Etiket arşivi: Arktik Okyanusu

Okyanuslar Acil Kurtarma Planı

Okyanuslarımız bize hayat verir. Oksijen ve besin ihtiyacımızı karşılar ve yeryüzünde ki yaşamın %80 ini kapsar. Bizler ise buna karşılık olarak barındırdığı deniz canlıları yağmalamakta, kirliliğe boğmakta ve iklim değişikliği ile ısılarını arttırmaktayız.

Aşırı avlanmanın bir sonucu olarak, okyanuslardaki orkinos, kılıç balığı, atlantik kılıç balığı ve köpek balıkları gibi iri yırtıcı balıkların popülasyon oranı 1950?lerdeki bolluğun onda biri oranına düştü. Sebep olduğumuz etkilerin gerçek boyutlarını henüz anlamaya başlıyoruz. İklim değişikliği, kutup denizlerindeki buzulların erimesine neden olmakta ve hava kirliliği okyanuslardaki asit oranını arttırmaktadır. Okyanuslarımızdaki bozulma hızla devam etmekte.

Ancak bu kriz; tahrip edici faaliyetlere yasak alanlar oluşturularak tersine çevirilebilir ve çevirilmelidir.Greenpeace 2006?da tüm dünyaya cesur bir vizyon sundu: Küresel deniz rezervleri ağı için okyanusların %40?ını kapsayan bir öneri. O zamandan beri, dünya liderleri CBD (biyolojik çeşitlilik sözleşmesi) altında ve WSSD?nin (sürdürülebilir kalkınma dünya zirvesi) uluslararası taahhütlerine rağmen 2012?ye kadar bir ağ oluşturulması konusunda önemli bir ilerleme gösteremediler.

Okyanuslarımızın durumu giderek kötüleşmeye devam ediyor. Bugün okyanusların %1’inden azı deniz rezervi olarak korunuyor. Bu yıl; Birleşmiş Milletler‘in ?Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı? artan yıkımın akışını tersine çevirmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Dünyanın her yerinden politikacılar, Japonya’da düzenlenecek olan CBD‘de bir araya gelecekler. Greenpeace, liderleri, CBD?de deniz rezervleri için gerçekçi bir küresel ağ oluşturmaya ve ortaya konulan adımları eyleme geçirmeye çağırıyor.

Okyanuslarımız İçin Kritik Dönem

Greenpeace, 2006’da ”İyileşme için Yol Haritası” raporunu yayınlayarak Dünya denizlerinde bir küresel deniz rezervleri ağı tasarımını sundu. Bu rapor açık denizlerde Uluslar arası sulara odaklanarak, bir deniz rezervleri ağının küresel ölçekte neye benzeyebileceğini ve deniz rezervi kavramına bir kanıt sunuyor ? metodoloji ve prensip olarak farklı ölçeklere ve kıyısal sulara da aynı şekilde uygulanabilir. Bu aynı zamanda ülke karasularının sınırlarının ötesinde yatan okyanusların çok büyük bir bölümünün, küresel ortak değerlerimizin ve dolayısıyla uluslar arası topluluğun ortak sorumluluğunun korunması için bir çağrıdır. Bu temel öneri York Üniversitesi‘ndeki deniz bilimcisi Callum Roberts ve ekibi tarafından hazırlandı. Bu öneri haritası hazırlandığında uluslar arası camiada küresel bir deniz rezervleri oluşturmak için yeterli veri olmadığı yönündeki tartışmalara da bir örnek niteliğindedir. Şu andaki rapor ise ”İyileşme için Yol Haritası” raporunu güncelleyerek ve geliştirerek, acil eylem gerektiren açık denizlerde ve Ekonomik Münhasır Sahaların içinde kalan ulusal sulardaki öncelikli alanlara odaklanmakta ve dünya denizlerinde tamamen koruma altında deniz rezervleri oluşturmak adına atılması gereken adımları anlatıyor.

Açık Denizler

Akdeniz

Çok çeşitli ve karmaşık okyanus ortamlarından biridir. Akdeniz, Dünya okyanuslarının sadece % 0.7? sini temsil etmesine rağmen deniz yaşamının yaklaşık % 9? unu içinde barındırır. Aşırı avlanma, fosil yakıt çıkarma ve bu suların bütününün kötü yönetimi, Akdeniz’in eski haline gölge düşürdü. Kötü yönetimin en gözle görülür örneği Atlantik mavi yüzgeçli orkinosudur, ki her yıl burada yumurtlar. Akdeniz mavi yüzgeçli orkinos stokları o kadar tüketilmiştir ki bu balığın stokları tam anlamıyla çökme noktasındadır, ancak buna rağmen kotalar sürekli bilimsel önerilerin üzerinde belirlenmeye devam edilmektedir. Hükümetler, Barselona Konvansiyonu (BARCON) aracılığı ile, CBD bünyesinde verilen 2012 hedefini yerine getirmek için koruma alanları ağı oluşturma sözü verdi. Greenpeace, yaşayan Akdeniz ekosistemini korumaya yardımcı olmak için, BARCON‘a taraf ülkelere orkinos yumurtlama alanları olan Balear Adaları ve Sicilya Kanalını çevreleyen suların, bölgesel deniz rezervleri ağının parçası olarak korunmasını önermektedir. Buna ek olarak Grenpeace, Akdeniz hükümetlerine, BARCON sürecinin geliştirilmesi, yerel ve bölgesel deniz koruma çabalarının birleştirilmesinin yanı sıra, balıkçılık yönetimi kuruluşları ile deniz koruma gruplarının işbirliği içerisinde olmaları yönünde çağrıda bulunuyor.

Pasifik

Dünyadaki orkinosların yarıdan fazlası Pasifik‘ten gelmektedir fakat bu büyük okyanus bile tehdit altındadır. Balık popülasyonunun hızla azaldığının kanıtları giderek büyüyor. Yabancı filolar Pasifik orkinosunun % 80‘ini talan etmekte, çoğu okyanusun büyüklüğünü, denetim ve kontrolden kaçmak için avantaj olarak kullanıyor. Bilimsel değerlendirmeler, son yıllarda Pasifik Ada halklarının ve ekonomilerinin hayatta kalmasında anahtar rolü oynayan türlerde sürekli düşüş olduğunu göstermektedir. Greenpeace, Pasifik Ada hükümetleri ile daha iyi balıkçılık yönetimleri geliştirilmesi konusunda çalışıyor ve bu konuda geçtiğimiz yıllarda önemli ilerleme sağlandı. Nauru Sözleşmesinin kabul edilmesiyle, yakın geçmişte Pasifik bölgesinin 1.2 milyon kilometreden fazlası balıkçılıktan arındırıldı. Greenpeace, ada milletlerinin kıyı sularının arasında uzanan uluslararası sularda, dört anahtar bölge belirledi. Eğer ada halkının geleceği için balık olması isteniyorsa bu alanlar acilen deniz rezervi olarak ayrılmalı. Greenpeace, ayrıca yabancı balıkçı teknelerinin denetiminin arttırılmasının yanında kotaların da sıkı uygulanmasını talep etmektedir.

Güney Okyanusu

Uzakta oluşu, bu okyanusu ciddi etkilerden uzaklaştırmamıştır. Hızla ilerleyen iklim değişikliği şimdiden derin etkiler yaratmıştır; bazı yerlerde deniz buzunun ölçüsünde değişikliğe yol açmış ve diğer türler için git gide artan etkilerle birlikte, krill* türünde azalmaya neden olmuştur. Japonya?nın balina avcı filosu, her yıl Güney Okyanusu Balina Sığınağı?nda pervasızca balina avcılığı yapmaktadır, bunun yanısıra endüstriyel balıkçılık filoları bölgedeki balıkları toplamak için bu uzak sulara gelmektedir. Birçoğunun Şili Levreği olarak bildiği Antarktik ve Patagonya dişbalığı da saldırganca avlanılmaktadır, oysa bu türün yok olması, foklar ve balinaların ana besin kaynağı olmasından dolayı, Antarktik besin ağını vurabilir. Dünya üzerindeki en az bozulmuş okyanus ekosistemi olan Ross Denizi, şüphesiz ki deniz rezervleri kapsamında korunmak için bir öncelik taşır.

Arktik Okyanusu

Diğer kutup bölgesinde, Arktik Okyanusu da ayn zamanda gittikçe artan bir baskının mağduru olmaktadır. İklim değişikliği, Greenpeace?in belgelediği üzere deniz buzunun daha hızlı erimesine neden olarak, bu buzlu suları kuzeye doğru ilerleyen balık filolarına açmıştır. Dünyanın diğer kısımlarındaki CO2 (karbondioksit) kirliliği de Arktik Okyanusu?ndaki asit oranını arttırmaktadır. Bu da pteropodları** ve besin ağının temelindeki diğer türleri etkileyeceğinden, hassas olan denizsel ekosistem için bir felaket anlamına gelebilir. Arktik sularına gözlerini diken yalnızca balıkçılık endüstrisi değil: enerji sektörü de Arktik buzulunun altında yatan fosil yakıtları çıkarmaya kararlı ve hükümetler, Arktik şelfinde bağımsızlık ve sondaj hakkı konusunda sık sık görüşmeler yapmakta. Greenpeace, Arktik Okyanusu?ndaki ekosistem hakkında bu kadar az şey biliniyorken, tarih boyunca buzlarla kaplı olan bu bölgedeki tüm endüstriyel faaliyetlerin durdurulmasını istiyor. Aynı zamanda hükümetler de, bu okyanusun kontrolü için kapsayıcı bir sistem oluşturmalıdır. Neredeyse bozulmamış olan bu okyanusun ve yaşamı bu alana bağımlı olan insanların korunması acilen sağlanmalıdır.

Etkili bir küresel deniz rezervleri ağının kurulması sadece açık denizlerde ortaklaşa bir hareket gerektirmiyor, aynı zamanda ülkeler, geniş kapsamlı ve örnek oluşturacak daha küçük deniz rezervleri ağları kurarak, kendi ulusal denizlerindeki görevlerini yerine getirmelidir.

*krill: Karidese benzeyen kabuklu bir deniz canlısı.
**pteropod: Engin denizlerde yaşayan deniz salyangozunun alt türlerinden biri.

Kaynak: Greenpeace