Aylık arşivler: Ağustos 2011

Fırtına

titreyen rüzgar kanatlarında.. fırtına içimizden geçerken,

yorgun bir denizci okyanus ortasında, ne yapacağını bilmez bir halde.. hiç telaşlı görünmüyor. anlatacak çok şeyi var belki, belki hiçbir şey yok.. okyanus ortası çaresizlik… tekne sulara gömülsün mü yoksa kaldığımız yerden devam mı edelim yaşamaya.. elinde midir her zaman karar vermek yoksa bu sefer tamam mı? daha da var mı nefesin alınacak.. yarım bardak suyun var, yemekse hiç… tükenmişim hafız.. daha yolun yarısına gelmemiş bir denizci, kabul et çok zordu herşey.. yolculuğa çıkmak mı yoksa devam edebilmek mi daha zor.. denizin merhametine mi ihtiyacın var şimdi yoksa mola vermek mi geçiyor aklından söyle.. üzgün değilsin, mutlu da değil.. huzur parmak uçlarında damlalar..

sesinde rüzgar…

kapkaranlık bir gecedeyim.. etrafımda durmadan yer değiştiren tepeler dağlar.. kapatın yollarımı geçemeyeyim, bitmesin dalgalar.. kükreyen, çığlık atan, çıldırmış gibi dalgalar…

Resim: http://mytvmoments.com/view.php?v=250959

Çöldeki Gemiler

… yağmur ormanı hamburger endüstrisinde kullanılacak danalara otlak açmak için
dönüm dönüm yakılıyordu.

… metan sera gazları arasında en hızla artanlardan bir tanesi. Atmosferdeki hacmi
bakımından karbondioksit ve su buharından sonra üçüncü sırada yer alıyor ve
atmosferin üst katmanlarının kimyasını değiştiriyor.

Belki de sorunun cevabının bir bölümü etkili tepki vermenin zor bir işmiş gibi
algılanmasında yatmaktadır. Zihinde canlandırılan sorunun çözümü, aklımızın alabileceğinden büyük çaba ve fedakarlık gerektiren cinstense ya da tek kişinin elinden
gelen her şeyi yapmasına rağmen genel bir felaketin engellenmesi mümkün değilse;
etki ve ahlaksal tepki arasındaki bağlantıyı kopartma eğilimi gösteririz. Sonra tepki
vermek imkansız hale getirildiğinde, tepkimizi tetikleyen imge sadece irkiltici olmakla
kalmaz acı da verir. Bu noktada artık imgeye değil, yarattığı acıya tepki duymaya
başlarız.

Bize yardımcı olabilecek bir diğer yöntem, askeri sistemler içinde yer alan ve hangi
tiyatroda oynandığına bağlı olarak, üç farklı kategoriden birini genellikle diğerleriyle
çelişkili hale getiren bir düzlemdir. Kategoriler, “yöresel” çarpışmalar, “bölgesel
savaşlar ve “stratejik” çatışmalar olarak tanımlanmaktadır. Üçüncü kategori, ülkenin
varlığını tehdit eden ve küresel bağlamda anlaşılması gereken mücadeleleri ifade eder.

Çevresel tehditler de aynı şekilde algılanabilir. Örneğin; su kirliliği, hava kirliliği ve
yasadışı atık giderme esasen yöresel olgulardır. Asit yağmurları, yeraltı su
kaynaklarının kirlenmesi ve büyük ham petrol sızıntıları ise bölgeseldir.

Ancak, küresel çevreyi etkileyen yeni bir çevre sorunları sınıfı da bulunur ve bu
tehditler özünde stratejiktir. Geçtiğimiz kırk yıl içinde atmosferdeki klor oranında
görülen % 600‘lük artış, sadece kloroflorokarbon gazı üreten ülkeler üzerinde bulunan
hava için değil; yeryüzünden arşa kadar her ülkenin, Antarktika‘nın, Kuzey Kutbu‘nun
ve Pasifik Okyanusu‘nun üzerindeki hava için de söz konusudur. Artan klor düzeyleri,
dünyanın güneşten gelen morötesi ışınları ayarlayarak belli miktarını yeryüzüne iletme
sürecini kesintiye uğratmaktadır. Ve eğer klor düzeyinin daha da yükselmesine izin
verirsek, radyasyon düzeyi de artacaktır. Hem de öyle bir artacaktır ki; dünya
üzerindeki bütün hayvan ve bitkilerin hayatı yeni bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
kalacaktır.

Küresel ısınma da stratejik bir tehdittir. … Bu ısı artışı; rüzgarların esişini, yağmurun
yağışını, hava sıcaklığını, okyanus akıntılarını ve denizlerin seviyesini belirleyen küresel
iklim dengesini ciddi olarak tehdit etmektedir. Bu denge de kara ve denizlerdeki bitki
ve hayvan türleri dağılımını belirler ve insan topluluklarının dünyadaki yerleşimleri
üzerinde büyük bir etkiye sahiptir.

Bir başka deyişle, uygarlığımızın birdenbire küresel çevrenin bir bölümünü değil
tümünü etkileme yetisi kazanmasıyla, insanoğlu ve yeryüzü arasındaki ilişki tamamen
dönüşüme uğramıştır.

Uygarlığımızın seçimleri, günümüzde küresel çevrede meydana gelen değişikliklerin
baskın sebebidir.

Bu yüzyıl, yeryüzüyle olan ilişkimizin fiziksel gerçekliğini tanımlayan iki ana etkenin
kökten değiştiğine tanıklık etmiştir: insan nüfusundaki her on yılda bir Çin nüfusu
oranında gözlenen ani ve şaşırtıcı artış; bilim ve teknoloji devriminin birdenbire ivme
kazanması ve böylece gücümüzün etrafımızdaki dünya üzerinde yakarak, keserek,
kazarak, oradan oraya taşıyarak ve yeryüzünü oluşturan maddeyi dönüştürerek etki
yaratmamızı sağlayacak kertede, inanılmaz bir biçimde büyümesi.

…insanlığın yeryüzünde görünmesinden 1945 yılına kadar, nüfusun iki milyara varması
için dünyadan on binden fazla nesil geçmesi gerekmişti. Şimdiyse bir insan ömrü
boyunca, örneğin benim yaşam sürem içinde dünya nüfusu iki milyardan dokuz
milyarın üzerinde çıkacaktır.

Tıpkı nüfus patlaması gibi, bilimsel ve teknolojik devrim de on sekizinci yüzyılda yavaş
yavaş hız kazanmaya başlamıştır. Ve sürüp gitmekte olan bu devrim birden katlanarak
büyüyecek şekilde hızlanmıştır.

Bu dönüşüm sayesinde yeryüzü kaynaklarının sınırsızca, son damlasına kadar
kullanılmasının sonuçları, sınırlanmamış bir nükleer savaşın yol açacağı sonuçlar kadar
akla hayale sığmaz olacaktır.

Küresel ısınma, ozon tabakasının incelmesi, canlı türlerinin ve ormanların yok olması… Bunların hepsinin ortak sebebi: Uygarlıkla yeryüzünün doğal dengesi arasındaki yeni ilişki.

Silahlanma yarışına nihai çözüm; taraflardan birinin yeni silah geliştirip bunu her yana
yayması ya da tek taraflı olarak silahsızlanma kararı almasıyla değil, yeni anlayışlar
geliştirilmesi ve ilişkinin kendisinin karşılıklı anlayış içinde dönüştürülmesiyle
bulunacaktır. Bu dönüşüm, silah teknolojisindeki değişimleri ve bu teknolojiyi kötüye
kullanan ülkelere nükleer teknolojinin yasaklanmasını da kapsar. Ama esas değişim,
savaş kurumu ve ülkeler arası ilişkileri hakkındaki düşüncelerimizin değişmesiyle
meydana gelecektir.

Kimileri nükleer güç ya da genetik mühendisliği gibi yeni bir teknolojinin sorunu
çözeceğini savunmaktadır. Bazılarıysa, yaşam koşullarımızın ancak teknolojiye olan”
bağımlılığımızın hatırı sayılır oranda azaltılmasıyla, yalınlaşarak iyileştirilebileceği
görüşünden yanadır. Ama gerçek çözüm, uygarlıkla yeryüzü arasındaki ilişkinin yeniden
kurulması ve sağaltılmasıyla bulunacaktır. … Dünyayla kurduğumuz ilişkideki
dönüşümde elbette yeni teknolojilere de yer olacaktır. Ama kilit değişiklikler ilişkinin
kendisinin yeni baştan düşünülmesini kapsamaktadır.

Kaynak: Tükenen Dünya
         Earth in the Balance
         Al Gore

 

İstanbul’a Tekneparklar Geliyor

3 yıl önce yapımına karar verilen tekneparkların 8 Mart’ta ihalesi yapıldı, yıl sonunda ise hizmete girecek… Tarabya ve İstinye’de yapımına başlanılan tekneparklar, İstanbul’un 9 ayrı noktasında daha yer alacak.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Tarabya ve İstinye koylarına teknepark yapılacağını bildirdi.

İstanbul’un değnekçi sorununu İSPARK ile çözdüklerini söyleyen Topbaş, İSPARK’ın sadece karada değil, denizde ve havada da olmasını istediklerini ifade ederek, İSPARK’ın helikopter yer hizmeti de verdiğini, yer hizmeti verecek başka bir çalışmaya da başladıklarını ve bunun geliştirileceğini de anlattı.

Topbaş, şunları söyledi:

”İstanbul’un deniz kenti olması nedeniyle marinacılığın da İSPARK şemsiyesi altında olmasını istedik. İlgili kurumlarla temaslarımız tamamlandı. İstinye ve Tarabya’daki iki teknepark marinamızın yapımına üç yıl önce karar verildi. 8 Mart 2011’de ihalesi yapıldı. İstanbul’un 9-10 noktasında daha yapılmasını arzu ediyoruz. İstanbul’daki boğaz sahilinde bağlı tekneler nedeniyle denizle teması kesilen noktalar var. Bunlar denizi kapatıyor. Bu tekneler için parklar yapılacak ve denizle bağlantı da kesilmemiş olacak. İki marina, 10 milyon liralık bir yatırımla yapılacak. Balıkçı teknelerini de katarsak 400 teknelik parklanma olacak. Denizi boğmadan alt yapı dikkate alınarak bu çalışmayı yapacağız. İstinye’de 180, Tarabya’da 208 olmak üzere teknelerin rahatlıkla barınabileceği marinalar, İstanbul’a bir sembol olacak.”

İstanbul’da marina yapmak isteyen özel firmaların da bulunduğunu, gelecekte İstanbul’un birçok marinaya ev sahipliği yapacağını kaydeden Topbaş, tekneparklar projesinin, balıkçıları da dikkate alan bir proje olduğunu bildirdi.

Belirlenen Diğer Noktalar
Topbaş, Tarabya ve İstinye’de yapılacak tekneparklarla artık gelişigüzel tekne bağlama döneminin geride kalacağına işaret ederek, ”Bu gerekli bir durumdu. Zamanla Sarıyer’de, Büyükdere’de, Bebek’te, Kuruçeşme’de, Paşabahçe’de, Çengelköy’de, Beykoz’da, Kanlıca’da, Çubuklu’da da açılacak. Orada yaşayanların rahatsız olmayacağı şekilde, insanların öncelikleri dikkate alınarak yapılacak’ diye konuştu.

Tarabya ve İstinye’de inşa edilecek marinaların yıl sonunda hizmete alınacağını ifade eden Topbaş, her iki marinanın da teknelerin bağlandığı, yürüyüş yerleri bulunan ve benzerlerine göre daha ucuz olacağını kaydetti.

”Bunlar Yüzer Marinalar, Dışarıda Montajı Yapılıp Takılacak”    
Tekneparkların yapılacağı sahillerde bir takım konuşlanmalar bulunduğuna işaret eden Topbaş, ”Sahilin bir takım ünitelerle dolmaması gerekiyor. Kuruldan son bir karar alınacak. Bunlar yüzer marinalar. Dışarıda montajı yapılıp takılacak. Yıl sonunda hazır olacak” şeklinde konuştu.

Topbaş, tekneparkların büyük marinalar gibi olmayacağını ancak oralarda da kafeteryaların, elektrik enerjisinin alınabileceği yerlerin bulunacağını da dile getirerek, tekneparklara irili ufaklı yatlar, kotralar ve balıkçı teknelerinin bağlanabileceğini belirtti.

Kaynak: www.ntvmsnbc.com