Etiket arşivi: alabora

Tekneniz Alabora Olursa


Tekneniz Alabora Olursa

Tekneyle denizde seyrediyorsunuz, herhangi bir nedenle tekneniz alabora oldu. Eğer ahşap veya ?double bottom? adı verilen çift cidarlı bir tekne ise batmayacaktır. Bu durumda alabora olan tekneden yüzerek uzaklaşmaya çalışmayın. Hem bir yere varamazsınız, hem de bulunmanızı güçleştirirsiniz. Yapacağınız şey tekneye yakın bulunmaktır, unutmayın aranırken, denizde görülen yeriniz sadece başınızdır. Yani umman ortasında orta büyüklükte renk olarak mavi üzerinde zor seçilebilen bir top. O da hafif dalgalı bir havada bile ne denli görülebilir varın siz düşünün.


Oysa tekne büyük bir hedeftir.

Görülmesi, dolayısıyla da bulunması çok daha kolaydır.

Tekneden ayrılmayın!

Bu durumda iki seçeneğiniz vardır.

? Teknenin üzerine çıkıp oturmak.

Sudan dışarı çıkacağınız için üşümenize yol açan etkenler azalacak, dolayısıyla direnciniz artacaktır.

? Dalarak teknenin içine girmek ve hava boşluğu olan bir alana sığınmak. Çırpıntı sırasında içeri giren hava, havasız kalmanızı engelleyecektir.

Eğer alabora olan bir sandal ise, oturağın altı (alabora olmuş pozisyonda üstü) ile baş dolap arasına uzanmak sizi sudan yükselteceği gibi, rüzgar, dalga ve üşümekten koruyan barınak görevi üstlenecek, üstelik bulunmanızı kolaylaştıracaktır.

Tekneden Denize Düşerseniz Denizde Kurtarılmayı Beklemeyin?

Su üzerinde yüzerek ulaşabileceğiniz ve üzerine çıkabileceğiniz bir cisim yoksa, sahilden de uzakta iseniz yüzerek enerjinizi boşuna tüketmeyin.

Varsa can yeleğinizi şişirin ve ?Help Pozition?a (HELP: Heat Escape Leassing Position) geçerek yardım gelmesini bekleyin.

Vücudunuza vereceğiniz bu form, ısı kaybını en aza indirgeyecektir. Pozisyon, dizlerin gövdeye çekik halde tutulması ve başın dik tutulmasından ibarettir.

Fazla hareket ısı kaybını arttırmak ve enerjinizi tüketmekten başka işe yaramaz.

Paniğe kapılmamak her zaman olduğu gibi burada da temel faktördür. Aslında paniğe kapılmanıza gerek yok çünkü siz ne yapacağınızı artık biliyorsunuz.

Görüldüğü gibi denizde veya su üzerinde sürekli olarak can yeleği takmak son derece yararlı bir eylemdir.

Suda İlkyardım

Su kurtarması denilince akla ilk olarak denizde yaşanan kazalar veya boğulma olayları gelir. Oysa su kurtarması yapılabilecek alanların sayısı denizle sınırlı değildir. Sel baskınları, dere ve nehir taşkınları, rafting kazaları, kuyuya düşen birini kurtarma tamamen su kurtarması kapsamına girer.

İlkyardımın tüm temel kuralları, su kurtarması için de geçerlidir. Ancak deniz, havuz veya nehirde ortam karaya oranla tamamen farklıdır. O nedenle kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bazı ek kurallar söz konusudur.


a) Can yeleğiniz yoksa,
b) Sizi kıyıya, dolayısıyla yaşama bağlayan bir ip mevcut değilse,
c) Böyle bir kurtarma için gerekli bilgiye, güce, eğitime, deneyime ve kondisyona sahip değilseniz,

Boyu aşan sularda kesinlikle kurtarmaya kalkışmayın!
Bir ilkyardımcı şartlar olgunlaşmadan kahramanlık gösterisi yapmamalıdır.

Özellikle Karadeniz?in Şile kıyılarında hemen her yaz aynı aileden 3-4 kişinin boğularak can vermesi buna çarpıcı bir örnektir. Boğulan babasına yardıma giden ağabey, onu kurtarmaya koşan kardeş, belki abla, onları da kurtarmaya giden annenin aynı olayda yaşamlarını kaybetmesinin tek nedeni budur. Kurallara uymamak!*

*Kaynak: turksail.com

Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz – Tony Bullimore

1997 yılının ocak ayı başlarında tek başına yarışan 13 Vendeé Globe denizcisi Güney Okyanusu’nda, Avusturalya’nın güneyinden neredeyse Cape Horn’a kadar, yaklaşık 6000 millik bir mesafeye yayılmıştı. Yarışçılar, iki ayı aşkın bir süredir denizdeydi. Başlangıçtaki 16 tekneden sadece 10 tanesi halen resimi olarak yarıştaydı. Teknelerden üçü, tamir amacıyla şu ya da bu limanda durduğu için, (yarış kurallarına göre tamamen yasak) diskalifiye olmuştu. Ama yine de yoluna devam ediyordu. Dinelli, Vendeé Globe’un ön koşulu olan 2000 millik mesafeyi kat etmeye zamanı olmadığından, gayrıresmi katılımcı olarak yarışıyordu. İki tekne ise start günü olan, bir önceki yılın 3 Kasım tarihinden hemen sonra, Biscay Körfezi’nde yakalandıkları şiddetli fırtınada gördükleri hasardan dolayı daha başta yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı.

Güney Okyanusu’nun derinliklerinde geniş bir sahaya yayılmış teknelerden her biri farklı hava şartlarıyla boğuşuyordu ve bunların hiçbiri de iyi havada seyretmiyorlardı. En iyi durumda sayılacak olanlar yüksek enlemlerde bitmek tükenmeksizin esen fırtına şiddetindeki depresyonların önünde, tehlikeli sayılmasa da, son derece rahatsız bir şekilde gidiyordu. Diğerleri, azgın dalgalarda tekneyi idare edecek kadar yeterli rüzgâr olmamasından dertliydi. Kötü hava geçip durum normale dönse dahi aşırı yüksek dalgalı denizin normale dönmesi epey zaman alır. Şiddetli rüzgârın yönetici disiplini ortadan kalkınca, tekneler her bir taraftan vuran dalgaların anarşisi arasında yalpalayıp duruyordu.

Diğer skipper’lar ise bizim Virgine Adaları’na giderken karşılaştığımız “yatçı fırtınasını” son derece mülaim bir boraya benzetecek olağanüstü sert alçak basınç sistemlerinin tam ortasına düşmüştü. Kasırga şiddetinde esen rüzgârda dimdik dalgaların tepesinden aşağıya 25 knot’luk baş döndürücü hızla kayan teknelerini kontrol etmekte güçlük çekiyorlardı.

İşte tam bu şartlarda, 4 ocak gecesi, Vendeé Globe teknelerinden ikisi alabora oldu. Avusturalya’nın en güney batı noktası olan Leeuwin Burnu’nun 1400 mil güney batısında, 51 derece güney enleminde, yani “Öfkeli Ellilerin” tam kıyısında seyretmekteydiler. Tekneler birbirinden yaklaşık kırkar mil uzakta serpimliş filonun hemen arkasındaydı.

Exide Challenger teknesinde (iki direkli arması olan komplike bir keç) yarışan Tony Bullimore birdenbire şiddetli bir gürültü duydu. Fırtınada teknesinin kayarken çıkarttığı çığlık gibi seslerin dahi üstündeydi. Karbon fiber salma, teknenin bitmez tükenmez hareketlerinden ölümcül şekilde yorulmuş ve birdenbire yerinden kopup,  oldukça sığ ılan Güneydoğu Indian Ridge bölgesinde okyanusun 500 kulaçlık derinliklerine doğru kaymaya başlamıştı. 4,5 tonluk salmadan kurtulan tekne, üst kısmı ağır gelince bir anda inanılmaz bir hızla (sadece birkaç saniye içerisinde) alabora oldu.

Tam bu dakikada, yani alabora olmadan biraz önce, 57 yaşındaki Bullimore kamarasında bir kenara dayanmış, bir yandan sallanan tekli ocağında ısıtmayı becerdiği çayını yudumluyor, bir yandan da sarma sigaralarından birini içiyordu. Tekne yuvarlanırken o da aynı hızla teknesiyle beraber döndü ve birdenbire kendini kamaranın tabanı yerine tavanında buldu.

Olayın bu denli çabuk olması onu hayrete düşürmüştü. Aşağı doğru, şu anda gövdenin alt kısmını oluşturan, kocaman kamara pencerelerine baktı ve hızla içeri giren deniz suyunu gördü, ayaklarının altında adeta hızla akan bir nehir gibiydi. Teknenin iki direği ve çarmıhları arasından 70 knot hızla geçen rüzgârın uğultusu birdenbire kesilmişti. Hatta -teknenin sallanıp savrulmasına rağmen- inanılmaz bir sessizlik hakimdi.

Çay bardağı kaybolmuştu ama sigarası halen elindeydi. Alt üst olmuş teknesinde kamaranın tavanına dikildi, sigarasından bir iki duman daha çekti, sakin ve mantıklı bir şekilde durumu gözden geçirdi. Yapabileceğim pek bir şey yok diye düşündü. Kısaca durumun olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirip, nasıl hayatta kalabileceğini hesaplamaya başladı. Dışarıdaki dünyayabir şekilde EPIRB sinyali yollaması gerekiyordu. Belkide gövdede delik açmak için kendi aletlerini kullanabilirdi. Derken teknenin ağır bumbasını farketti. Teknenin altında direk ve çarmıhların arasına dolanmıştı. Su altındaki çalkantıyla birlikte savruluyor ve kamaranın büyük pencerelerinden birine çarpıyordu.

Birdenbire şiddetli bir yalpa sonucu bumba camı patlattı. Deniz adeta Niagara Şelalesi gibi içeriye doğru akmaya başladı. Alaboradan bu yana halen yanmakta olan kamara lambaları birden söndü. Karanlık kamara birkaç saniye içinde sıfır dereceye yakın soğukluktaki sularla dolmuştu. Aslında kamaranın zemini olan şimdiki tavanda sadece birkaç feet’lik bir hava boşluğu kalmıştı. Bullimore, birdenbire çok üşüdüğünü hissetti. Artık suların içinde yürüyordu, hayatta kalma giysisini buldu, üstündeki kötü hava kıyafetini çıkarttı ve giysiyi soğuk ve ıslak iç çamaşırının üstüne giydi. Ellerini ve ayaklarını açıkta bırakan bir modeldi ve yapabileceği tek şey şimdiden donmuş ayaklarını ıslak denizci çizmelerine sokmaktı.

Birkaç çikolata ve bir iki ufak su poşeti dışında tüm yiyeceği ve içeceği gitmişti. Kamaradaki diğer malzameler gibi onlar da kırılan pencerelerden giren dalgaların dışarı çıkarken oluşturduğu güçlü anafor ile denizin karanlığına doğru çekilmişti.

Artık EPIRB sinyalini başlatmak için gövdeyi kesmesine gerek yoktu, bumba bu işi onun için halletmişti. ARGOS’larından birini bulduğu bir halat parçasına bağladı. Kamaradaki buz gibi suya dalıp kırılan camdan dışarı doğru itti ve deniz yüzeyi olduğunu ümit ettiği yere doğru gönderdi. Ne var ki dışarıdaki çarmıh karmaşasının arasında takikıp kalması da mümkündü. Bullimore yardım sinyallerinin gerçekten gidip gitmediğinden emin değildi.

Exide Challenger’in su yüzeyinde kalıp kalmaması, su geçirmez bölmelerine bağlıydı, özellikle de teknenin ön bölmesine. Eğer bu bölmeler dayanmayacak olursa havuzluğa bağladığı can salına ulaşması gerekiyordu. Gözleri ve kulakları soğuktan uyuşmasına rağmen, birkaç kere dalıp kamara girişindeki kaportadan geçerek, bağlantıları kesmeye çalıştı. Ama can salı yerinden oynamayacak kadar ağırdı ve kendi kaldırma gücüyle, altüst olmuş havuzluğun tabanına çakılmıştı. En son dalışında kaporta kapağı, gelen dalganın hızıyla elinin üzerinde kapandı ve sol elinin işaret parmağını alt ekleminden koparttı. Kanama buz gibi suda kısa sürede durdu ve soğuk dayanılmaz acıyı uyuşturdu.

Bullimore, yeni tavanının en üstünde ve şimdilik olabildiğince kuru kalan bir bölmeye sığındı. Fakat sular yükseliyordu ve kısa bir süre sonra onu bu son barınağında bulup, düzenli aralıklarla ıslatmaya başladı. Artık dayanılmaz derecede yorgundu ve üşüyordu. Kurtuluş için en büyük ümidinin Avusturalyalılar olduğunu biliyordu ama onların gelmesi en az dört beş günü alırdı. Tabii ki eğer EPIRB gerçekten su yüzeyine ulaştıysa ve verdiği sinyaller de bir yerlere gidiyorsa.

Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz Sf: 32-35