yazın),
  3. Başvuru dilekçesi (Yazdırmak için tıklayınız),
  4. Sağlık raporunuzun (örnek) fotokopisi (orijinalini, sınav günü, sınava gireceğiniz sınav yerine götürüp teslim edeceksiniz),
  5. 100 TL sınav ücretini ?Akbank, 250 No.lu Şube, 69415 No.lu ADF hesabına? yatırdığınıza dair banka makbuzu,
  6. 45 TL kayıt hizmet ücretini aynı hesap numarasına yatırdığınıza dair banka makbuzu.

Zarfınız adrese ulaştıktan sonra 3 gün içinde kaydınız yapılmış olacak ve e-mail veya SMS ile bilgilendirileceksiniz.

ADB Edinme sürecini öğrenmek için tıklayın.

Kayıt ve Sınav Başvuru Yöntemini buradan öğrenebilirsiniz. tıklayın.

Sınavda çıkan soru örneklerini görmek için tıklayın.

Alp Alpagut

8 Ocak 1974 doğumlu olan Alp, yelkene 1983 yılında Galatasaray kulübünde başladı. 1985’ten 1990’a kadar lisanslı olarak Optimist’te yarıştı. 1993 yılında Saint Joseph Fransız Lisesini daha sonra Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. Yelken sporuna 1983 yılında Galatasaray Kulübünde başladı. 1984′ ten 1990′ a kadar Optimist sınıfında yarıştı. 1990’dan bu yana Laser sınıfında yarışmaktadır.

1987 yılından itibaren 250 defadan fazla milli oldu. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında en üst seviyedeki organizasyonlarda kulübünü ve milli takımı başarıyla temsil etti. Bunların arasında, 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları, 1997 Bari Akdeniz Oyunları ve birçok Balkan, Avrupa, Dünya şampiyonaları bulunmaktadır.

1998 Laser Radial Avrupa Kupası‘nın Fransa, Hollanda ve Danimarka’ da yapılan üç etabında da birinci gelerek, genel klasmanda Avrupa 1.’ si oldu. Bu başarısı sonucunda Milliyet gazetesinin, tüm spor dallarını kapsayan, geleneksel yılın sporcusu yarışmasında 1998 ‘ in en başarılı 5. sporcusu seçildi. Renault Mais Şeref Kürsüsü Yarışmasında 3.lük ödülü aldı.

1998 Olimpiyat Meşalesi ödülünü kazandı.

1999 ve 2000 yıllarında da İtalya, Fransa, Hollanda, Portekiz deki yarışlar sonucunda, Avrupa Kupası şampiyonluğu unvanını korudu.

Yani, 1998-1999-2000 yıllarında Laser Radial Avrupa Kupasını kazandı.

1999 ve 2000 de Türk Yelken Vakfı tarafından yılın yelkencisi olarak ödüllendirildi.

13-20 Temmuz 2001 tarihleri arasında İspanya ‘nın Barcelona kentinde düzenlenen ve 35 ülkeden 235 sporcunun katıldığı Laser Radial Dünya Şampiyonası‘nda 4. oldu.

17-25 Ağustos 2001 tarihlerinde Polonya ‘nın Puck kentinde yapılan Laser Standart Avrupa Şampiyonasına katıldı.

1983 yılından beri Galatasaray?ın lisanslı sporcusu olup, Optimist, Laser Radial ve Laser Std. sınıflarında Türkiye, Balkan ve Avrupa Kupası şampiyonlukları ve Dünya 4.?lüğü bulunan Alp Alpagut, 7 yıldır kariyerine Avrupa?da antrenör olarak devam ediyor.

2004 yılında Italya Garda da antrenörlük yapmaya başlayan Alp Alpagut, 2004 yılından bu yanaysa Finlandiya adına yarışan Pierre Angelo Collura’nın antrenörlüğünü yapıyor.
Alpagut, Finlandiya Federasyonu tarafından son yıllardaki dünya şampiyonalarında laser antrenörü olarak görevlendirilmiş bulunuyor. Alp Alpagut?un çalıştırıcılığını yaptığı, Pierre Angelo Collura, son 3 senede Olimpik Laser Standart sınıfında çok iyi bir aşama gösterip Dünya Gençler 8.?ligi, Dünya Gençler 4.?lüğü derecelerini kazandı. Son olarak Şubat 2008?de Avustralya?da Dünya Şampiyonası?nda Olimpiyat kotasını elde ettikten sonra, 21-25 Nisan 2008 de Fransa?nın Hyeres şehrinde yapılan Eurolymp yarışlarında da iyi bir performans gösterip Olimpiyat seçmelerini kazandı.

Alp Alpagut, yurt dışında sürdürdüğü yelken antrenörlüğünün yansıra halen İtalya?da yarışlara katılarak aktif sporla olan ilişkisini de sürdürüyor.

Alp, 1987’den beri Millî Takım’da yer almaktadır.

Dereceleri

  • 2 kez Donanma kupası 1.si
  • 1 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası 1.si
  • 2 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası 2.si
  • 1 kez Başbakanlık Kupası 1.si
  • 1 kez İstanbul Bölge 1.si
  • 2 kez İstanbul Bölge 2.si
  • 2 kez Marmara Bölge 1.si
  • 2 kez Marmara Bölge 2.si
  • 2 kez Türkiye 1.si
  • 2 kez Türkiye 2.si
  • 1 kez Türkiye 3.sü
  • 1 kez Karadeniz Kupası 1.si
  • 1990 Laser Radial Avrupa Şampiyonası (Lorient, Fransa) : 60 sporcu arasında 12.
  • 1991 Laser Radial Dünya Şampiyonası (Porto Carras, Yunanistan) : 72 sporcu arasında 7.
  • 1992 Laser Radial Avrupa Şampiyonası (Moss, Norveç) : 52 sporcu arasında 12.
  • 1992 Laser Radial Balkan Şampiyonası : 1.
  • 1997, Euro Cup’ta 170 sporcu arasında 1.
  • 1998 laser radial sınıfı Avrupa Kupası Şampiyonu
  • Avrupa Kupası Laser Radial’de Hollanda ve Danimarka’da 1.
  • 1999 laser radial sınıfı Avrupa Kupası Şampiyonu
  • 14.04.1999, İtalya’da Avrupa Kupası’nda 3.
  • 18.05.1999, Hollanda’da 2.
  • 26.05.1999, yılın en başarılı 5. sporcusu, Milliyet Gazetesi
  • Eylül 1999, yelkende Avrupa Kupası yarışmalarında Laser Radial sınıfında 1.
  • 2000 laser radial sınıfı Avrupa Kupası Şampiyonu
  • 2001 laser radial Dünya Şampiyonasında Barcelona’da 225 sporcu arasında Dünya 4.
  • Ekim 2001 Fransa’da antrenörlük

 

Kaynak:

http://www.kimkimdir.gen.tr

http://www.galatasaray.org/susporlari/yelken/haber

Karada, Denizde, Motorla, Yelkenle…

Bir tekne, istediğimiz koyda yelken açıp özgürlüğün tadına varmak demektir. Bir MacGregor ise yelken keyfini bize sunarken, teknemizi karayoluyla istediğimiz kıyıya götürme lüksünü de beraberinde getirir. Sınırlı bir bütçeniz varsa, marinalara bağlı yaşamak yerine teknenizi arabanızın arkasına takıp dilediğiniz limana götürmek istiyorsanız, önce yelken basıp sonra motorla hız yapma fikri de hoşunuza gidiyorsa, bu Amerikalı?yı denemenizi tavsiye ederiz.

Havuzluk

Havuzluk, yelken seyrinde ve makine seyrinde kullanışlı ancak dümen kürsüsü fotoğraflarda görüldüğü gibi hiç de küçük değil. Her ne kadar motor seyrinde kolaylık sağlayan çapta dümen simidi taşıyorsa da, göstergeler ve bütünleşik gaz kolu da onun üzerinde bulunuyor. Bu boy yelkenli teknelerde genelde daha az yer kaplayan bir kürsü veya yeke dümen tercih edilir. Havuzlukta bulunan dümenci oturağı menteşeli ve havuz hareketi ile kıç aynada bulunan yüzme merdivenine kolay ulaşım sağlıyor. Dümenci oturağının arkasında motor havuzunun her iki yanına monte edilmiş olan ters U biçiminde paslanmaz boru bulunuyor. Bu kemere sayesinde, direk ıskaçasından ayrılmadan kıça doğru yatabiliyor ve böylece tekne, köprü altı pozisyonu yeterli yükseklik veren köprülerin altından bu şekilde yüzerek geçebiliyor. Tabii bu bilgiyi kataloglarından elde ettim, altından geçilebilecek Boğaz köprüleri buna gerek bırakmayacak kadar yüksek hatta Galata ve Unkapanı köprüleri bile MacGregor 26 S/Y Oasis?e yol verirler.

Motor ile yapılan seyirlerde yaklaşık 20 deniz mili sürat yapılırken, deplasman gövde özelliğinden dolayı serpintisiz konfor sağlanıyor ve rahat rahat oturuluyor. Ancak yelken seyrinde, rüzgârüstüne yükselip karşı ağırlık konumunda oturulmak istendiğinde, punteli göğüslediğinizde, koridor olmadığı için altınızdaki havuzluk küpeştesi biraz sert geliyor. Yüzünüz rüzgâraltına dönük aynı küpeşteye oturduğunuzda, ayak boyunuz benimki gibi karşı oturağa yetişmeyebilir. Teli koltuk altınıza alarak konumunuzu muhafaza edebilirsiniz. Bu tekne ile yelken seyri yaparken sağnaklarda fazla kasmamak, ana yelken kaçırarak tekneyi bayıltmayıp, konforu devam ettirmekte fayda var.

Dümencinin arkasından geçerek sancak/iskele yer değiştirmek için yeterince esnek vücut yapısına sahip olmak lâzım. Sancak ve iskelede oturakların altı boş bırakılmış, oralara yakıt tankları konuluyor.

Güverte

Sancak ve iskelede koridor yok. Güverte genişliğinin tümü üst binaya verilmiş. Vardevela dikmeleri ve dolayısı ile teller tam güverte sınırında. Böyle olunca, kullanım alanı olarak bu genişlik alabandadan alabandaya teknenin iç hacmini de olumlu yönde etkilemiş. Güvertenin hemen tamamı kaymaz özellikte. Sürgülü heç kapatıldığında güverte üstünde istenilen noktaya kaymadan güvenle erişilebiliyor.

Güverte üstü donanımı olarak sıralayabileceklerim, cenova rayları ve makaraları, ana yelken arabası ve rayı, iki adet Lewmar cenova vinci yer alıyor. Başta demir makarası ve iki adet koçboynuzu bulunuyor. Kıçta ise dört adet koçboynuzu mevcut ancak bunlardan ikisi dümen palalarının hareketli halatlarınca kullanılıyor diğer ikisi ise normal halat bağlama görevindeler.

İç Mekân

Havuzluktan aşağıya çok rahat geçilen sürgülü heçi olan, kaportadan geçilerek konstrüksiyonu paslanmaz çelik boru olan üç adet ahşap basamakla iniliyor. İskele vasatta boydan boya altı dolaplı oturma ünitesi yer alıyor. Karşısında, baş yatağa birleşik bir panelle ayrılmış olan katlanır kapılı tuvalet hacmi, devamında ise dört kişiye karşılıklı oturma imkânı veren, masası indirildiğinde üzerine konulan minderi ile tek kişilik yatak haline gelebilen yemek ünitesi yer alıyor. Bu kısmı tuvalet hacminden ayıran yarım perde aynı zamanda, direk içinde destek vazifesi görüyor. Bu perdenin ?bulkhead? yemek ünitesine bakan yüzü bütünü ile ayna kaplı, yemek ünitesinin kıç yatağa yakın tarafındaki sırt dayama minderi hareketli, yerinden çıkarıldığında geçişi kolaylaştırıyor. Zemin bütünü ile halı kaplı, alabandalar ise sırt yüksekliğine kadar.

Açık mutfak salonda iskele vasatta. Tüm evyeli ve altı dolaplı bir mutfakçık ünitesi var. İleri-geri hareketli olan bu ünite, altları dolap
olan oturma düzeneği üzerinde kıç yatağa kadar kaydırılarak salondaki oturma imkânı artırılıyor. Kompakt mekânda kullanıcının her türlü ihtiyacına yardımcı olmak için titizce seçilmiş bu detay da, istenirse ocak ilavesi gibi opsiyonel elemanlarla değerlendirilebiliyor.

Baş ve kıç yatakların her ikisi de uzun boylu insanların bile rahat edebilecekleri büyüklükte. ?Queen size? meşhur kraliçe yatağı ebatları, kıç yatak havuz altında olmasına rağmen rahatlıkla oturulabiliyor. Baş yatak, klasik ?V? ayaklar teknenin pruvası yönünde yatılabiliyor.

Teknenin tuvaleti hemen sancak vasattan az ileride baş yatak ve yemek ünitesinden bölme ile ayrılmış, tamamen kapanabilir ve marin tip üniteli.

Teknenin Genel Özellikleri

Tekne orta halli yelkenli tekne sahibi olmak isteyen aileler için tasarlanmış, özellikle marinalara bağlı kalmaksızın teknesini, karavan gibi karadan da gittikleri deniz kenarlarına sürükleyenler için düşünülmüş. Treylerini normal güçteki bir otomobilin çekebileceği katalog bilgisi olarak verilmekte. Ancak ağırlığı göz önüne alınarak, yeter güce sahip bir otomobilin arkasına bağlamak doğru olacaktır. Dıştan takma makine ile hareketlendirilen bu 8 metrelik Amerika?nın batı sahilinden ülkemize kadar konteynır içerisinde getiriliyorlar, teknenin eni karayolu taşımacılığında müsaade edilen en geniş ene sahip 2,40 metre, MacGregor konteynırda bu da konteynırın içerisine 4 santimetre toleransla yerleştirilerek bağlantılarının yapılabildiğini tarif ediyor. Treyler teknenin standart donanımına dahil, MacGregor 26?nın Türkiye temsilcisi olan KDE Marine kendilerine başvurulduğunda teknenin tanıtım CD?sini hemen ilgilinin adresine gönderiyor.

Performans

Deplasman gövdeli bir yelken teknesinde, motor ile yapılan seyirde performanstan söz edilmez ama saatte 20 deniz mili sürat yapabilen teknenin bu özelliğine değinmeden geçilemez. Evet, sağnaklarda 4 kuvvet gösteren çırpıntılı bir denize Fenerbahçe Setur Marina?dan kolayına makine seyri ile çıktık, tekneyi fotoğraflayacak arkadaşımı, istediğini görüntülemesine yardımcı olacak süratli bir bota aktardıktan sonra Sait Burnaz?ın üzerinden bumba kılıfı alınmış olan ana yelkeni basmasını izlemeye başladım. Rölanti devri ile elde edilen yol, dıştan takma makineyi de hareketlendiren dümen sistemi ile teknenin pruvasını rüzgârüstüne tutmak, alışık olmadığımdan, benim için biraz zor oldu. Koyiçinde kolayca yakın açılarda yön değiştiren rüzgârı ancak rölanti hızının biraz üzerinde bir hızda pruvada tutabildim. Bu arada ana yelken basılmış oldu ve güngörmezi iyice germek isteyen arkadaşım ana yelken mandarına kısa kasalı bir kamyoncu bağı vurdu. Bu şekilde vinci olmayan ana yelken mandarını iyice kastı ve koçboynuzuna volta etti. Bu arada fark ettik ki bir adet kısa balen eksik. Ana yelkenden sonra sarılabilen cenova koyuvermek çok kolay oldu ancak rüzgârı sancak kontrada kullanırken gördük ki baş ıstralya oldukça boş. Tabii baş ıstralyanın boş olması, ön yelkenin trimini hayli etkiledi.

Yumuşak bir kavança ile adaya doğru bir rota tuttuk, sanki arkasında 90 kiloluk motor yokmuşcasına geniş apazda tekne koşmaya başladı. Rüzgârüstüne dönüp orsalamaya başladığımızda eksik balenin, yelkenin düzgünlüğü için ne büyük fonksiyon olduğunu fark ettik. Bu tekne boş, baş ıstralya ve eksik balenli ana yelkenle de olsa gayet güzel orsa seyri yapıyor. Kısa kaçaklara maruz kaldığımız için sürekli dümen bastığımızdan, sabit rota seyri yapamadık. Bu nedenle 3-4 kuvvet havada tam arma orsaya ne kadar girebildiğini manyetik pusulada izleme olanağımız olmadı ama fotoğraflar size bir fikir verecektir zannediyorum.

Teknede paralel çalışan iki adet dümen palası var. Bunlar motor omurga hattında monte edilmiş olduğu için, farklı kontralarda ayrı ayrı çalışıyorlar. Tekne rüzgâraltına bayıldığında, rüzgârüstü pala adeta boşa çıkıyor, dümen görevi sadece rüzgâraltı palada
kalıyor. Bu resimde adeta salmayı göstermişiz gibi. Farklı özellikleri olan bir arma direk ıskaça yuvasında hem menteşeli, arkaya yatabiliyor ve dik konuma gelebiliyor, hem de topuk üstünde bumbanın hareketine uyarak dönebiliyor. Bu özelliği ile güngörmez dışında direkten atlayan rüzgârın turbülans oluşturmasını engelliyor.

Uzun lafın kısası fiyat, performans, kullanışlılık üçgenini tamamlayan bir tekne. Aileler için ideal, yelken sporuna ?yat boyutunda? yeni başlayanlar için de ideal. Herkes yelkende yarışmayı düşünmez ki? Tam bir gezi teknesi, kamp hayatını sevenler için biçilmiş kaftan, sanki karavan. Tak aracın arkasına götür başka kıyıya, içinde yat kalk, sür denize, yelken yap. Hava kaldı mı topla yelkenleri bas su safrasını, tak kayakları başla su kayağı yapmaya. İşte böyle çok fonksiyonlu bir tekne, MacGregor 26.

Makine dairesine erişim; Test yapılan tekne dıştan takma motorlu olduğu için erişim her şekilde çok kolay, yeter ki fırtınada kapak açmak gerekmesin.

Anahtar özellikleri; Treyleri sayesinde, marina mahkumiyetine son! Hava kaldığında, karaya dönüş için 50 HP ile 20 deniz mili koşturulabiliyor, ancak 50 HP görünümünü sevmeyenler için 15 HP ile de yürüyebiliyor. İleri-geri kayan mutfakçık ünitesi salon hacmini istediğiniz şekilde kullanma imkânı veriyor. Üç kişi içeride çok rahattık, altı kişi de rahat yatar. Yeni denize çıkanlar için ilk yatırımı ve tutumlu ekonomik.

Test Şartları
Test Gücü: 50 HP
Test Edilen Makine:  Honda dört zamanlı trimli 50 HP
Pervaneler: Tek çap 11 3/4 X 9 pitch
Yük: 2 kişi, Yakıt: 50 litre, Su: Yok,
Mazemeler: Minimum
Sıcaklık: 290C, Nem: %60, Rüzgâr: 2-3/3-4,
Deniz: Çırpıntılı
Tam Boy: 7,92 metre
Boş Ağırlık: 1.157 kilogram
Su Safralı Ağırlık: 1.707 kilogram
Sabit Safra: 160 kilogram
Su Safra: 550 kilogram
En: 2,40 metre
Yakıt Kapasitesi: 2X22 litre
Su Kesimi Salma Çekili: 0,20 metre
İyi Su Kapasitesi: 19 litre
Su Kesimi Salma Aşağıda: 1,80 metre
Köprü Geçiş Yüksekliği: Ölçülemedi
Maks. Tavan Yüksekliği: 1,80 metre
Std. Makine: 5 HP -50 HP
Ops. Makine Seçimli
Test Teknesinin Fiyatı: 36.000 dolar (KDV hariç, motor dahil, Türk Bayraklı)
KDE Marine: (216) 471 08 31

KAYNAK:

Naviga

Yazı: Oktay Urundul

Fotoğraflar (yukarıdan aşağıya doğru 2,3 ve 4.) : Özgür Karakaya

Diğer fotoğraflar google.

Hakan Öge ? Sophie Hunter

Hakan Öge?nin dünya turu için bir peri masalı benzetmesi yapsak herhalde çok da abartmış olmayız. Aynı zamanda fotoğrafçı olarak çalıştığı Atlas dergisinin desteğinde dünya turunu tek başına tamamlayan ilk Türk olma unvanı için Mardek adlı teknesiyle 2004 yılında uzun ve zorlu bir yola çıktı. Bundan sonrasını ise onun ağzından dinleyelim.

?Deniz erkek işi. Denizlerde sadece erkekler var. Bu yüzden denizde karşıma yalnız bir kadın çıkabileceğini asla tahmin etmezdim. Sen git okyanusun ortasında, denize çıkmış çok ender kızlardan birisiyle karşılaş, bir de aranızda garip bir elektrik doğsun. Acayip bir şeydi. Tek başına dünya turunu tamamlayan tek Türk olacaktım. Alnımın akıyla da başardım. O unvanı alamadım belki ama hayatımın kadınını buldum. Tek başıma yapmış olsaydım, kendimi bu kadar huzurlu ve doygun hissetmezdim.?

Yalnız çıktığı dünya turundan okyanusun ortasında bulduğu hayatının kadını ile dönen Hakan Öge, 1964 yılında Ordu?da doğdu. Gerisini ise özgeçmişinden takip edelim. İlköğrenimini Ordu?da tamamladı ve ardından İstanbul?da Saint Joseph Fransız Erkek Lisesinde okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini bitirerek 1988 yılında Diş Hekimi unvanıyla mezun oldu. Hakan Öge?nin küçüklüğünden beri aktif bir spor yaşantısı oldu. Ordu?da 15 yaşında başlayan bisiklet macerasında milli takıma kadar yükseldi. Üniversite yıllarında ise rüzgar sörfüne ve ardından dağcılığa başladı. Bu sporlarla uğraşırken gittiği ve gördüğü yeni yerleri kalıcı hale getirmek tutkusu fotoğrafçılığa başlamasına neden oldu. Bir süre sonra bütün bunlara yamaç paraşütçülüğünü de ekledi. Aktif spor yaşantısı ve fotoğrafçılık tutkusu sayesinde Atlas dergisinde profesyonel fotoğrafçı olarak çalışmaya başladı. Atlas dergisi için paramotor (motorlu yamaç paraşütü) kullanarak hava fotoğrafları çekimi yaptı. Bu işi sırasında 1999 yılında paramotorla en uzun mesafe rekorunu, Türkiye?yi kuzeyden güneye, Sinop ? Mersin hattı boyunca 910 km?lik hat boyunca kat ederek kırdı.

Deniz kenarında büyüyen ve denizle iç içe geçen bir çocukluk onda deniz tutkusunu oluşturdu. Ortaokuldayken okuduğu Sadun Boro?nun ?Pupa Yelken? kitabı ise her Türk denizci gibi onun da hayatında önemli bir yere sahip. Yelken ve dünya turu fikri aklından hiç çıkmadı ve sonunda 1999 yılında imkânlarını zorlayarak bir tekne sahibi oldu. Tekne daha inşa aşamasındayken dünya turu yapmaya karar vermişti ancak bu işin onun deyimiyle bir heyecan, bir meydan okuma taşıması gerekiyordu. Bu yüzden bu yolculuğu tek başına yapmaya karar verdi. Sonunda bu tutkusunu gerçekleştirmek için mesleğini bırakarak Mayıs 2004?te Mardek adlı teknesiyle Kalamış Marina?dan yola çıktı. Ancak kader onun planlarını gerçekleştirmesine izin vermeyecekti. Yolculuğa başladıktan 7 ay sonra karşısına çıkan ?denizkızı? Sophie yalnızlığına son verdi. Sophie ile birlikte olmanın verdiği cesaretle rotasını Horn Burnuna yöneltti. Tehlikelerle dolu bu bölgeyi sorunsuz geçtikten sonra dünya turunu Temmuz 2007?de yola çıktığı Kalamış Marina?ya dönerek tamamladı. Dönüşte seyahat anılarını eşi Sophie Hunter ile içinde seyahat boyunca çektikleri fotoğrafların bulunduğu ?Duygularla Akmak? adlı bir kitapta topladı.

Sadun ? Oda Boro

Türkiye?de yelkenle dünya turu denilince akla gelen ilk isim Sadun Boro olacaktır. Eşi Oda Boro ile çıktığı 1962?de çıktığı dünya turunu 1965?te tamamladı. Ardından bu seyahatinin anılarını bizlere rehber olacak mükemmel bir kitap olan ?Pupa Yelken?de topladı. Burada hayatlarını kısaca aktarmaya çalıştığımız dünya turu yapan diğer Türk yelkencilerin hepsi hayatının bir döneminde bu kitapla tanıştı. Bazılarının çocukluğunda okuduğu bu kitap içlerinde yelkenle dünya turu tutkusunu ateşledi. Bizler burada ne her kadar onu tanıtmaya çalışırsak çalışalım hep bir şeyler eksik kalacaktır bu yüzden burada kısaca verdiğimiz Pupa Yelken kitabından alıntı hayat hikâyesi ile yetinmeyin. Sadun Boro?nun her biri ayrı güzellikteki kitaplarını alın ve okuyun diyoruz, hatta şiddetle öneriyoruz.

Sadun Boro, 1928?de İstanbul, Erenköy?de doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan ve Marmara kıyılarında geçti. Denizcilik hayatına önce sandalla başladı, liseye geçtiği yıl ilk yelkenli teknesine sahip oldu. Galatasaray Lisesi?ni bitirdikten sonra, 1948?de İngiltere?ye gitti. Manchester Üniversitesi?nin Tekstil Mühendisliği Bölümü?nü bitirdi. 1952?de ?Ling? adlı 11 m.?lik bir yelkenli ile İngiltere?den Karaip Adaları?na kadar uzanan ilk açık deniz, Atlantik aşırı yolculuğu bir İngilizle beraber gerçekleştirdi. O zaman Cumhuriyet Gazetesi?nde tefrika olan bu gezinin anıları 2004 yılında ?Bir Hayalin Peşinde? adlı eserinde neşredildi.

Bugünkü yelkenlisi 10,5 m. boyunda ve keç armalı ?Kısmet? 1963?te Salacak?ta, Athar Beşpınar?ın atölyesinde kızağa kondu. Hayatta en büyük emeli olan dünya seyahatine 1965?te Alman asıllı eşi Oda ile beraber çıktı. Onlara Kanarya Adaları?nda aldıkları ünlü kedileri ?Miço? eşlik etti. Üç yıl süren bu yolculuğunun anılarını önce Hürriyet gazetesine yazdı; sonra Pupa Yelken adlı eserinde topladı. Boro ailesi 1977-1979 yılları arasında, o zaman 8 yaşında olan kızları Deniz?le beraber, Karaip Adaları?nı, Amerika?nın doğu sahillerini gezdi. 1980?den beri Bodrum?da yaşayan Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek gibi Güney Ege koylarının korunması için çok çalışmıştır. Boro, gazete ve dergilere yazdığı sayısız yazı ile genç kuşağa deniz ve doğa sevgisini aşılamayı amaç edinmiş, onlara örnek olmuş bir denizcidir.

Dünyayı Dolaşan Türk Denizciler

Sadun Boro?nun ?Pupa Yelken? kitabını okumayan Türk yelkenci yoktur diye düşünüyoruz. Hele de eğer hayallerinde dünya turu yapmak isteyen ve okyanusların engin ve azgın dalgalarında yelken yapmak isteyenler için tam bir başucu kitabıdır.

Cumhur Gökova, Sadun Boro’nun izinden Dünya’yı gezmeye çıkan ikinci Türk oldu. Kendisi bu etkinliğini “Dünya Gezisi” olarak niteliyor: “Zira biz Singapur’dan Kızıldeniz’e gelmeyi planlarken Araplar birleşerek İsrail’e savaş açtılar ve İsrail Kızıldeniz’i kapattı. Biz de çok daha uzun bir yol izleyerek Japonya Midway Adaları, Hawaii üzerinden tekrar Amerika’ya döndük. Bu dönüş hayatımıza renk kattı ve değiştirdi, ama “Dünya Turu” yaptık dersek yanlış olur.”

Benden Sor Sırrını Mesafelerin..

kim bilir hangi yıldızın kısır çöllerinde şimdi
beyhude hatırlıyoruz bu hiç olmamış şeyleri

belki rüyalarındır bu taze açmış güller
bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde
bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde
rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner

hep burada, ömrün her merhalesinde
hapsolmuş bir şafak gibi derinde
zamana gülecek neşen ve hüznün

harap mezarlıklarda ölülerin rüyası
gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
anlarsın, ölüm yoktur geçen zamandan başka

uzakta, aya çok yakın bir yerde
çılgın ve muhteşem harabelerde
büyük sükutların fırtınası var

ve bir kadın, beyaz, sakin, büyülü
göğsünde kanayan bir zaman gülü
mahzun bakışlarla dinler derinde
olup olmamanın eşiklerinde
garip telaşını, binlerce fecrin
ocağında nezir güvercinlerin
hülyam o kıvılcım ve kül yağmuru
çırpınır bu beyaz mahşere doğru

bakışın, gülüşün, neşen ve hüznün
ay altında bir gül nağmesi yüzün

benden sor sırrını mesafelerin
benden sor ve benden dinle akşamı

ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları
değişmenin ebedi olduğu yerde
güzeldir hayat

kabrimi gösteren taş parçasından
yıllarla silinmiş olsa da adım
bir zaman, ey yolcu, ben de yaşadım
çılgın heveslerim vardı benim de
benim de raşeler gezdi tenimde
alnımda bahtımın kırılmaz tacı
ben de ey yolcu, şen, yahut kavgacı
adımlarla gezdim hayat yolunu
ve bir avuç toprak oldum en sonu

Kaynak: http://piktobet.blogspot.com

Ahmet Hamdi Tanpınar

Sureyelken (Özgürlük)

Merhabalar..

Yaklaşık 11 aydır yayındayız. Uzun bir zaman olduğu söylenemez. Ama bazen bütün bunlar ne için diyorum. Her şey yerli yerindeyken yine.. Ne söylemeye çalışıyorum. Bazen ufacık bir suskunluk o kadar güzel anlatıyor ki herşeyi.. Giderek uzun uzadıya hissedebiliyorum bu hâli..

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=QuvXiNEpkdM&feature=related[/youtube]

Günlük yaşantımızı yaşarken öylece durup seyrediyorum. Akıntıya karşı kürek çekmeye gerek yok. Bir yere sürüklüyor hayat bizi, olmamızı istediği yere. Özgür olmamız için doğa bile çalışıyor.

Nasıl olur da duymazlar.

Hayatımızın her anında huzur durakları var. Neden kimse duymuyor. Havayı suyu hissedebiliyorlar ama bunu hissetmiyorlar. Kelimelerin olmadığı anlar vardır hayatın içinde.. Sadece huzur doludur zaman.. Duymayı isteriz hep.. Hep duyalım ve hiç bitmesin.. Bu zamanları giderek uzatıyorum. Günümün o kadar büyük bir kısmını kaplamaya başladı ki bu anlar, hayretler içinde kalıyorum. Bu yaşıma kadar nasıl oldu da hiç duymadan her gün yaşadım. Okula gittim, işe gittim, askere gittim, sürekli bir yerlere kısa ya da uzun yolculuklar yaptım. Ama nasıl olur da bu zamana kadar duymadım..

Özgür olmayı, kendi ülkende kimseye bağlı olmadan yaşamak olarak düşünürdüm vakti zamanında. Şimdi özgürlük uzaktan görebildiğim, huzurunu duyabildiğim, zaman zaman yaklaşıp tadını dilimin ucunda hissedebildiğim bir şey. Şey diyorum çünkü halen daha tam olarak nedir bilmiyorum. Şimdiye dek özgür bir insanla karşılaşmadım. Umarım bir gün karşılaşırız. (Eğer bu yazıyı okuyorsan beni mutlaka bul.)

Hayatı boyunca, canını dişine takıp çalışan ve sonunda emekli olup ölmeyi bekleyecek olan, bunun için çevresinden destek alan, herkesin, herkesle aynı fikirde olan insanlar nasıl olur da bağımsız bir ülkede yaşamayı özgürlük olarak görürler.. Kim beni zincire vurarak özgürlüğümü elimden alabilir. Özgürlüğümü almış mı olur? İyi düşünün, ruhen özgür değilseniz eğer, fiziken de özgür olamazsınız. Zaten özgür olmayan bir insanı hapse atsak da okyanusun ortasına bıraksak da özgür değildir ki? İstediğin şeyi, başkalarının senin hakkında istediği şeyi yapmak, yapmak zorunda olmak özgürlük müdür?

Amacım olan yolculuğu yapmamın sebebini, ya da sebeplerinden birinin hep özgürlük olduğunu sanırdım. Öyle düşünüyordum. Bunu şimdi şu anda anlıyorum. Ama değil. Sebebi bu değil.. Bu herhengi birinin anlayabileceği birşey değil. Benim de bunu gerçekleştirmeden anlayabileceğim birşey değil.

Zincirlere vurulmuş insanlar. Aile zincirine, iş zincirine, para zincirine, araba zincirine, ev, arkadaş, çoluk çocuk, eş, zincirine, televizyon zincirine. İlla ki parmaklıkların ardında olmamıza gerek yok, hep beraber zaten hapsolmuşuz. Birbirimizi de çekiyoruz oraya. Gelmek istemeyeni dışlıyoruz. O hapishaneye girmezseniz aileniz bile sizi dışlar. Sizi canından çok seven aileniz bir anda başka birileri olur.Sadece özgür insanlar gerçekten sevebilir. Diğerleri gölgedir. Babasının gölgesi, sevdiği sanatçının gölgesi, herhengi bir gölge işte.. Özgür olduğunu düşünen, bunu konuşmaya (tartışmak zaten imkansız) gerek bile görmeyen…

Yanlış zamanda yaşıyor olabilirim. Hoşunuza gitmeyen şeyler söylüyor olabilirim. Ben buraya ait değilim. Ama yine de her şey olması gerektiği gibi oluyor. Her şey yerli yerinde..

Gelip geçse de ömrüm nice bahardan yazdan..

Huzur içindeyim. Duyuyorum?

Tüm cehaletimle buradayım. Aklım bir karış havada. Özgürlük diye tutturmuş dilim. Deliler gibi esiyorum şimdi rüzgarında.. Umudumu kesiyorum artık bahardan, yazdan, nice şarkıdan.

Resim:

http://www.resimlerden.com/deniz/index.php?imgdir=deniz&page=2

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=XN7oFbaC1Ks[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=wQNCuIx9R3Q&feature=related[/youtube]

 

Deniz Feneri

Zamanımızda sıradan bir insanın yaşayışı, firavunlar zamanında olduğundan daha mı iyidir?


Ona “Hepimiz Tanrı’nın elindeyiz” dedirten ne idi? Anlamıyordu. Gerçekler arasına sokuluveren bu içtensizlik onu kızdırıyor, rahatsız ediyordu. Yeniden örgüsünü örmeye başladı. “Bu dünyayı nasıl olur da bir tanrı yaratmış olabilir” diye kendi kendine sordu. Kafasıyla her zaman şu gerçeğe varıyordu: Dünyada ne mantık, ne düzen, ne de adalet vardır; acıdan, ölümden, yoksulluktan başka bir şey yoktur. Dünyanın yapamayacağı hiçbir kötülük yoktu; bunu biliyordu. Hiçbir mutluluk sürekli olmazdı; bunu biliyordu.

Ne tuhaftır, insan çoğu kez postadan önemli bir şey çıkmayacağını bilir de yine dört gözle mektup bekler.

İnsanların boyuna tıkınıp durmalarına dayanamıyordu. Bir şeyin böyle saatlerce sürüp gitmesine dayanamıyordu.

Ama, yine de dünya kuruldu kurulalı sevgi için şarkılar yakılıp duruyor, çelenkler, güller üst üste yığılıyor, insanlara sorarsanız on kişiden dokuzu, bize yalnız onu verin yeter, der. Oysaki kadınlar, bunu kendi deneylerinden biliyordu, böyle derken asıl istediklerinin bu olmadığını pekala hissederlerdi. Hissederlerdi ki sevgiden daha sıkıcı, daha çocukça, daha acımasız bir şey yoktur; ama yine de güzeldir ve onsuz olmaz.

Yaşam sadece bir kadınla yatmak demek değildir.

Bu arada mistikler, düş kurucular, kumsal boyunca yürüyorlar, bir su birikintisini karıştırıyorlar, bir taşa bakıyorlar, sonra kendi kendilerine “Ben neyim?”, “Bu nedir?” diye soruyorlardı ve birden onlara bir yanıt bağışlanıyordu ama bunun ne olduğunu kendileri de bilmiyordu. Yalnız o zaman artık kendilerini buzlar arasında sıcak, çölde serin hissediyorlardı.

Büsbütün aptal olmadıktan sonra, bir insan nasıl olur da yönleri bilmez, anlamıyordu.

Macalister’in oğlu balıklardan birini aldı, yanından dört köşe bir parça kesip, oltasının ucuna yem diye taktı. Hala canlı olan bu küçük vücut parçasını yeniden denize fırlattı.

Öyleyse ne idi bu? Ne demek oluyordu? Birtakım şeyler böyle birden ellerini uzatıp insanı yakalayabilirler miydi? O kılıç kesebilir miydi? O yumruk inebilir miydi? İnsanın güven içinde olacağı hiçbir yer yok muydu? Dünyanın gidişini yürekten bilmek olanağı yok muydu? Bir yol gösterenimiz, başımızı sokacağımız bir sığınak yok muydu? Yaşam böyle, beklenmeyen bilinmez bir şey miydi? İnsan kendini bir kulenin tepesinden boşluğa atı mı veriyordu? Yaşlı insanlar için bile yaşam bu muydu? Hep böyle, insanı şaşırtan, beklenmeyen, bilinmeyen bir şey miydi?

Acı insanı nasıl da aptallaştırıyor!

Naciye Akseki Öncül: Virginia Woolf’a göre en önemli sorun önce kimin için ne yazdığını bilmektir. Çünkü bu, nasıl yazılacağını bilmek demektir. Virginia Woolf’un amaçladığı okuyucu, okuma alışkanlığı olan, başka çağların ve başka ulusların yazınını da bilen bir okuyucudur. Virginia Woolf haftalık yazmak, günlük yazmak, kısa yazmak, uzun yazmak, akşam evine yorgun argın dönen insana yazmak istemiyor, okuyucusuna kolay kazanılan bir zevk vermek istemiyor. Trende okunmak, kırda vakit geçirmek için okunmak, uykulu zamanlarımızda okunmak istemiyor; onu okumak için tüm ciddiyetimizle kitap okumaya hazırlanmamız gerek. O zaman Virginia Woolf bize beklediğimiz zevki vermeye hazırdır.

Virginia Woolf

Kaynak : http://piktobet.blogspot.com