Etiket arşivi: antarktika

Vendée Globe

Tek başına, 24 saat boyunca durmadan, herhangi bir limanda mola vermeden ve dışarıdan herhangi bir yardım almadan okyanuslardaki her türlü fırtınayı ya da tam tersi durgun havayı sağ salim geçip dünyanın çevresini dolaşmak. Dünyada bunu yapabilecek fiziksel ve psikolojik donanıma sahip yelkenci sayısı çok fazla değildir ve bu gözü pek insanlar her 4 senede bir Vendée Globe yarışında gerek doğayla gerekse de birbirleriyle mücadele ederler.

Vendée Globe ilk defa 1989 yılında Philippe Jeantot tarafından düzenlendi. Jeantot daha önce ilki 1982?de düzenlenen BOC Challenge yarışmasına katılmış ve hem 1982-1983 hem de 1986-1987 yarışlarında birinci olmuştu. Yarışın etaplı formatını beğenmeyen Jeantot, bunun yerine Golden Globe Race organizasyonuna benzer şekilde hiç durmaksızın solo yarışılmasından yanaydı. Böylece denizciler için nihai mücadele ortamı oluşabilecekti.

İlki 1989-1990?da yapılan Vendée Globe yarışını Titouan Lamazou kazandı. Yarışa katılan ve çeşitli arızalarla karşılaşan Jeantot ise yarışı 4. sırada bitirdi. Bir sonraki Vendée Globe yarışı 1992-1993?te düzenlendi ve bundan sonra da düzenli olarak her 4 senede bir yapıldı. En son 2008-2009?da yapılan ve müthiş mücadelelere sahne olan Vendée Globe yarışını Michel Desjoyeaux kazandı.

Vendée Globe yarışı Open 60 sınıfı tekneler arasında yapılmaktadır. Yarışın başlangıç ve bitiş noktası Fransa?nın Vendée bölgesindeki Les Sables d?Olonne?dur. Yarışmacılar buradan yola çıkıp Atlantik Okyanusundan aşağıya Ümit Burnu?na inerler. Buradan Leeuwin ve Ümit burunlarını iskelede bırakıp Antarktika?nın çevresini saatin ters yönünde dolanarak bitiş noktasına geri dönerler. Bu genel rotanın yanı sıra güvenlik amacıyla her yarışta ek kapılar rotaya eklenebilir.

Yarışma boyunca yarışmacılar demir atmakta serbesttir ancak bir şamandıraya bağlanmak ya da başka bir tekneye bordalamak yasaktır. Hava ve rota durumu dahil dışarıdan herhangi bir yardım alamazlar. Bu kuralın tek istisnasında yarışmacılar sadece yarışın başlangıcını takip eden 10 gün boyunca bir tamirat için başlangıç noktasına dönüp daha sonra yarışa tekrar başlayabilirler.

Yarışmacılar özellikle Güney Okyanusundaki sert havalar nedeniyle çok zor şartlar altında yarışırlar. Katılımcıların büyük çoğunluğu yarıştan çekilmek zorunda kalır, 1996-1997 yarışında ise Kanadalı Gerry Roufs denizde kaybolmuştu. En son düzenlenen 2008-2009 yarışında start alan 30 tekneden sadece 11 tanesi yarışı bitirebildi. Bu nedenle yarışmacılar, karşılaşılacak durumlarla başa çıkabileceklerini göstermek için yarışa katılacakları tekneyle daha önceki açık deniz deneyimlerini yarış komitesine sunmak zorundadırlar.

Piri Reis Haritası’nın Esrarı

1929’da Topkapı Sarayı’nda, rastlantı sonucu ünlü denizci Piri Reis‘in dünya haritasının bir parçası bulunur. Daha sonra bu harita üzerinde uzaylılardan, cinlere uzanan sayısız spekülasyon üretilir.

Milli Müzeler Genel Müdürü Halil Ethem Eldem, 9 Kasım 1929’da Topkapı Sarayı’nda rastlantı sonucu bir harita bulur. Bu, ünlü Osmanlı denizcisi Piri Reis’in 1513’te yapıp 1517’de Mısır’da padişah Yavuz Sultan Selim’e sundugu dünya haritasının bir parçasıdır. Bu parçada, Atlantik Okyanusu, Avrupa ile Afrika‘nın batı kıyıları ve Amerika’nın dogu kıyıları yer almaktadır. Harita üzerinde birçok not bulunmaktadır. Bu notlar Hasan Fehmi Bey tarafından Latin harflerine aktarılmış, 1937’de Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Akçura’nın “Piri Reis Haritası” adlı kitabında yayınlanmıştır. Ancak bilim çevrelerinden önce “Sırlar Dünyası” meraklıları ve tüccarları el atmışlardır konuya. Amerikalı Charles Hapgood, Kayıp Mu kıtası konusundaki iddialarıyla öne çıkmaya çalışırken, 1966’da “Eski Deniz Krallarının Haritaları: Buz Çagında İleri Bir Uygarlıgın Varlıgının Aşikârlıgı” adlı kitabında, haritada, çizildigi tarihlerde bilinmeyen Antarktika kıyılarının çok dogru bir şekilde çizildigini ileri sürmüştür. İsviçreli “uzaylıların izleri” uzmanı Erich von Daniken de 1968 tarihli “Tanrıların Arabaları” kitabında, haritanın uzaylılarca çizildigini iddia etmiştir! Daha sonra bu harita üzerinde çokça spekülasyon icat edilmiştir.

Peygamber Çizdi İddiası

Aralık başında Yeni Şafak gazetesinde Ayşe Olgun imzalı ve “Piri Reis’in Haritası Hz. Süleyman’ın Mirası” başlıklı bir yazı çıktı. Yazıda şunlar söyleniyor: “Rus ve İngiliz bilimadamları, Türk denizcilik tarihinin önemli isimlerinden Piri Reis‘in çizdigi haritada yer alan Antarktika kıtasında milattan önce yaşamış bir uygarlığın izlerini yaptıkları araştırmalar neticesinde doğrularken, akıllarına takılan soru bu bilgilere Piri Reis’in 500 yıl önce nasıl ulaştığı yönünde. Arastırmacılar çok eski uygarlıklara ait haritaların Piri Reis’in eline geçtigini ve bu haritalardan yola çıkarak kendi haritasını çizdigini ileri sürerken, ünlü denizci kaleme aldığı Bahriye Kitabı‘nda bu kadar ayrıntılı haritayı Süleyman Peygamber’in çizdigini ve ondan kendine intikal ettiğini söylüyor. Harita üzerinde yaptığı çalışmalarını “Piri Reis Haritası’nın Şifresi” adlı kitapta toplayan Metin Soylu ise, Bahriye kitabındaki bu bilgiden yola çıkarak, Hazreti Süleyman’ın haritayı kuşlara ve cinlere çizdirdigini söylüyor. Soylu, haritanın bundan 500 yıl önce gökyüzünden kuşbakışı olarak çizilmiş olmasını da delil olarak ortaya koyuyor“. Piri Reis haritasının “esrar” avcısı sözümona bilim değil de, gerçek bilim dünyasında nasıl karşılandığına gelmeden önce Metin Soylu’nun iddialarını ele almak gerekiyor. Bir kere Antarktika buzdan bir kıta, buz kalınlığı çoğu yerde 4.500 metreyi geçiyor. Bu buz kitlesinde ancak meteorolojik ve sismik araştırmalar yapılabiliyor, öyle geçmiş uygarlıkların izlerini arayan filan yok. Zaten kışın -70, yazın da -35 derece civarında olan ortalama ısılar böyle araştırmalara da olanak bırakmıyor. Öte yandan Piri Reis “Amerika Haritası” nı nasıl çizdigini haritanın üzerine yazdığı notlardan birinde anlatmaktadır. Süleyman Peygamber’den ise “Kitabı Bahriye“de söz etmektedir: “Harita ve pusulayı doğru bil. Süleyman peygamberdir ona delil. Çünkü ona inler, cinler, hayvanlar ve kuşlar, hepsi ama hepsi baş eğerdi hem karıncalar. Sen de inan çünkü Kuran’da hak buyurmuştu, denizler ilmi de hep verilmişti ona… Malûm oldu deniz ona mil be mil”. Piri Reis, burada genel olarak haritaların pirinin Süleyman Peygamber olduğunu söylüyor.

Notlar Gerçeği Anlatıyor

Amerika haritası üzerinde, VI numaralı notta (toplam 24 not vardır) aynen şöyle yazar: “Böylesine bir harita dünyada kimsede yoktur. Özellikle yirmi kadar harita ve dünya haritasından yani Büyük İskender zamanında derlenmiş haritadır ki, insanların yaşadığı alanın dörtte biri onun içinde bilinmektedir- Araplar o haritaya Caferiye derler. Onun gibi sekiz Caferiye ve bir Arap Hint haritasından ve dört Portekizli’nin şimdi yapılmış haritalarından ve bir de Colomb’un Batı tarafında yaptığı haritadan karşılaştırma yoluyla elde edilip bu harita meydana geldi“. Yani Piri Reis “Amerika haritası” nı 20 kadar haritadan derlediğini söylemektedir. Haritanın nasıl “kuşbakışı” olduğunun cevabını da vermektedir: “geometri yoluyla“. Haritanın Hz. Süleyman zamanında kuşlara ve cinlere çizdirilmesi, sonra Piri Reis’in eline geçmiş olması iddiası tutarsızdır. Süleyman peygamber olarak bilinen Salomon, Davut’un oğlu ve İsrail kralıdır. Yaklaşık MÖ 972- 932 tarihlerinde yaşamıştır. İslami gelenek onu cinlerin ve hayvanların efendisi saymaktadır. Bu durumda Hz. Süleyman eğer bir harita yaptırdıysa, bu ancak dünyanın bundan yaklaşık 3 bin yıl önceki halini resmedebilir. Oysa Antarktika‘nın buzla kaplanması bundan 6 bin yıl öncesine tarihlenmektedir. O halde Hz. Süleyman’ın harita çizmek için havalanan cinleri ve kuşları ancak buzlar altında bir Antarktika görebilirlerdi. Aynı şekilde Piri Reis haritasında Antarktika ile Güney Amerika birbirine bir kıstakla bağlı olarak gözükmektedir. Oysa bu kıstak yok olalı 10 bin yıl oldu. Demek ki Hz. Süleyman’ın haritacı cin ve kuşları kalem kâgıt elde havalandıklarında, Ankarktika 7 bin yıldır tek başına bir ada halindeydi. Demek ki Piri Reis haritası Süleyman’ın cin ve kuşlarının işi değil. Acaba 10 bin yıl önce yaşamış eski bir uygarlığın işi mi, dünya dışından gelenler mi yaptı, yoksa bilimsel bir açıklaması mı var?

Piri Reis Haritası’nın Esrarı Yok

Piri Reis haritası yatırılınca Antartika ülkesi sanılan yerin Ateş ülkesi olduğu görülüyor. Güney Amerika haritası yatırıldığında ise Piri Reis haritasında Antartika denilen yerin Ateş ülkesi olduğu sonucu çıkıyor.

Antik dönemde harita yapılmış olmasına rağmen, ölçeklere ve dogal özelliklere sadakatleri açısından ilk gerçek haritalar 13. yüzyıldan itibaren Avrupa’da görülmeye başlamıştır. Bunların denizle ilgili olanlarına İtalyanca portulano adı verilir. Portulanonun atası Adamus Biemensis tarafından 1076’da çizilmiştir, ama ilk gerçek portulano “Piza portulanosu” adını taşımaktadır. İtalyancanın porto=liman kelimesinden gelen bu sözcük, deniz kıyılarını gösteren haritaları işaret etmektedir. Buradan yola çıkan haritacılık 14.-16. yüzyıllar arasında epeyi gelişme göstermiştir. Birçok harita, daha Colomb‘un Amerika’yı bulmasından önce bu kıtaya ilişkin bilgi ve çizimler içermiştir. Örnegin bir 14. yüzyıl portulanosunda “Brazil” adası yer almaktadır. 1414 tarihli bir haritada Cipangu (Japonya) ve Antilia (Antiller) gösterilmektedir. Toscanelli’nin 1474-1482 arasında Colomb’a gönderdigi bir portulanoda da Amerika kıtasına ait bir çok çizimin yer aldıgı bilinmektedir. Colomb da Amerika’ya yaptıgı dört sefer esnasında çeşitli haritalar çizmiştir. Piri Reis‘in amcası Kemal Reis, bir çarpışmada Colomb’un ilk üç Amerikan seferine katılmış bir İspanyol’u esir alır. Bu denizci, Colomb’un Amerika’ya körlemesine gitmediğini, elinde çok sayıda harita olduğunu ve bunların şimdi kendinde olduğunu söyler ve bunları Piri Reis’e gösterir. Piri Reis ayrıca St. Brandon, Nicola Giuvan, Cenevizli Anton tarafından yapılmış haritaları da kullanmıştır. 1500’de Brezilya’yı keşfeden Cabral seferinden de ona haritalar gelmiştir. Böylece Piri Reis’in 1513 tarihli haritası bir derleme olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim, haritanın bir kesiminde terimler İtalyanca’yken başka bir kesiminde Portekizce olmaktadır. Bu da birçok köken harita oldugunu göstermektedir. Piri Reis haritası bilim çevrelerince incelenmeye başladıktan sonra birçok yanlış bulunmuştur. Örnegin William Miller, haritanın ızgaralarının yanlış olduğunu, oysa daha eski haritalardaki ızgaraların doğru olduklarını ortaya koymuştur. Bunun nedeni, Piri Reis’in çok sayıda haritayı çakıştırırken ızgaraları kaydırmasıdır. Aynı şekilde, Amerika kıtasının Karayipler bölgesi Piri Reis haritasında Colomb’unkinin aynıdır. Ama Colomb’un haritası tamamen yanlıştır ve Martin Behaim‘in 1492 tarihli yerküresinde yer alan Cipangu (Japonya), Colomb’un Hindistan’a gittigini sanmasından ötürü Karayiplere konulmuş, Piri Reis de bunu aynen kopya etmiştir.

İki Amiralin Öyküsü

Gregory Mc Intosh, “İki Amiralin Öyküsü” adlı kitabında, Virgin adalarının Piri Reis haritasında ikişer kere yer aldıklarını göstermiştir. Bunun nedeni, Piri Reis’in kullandığı haritalarda bu adaların farklı yerlerde gösterilmeleridir. Ayrıca Güney Amerika, Piri Reis’in haritasını yaptığı 1513’ten önce kaşiflerce dolaşılıp kıyıları belirlenmiştir. Önce Amerigo Vespucci, arkasından Binot Paumier de Gonneville yolu açmışlar, 1499-1502 arasında kıtanın en güney ucuna varılmıştır. Juan de la Cosa‘nın 1500, Cantino‘nun 1502 tarihli erken haritaları bile Piri Reis’inkinden daha doğrudur. Bunlar Küba, Jamaika ve Puerto Rico’yu doğru yerlerinde, ada olarak göstermekte, Piri Reis gibi Japonya’yı Amerika’da sanmamaktadır. Bu da Piri Reis’in Amerika’nın bulunmasından önceki eski haritaları ve Colomb’un haritalarını kullandığının kanıtıdır. Piri Reis’in doğru bir kaynaktan kopyaladığı yegane kesim Brezilya kıyılarıdır.

Ve “Piri Reis haritasının esrarı” iste bu noktadan itibaren ortaya çıkmaktadır. Piri Reis haritasında Brezilya kıyıları en uçta doğuya doğru kırılarak Antarktika‘yı resmetmektedir. Antartika, buzlar olmadan gösterilmiştir. 6 bin yıldan beri buzlarla kaplı olan, ancak 1818’de keşfedilen ve buz altının haritası ancak çok gelişkin teknolojilerle daha yeni çıkartılabilen bu kıta, bundan 500 yıl önce bir haritada nasıl gösterilebilmiştir? Bu haritayı ya uzaylılar ya da cinler çizdi. Ama ciddi bir sorun vardı. Piri Reis neden Brezilya’dan Ateş Ülkesi’ne 1200 millik Arjantin kıyılarını göstermemişti ve neden Brezilya’nın 2500 mil güneyindeki Antartika ona bitişikti? Bunun cevabını bilim adamları hemen buldular, yani Yeni Şafak’ta atılan manşette olduğu gibi “Bilim dünyası şaşkın” değil. Arjantin kıyıları aslında çizilmişti, ama doğru enlem ve boylamında değil, yatırılarak çizilmisti. Yani “esrar avcıları” tarafından 10 bin yıl önce yok olan kıstak diye ilan edilen kara parçası Arjantin kıyılarından başka bir şey değildi. Ve Antarktika’nın Kraliçe Maud Toprağı kıyıları olarak ilan edilen bölge de Arjantin’in en güney ucu olan Ateş Ülkesi’nden başkası değildi.

Eksen Kayması Var

Pekala haritanın güneyi neden sağa (doğuya) kaydırılmıştı? Çünkü Steven Dutch‘ın kanıtladığı üzere, Piri Reis haritaları birleştirirken Brezilya’nın Curtiba bölgesi noktasında bir distorsiyon (eksen kayması) yapmış ve bunu fark etmemiştir. Böylece Antartika ve onu kıtaya baglayan kıstak sanılan kesim, Brezilya’nın güney, Uruguay ve Arjantin kıyılarıdır. Ama Piri Reis‘in elindeki bazı haritalarda bu distorsiyon bilinçli bir şekilde yapılmıştır, çünkü papa II. Alexandrus, 1494’te imzalanan Tordesillas Antlasması‘yla, La Raya adı verilen bir hat çizmiş ve bunun doğusunu İspanya’ya, batısını Portekiz’e bırakmıştır. Eger haritanın güneyi La Raya’nın doğusunda gösterilirse, burası İspanya’nın olacaktır, nitekim öyle olmuştur. Çagdaş bilim Piri Reis haritasının esrarını çözmüştür. Haritada Antartika yoktur, burası Ateş ülkesidir ve eğer bu haritayı Hz. Süleyman’ın cinleri yaptıysa, neden bu kadar çok yanlış vardır? Cumhuriyet tarihinde bilimin bu kadar tü kaka olduğu başka bir dönem yaşandı mı, ben bilmiyorum.

Kaynak: Mehmet Ali KILIÇBAY

İklim Bilmecesi

İklim sistemi, birbirine bağlı çok sayıda unsurdan oluşuyor. Araştırmalara göre 8 bin 200 yıl önce buzul erimesi sonucunda büyük miktarda soğuk ve tatlı suyun okyanusa karışması, Batı Avrupa?yı ısıtan okyanus akıntısını yavaşlattı ve iklimi soğuttu.

Sahra Çölü?nün tozları rüzgarlarla Florida?ya kadar ulaşıyor ve buradaki fırtınaları ve yağmurları etkiliyor. Çalışmalar, tozlu sıcak havanın kasırga oluşumunu engelleyeceğini, yağmur oluşumunu azaltacağını gösteriyor. Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını güçlendiriyor bu da Umman Denizi?ndeki fitoplanktonların çoğalmasını sağlıyor. Fitoplanktonlar da bulut oluşumunu etkiliyor.

NASA?nın, atmosferdeki parçacıkların iklime etkisini araştırmak için gönderdiği Calipso uydusunun çektiği ilk görüntülerde, kükürt dioksitten oluşan bir duman bulutu görülüyordu. Endonezya üstünde 7 Haziran 2006?da görüntülenen bu duman bulutu, 17 bin kilometre ötede bulunan Montserrat Adası?ndaki Soufriere Hills Yanardağı?nın patlamasıyla ortaya çıkmış, 18 günde neredeyse dünyanın yarı çevresini katetmişti. Bu yalnızca küçük bir patlamaydı… Öyle bir dünyadayız ki, yanardağ patlamalarıyla açığa çıkan kükürt dioksit, etkili bir sera gazı olan metanı üreten bakterilerin çoğalmasını engelleyerek bu gazın atmosferdeki oranının düşmesine neden oluyor. Sahra Çölü?ndeki toz fırtınası, Florida?daki fırtınaları etkiliyor; uzaydan gelen yüksek enerjili kozmik ışınlar bulut oluşumunu tetikliyor. Birbirine bağlı çok sayıda etken, ki bunların bazıları bilim insanlarınca yeni incelenmeye başlandı, iklim sisteminde rol oynuyor.

Zincirin Halkaları

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalmasıyla, binlerce kilometre ötedeki okyanus besin zincirinin değişebileceği, karbon döngüsünün ve iklimin etkilenebileceği kimin aklına gelirdi? Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Güneybatı Asya?daki, özellikle de Himalayalar?daki karların iklim değişikliğine bağlı olarak azalması, daha az güneş ışınının uzaya geri yansımasına ve karadaki sıcaklığın artmasına neden oluyor. Kara ve deniz arasındaki sıcaklık farkının büyümesi muson rüzgarlarını güçlendiriyor. Daha güçlü esen muson rüzgarları, Umman Denizi?ni karıştırarak besleyici maddeleri yüzeye taşıyor ve fitoplankton ?patlamalarına? yol açıyor. Yüzey sularında yaşayan tek hücreli bu mikroorganizmalar gözle görülemeyecek kadar küçük. Ancak denizlerde trilyonlarca fitoplankton var ve toplu halde uzaydan bile görülüyorlar. Sudan büyük miktarda erimiş karbondioksiti alıyor ve küresel fotosentezin yaklaşık yarısını yapıyorlar. Öldüklerindeyse içlerindeki organik karbonun bir kısmı deniz tabanına gömülüyor. Böylece yüzey sularında erimiş karbondioksit miktarı azalıyor; atmosferden suya karbon geçişi artıyor. Sayılarındaki büyük çaplı artışlar bir sera gazı olan karbondioksitin atmosferdeki oranını değiştirerek dünyanın soğumasına neden olabilir. Peki fitoplanktonlar çoğalırlarsa başka neler olabilir? Umman Denizi?nin batısındaki fitoplankton yoğunluğunun 7 yılda yüzde 350?den fazla arttığını keşfeden araştırmacılar, artışların balıkçılık alanlarının verimliliğini fazlalaştıracağını, ancak çok yüksek artışların, derinlerdeki oksijenin tükenmesine ve balık ölümlerine neden olabileceğini ifade ediyorlar. Fitoplanktonların dağılımı, deniz yüzeyi sıcaklığını ve üst okyanus akıntılarını da değiştirebiliyor.

Fitoplanktonlarla Gelen Bulutlar

Yaşam ve iklim çeşitli döngülerle birbirine bağlı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de, fitoplanktonların güneşli günlerde bulut oluşumuna neden olan maddeler salgılayarak iklimi etkilemeleri. Yaz mevsiminde, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarının yoğun olduğu zamanlarda salgıladıkları dimetilsülfit (DMS) adındaki uçucu madde sudan atmosfere geçiyor ve oksijenle reaksiyona girerek kükürt bileşikleri oluşturuyor. Bunlar, çevrelerinde su buharının yoğunlaştığı ?yoğunlaşma çekirdeği” görevi yapıyor ve yansıtıcı etkisi çok olan bulutların oluşmasını sağlıyorlar. Tüm bu işlemler çok kısa bir sürede gerçekleşiyor; böylece fitoplanktonlar uzun süre zararlı güneş ışınlarına maruz kalmıyorlar. Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi?nce (NOAA) 2006 yılında yürütülen projeler kapsamında, DMS?yi mercek altına alan bilim insanları, oluşan bu bulutların güneş ışınlarını geri yansıtarak küresel sıcaklıkları etkilediğini belirtiyor.

Okyanus Akıntısı

Peki, Dünya iklimine önemli etkileri olan fitoplanktonların yaşamı neye bağlı? Çalışmaları, haziran ayında Nature dergisinde yayımlanan Princeton Üniversitesi araştırmacılarına göre, Güney Kutbu yakınındaki bir okyanus akıntısı, atmosferdeki karbondioksit düzeyinin ayarlanmasında anahtar rolü oynuyor. Antarktika çevresindeki suların, yeni adıyla Güney Okyanusu?nun atmosferdeki karbondioksit düzeyini değiştirerek Kuzey Yarımküre?nin iklimini değiştirebileceği biliniyordu. Ancak buradaki akıntının ayrıntılarının ne kadar önemli olduğu yeni yapılan çalışmalar sonucunda açığa çıktı. Araştırma grubundan Irina Marinov, Güney Okyanusu?nun derinlerinden gelerek yüzeye çıkan suların, 60 derece güney enleminin iki yanına doğru yayıldığını belirtiyor. Kuzeye doğru akan sular, dibe batmış besleyici maddeleri dünya okyanuslarına dağıtırken, güneye doğru akan sular, havadan karbondioksit emiyor ve yine derinlere iniyor. Marinov, bu kadar belirgin bir işlev farklılığının kendilerini şaşırttığını da söylüyor. Yaklaşık iki yıl önce de, aynı araştırma grubundan Jorge Sarmiento ve ekibi, tüm deniz canlılarının tahminen dörtte üçünün yaşamının, besin zincirinin en altında olan fitoplanktonların büyümesi için gerekli olan besleyici maddeleri yüzeye taşıyan bu akıntıya bağlı olduğunu keşfetmişti.

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını, muson rüzgarları fitoplanktonları, fitoplanktonlar deniz suyu sıcaklığını, atmosferdeki karbondioksiti, bulut oluşumunu etkiliyor. Ünlü çevre koruma örgütü Sierra Club?ın kurucusu John Muirherhangi bir şeyi tek olarak ayırmaya çalıştığımızda, onu evrendeki her şeye bağlı buluyoruz” diyordu. Bu zincir de yalnızca bir kesit. Ne dersiniz, uzayda parçalanan bir göktaşı da böyle zincire dahil olmuş olabilir mi? Yılın başında Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, yaklaşık sekiz milyon yıl önce, büyük bir göktaşının parçalanması sonucunda Dünya kozmik toz yağmuruna tutuldu. Araştırmayı yürüten Kenneth Farley ve ekibi, küresel soğuma ve Asya musonlarının güçlenmesinin de, kozmik yağmurla aynı döneme denk geldiğini belirtiyor. Bilim insanları, kozmik parçacıkların, gezegenimizde iklimin soğumasına yol açmış olabileceği fikrini öne sürüyorlar. İşin bir diğer ilginç yanı da, yine aynı dönemde, Atlas ve Hint okyanuslarıyla Büyük Okyanus?ta fitoplankton patlamaları olduğunun saptanmış olması. Geology dergisinde yayımlanan bir başka çalışmaya göre, bu soğuma döneminde Antarktika?daki buzullaşmanın artması, rüzgarları güçlendirmiş, bu da biyolojik üretkenliğin artmasına yol açmış olabilir. Göktaşlarından buzullara, musonlara, fitoplanktonlara uzanan bir zincir…

Küresel ısınmaya karşı, okyanusların demirle gübrelenmesiyle fitoplanktonların çoğaltılması ya da atmosfere kükürt basılarak dünyanın soğutulmaya çalışılması gibi yöntemlerin gündeme geldiği şu günlerde, sisteme yapılacak bir müdahalenin, sistemin diğer unsurlarını da değiştirebileceği gerçeği hatırdan çıkarılmamalı.

 

Kaynak: SELCEN PİRGE – ATLAS A?USTOS 2006

Kaptan Cook

Büyük Okyanus?ta gerçekleştirdiği keşif gezileri ile tanınan İngiliz kaşif, denizci, haritacı ve asker. HM Bark Endeavour adlı gemisiyle üç büyük Pasifik gezisi düzenlemiş olan Cook, son gezisi sırasında Hawaii?li yerlilerle girdiği bir çatışmada hayatını kaybetmiştir.

Kaptan James Cook, 7 Kasım 1728 yılında İngiltere’de Yorkshire‘de doğdu. 16 yaşında evden ayrılıp bir balıkçı kasabası olan Staithes?e gidip orada çalışmaya başladı. Denize olan tutkusunun, bu sahil kasabasında, çalıştığı marketin penceresinden dışarıdaki manzarayı seyrederken başladığı söylenir. Bir buçuk sene sonra patronu, Cook?un bu işe uygun olmadığını düşünüp onu yakınlardaki bir liman şehri olan Whitby?ye götürür ve Quaker mezhebine bağlı Walker kardeşlerin gemisinde çalışmasını önerir. Cook bu gemide deniz tüccarı olarak çalışmaya başlar ve işini en iyi şekilde yapabilmek için cebir, trigonometri, seyrüsefer teknikleri ve astronomi öğrenmeye başlar; öğrendikleri, bir gün kendi gemisinin kaptanlığını yapmaya başladığında kendisine çok faydalı olacaktır. 1752 yılında deniz kuvvetlerine yazılan Cook, Yedi Yıl Savaşları sırasında orduda görev yapar. Quebec kuşatması sırasında ortaya çıkan kartografi yeteneği, onu orduda kilit noktalara taşır. Newfoundland?ın girintili çıkıntılı kıyılarının haritasını başarıyla çıkaran Cook, bunun gibi pek çok başarısı sayesinde amiralliğe yükselir. James Cook, elde ettiği üstün başarılar, mükemmel denizciliğine, araştırmacı kişiliğine, kartografi alanındaki yeteneğine, tehlikeli bölgeleri araştırmadaki cesaretine ve zor zamanlarda adamlarını kontrol edebilme gücüne borçludur. 17 Şubat 1779?da Hawaï?de gemisinin teknelerinden birinin çalınması sonucu yerlilerle çıkan bir tartışma sırasında öldürüldü. Dünyanın çevresini gemisiyle gezen ilk kâşiftir.

1768 yılı Mayıs ayında Cook , Büyük Okyanus‘u keşfetmekle görevlendirildi. Cook’un yolculuklarının tarihteki önemli etkilerinden biri Avrupa ülkelerinin Büyük Okyanus’ta kurduğu sömürgelere öncülük etmesi oldu.

James Cook, kendisini dünyanın en büyük denizcileri arasına sokacak olan yolculuklarının ilkine, 1968 yılında başladı. Royal Society tarafından Pasifik Okyanusu?nu araştırması ve yeni ticaret yolları bulması için tutulan Cook, 1768 yılında İngiltere?den başladığı yolculuğu sırasında ilk olarak Ümit Burnu?nu geçti ve 13 Nisan 1769 tarihinde Tahiti?ye vardı. Ekim 1769’da Yeni Zelanda’yı ziyaret eden ikinci Avrupalı oldu. Daha önce tek bir ada olduğu düşünülen Yeni Zelenda’nın iki adadan oluştuğunu keşfetti Bütün Yeni Zelanda kıyılarının haritasını çıkartmasının ardından Avustralya?ya geçen denizci, Kuzey ve Güney Yeni Zelanda adaları arasındaki boğazı bulan ilk insan oldu ve burayı Cook Boğazı olarak isimlendirdi. Yolculuğu pek çok açıdan büyük bir başarı sağlasa da, asıl hedefi olan Venüs?ün ve diğer gezegenlerin Güneşe olan uzaklıklarını hesaplama görevinde, hata payının çok yüksek olması nedeniyle başarısız oldu. Gemisi Endeavour ile Avrupa?ya dönmeden önce Avustralya?ya da uğrayan Cook, buradan pek çok bitki ve hayvan örneği toplayarak İngiltere?ye dönüşünde bilimadamlarının hizmetine sundu ve de gezi günlüğünü yayınlayarak büyük bir ün kazandı.

18. yüzyılda Ekvator’un güneyinde keşfedilmemiş topraklar olduğuna inanılıyordu. Cook’un ikinci yolculuğu öncelikle bunu kanıtlamaya yaradı. Bu yolculukta Cook daha önce hiçbir Avrupalı’nın ilerlemediği kadar güneye ilerledi. Antarktika‘nın çevresini dolaştı. Aşırı miktardaki buzullar nedeniyle Antarktika?ya ayak basamasa da, bu kıtanın çevresini dolaşan ilk denizci olma onurunu kazandı Ancak kıtayı çevreleyen buzlar karanın görünmesini engellediğinden Antarktika’nın varlığı 1840’a kadar kanıtlanamadı. 1775’te İngiltere’ye döndüğünde Kraliyet Donanması Cook’a onursal emeklilik hakkı tanısa da bu Cook’u denizlerden uzak tutmadı.

James Cook?un son yolculuğu, 17761779 yılları arasında gerçekleşti. Avrupa ve Asya arasında alternatif bir bağlantı noktası aramak amacıyla çıktığı yolculuğun ilk yılında başarılı olamasa da, 1778 tarihinde Hawaii Adaları?na ulaşarak bu bölgeye varmayı başaran ilk Avrupa?lı denizci oldu. Daha sonra Afrika’nın güney ucunu dolaşarak, Hint Okyanusu‘na yöneldi. Kuzey Amerika‘yı keşfetmek üzere doğuya yöneldiğinde bilmeden Juan de Fuca Boğazı‘nı geçti. Kuzey Buz Denizi‘ne ulaşmayı hedeflediğinde dev buz kitleleri yolunu kesti ve Hawaii’ye geri döndü. Geminin teknelerinden birinin çalınması üzerine yerlilerle çıkan tartışmada Cook öldürüldü (14 Şubat 1779).

sailing588

Denizcilikte İlkler

Her şeyin bir ilki olduğu bilindiğine göre; konumuz olan denizcilik alanında ilginç ilk olaylar hakkında neler biliyoruz? Hiç düşündünüz mü? 15. yüzyılın başından itibaren özetle bu olaylara bir göz atalım. Bakalım denizcilikte ve deniz ticaretinin ilkleri yıllara göre gösterdiği gelişimde neler olmuş:

1436 Gemi mevkinin matematiksel hesaplanması için ilk defa Volta Cetveli, Andrea Biancho tarafından düzenlendi.

1490 İlk olarak? Portolano Rizo ? isimli klavuz kitabı basıldı.

1508 İlk deniz sigortası İngiltere?de yapıldı.

1537 İlk defa Pedro Nunes ?Tratado Da Sphera? küresel seyir prensibini yayınladı. Bu metot 1498’de Cabot ve 1524’te Verrazano tarafından kullanılarak Büyük Daire Seyriyle America?ya gittiler.

1545 Navigasyon hakkında ilk bilimsel tez yayınlandı.

1550 Sextant isimli rasat aleti icat edildi.

1557 İtalyan piloy (kaptan) Battista Testa Rossa ?Brieve Compendio Del Arte Del Navigar 1580 İngiltere ?de Time House? ta manyetik sapma (Varation), yapılan bir seri manyetik gözlemlerle bulundu. William Borough bu doğal sapma değerini yaklaşık olarak 11 derece 25 dakika Doğu olarak hesapladı.

1584 Hollanda?lı pilot (kaptan) Lucas Janszoon Waghenear ; navigasyonun pirensiplerinden ve seyir talimatları isimli kitabı bastı. Bu kitap 200 yıl boyunca kullanılmıştır. L. J. Waghenear alçak enlemlerdeki ülkelerin seyir yapılabilir sularında uygulanacak talimatlar ve seyir haritaları ile 2 cilt olarakta Kuzey Baltık Denizleri isimli kitabları bastı.

Fransa?da Cordovanda Gironde nehri girişinde deniz feneri kullanıldı.

1585 İlk defa denizciler 330 kulaç su derinliğinin ölçüldüğünden söz etmişlerdi.

1588 ?Waggoners? ismi ile ingilizceye Anthony Ashley tarafından tecüme edildi. 30 yıl içinde 24 defa hollanda, latinve ingiliz dillerine çevrilerek basıldı. Amerikan , İngiliz ve Fransız denizcileri bu kitapta anlatılan sularda seyir yaptıklarından çok kullanıldı.

1599 Merkator’un Deniz Haritası hazırlandı.

Edward Wriglit tarafından ?Navigasyonun Kaçınılmaz Hatalarının Bulunması Ve Düzeltilmesi?isimli kitabı yayınladı. Bu kitabta Meridyen Parçaları, Kerte Hattı Seyiri ( Merkator Seyri) konuları vardı.

1601 Sigorta ile ilgili ilk kanun yapıldı.

1608 Hollanda ?da Teleskop icat edildi.

1612 Astronomi Profesörü olan ve Gresham Kolejinde görevliyken doğal sapma değerini 6 derece 13 dakika olarak hesapladı.

1696 ?Lloyd Haberleri” yayınlandı.

1700 Deniz Barometresi icat edildi.

1701 Edmond Halley çok büyük bilgilere sahip ilk doğal sapma hatlarını (isogonik hatlar) gösteren haritalar yaptı.

1714 İlk buharlı makina yapıldı.

1720 İlk Deniz Sigorta Müessesesi kuruldu.

1732 İngiltere?de Thames Nehus girişinde ilk defa küçük bir fener gemisi kullanıldı.

1735 İlk Kronometre icat edildi.

1767 İlk deniz takvimi (Almanak) yayınlandı.

İlk defa Amerika Birleşik Devletlerinde Delaware Nehrinde, şamandıralar kullanıldı.

1768 Kaptan Cook ilk dünya seyahatine çıktı.

1773 İngiliz Harp Gemileri tarafından, geliştirilmiş gemi hızı ve gidilen mesafeyi hassas olarak ölçen savlolu (halatlı) Pareketa kullanıldı.

1779 Kaptan Cook vahşiler tarafından öldürüldü.

1780 Atlantic Neptüne isimli kitapta yalnızca Kuzey Amerika?ya ait 257 harita sunululmakta olup taşınması çok zordur. Haritalar çok büyük ve talimatlar lüzumsuz içeriliklerle doluydu.

1784 George Graham tarafından manyetik sapmanın yıllık değişimleri yayınlandı.

1789 ?Bounty?gemisinde isyan çıktı.

1790 İlk defa can kurtarma filikası Güney Shield Nehrinde kullanıldı.

1799  H. M. S Lutine isimli gemi battı.

1801 Bileşik Büyük Biritanya ve İrlanda Fransa ?nın nezdinde metrik sistemi belirledi.

1802 H.M.S Investigator gemisi kaptanı Matthew Flinder Avusturalya seyahati sırasında gemi manyetik alanının (Devation) pusula üstüne olan dikine etkisini keşfetti. Bunun düzeltilmesi için, bu günde kullanılan Flinder çubuklarını uyguladı.

1812 İlk buhar makinesi vapur Clde ?de denendi.

1815 İlk buharlı gemi Thames ?de çalışmaya başladı.

1817 İlk defa Atlantik okyanusu bir yat ile geçildi.

1818 İlk buharlı gemi Atlantik okyanusunu geçti.

1819 İlk demirden yapılmış ?Vulcan? isimli gemi Clyde ?de inşa edildi.

1820 İngiltere ilk Kraliyet Astronomi Cemiyeti kuruldu.

1821 İngiltere ?de ilk Denizciler için Hastane cemiyeti kuruldu.

1824 İngiltere ?de ilk cankurtaran (tahlisiye)Enstitüsü kuruldu.

1825 İlk defa Buharlı gemi Hindistana ulaştı.

1827 Deniz Ticaret Bahriyesi Gemi adamlarının öksüzlerinin korunması için yetimhane kuruldu.

1829 Denizcilerin öksüz kız çocukları ?öksüz kadınlar? okul ve barınma evi kuruldu.

1830 Denizcilerin Barınması için koruma evi ilk olarak London?da kuruldu.( Bu gün bütün Avrupa denizci memleketlerinde ?Seaman House? isimi ile anılan oteller vardır.)

1836 Gemicilik ve Ticareti Gazetesi ilk olarak yayınlandı.

1838 İngiltere?de ilk Buharlı Harp Gemisi inşa edildi.

-Bu yıl ilk defa Buharlı gemi servisi ile Atlantik okyanusu 17 günde geçildi.

-Bu yıl ilk defa gemi Pervanesi kullanıldı.

1840 Cunard Buharlı gemisi ?Britannia? Birinci yolculuğuna çıktı.

1843 İngiltere?de ilk buharlı gemi inşa edildi.

1847 ?Rüzgar ve Akıntı HaritasıKuzey Atlantik? de basıldı.

1848 Kuzey batı geçidi keşfedildi.

1850 Amerika Bileşik Devletlerinde ilk şamandra renkleri hakkında kongre yapıldı.

1851 İlk denizaltı Telgraf kablosu döşendi. Kraliçe kupası yarışını America İzmir ?li yat kazandı.

1855 İlk defa Meteoroloji ile ilgili ofis tesis edildi.

-İngiliz Kraliyet Astronomu Sir George Airy manyetik pusulanın sapma değerinin düzenlenmesi için yumuşak demirden yapılan mıknatıs çubuklarını geliştirdi.

1869 Amerika Birleşik Devletlerinde ilk olarak ?The New American Practical Navigator? izmirli kitap basıldı.

1877 İlk telefon icat edildi.

1878 Lord Kelvin makinalı mükemmel bir derin su iskandil aletini yaptı.

-Sahil Geodetik ölçme ismi verildi.

1884 İlk güçlendirilmiş Türbin makinası yapıldı.

1889 Uluslararası denizcilik konferansında şamandıralar hakkında konferans yapıldı.

1894 İlk Turbina İzmir ?li Turbin makineli gemi denize indirildi.

1895 İlk defa Kaptan Slocum 13 tonluk Sloop tipi teknesiyle tek başına Dünya Seyahatine çıktı.

1897 Ticaret gemiciliğinde ilk pilotaj kuralları kabul edildi.

1900 Adnuralty tarafından telsiz telgraf tesis edildi.

-Atlantik okyanusu yat gemisinde rekor kırıldı. 13 gün 20 saat.

-Amerika Birleşik Devletleri kara suları ve iç sularında yaklaşık 5000 şamandıra vardı. Bugün 20.000?den fazladır.

1901 Yeni Uluslararası işaret kodları kullanıldı.

Uluslararası Denizcilik Konferansı Washington?da toplandı.

Discovery isimli gemi Antarktika?nın keşfi için yola çıktı.

1903 Uluslararası Telsiz Telgraf Konferansı Londra?da toplandı.

-Uluslararası Telsiz Telgraf Konferansı Berlin?de tolandı.

1904 Fueloil kullanılarak ilk uzun yolculuk Nebraska isimli gemi Kaliforniya?dan Newyork?a 12.724 millik yolu 51 gün 7 saatte gitti.

-Cunard Gemicilik Şirketinde Buhar Türbün makinası kullanıldı.

1910 İlk ışıklı şamandıra Amerika Birleşik Devletlerinde servise girdi.

1911 Amerika Birleşik Devletlerinde Elmen A.Sperry ve Almanya?da Anschatz- Kampte ilk Gyropusula denemelerini yaptılar Birinci Dünya Harbinde ilk olarak harp gemilerinde kullanıldı.

-Alexander Behm Almanya ?da Kiel?de ilk elektrikli denizcilik ölçme aletini (Edco Sounding) denemesini yaptı.

1918 Pierre Langevin elektrikli iskandil ile derinlik ölçtü.

1922 İlk defa America Bileşik Devletleri Donanmasında elektrikli iskandil geliştirildi.

 

KAYNAK : Kaptan Fatih TÜRKÜSTÜN

Clelia II

Şili-Anktartika-Arjantin arasında sefer yapan Yunan Helios Gemicilik şirketine ait ?Clelia II?, makine arızası yüzünden içindeki 165 yolcu ve mürettebatla Atlantik Okyanusu?nda fırtınanın ortasında mahsur kaldı.

Geminin yardımına koşan Arjantin Sahil Güvenlik ekipleri ?Clelia II?ye ulaştı ve gemi güvenli bir şekilde Ushuaia limanına götürüldü.

Turistik yolcu gemisi ?Clelia II?, ABD?li 88 yolcu ve 77 müretebatıyla Şili?nin Santiago kentinin Valparaiso limanından yola çıktı.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=qaij7J0Xvnc[/youtube]

ACİL YARDIM İSTEDİ

Antarktika turunu tamamladıktan sonra dönüşe geçen 88 metre uzunluğunda ve 15 metre enindeki gemi yolda fırtınaya yakalandı. Bu sırada makine arızası baş gösteren ?Clelia II?, dev dalgaların arasında mahsur kaldı ve küçücük bir sandal gibi yalpalamaya başladı.

Varış yeri olan Arjantin?in Ushuaia limanına 845 kilometre mesafede acil yardım çağrısında bulunan geminin yanına önce bölgede bulunan National Geographic ekibini taşıyan gemi ulaştı. Ancak herhangi bir müdahalede bulunmaları mümkün olmadı.

Kesin koordinatların bildirilmesi üzerine Arjantin Sahil Güvenlik ekipleri harekete geçti. Bölgeden ulaşan haberlere göre, Yunanlı Helios Gemicilik şirketine ait olan ?Clelia II? yedeklenerek güvenli bir şekilde Ushuaia limanına götürüldü.

Gemideki yolcularıdan bazılarında dev dalgalar arasındaki yalpalama sırasında aldıkları darbeler nedeniyle küçük yaralanmalar dışında sağlık durumlarının genellikle iyi olduğu ancak çok korktukları belirtildi.

Katil Dalgalar – (Dev Dalgalar)

Okyanus, derinliklerinde devasa dalgalar üreten şeytan üçgenleri bir yıl içinde 167 gemiyi yuttu. ?Denizci masalı? sanılan 35 metre yüksekliğinde dalgaları rüzgárın değil okyanusun kendisinin ürettiği ortaya çıktı. ?Katil dalgalar? en son, kuzey kutbu turuna çıkan 137 zenginin bulunduğu Bremen gemisiyle ceviz kabuğu gibi oynadı. Gemi 40 derece yan yattı, yolcular ölüm terleri döktüler.

Doğu Avrupa?lı 137 seçkin yolcu Arjantin?in liman kentine ulaştıklarında, kutup gezisine çıkacakları ?MS? Bremen gemisi onları bekliyordu. 111 metre uzunluğundaki geminin  tecrübeli kaptanı Heinz Aye yolcularını güvertede karşıladı. Rüya gemi, Antarktika’nın etrafında turlayacaktı. Yolcuların ödeyecekleri para 30 bin dolardan fazlaydı..


Yolculuk başaladığında herşey çok normal gidiyordu. Bir bir buzdağlarını aşıyorlar veya botlarla buzdağlarına çıkıyorlar, ?kayıp kıta? Artarktika?nın büyülü atmosferinin keyfini çıkartıyorlardı…

Arjantin?in Ushuaia limanından demir alan ?Bremen? gemisi 21 Şubatta Rio yönünde seyrederken, ani bir fırtınaya yakalandı. Barometre gözle görülür şekilde düşüyor, deniz kaynamaya başlıyor, gökyüzü kararıyor, 35 m yüksekliğinde dev dalgalar geminin çelik gövdesini dövmeye başlıyordu. Helikopter pisti çöküyor, radar direği parçalanıyor, yolcular ölüm korkusu içinde can yeleklerini giyerek yemek salonunda toplanıyordu. Bir yolcu daha sonra ?Tanrının nefesini hissettim? diyecekti.

Gemi yarım saat manevra yapamadan ve 40 derece yan yatarak dalgalarda sürüklendikten ve denizin ve fırtanın ortasında çırpınıp durduktan sonra yoğun çabalarla kurtarılabilecekti. Bremen büyük hasar almıştı.

Okyanusun hem korkuç hem de cezbedici yüzü

Deniz bilimciler (oşinografi uzmanları) uzun araştırmalar sonucunda bu doğa olayının izini buldular: Dev dalgaları rüzgar değil okyanus üretiyordu! Okyanus, korkunç dalgaların sahibiydi! Ve bu dalgalar 35- 40 m’yi bulabiliyordu.

?Eskiden, birden bire ortaya çıkan esrarengiz dev dalgaların öyküsü sadece denizci palavraları olarak kabul edilirdi, ama artık deniz kazalarından, dev dalgaların (?Freak Waves?) sorumlu olduğunu biliyoruz? diyor matematikçi Janau Hennig.

Denizlerde üç farklı dalga türü meydana gelir

Denizin büyük gırdaplar, dalgalar oluşturarak gemileri yuttuğu veya büyük hasarlar verdiği yedi riskli bölge saptanmıştır. Bunlar arasında Bermuda Şeytan Üçgeni, Güney Afrika?nın doğu sahillerindeki Agulhas Boğazı ve Kuzey Denizi de vardı.

Araştırmacıları dev dalgaları üç gruba ayırıyorlar:

Büyük bir uğultuyla on kilometre kadar sürüklenenler: ?Dik dalgalar? (?Freak Waves?)

Üç büyük dalgadan oluşan gruplar: ?Üç kardeşler?

Aniden ortaya çıkan ve normal çalkantıyı dört katına çıkaranlar: ?Tekli dalgalar?.

Bulgular oşinografi uzmanları için sürpriz oldu. Çünkü onlara göre kasırgalar denizi ancak 15 m kadar kabartabiliyordu. Buna önlem olarak spetrol ondaj platformları su seviyesinden 35 m yükseğe kurulur. Ve kurala göre, denizin bu limiti ancak yüz senede bir aşma olasılığı vardır.

Katil dalgalar 200 metre uzunluğundaki kargo gemilerini bile denizin karanlıklarına çekiyordu. 1969?den beri en az 11 süper gemi denizin darbeleriyle parçalanmıştı. Katil dalgalar sadece gemileri değil, Kuzey denizinideki ?Dünyanın en uzun? petrol platformlarını bile vuruyordu.

Katil dalgaların sırrı nedir?

Peş peşe yaşanan kazalardan sonra şaşkına dönen araştırmacılar şimdi dev dalgaların gizini çözmeye çalışıyorlar.

Bazı görüşlere göre, sera etkisi nedeniyle atamosferin dinamiği artmıştı… Almanya?nın Berlin, Hamburg ve Hannover kentlerinde, araştırmacılar büyük tanklarda yarattıkları yapay dalgalarla deneyler yapıyor. Dalga tasarımcısı Günter Clauss, hidrolik pervanelerle istediği boyuttu çalkantılar üretirken, yardımcısı Manou Henning de dalgaları formüllere döküyor ve dalga fiziği kaos araştırmasının bir bölümüdür, diyor.

Mantıklı sistemlere oturtulamayan dev dalgalar adeta canavarları andırıyor: Önce büyük bir gürültüyle suyu emiyorlar.  Eğer yollarına bir engel çıkarsa, suyu üzerine boşaltıyorlar.

Hızları saate 50 km?yi bulan sular geniş düzlemlerde toplandıktan sonra farklı yüksekliklerde kabararak, asimetrik sivri tepeler oluşturuyorlar.

Peki ama bu dev dalgalar neden bu kadar ansızın ortaya çıkıyor? Laboratuvardan elde edilen sonuçlar şöyle: ?Bremen? gemisini alabora eden ?Freak Wave? (dik dalga), tekli dalgaların üst üste binmesiyle meydana geldi.

Bu dalga türünü oşinografi uzmanı Walter Kühnlein, deney tanklarında şu şekilde elde etti: Önce 300 m uzunluğundaki havuzda küçük dalgalar üretti; hemen arkasından peşlerine daha süratli ve daha büyük olanlarını sürdü. Araştırmacı bu süreci, tüm dalgaların aynı noktada üst üste bineceği şekilde ayarladı. 120m sonra dev bir dalga, büyük bir güçle çelik bir duvara çarparak iyice yükseldi ve büyük bir gürültüyle salonun çatısını havaya uçurdu!

Özellikle de dalgaların öne doğru kıvrılmış ?sivri dişleri? çok tehlikeliydi. Çarpma sırasında havayı emiyor ve yoğunlaştırıyorlardı. Bu sırada 15 barlık bir basınç oluşuyordu. Kühnlein?a göre de bu basınç gemi gövdelerinin eğrilmesi için yeterli oluyor. Bir yetkili, uçakların kara kutularına benzer sefer kayıt araçları ve dalga radarlarından yararlanılmasını önerdi.

Erken uyarı sistemi

Ancak şimdilik bir erken uyarı sistemi üzerinde duruluyor. Alman Hava ve Uzay Yolculuğu Dairesi?nin uydusu 60 dakikada bir deniz yüzeylerinin fotoğraflarını göndermekte. Uzmanlar, yeni bir yöntemle riskli bölgelerin görüntülerini de elde etmeye deneyecekler.

Ayrıca gemi yönetim sistemlerinin yenilenmesi isteniyor. Örneğin 7500 konteyner taşıyan dünyanın en büyük yük gemisi küçük bir Joystick ile çalışıyor. Fakat bu kumanda anahtarı ya da bilgisayar ıslandığında tüm sistem çöküyor. Hiçbir vananın ve pistonun elektriksiz çalışmadığı durumlarda daha fazla kurtarma araçlarına ihtiyaç duyuluyor

Gemi motorlarının yoğun elektrik enerjisine ihtiyacı vardır. Araştırmacılar bu sistemin de yeni teknolojilerle güçlendirilmesi konusunda uyarıyor.

(Kaynak: Spiegel, sayı 51, 2001)

Dev dalgalar nasıl oluşuyor

Teorik olarak dev dalgaların 50m?ye kadar ne şekilde yükseldikleri henüz bilinmiyor. Deney havuzunda yalnızca ?dik dalga? (?Freak Wave?) türü üretilebildi. Dik yüzeyli dalgalar birkaç dalganın üst üste binmesiyle meydana geliyor. Daha yavaş seyreden bir dalganın peşinden gelen süratli dalgalar aynı anda öndeki dalgayı geçebiliyorlar. Bu durumda normalden dört misli büyüğünde dev bir dalga oluşuyor ve dik olarak birkaç saniyeliğine suyun üzerine fırlıyor. Ucu kıvrılan dalga sonra yeniden denize karışıyor.

11.01.2002 Hürriyet Bilim’den aılntıdır..


Buzdağı (Iceberg)

Buzdağı… Titanic dahil bir çok geminin batmasına sebep olan buzdağları Kuzey ve Güney Kutbu denizlerinde bulunurlar. Sürekli kar yağışı olan bölgelerde karın üst üste yığılması ile kardan bir dağ daha sonra da koca bir buz kütlesi meydana gelir. Zamanla kıyıya doğru kayan bu katman deniz içerisinde parçalanarak devasa buzdağları oluşturur. Deniz üzerinde yüzen buzdağlarının uzunlukları bir kaç kilometreyi, kalınlığı ise 300 metreyi bulabilir.

Okyanusta ağır hareketlerle gezinen buzdağları, dağ buzullarının kırılması sonucu oluşmuş buz kütleleridir. Bir şekilleri yoktur ayrıca kırılmalar sonucu çok değişik şekiller oluşturabilirler. Bir buzdağı tamamen sudan oluştuğuna göre, suyun en az 3,98 santigrat derecede olması gerek ki bu buzdağı erimesin. Deniz tuzludur ve tuzlu su normal suya göre daha düşük bir donma noktasına sahiptir. Tuz dışında başka bir maddeyi suyun içine attığımızda da yine daha düşük bir donma noktası elde ederiz. Yani eğer buzdağı sadece sudan oluşmasaydı ve içinde başka maddeler de olsaydı hemen eriyip yok olurdu.

Bilindiği gibi su, katı halinin yoğunluğu sıvı halinin yoğunluğundan daha az olan  tek moleküldür. Böylece buz parçaları su üzerinde batmadan durabilirler. Su donduğunda, moleküller kristal bir şekil alır ve moleküller arası boşluk artmaya başlar. Bu boşluklar buz adalarının suda yüzmesine neden olur.

Bir dağ buzulu yüzlerce kilometre uzunluğa ve binlerce fit yüksekliğe sahip kar ve buz yığınıdır. Eğer yaz aylarındaki erime kış aylarındaki kar yağışından daha az olursa dağ buzullarının üzerindeki kar ve buz kütlesi artar. Bu ağırlık artışı sonucunda da dağ buzulları çok yavaş da olsa yerin dibine doğru göçmeye başlar. Bunun sonucunda dağ buzulu kıyıları daha sıcak olan okyanus suyu ile buluşur ve meydana gelen kırılmalar sonucu önce büyük bir buz kütlesi dağ buzulundan ayrılır. Daha sonrasında ise bu buz kütlesi yine kırılmalar sonucu daha küçük buz parçalarına ayrılır ve okyanusta yüzmeye başlar. Dağ buzulundan ayrılan bu parçalar sayesinde ağırlık biraz azalır ve dengelenmeye başlar.

Grönland?dan koparak gelen buz kütleleri özellikle ilkbahar ve yaz mevsiminde Kuzey Atlas Okyansu’nda sefer yapan gemiler için büyük bir tehdit oluşturur. Buna ek olarak Kanada?nın kuzeydoğu kesiminden gelen buzdağları  Labrador Akıntısı ile Newfoundland (Yeniel) kıyılarından güneye doğru hareket ederler. Buradan da Gulfstream Akıntısı’nın etkisiyle Ekvator?a doğru yol alırlar. Bazı buzullar tam olarak eriyip yok olmadan önce 27°’lik arz derecesine kadar ulaşırlar. Antarktika buzullarından kopanlar ise kuzeye doğru yol alırlar. Bunlar Hint ve Büyük Okyanus?ta sefer yapan gemiler için pek tehlike oluşturmazlar. En fazla kuzeye gidebilen buzdağı, Avustralya’nın 100 mil kuzeyine kadar yaklaşabilmiştir.

Kırılıp dağ buzulundan ayrıldıktan sonra bir buzdağı deniz içerisinde 3-6 yıl arası erimeden kalabilir. Fakat buzdağı sıcak denizlere doğru yol alırsa bu süre daha da kısalır. Ayrıca diğer buzdağları ile çarpışma ve azgın dalgalar da buzdağlarının yaşam süresini azaltır.

İstatistiklere geçmis en büyük buzdağının boyutları gerçekten hayret vericidir. 2000 yılında Antarktika?da bulunan ve B15 adı verilen buzdağı yaklaşık 500 metre kalınlığındaydı ve 5 kilometre karelik bir alanı kapsıyordu. B15 günümüze kadar bulunmuş en büyük buzdağı olarak kayıtlara geçti. Bu büyüklükteki buzdağlarına buz adası demek daha doğru olacaktır. Arktik (Kuzey Kutbu yakınındaki) buzdağları genelde Antarktika?daki buzdağlarına oranla daha küçüktür. Bunun nedeni ise, Antarktika?nın  geniş bir alana sahip olması ve buzul sayısının da az olmasıdır. Bu sayede buz dağı diğer buzdağlarına çarparak küçülmez ve büyüklüğünü korur.

Dünyada Kayıtlara Geçen En Büyük Buzdağı B-15

B-15 bulunduktan sonra hareketlerinin gözlemlenmesi için üzerine bir sismograf yerleştirildi. 2005?te dağılıp parçalara ayrılan B-15 üzerinde önemli sismik hareketler gözlemlendi. Peki bu devasa buzdağı neden dağılmıştı? Parçalanmadan 6 gün önce Alaska?da meydana gelen şiddetli fırtınanın oluşturduğu dalgalar Antarktika?ya kadar gelip B-15?i parçalara ayırdı.

Şekline Göre Buzdağları

1. Sivri Tepeli Buzdağı (Pinnacle iceberg)

2. Havuz Buzdağı(Drydock iceberg)

3. Takoz Buzdağı (Wedge iceberg)

4. Yassı Buzdağı (Tabular iceberg)

Okyanuslar üzerinde büyüklüğüne göre 6 çeşit buzdağı bulunur. Bunlardan en küçük olanı Küçük Buzul (Growler) olarak adlandırılır. Boyu ise bir otomobilinki kadar diyeyebiliriz. Bu çeşidin bir büyüğüne ise Ada buz Dağı Parçası (Bergy Bit) denir. Bu da küçük bir evin boyutlarına sahiptir. Kalan 4 kategori ise Küçük, Orta, Büyük ve Çok Büyük Buzdağı olarak adlandırılır. Çok büyük buz dağı 80 metre yüksekliğinde, 250 metre uzunluğundadır.

Denizcilik tarihinde birçok kaza ve ölüme sebep olan buzdağları okyanuslara açılmak isteyen denizcilerimizin en çok dikkat etmesi gereken konulardan. Buzdağlarını iyi tanımak ve hep tetikte olmak çıktığınız yolculuktan sağsalim dönmenizi sağlayacaktır.

Güney Okyanusu – Vendeé Globe

Güney Okyanusu hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki hepsini tek bir yazıda ele almak mümkün değildir. Hakkında bilgimiz çok sınırlı olmasına rağmen söyleyecek çok şeyimiz olduğu da kesindir. Dünyanın en güçlü rüzgârları bu okyanusta esmektedir ve dünyanın en büyük okyanus akıntılarından olan Antarktik Kutup Çevresi Akıntısı, Antarktika çevresini batıdan doğuya dolaşır. Küresel okyanus ve ısı dolaşımında büyük bir önem arz eder. Kuzeyinde daha sıcak sularla karıştığı yerde yeni bir zon oluşturur. Antarktik Bileşke adı verilen bu yer oldukça kesin bir sınır teşkil eder ve mevsimlere göre yeri değişir. Burası ayrı bir su kütlesi özelliğindedir ve eşsiz bir çevredir. Deniz altı bitki ve hayvanları bakımından yoğundur. Sadece bu bile Güney Okyanusu‘nun ne kadar önemli olduğunun kanıtı olabilir. Dünyada ısıyı dağıtan iki şey vardır; bunlardan biri okyanus akıntıları, digeri rüzgârlardır. Okyanus akıntıları ve rüzgârlar bulundukları yerin sıcaklığını gittikleri yerlere taşırlar.

Okyanus; insanlar -ki solungaçları yoktur- için yaratılmış dünyanın üçte ikisini kaplayan büyük deniz.. Ambrose Bierce…

Güney Okyanusu daha 2000 yılında resmen isim verilip tanımlanmıştır ve halen sınırları bazı kaynaklarda farklılık gösterir. Dünyanın en yeni ve dördüncü büyük okyanusudur. Ayrıca sınır çizgisi bir kara parçasıyla değil de bir enlemle belirtilen tek okyanustur. IHO’nun (Uluslararası Hidrografi Organizasyonu) tanımına göre ABD’nin hemen hemen iki katı büyüklüğündedir.

Yaklaşık 20 çeşit balina ve yunusa, altı fok türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yaklaşık 120 balık türü ile Güney Okyanusu yaşam doludur. Bilinen 21 albatros türünün 18’i Güney okyanusunda yaşar ve planktonbakımından çok zengin bir okyanustur.

Vendeé Globe yarışlarının kalbini oluşturur. Sürekli rüzgârlar ve okyanus akıntılarıyla Güney Okyanusu’nun fırtınaları hiç durmaz. Burada en süper tasarlanmış, yapılmış ve hazırlanmış teknelerdeki en deneyimli denizciler dahi, kör talih ve kaba güç bir araya geldiğinde, denizin almak isteyeceği her şeyi alacağını bilir. Güney Okyanusu’nda kesin olan tek bir şey vardır, o da hiçbir şeyin kesin olmadığıdır. Denizci, her fırtınanın, öyle ya da böyle tekneyi mahvedebilecek dalga veya dalga kombinasyonları oluşturduğunu bilir. Bu buluşmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini adına ister şans deyin ister kader, kimse bilemez.

İşin özü şu; Güney Okyanusu’nu tek başlarına geçen bu denizcilerin, son derece cesur ve aynı zamanda kesinlikle üst düzey teknik ve yelken bilgisine de sahip olmaları lazım. Ama eğer sürekli olarak aniden ölüm veya kötü bir kaza olasılığının gerginliğine dayanabilecek çelik gibi sinirleri yoksa tüm bu diğer yetenekleri onları fazla uzağa götüremez. Ateş hattındaki asker gibiler. Olası ölümü göze almak, yaptıkları işin kaçınılmaz koşuludur. Ya da sözleşmenin bir parçası da denebilir. Gerçi tek başına giden denizcilerden hiçbiri, bir askerin yaşadığı gibi, gözünün önünde ya da kucağınca bir arkadaşının ölümüne tanık olmamıştır, ama yine de pek çok yakın arkadaşlarını denizde kaybetmiştir. Buna rağmen yine de katılıyorlar. Ve her biri, normal bir insanın erken gelen vahşi ölüm karşısında duyacağı korkuyu yenebilmek için kendince yöntemler bulmak zorunda kalıyor. Ama aynı zamanda Güney Okyanusu, tehlikeleri aşılıp da sağ kalındığında denizcinin hissettiği; imbikten geçirilerek arıtılmış, duru bir coşkudur.

Tek başına giden denizcilerin, aniden çöken tehlike karşısında, bu seferlik kefeni yırttıklarını hissettikleri yüce anlar olmalı. O an gelmeden önce kim bilir nasıl tarif edilmez, nefes kesen bir boşluk yaşıyorlar. Sağ kalıp kalamayacaklarından emin olamadıkları o an, her şeyin mümkün olduğu o an, dengenin iki tarafa da gidebileceği o an. Bullimore, Dubois ve Dinelli‘nin hisetmiş olduğu ya da kötü havada teknesi tamamen yan yatan diğerlerinin yaşadığı gibi. Hayatta kalacaklarınıo fark ettikleri o an, kutsal bir bağışlanma gibi olmalı. İşte böyle anlardaki yaşama sevinci ve gücü, onu tekrar aramaya değiyor olmalı. O anı tekrar tekrar yakalamayı denemek belki de kaçınılmaz bir olgu…

Derek Lundy “Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz”

Güney Okyanusu – Antarktika


Antarktika ‘en’lerin en çok kullanıldığı bir kıtadır: En soğuk, en buzlu, en hassas, en verimsiz, en uçta, en izole olmuş bu kıta dünya üzerinde kendi rejimi ile idare edilen tek kıta olma özelliğini taşımaktadır. 14 milyon kilometre karelik alanı ile dünyanın beşinci büyük kıtasıdır. Bu büyüklük dünya yüzeyinin %10’una karşılık gelmektedir. Çin ve Hindistan, veya ABD ve Meksika’nın toplamından daha büyük bir alana sahiptir. Dünya buzul kütlesinin %90’ı Antarktika’da bulunuyor, %98’i buzla kaplı olan kıtanın yüzeyi bazı yerlerde beş kilometreye varan kalın bir buz tabakası ile kaplı olup, bu “Buz Kıtası”nın çevresinde 160 kilometreden uzun buzdağları bulunmaktadır. Bundan dolayı dünyadaki içilebilir suların %90’ı Antarktik buzullarının içinde saklıdır.

Muazzam su rezervine ilave olarak, Antarktika suları dünyanın en verimli canlı rezervine sahiptir. Antarktika’da 35 değişik çeşit penguen, 200 değişik balık türü, 12 çeşit balina ve onlarca farklı kuş türü yaşamaktadır. Krill adı verilen Antarktik ekosistemi içerisinde çok önemli bir yeri olan bir tür plankton, açlık tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Üçüncü Dünya ülkeleri için önemli bir besin kaynağı olarak görülmektedir. Şu anda krill avcılığı tehlike oluşturmayacak kadar küçük boyuttadır. Yılda sadece 100 bin ton avlanmaktadır. Antarktik krillerinden dünya toplam balık avlama miktarı olan 70 milyon ton dolaylarında avlansa bile nesilleri tehlikeye düşmeyeceği ifade edilmektedir.

Yaklaşık yarım yüzyıl önce ünlü bir jeolog Antarktika’nın beş kuruş etmeyeceğini söylemişti. Ne var ki. araştırmalar Antarktika’da kobalt, bakır, altın, kurşun, manganez, nikel, titanyum, uranyum ve çinko gibi bir çok çeşit metal ve hidrokarbon bulunduğunu göstermektedir. Jeolojik araştırmalar büyük miktarlarda petrol ve doğal gaz bulunduğunu göstermiştir. Bunlara ilave olarak sera etkisinin giderek arttığı günümüzde, dünyadaki fazla karbondioksit miktarının yaklaşık %30’unu Güney Okyanusunun soğuk suları emmektedir.  Ayrıca soğukluğu sebebi ile ekvator bölgesindeki enerjiyi ve ısıyı çekerek yağmur ve rüzgarların oluşmasına neden olur.

Son olarak, kuraklığın tehlikeli boyutlara vardığı ülkelerde, buzul kütleleri alternatif içme suyu kaynaklarının başında gelmektedir. Buz dağlarının ekonomik amaçlarla kullanılması 1970’li yıllara kadar uzanır. Bu konuda ilk konferans Suudi Arabistan’ın desteği ile 1977 yılında toplanmıştır. 1982 yılında Suudi Arabistan Prensi 100 milyon ton buzdağını Suudi Arabistan’a çekmeyi hayal ettiğini söylemişti.8 Yapılan hesaplamalara göre, yaklaşık yarım dönümlük buzul kütlesi 20 Dolara mal edilmektedir. Mesela, yaklaşık 150 metre su üstü yüksekliği, 900 metre uzunluğu olan bir buzdağı 90 milyon ton ağırlığındadır ki, tonu 50 centten 45 milyon Dolar ettiği hesaplanmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 40’nı oluşturan 80 ülke tatlı su sıkıntısı çekmektedir. Buna karşın her yıl Antarktika’nın buzullarından kopan buz dağları 5 milyar insanın ihtiyacını karşılayacak kadar çoktur. Bu miktar 688 km3lük bir büyüklüğe eşittir ki, dünya üzerindeki bütün nehirlerin sahip olduğu tatlı sudan daha fazla bir miktara tekabül etmektedir.

NASA uzaktan algılama ile izlediği bir buzdağının Kaliforniya’nın 1100 yıllık su ihtiyacını karşılayacak kadar büyük olduğunu ifade etmiştir. Bu kadar büyük ekonomik değerler uzun süre hukuki ve politik platformlarda tartışılmadan kaderlerine terk edilmiş durumda bırakılmayacaklardır. Yukarıda açıklanan tabii ve mineral zenginlikleri dolayısıyla yaklaşık yarım asırdır bir tartışma süregelmektedir: Antarktika’nın tabi olduğu hukuki rejim. Bu çalışmanın konusu Antarktika üzerinde bu yüzyılın ortalarından itibaren devam etmekte olan hukuki ve politik gelişmelerin kısa bir özetini yaparak, Antarktika’nın ve çevresindeki buzulların ve sularındaki balık türlerinin uluslararası hukuktaki durumunu belirlemek; daha sonra, Antarktika ile ilgili olarak ortaya atılan değişik rejim teorilerinin ne ölçüde geçerli olduğu sorusuna cevap aramak, ve nihayet Antarktika’nın geleceği ile ilgili olarak en ideal rejimin özelliklerini araştırmaktır. 2001 yılı Antarktika kıtası açısından iki bakımdan önem arzetmekteydi. İlki, Antarktika’nın hukuki anlamda geleceğini belirleyen Antarktika Antlaşmasının yürürlüğe girişinin 40. yılıydı, ikincisi ise, Antarktika’da maden araştırma ve işletmesini yasaklayan 1991 Çevre Koruma Protokolü’nün kabul edilişinin 10. yılı olmasıydı.

Yrd. Doç. Dr. Kemal BAŞLAR* (aynı isimli yazısından alıntı)

Yelkenle dünya turumun kalbini oluşturan yer.. Güney Okyanusu.