Etiket arşivi: Arna Nicolayasen

Denize Bir Adam Düştü

Oslo?da küçücük evinde yalnız olarak yaşayan bayan Lilly Nicolayasen?e, yılbaşının ertesi günü, ?Höegh Silverspray?in kaptanından gelen bir telgrafta, oğlu Arna Nicolayasen?in yılbaşı gecesi Florida açıklarında denize düştüğü bildiriliyordu.

Gene aynı telgrafta hâdisenin ?bütün gemilere bildirildiği, fakat bir neticenin alınamadığı da teessürle ilâve ediliyordu. Bu telgraf gönderildiğinde Arna Nicolayasen hâlâ denizde idi. Ancak yirmi dokuz saat sonra kurtarılabildi. Deniz ortasında can yeleksiz, tutunacak bir portakal sandığına sahip olmadan veya emecek bir portakal kabuğu bile bulamadan geçen yirmi dokuz saat? Karanlıkta, yakıcı güneşte yüzerek ve su üstünde durmaya çalışarak, bazen ümit dolu ve bazen de ümitsizlik içinde dua ederek, yalvararak geçen yirmi dokuz saat… Uzaktan ve yakından geçen gemileri seyrederek geçen yirmi dokuz saat?

Muhakkak ki bu hâdise denizde olanların en cesuranesi ve dayanılanı olarak deniz tarihinde yer alacaktır. Ben, Arne Nicolayasen?i, bu inanılması güç olan yaşama mücadelesi hâdisesinin oluşundan bir kaç hafta sonra gördüm. Deniz hayatına on altı yaşında iken atılmış olan bu sağlam yapılı, orta boylu delikanlının, adaleleri ve ciğerleri hakikaten insanüstü bir kuvvete sahip bulunuyordu. Halen yirmi beş yaşında olmasına rağmen, kendisine olan güveni ve iradesi bakımından yaşının iki misli olanlarla müsavi durumdadır.

Alnına dökülen sık ve dalgalı saçları, güldüğü zaman kırışan yüzü, gemi bodoslamasına benzeyen burnu ile sıkı bir delikanlı. Gözlerindeki ışık, ?hayatı seviyorum ve yaşamak istiyorum? diyor. Bugün Arne Nicolayasen, yılbaşı gecesi denize nasıl düştüğünü bir türlü hatırlayamamaktadır. Denize düştüğü akşam hava sıcak ve sakindi. Silverspray, Florida ile Küba arasında bir yerde idi. Yılbaşı gecesi hazırlık yapılmış toplantı başlamıştı. Yiyecek bol olmasına mukabil pek o kadar içki yoktu. Herkes şarkı söylüyor, eğlenmeye çalışıyordu. Saat onbire doğru, Arne aşağıya kamarasına indi. Ayakkabılarını çıkararak yatağına uzandı ve evini düşünmeye başladı.

Arne, ?Bundan sonra bildiğim yegâne şey, denizde olduğumdur? diyor. Arne, bunun bir rüya olduğunu düşünerek, uyanmaya çabalıyor. Gemide kâbuslardan uyanmak için yaptığı gibi, yumruğunu bölmeye vuruyorsa da, hepsi boşa gidiyordu. Etrafa salladığı yumruklar zifos yapmaktan ileri gitmiyordu. Birden maneviyatı kırılarak, panik içinde kalan Arne, kızıyor ve sövüp sayıyordu. Nasıl olmuştu da denize düşmüştü! Uykusunda yürümüş olmalıydı. Ümitsizlik içersinde defalarca ?imdat! imdat! Denize düştüm!? diye bağırmasına cevap veren olmadı. Birdenbire aklında bir şimşek çaktı. Reader?s Digest?e denize düşen bir genç hakkında bir makale okumuştu. Bu delikanlı yüzmeyi bilmediği halde, kaptanının bir kürek taliminde: ?Müşkül bir mevkide kaldığınız zaman soğukkanlılığınızı muhafaza edin ve kafanızı işletin? sözlerini hatırlayarak kurtulmuştu. Arne ?bu makale aklıma geldikten sonra, bağırmayı ve suda çabalamayı bırakarak, durumu düşünmeye başladım? diyor. Silverspray artık çoktan gözden kaybolmuştu. Su fazla soğuk değildi. Rahat rahat hareket edebilecek bir halde idi. Fakat yüzmenin bir fayda vermeyeceği aşikârdı. Karanlıkta yüzmek bir fasit daire çizmekten başka bir şey olmayacaktı. Vaktin gece yarısına yaklaşmakta olduğunu düşündü. Yapacak yalnız bir şey vardı. O da sabaha kadar yüzebilmek. Belki gemi geriye döner, onu görürlerdi.

Sabaha kadar yüzmek Arne için pek uzun zaman değildi. Zira iyi bir yüzücü idi. Gece toplantı için giydiği gabardin pantalonu çıkarmak üzere iken, buz gibi bir elin arkasına değdiğini hisseder gibi olduğundan bundan vazgeçti. Köpek balıkları…

Bir sene evvel gene bu sularda, süpürge sapları vasıtasıyla köpek balıkları ile oynayıp eğlenmişti. Mübareklerin V şeklinde olan ağızları, süpürge saplarını muz gibi doğrayıp kesmişti. Arne pantalonunu iyiden iyiye sağlamlaştırdı. Bu müthiş hayvanlar oldukça korkaktılar. Ufak seslerin, (meselâ pantalon paçalarının suda çıkaracağı sesler gibi) bu hayvanları korkutmaya kâfi geldiğini biliyordu. Aynı zamanda da çoraplarının da konçlarını topuklarından aşağıya bırakarak, sesleri arttırma yollarını buldu.

?Gece yarısından çok sonra, bana doğru gelen bir gemi gördüm? diyor Arne. ?Fakat gemi sanki rotasını değiştirmiş gibi bir kaç yüz yarda açıktan geçip gitti. Sanki beni gördü de rotasını değişitirdi gibi geldi bana.?

Yarı tropikal güneş doğduğunda Arne biraz ısınır gibi oldu. Ne?esi de yerine geldi. O sırada bir de gemi silüeti göründü. Geminin sür?atini ve rotasını, mesafeyi elinden geldiği kadar hesap ederek kat edeceği noktaya doğru yüzmeye başladı. Fakat bu yüzüş enerji kaybından başka bir netice vermedi. Buna rağmen ne olursa olsun, bir netice alacağına inanarak kendini teselli etti. Zira gemilerin geçiş yerinde idi.

Her geçen saatle beraber gemiler de sık sık geçmekte idi. Bazen uzaktan, bazen yakından görünerek geçen bütün bu gemilere Arne bağırıyor ve ıslık çalıyordu. Hele bir tanesi o kadar yakından seyretti ki, pervanesinin gürültüsünü işitmek kabil olmuştu. O gün sabahtan akşama kadar on beş veya yirmi gemi görmüştü. Fakat hepsi de sanki kör ve sağırdılar.

Yaşama ümidinin zaman geçtikçe azalmakta olduğunu görmesine rağmen, kızmaktan da geri kalmıyordu. Nitekim kendisini görmeden yanından geçen gemilere yumruğunu sıkarak: ?Esaslı bir gözcülük yaptırmadığınız için, sizi kumpanyanıza şikâyet edeceğim? diye bağırmaktaydı. Bu bize onun bugün hâlâ neden yaşadığını gayet güzel anlatmaktadır.

Kuvveti zaman geçtikçe azalmakta ve kendini iyi hissetmemekteydi. Güneş yüzünü yakıyor, tuzlu su pişiriyordu. Bacaklarına kramp girmemesi için devamlı şekilde masaj yapıyor, ?bacaklarıma bir kramp girdiği takdirde yandığımın resmidir? diye düşünüyordu. Dili şişmeye başladı ve kafası içecek şeylerin hayaliyle doldu. Şu anda bir bardak soğuk su, buz parçaları ile beraber soğuk bir şişe bira ve biraz yemiş artığı bulsa, dünyalar onun olacaktı. Fakat bu tatil sabahında çöpleri denize atacak gemi adamı bulmak ne mümkün.

Sıcaktan uykusu geldi. Bir defasında ağzını dolduran tuzlu su ile uyandı. Arne?yi uyanık tutan esaslı sebeplerden biri de muhakkak ki köpek balığı korkusu idi. İstirahata ihtiyacı çoktu amma, hareket etmeden de, bu denizde durulmuyordu ki! ?Ayaklarım daima hareket halinde bulunmalı? diyordu. Zaman zaman köpek balıklarının yaklaştığını hissettikçe yumruğunu denize sallayarak zifos yapıyor, yahut başını denize sokarak acı acı bağırıyordu. Köpek balıklarının sesten hoşlanmadıklarını bir yerde okumuştu. Aklına annesi, mektep, arkadaşları ve gemi arkadaşları geldi. Arne: ?Öyle zannediyorum ki hayatım birkaç kere gözlerimin önünden geçti? diyor.

Güneş battığı zaman büsbütün ümidi kırıldı. Bir kaç defa boğulmak için teşebbüste bulundu ise de yapamadı. Her seferinde kulaklarına müthiş uğultular gelmekte idi. Geçen yılbaşı gecesinde olduğu gibi annesini karşısında gördü. Zaman mefhumunu artık iyiden iyiye kaybetmiş vaziyetteydi. Buna rağmen, kendi kendine söylenmekten de geri kalmadı. ?Deli oluyorum galiba.?

Annesine etrafındaki suyun tatlı mı, yoksa tuzlu mu olduğunu sordu. Annesi, ?içebilirsin, göldesin? dedi. İçti de. Kafası artık yerinde değildi, içtiği suyu tatlı sandı. İki gemi arkadaşını karşısında gördü. Bunlar sanki su üzerinde yürüyor gibiydiler. Arne onlara: ?Kara nerede?? diye sorunca, ?Mehtaba doğru yüz, karayı bulacaksın? diye cevap verdiler. Arne mehtabın gümüş gibi olan ışığı içinde yüzmeye başladı. Sanki parlak bir halata tırmanır gibi idi. Belki de bu yüzüş onu kurtardı. Birdenbire kendine doğru gelen bir geminin ışıklarını gördü. Bu bir serap değil, hakikatti… Makinenin gürültüsünü bile duydu.

Süratle gemiye doğru yüzmeye başladı. Defalarca, ?İmdat! imdat! Denize düştüm!? diye bağırdı. Heyecandan kalbini durduracak olan sesi nihayet artık iyiden iyiye duyuyordu. Makineler çu.. çuh.. çuuuh. diye durdu. Sesler işitiyordu. Bir can simidinin denize fırlatıldığını gördü.

Pazartesi sabahının dördü idi. British Surveyor adındaki geminin kaptanı Arne?yi denizden alıyordu. Kaptan bir türlü Arne?nin yılbaşı gecesinden beri denizde olduğuna inanmam diyordu. Elleri beyazlaşmış, şişmiş ve buruşmuş, kolları yara içinde, yüzü kararmış, vücudu üşüyordu. Fakat kaptandan bir bardak su isteyecek dermanı kendinde bulabildi. Kaptan ise ona ancak bir yüksüğü doldurabilecek kadar su verdi. Ve kendisini yatırdılar. Annesine de bir telgraf gönderilerek oğlunun kurtarıldığı müjdelendi.

İki hafta sonra, Arne Nicolayasen evine hemen hemen iyileşmiş vaziyette döndü. Annesi ona güzel güzel yemekler yaptı. Evin sokağının bir köşesinde Norveç bayrağı dalgalanıyordu. Komşular ona gümüşten yapılma bir bardak hediye ettiler.

Oslo?da bu hâdiseden bir ay sonra kendisini gördüğüm zaman gene bir gemi ile sefere çıkmak için sabırsızlanıyordu. Bu anda eski gemisi (Silverspray) ise Hindistan?da bir limana girmekte idi.

Arne gülerek diyordu ki: ?Eğer bir daha denize düşersem, cebimde muhakkak surette bir ayna bulunacaktır. Bu suretle yanımdan beni görmeden geçen gemilere güneşin ışığını aksettirerek, kurtulmam hemen mümkün olacaktır.?

Kaynak: (Deniz Dergisi, Cilt 2, Sayı 17-18, A¤ustos-Eylül 1956)
Robert LITTELL (Reader?s Digest)?den çeviri