Aylık arşivler: Ocak 2019

Zamanın Geçişi 2

Hızına yetişmenini mümkün olmadığı kadar hızla bazılarımızın yüzünü yalayıp, bazılarımızın da saçlarını okşayıp geçiyor zaman. Sadece geçip gitse iyi! Neleri alıp götürüyor bizden. Her şey olup bittikten sonra hiçbirimiz eskisi gibi değiliz. Rüzgar gibi geçmek ne demekse öyle geçti.

Gün gelip geriye bakınca bir anlığına da olsa… Her şey bir rüya mıydı yoksa yaşadım mı gerçekten? Mümkün olsa da bir bir saysak günlerin geçişini. Günler ellerimize dokunup, içimizi titretip geçiyorlar, geçip gittiler… Ne çok şey yaşanmış, ne çok şey de yaşanamadan kalmış.

Şimdilerde gökyüzünde bulutlar, martılar.. Şimdilerde gökyüzü karanlık, lakin umutlar yarış halinde martılarla.. Şimdilerde ölüm o kadar naif bir şey ki! Ufacık bir dokunuş o kadar. Loş bir hastane odasının ölüm sessizliği var kafamın içinde. Bu en büyük yolculuğumuz bizim. En zor olanı hem de en kolayı.

Acelesi olan bir yolcu gibiyim. Bir şehirden bir şehire acelesi olmayan otobüslerle gidiyorum. Yol boyunca durmadan yolcu alıp indiriyoruz. Üstümüzde mavi bir gökyüzü. Bembeyaz bulutlar. Kemiklerimize kadar ısıtan bir güneş. Acelem varmış gibi yapmayı seviyorum. Ama ayağımın altındaki toprağı, yemyeşil çimenleri daha iyi hissedebilmek için yavaş yavaş yürüyorum.

Her adımda toprağa daha da yaklaşıyorum.. Bu söylediğimin ne demek olduğunu her adım atışımda daha iyi anlıyorum. Yürümekten yoruluncaya kadar kaç saat geçti bilmiyorum. Sonunda Kalamış Marinadayım. Tekne kuğu gibi beni bekliyor. Bu gün yolculuk yok. Sadece bekleyeceğim. Yanıma bir hafta yetecek kadar yiyecek aldıktan sonra tekneye geçiyorum. Hiçbir şey yapmadan beklemeye başlıyorum. Tekne hafifçe sallanıyor. Müthiş bir sessizlik hakim. Bekleyiş ustası artık beklemeye başlayabilir. Günler böylece geçmeye başlıyor.

Zamanın Geçişi 1

Zaman.. bende eski bir takıntı, günlük taze düşler.. Her gün aynı gevelemeler… Geçti sandığımız anılar.. Çamurdan kulaklarınıza fısıldıyorum zaman, zaman diye. Giderek hızlanan zamanın içinde, yüzükoyun sessizce..

Zor konu seçmişsin kendine zor. Sen kim olduğunu biliyor musun ki zamanı bileceksin.

İnsan sadece etten kemikten bir yığın mıdır? Bir ruhu yoksa eğer öyle alelade bir çamur mudur? Tanımlayabildiğimiz bir şey midir bunlar? Kendimiz dediğimiz şey biz dediğimiz şey nedir?

Ruh diye bir şey yoksa eğer, aşk, sevgi, nefret, hırs, cesaret, türlü duygular da yok mudur? Bir bebeğin doğum anını gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Dünyaya gözlerini ilk açışı, o ilk bakışı, ağlayışı size neler hissettirebilir. Anne babasına yaşattığı duygular nelerdir? Aşkın vücudumuzu sarıp sarmalayıp bizi deli divane ettiği anlar bir hayal midir? Birini sevmek nedir? Tüm bunlara bilimsel yanıtlar verilebilir. Fakat hangi makale bizim yaşadıklarımızı yalanlayabilir. “Aşk, diğer tüm bedensel olaylar gibi, tamamen biyokimyasal bir süreçten ibarettir ve hiçbir madde üstü ve mutlak olarak “soyut” olan bir anlam taşımamaktadır!” Peki bizim için taşıdığı mana önemli değil mi? Bu ya da yapacağınız herhangi bir tanım bizim acılarımızı, heyecanlarımızı geçersiz mi kılar? Tamam o zaman deyip yolumuza hiç acı çekmeden devam edebilir miyiz? İçsel hezeyanlarımız deney yoluyla ölçülebilir mi? O kadar basit bir şekilde tüm bunlar aslında yok hiç olmadı, denilebilir mi?

İnsan sadece bedensel bir varlık mıdır? Acılarımız, sevinçlerimiz, heyecan ve türlü duygularımız biyokimyasal bir süreçten ibaret olsa bile, bu bizim yaşadıklarımızı gerçek dışı mı kılar? Yaşadıklarımız (maddi – manevi) algıladığımız – algılayabildiğimiz ölçüde de olsa bizim için bir gerçekliğe sahip değil midir? Hissettiklerimizi birileri yalanlıyor ya da daha süslü bir şekilde acımasızca anlatıyor diye artık aslında olmadıklarını mı düşüneceğiz.

Türlü duygular sarmış etrafımızı. Zaman bir türlü yakamızı bırakmıyor. Bir yerden başlamalı insan. Gidip gitmemeye karar vermek bir tercih meselesi değildir bazen. Bu bir gidemeyenin hikayesidir. “Bu kendini “ben” zanneden bir başkasının hikayesidir.”

Yaşadığımız hayat sadece bir olasılıktır. Hayal edebileceğimiz ya da edemeyeceğimiz tüm hayatlardan sadece biri. Artık varolmamanın güvenliği içinde değiliz. Kısa bir süreliğine varlık bulmuş ya da yokluğa mahkum olmuş insancıklarız. Zaman içimizden delicesine akıp geçerken. Biz ne kendimizi ne başkalarını anlayamazken. Türlü dertlere gark olmuşken ruhumuz. Evet.. Belki yokuz.. Lakin, acılarımız bildiğimiz tek hakikat – gerçek.. Zaman geçti… Seyrediyordum küçük bir çocuk gibi pencereden. Yağmurlar ardından baktığım cama usul usul vuruyordu. Her türlü yağmuru gördüm. Benim gibi küçük bir insan için büyük sayılabilecek fırtınalar atlattım. Hayatımın sonuna geldiğimde sanki hiç yaşamamışım gibiydi. Ne de çabuk geçtiğini anlayamadım.

Hayatın ne olduğunu siz zavallı ölümlülere anlatmayı denemek, seksen yıllık bir hayat yorgunu olarak ahkam kesmeyi ister miydim? Galiba istemezdim. Aslında bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Bazı sorular cevaptan daha önemlidir. Belki de cevap diye bir şey yoktur. Belki de cevap şah damarımızdan daha yakındır. Bilmemenin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz.