Zamanın Geçişi 1

Zaman.. bende eski bir takıntı, günlük taze düşler.. Her gün aynı gevelemeler… Geçti sandığımız anılar.. Çamurdan kulaklarınıza fısıldıyorum zaman, zaman diye. Giderek hızlanan zamanın içinde, yüzükoyun sessizce..

Zor konu seçmişsin kendine zor. Sen kim olduğunu biliyor musun ki zamanı bileceksin.

İnsan sadece etten kemikten bir yığın mıdır? Bir ruhu yoksa eğer öyle alelade bir çamur mudur? Tanımlayabildiğimiz bir şey midir bunlar? Kendimiz dediğimiz şey biz dediğimiz şey nedir?

Ruh diye bir şey yoksa eğer, aşk, sevgi, nefret, hırs, cesaret, türlü duygular da yok mudur? Bir bebeğin doğum anını gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Dünyaya gözlerini ilk açışı, o ilk bakışı, ağlayışı size neler hissettirebilir. Anne babasına yaşattığı duygular nelerdir? Aşkın vücudumuzu sarıp sarmalayıp bizi deli divane ettiği anlar bir hayal midir? Birini sevmek nedir? Tüm bunlara bilimsel yanıtlar verilebilir. Fakat hangi makale bizim yaşadıklarımızı yalanlayabilir. “Aşk, diğer tüm bedensel olaylar gibi, tamamen biyokimyasal bir süreçten ibarettir ve hiçbir madde üstü ve mutlak olarak “soyut” olan bir anlam taşımamaktadır!” Peki bizim için taşıdığı mana önemli değil mi? Bu ya da yapacağınız herhangi bir tanım bizim acılarımızı, heyecanlarımızı geçersiz mi kılar? Tamam o zaman deyip yolumuza hiç acı çekmeden devam edebilir miyiz? İçsel hezeyanlarımız deney yoluyla ölçülebilir mi? O kadar basit bir şekilde tüm bunlar aslında yok hiç olmadı, denilebilir mi?

İnsan sadece bedensel bir varlık mıdır? Acılarımız, sevinçlerimiz, heyecan ve türlü duygularımız biyokimyasal bir süreçten ibaret olsa bile, bu bizim yaşadıklarımızı gerçek dışı mı kılar? Yaşadıklarımız (maddi – manevi) algıladığımız – algılayabildiğimiz ölçüde de olsa bizim için bir gerçekliğe sahip değil midir? Hissettiklerimizi birileri yalanlıyor ya da daha süslü bir şekilde acımasızca anlatıyor diye artık aslında olmadıklarını mı düşüneceğiz.

Türlü duygular sarmış etrafımızı. Zaman bir türlü yakamızı bırakmıyor. Bir yerden başlamalı insan. Gidip gitmemeye karar vermek bir tercih meselesi değildir bazen. Bu bir gidemeyenin hikayesidir. “Bu kendini “ben” zanneden bir başkasının hikayesidir.”

Yaşadığımız hayat sadece bir olasılıktır. Hayal edebileceğimiz ya da edemeyeceğimiz tüm hayatlardan sadece biri. Artık varolmamanın güvenliği içinde değiliz. Kısa bir süreliğine varlık bulmuş ya da yokluğa mahkum olmuş insancıklarız. Zaman içimizden delicesine akıp geçerken. Biz ne kendimizi ne başkalarını anlayamazken. Türlü dertlere gark olmuşken ruhumuz. Evet.. Belki yokuz.. Lakin, acılarımız bildiğimiz tek hakikat – gerçek.. Zaman geçti… Seyrediyordum küçük bir çocuk gibi pencereden. Yağmurlar ardından baktığım cama usul usul vuruyordu. Her türlü yağmuru gördüm. Benim gibi küçük bir insan için büyük sayılabilecek fırtınalar atlattım. Hayatımın sonuna geldiğimde sanki hiç yaşamamışım gibiydi. Ne de çabuk geçtiğini anlayamadım.

Hayatın ne olduğunu siz zavallı ölümlülere anlatmayı denemek, seksen yıllık bir hayat yorgunu olarak ahkam kesmeyi ister miydim? Galiba istemezdim. Aslında bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Bazı sorular cevaptan daha önemlidir. Belki de cevap diye bir şey yoktur. Belki de cevap şah damarımızdan daha yakındır. Bilmemenin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz.

Bir cevap yazın