Etiket arşivi: akşamlar

Düş-lerimde..

Kırık kanatlarla dolaşırım düşlerinde.. Deniz gibi hüzünlerde yüzerim durmaksızın.. Tek başıma? Akıllarda bir uzun kaçış, bir vakitsiz gidiş.. Yorulmak bize değil.. Vurulmuşum, sarf-ı nazar rüyalarından.. Sessizlik bunca zaman, herkesten uzak.. Ansızın içinden kopup giden, ansızın bitiveren, bir anda oluveren, en sonunda olan biten,..

Ruhumu dolduran bir rüzgar gibi akıp gitmede şimdi inciler.. Dost gibi şimdilerde sanki nağmeler.. Gözlerimde damlalar.. Nicedir tarifsiz, nicedir imkansız, nicedir tarifi imkansız hallerdeyim hafız..

Bir yığın toprakla bir parça mermer,

Bırak da yığılsınlar üzerime. Kürek kürek atılmakta toprak üzerine.. Her yanını toprakla doldurmadan bu insanlar, sana görünen bir yol var.. Hepsi, her şey üç vakte kadar.. Gün gibi görünür uzayan yollar.. Üzülmeye vakit yok sussa da dilim.. Taşıdıkça alışırım, yaşlanırım, bir yığın toprakla göğe vurur başım..

Hüzün denizlerinde dolaşırsın elbet bembeyaz ellerin.. Düşlerde yetişen muhteşem çiçeklerle dolu ellerin. Şimdilerde iki mavi arasındayım.. gökyüzü nerede başlıyor deniz nerede bitiyor, bilmiyorum.. Gidiyor, gidiyorum..

Gidiyorum, ellerimde hayatımdan az kalan bir zaman..

Başucunda matem renkli serviler

Karanfiller.. İçinde hep bilmediğim renkler.. Sırasıyla başımıza gelen her şey..

Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun

Beyaz bir tebessüm gibi akşamlar, yorgun olsa da ezelden.. Bembeyaz karlarla kaplanmış gibi sanki her yerinden.. Açılmış altın kafesinden.. Kesilmiş gibidir artık sanki uzaklarda sesin..

Perdesiz Hayat Arayışları..

Köşe bucak gezmelerdeyim. Sesiyle tüm sesleri bitiren, tüm yaralarımızı saran hafif bir meltem.. Seyrüsefer halindeyim.. Geçici yorgunluklar içindeyim, olabildiğince soğuk bir yerdeyim, içerdeyim.. İçerisi, dışarıdan daha soğuk, daha korkunç herşey.. Tanıdık bildik yüzler, yüzler ki surete dönmüş, dönüşmüş. Durdurak bilmeyen bir sessizliğe sarılmış koşuyorum, kanat çırparak karanlık sularına gömülüyorum… Derinden derine sızlıyor yaralarım.. Okyanus kokusu duyuyorum daha derinlerde..

Bir o kadar kelime sayıyor dilim.. Cümlelerimin içi dolu, ancak kelime bulamıyorum yazacak… Kelimeler.. Sonbaharın sarı yaprakları gibi kuruyup dağıldılar.. -Son anımız bir meleğin dokunuşuna istinaden…- Perdesiz hayat arayışları bizimkisi… Doğdukça yeniden doğmak bizimkisi… Her anını başka bir anlayışla kucaklamak.. Duyduğun her kelime yabancıdır artık. Anlamak mümkün değil. Kuşlar kanat bile çırpmadan önümüzden süzülüp gittiler.. Bir bildikleri vardı elbet. Elbet yokluğun süpürüp giderdi hüzünleri..

Sessizlik kapkara bir boşluğun yansıması.. Dünya dediğimiz içinde bir ömrü tüketip anlayamadığımız yer.. Gün içi şehirsel yolculuklar. İneceğim durağa kendim karar verdim sanıyorken ben…

Herşeyin sırasının gelmesini bekledim. Zerremize kadar işleyerek içimizden geçen zaman, en ufak bir şeyi bile unutturmuyorken bana.. Eşgaline uygun bir kadının kızıl saçları uzakta belli belirsiz.. Bu uzaklık pek bir nadir, pek bir tesadüfidir.. Nerededir şimdi kimledir.. Ardını dönüp gitmektedir şimdi akşamlar… Tebessüm vaktidir, gülmektedir yavaştan, sırası gelen gülmektedir. -Hayatı hafif acılı ya da bol acılı yiyeceksin, acısız yersen tatsız olur..- Yorgun değilim ben bu akşam, ama yine de düşüyorum. Düşlüyorum var olmakla yok olmanın arasında çizgisiz kâğıtlar… Hiç bilmez miyim; laf ebeliğine lüzüm yoktu bu kadar. Ancak, olduğu gibi söylenmez, söylenemez ah bu şarkılar…

Biten Şeyler

Uykusuz gecenin gecesi oldum.. Sarıldım rüyalarıma? Hece hece şarkılar çaldı rüyalarımda..

Bin bir ah, bin bir dertle doldu bu gece..

Ne şarkılar duydu, ne türküler sustu bu gece..

Zindan gibi karanlık kalpli akşamlar..

Nice akşamlar konuşur bizimle, duymaz olur kulaklar.. Derin bir keder içindeyim hafız.. Bildim ki en güzel ölüm insanın kendi ölümüymüş. Hayat? Boşuna aramadığın saatlerde gizliymiş..

Bu duyduğum keder değil. Gönlüm sanki bir salıncak misali sallanır durur. Aklım fikrim gitmekte. İçli bir sandal gibi uzaklarda ruhum.. Arıyorum.. Tutamıyorum soğuktan sızlayan ellerinden.. Kelime kelime yaşıyorum günlerimi.. İnleyen nağmeler dudaklarımda, kulaklarımda. Bir türkü daha tutturmaya gerek yok. Sahne ve içindekiler aynı.. Değişen içli bir sonbahar akşamı..

Aşk ile gidiyorum şehrinden.. Bir şehir ki bu beni yerle bir eden..

-Sizin aşkınızdan ölen bir erkek/kadın, eğer bir ayağınız olmasaydı yine sever miydi sizi? Bir uzvunuz eksik olsaydı şimdiki eşiniz sizinle evlenir miydi? Zengin bir iş adamı ile aynı anda şimdiki eşinize evlenme teklif etseydiniz şu an sizle mi evli olurdu yoksa zengin iş adamıyla mı? Dürüstçe cevaplayabilir misiniz bu soruları?  Üniversiteyi bitirip ailenize çöpçü olmak istediğinizi söyleseydiniz size ne söylerlerdi. En sevdiğiniz, sizi en çok seven insanlar (onların istediği gibi olmazsanız yaşamazsanız) sizi sevmeye devam ederler miydi? Bu hayatı kimin için yaşıyorsunuz.. Eğer bugün güneş batmadan öleceğimi bilseydim, her gün gittiğim işime gitmezdim. (ama bunun yerine şu an yelkenle dünya turunda olsaydım ve de öleceğimi bilseydim rotamı bile değiştirmezdim) Bu bir temenni değil.. Bu bir hayal değil.. Bu benim seçimim.. Her an ölebilirim.. Ölümden korktuğum için değil aksine korkum olmadığı için söylüyorum bunu. Doğduğumuz anda ölüme koşmaya başlamıyor muyuz? Bunca yalanın, yalancının, sizi sevdiğini söyleyen iki yüzlünün (yukarıdaki sorulardan mütevellit) arasından çıkıp uzaklaşmaktan neden bu kadar korkuyorsunuz. Burada, aralarında yaşlanıp ölmek daha mı güzel.. Bu gün ölecek olsaydınız, bu güne kadar yaşadığınız hayattan memnun kalacak mıydınız? Bu sefer siz bana sormayın neden gidiyorsun diye. Ben sorayım: Burada ne arıyorsunuz? Neden bunca insanın arasında yalnızsınız? Kimi kandırıyorsunuz? Yalnız değil misiniz? Hayatınızı birlikte yaşamaya karar verdiğiniz insan bile basit bir uzvunuz kaybolduğunda sizinle işini bitiriyorsa, bu hayatta, bu dünyada, insanın olduğu herhangi bir yerde bana doğru olan gerçek olan bir şey gösterebilir misiniz? Sevgi bu mu? İnandığımız aşk bu mu? İnsan olarak hayat dediğimiz şey bu diye cevap veriyor bazı ağızlar. Kusura bakmayın o zaman, sevginiz de aşkınız da sizin olsun.. Kimse de bundan sonra bana neden gittiğimi, neden tek başıma bu yolculuğa çıktığımı sormasın. Ben yüreğimde halen daha sevgi taşıyorum.. Denizler çağırıyor beni.. Hayalim bir okyanus ortası.. Ayrılık değil, kavuşmaktan geçer bizim yolumuz.. Nereye gitmemi istiyorsa oraya çeviriyorum rotamı.. Yelkenler fora cemo? Ben buraya ait değilim.. (bachigai). Bu gördüklerinin hepsi birer hayal, -düş peşime.. Peşimde, yol üstünde martılar.. Göç ediyorum ellerinin uzanamayacağı bir yere.. Yürümek delicesine.. Yelkenler fora delicesine? Uyku yok.. Her zaman gündüz, her zaman gece.. Ne arıyorsan, ne bekliyorsan hayattan.. Ruhum çoktan havalandı, uçup gitti.. Beklemesini bile söylemedim.. Ben yetişirim sen git.. Üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalga gelip beni bulana dek giderim cemo.. Yetiş!.. Nefesim bitiyor..

iki resim..

beni bırak kendi ismimle.. unutulsun varlığım.. hiç hatırlanmasın. Hiç varolmamışım, buraya hiç ayak basmamışım gibi. Kimseler bilmesin. Benim olsun bütün akşamlar, kucaklar dolusu geceye sarılsın kollarım..

tüm sevdiklerim aynı karede gülümserken.. ölüm meleği her şey buraya kadarmış dedirtmeden..  neresi kollarıma daha yakın, ellerim nereye daha uzak.. sabah başlayan düşlere, o düşlerde..  hepsi de aynı bahçede..  bu uykular bize kuşlar kadar hafif..  rüzgâr kadar belirsiz.. hepsi, herşey,  belirsiz bir iz…

tüm sevdiklerim acı bir karede gülümserken.. hepsinin aklında başka bir şey. Belki-keşke(ler). Acıyan, ümit eden, üzülen, tebessüm eden, nerdeyse bütün duyguları barındıran bir karede, bütün sevdiklerim.. hiçbir zaman çekilmemiş bir fotoğrafta senin gibi… iki resim arasında hiçbir fark..

tüm sevdiklerim aynı karede acı acı gülümserken… tüm gerekli-gereksiz şeylerle doldurduğunuz ruhum, rüzgâr kadar özgür artık… ne uzak ne yakın hiçbir kelime.. size iyi uykular dileyerek gidiyorum..

sadece seyreylemişim dünyayı, hesabını veremediğim rüyalar kadar.. ömrü hayatım kadar.. buraya kadar..

ben ki, ruhu bedenine yapışmış bir yolcuyum… sordum; siz ne vakit ötersiniz kuşlar.. -..ben bu dağların küçük kuşuyum. Yoruldum uça uça… bunca yıl aradığın cevabı benden duymayı mı istersin?! Cevap gürül gürül akan nehirlerde.. cevap rüzgârda.. okyanus ortasında, tek başına bir yelkenlide.. cevap dalgalarda.. cevap ölümü istediğin ama bulamadığın, bir türlü ölemediğin yerde.. gözlerini açıp göremediğin.. rotasını bilmeden gittiğin bir yerde.. sen sadece dalgaların sesi zannederken duyamadığında.. sen saçlarında dokunanı rüzgâr sanıyorken.. bütün bunları tek başına yaptığını düşünüyorken.. yalnız olduğunu sanıyor, susuyor, konuşmuyorken.. ben sana ne diyeyim cemo..

ey karada bıraktıklarım.. aynı resimde bana da yer açıp, beni yanına çağıran, ısrarla aralarına almaya çalışan benim sevgili ailem, değerli arkadaşlarım, gönül dostlarım.. kelimelerin artık anlamını yitirdiği, seslerin bittiği, yüzlerin silindiği, mânânın başakları arasında dolaşıyor ruhum.. hangimize ya da kime ait olduğunu bilmediğim bir yüz rüyalarımda.. bir türlü hatırlayamıyorum.. resmi yok.. kendi yok.. ben desen zaten yok.. ne gurbet, ne sıla, ne memleket…        -..hepsi küçük bir resim.. bırakın bana istediği gibi dokunsun ressam.. bırakın beni istediği gibi boyasın..