Etiket arşivi: atlantik okyanusu

Dünya Turu Projesi

Sureyelken yelkenle dünya turu projesi tüm hızıyla yoluna devam ediyor. Yaza girilirken yelken eğitimleri ve tekne konularına daha fazla ağırlık vermeye başladık. Bu yazımda dünya turu projemiz hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Sitemizin daimi takipçileri az çok ne yapmaya çalıştığımız hakkında bilgi sahibi olabilirler, ancak projenin ne duruma olduğu hakkında bir fikirleri yok. Bu konuyu sitede yeni bir sayfa açarak sponsor olmak isteyen firma ve kuruluşlar için detaylı bir şekilde anlatacağım. Şu an projenin devamı için asıl sorunumuz maddi yöndeki sıkıntılarımızdır. Bu sıkıntılar da site gelirleri ve sponsor desteğiyle ve özellikle de ana sponsorumuzu belirlediğimizde ortadan kalkacaktır.

  • Projenin hazırlık aşamalarından ilki yaklaşık 6,5 metrelik bir tekneyle (mini 6,50) Türkiye çevresi sularında uzun seyirler yaparak, eksiklerimizi gidermek ve hatalarımızı görmek. Bu seyirler 25, 50 ve 75 günlük durmaksızın seyirler olarak üç ayrı seviyede planlanıyor. ( Güzergah detaylı bir şekilde siteye açacağımız yeni sayfada anlatılacak )
  • Projenin en önemli ve son hazırlık kısmı olacak olan, Atlantik Okyanusu’nda durmaksızın 100 günlük bir seyir. (Dikkat ettiyseniz bunları bir yolculuk olarak nitelendirmiyorum, bu seyirler tamamiyle asıl hedefimiz olan dünya turu için hazırlık mahiyetindedir.) Bu 100 günlük durmaksızın seyir asıl dünya turumuzun çok küçük bir bölümü olarak planlanıyor. Neden hazırlık aşaması bu kadar uzun süreçli: Çünkü hedefimiz şimdiye kadar yapılmayanı yapmak, durmaksızın mesafe ve gün bazında en uzun solo dünya turunu gerçekleştirmek.
  • Asıl hedefimiz olan dünya turu:
  • Türkiye/İstanbul’dan başlayıp, Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Atlantik Okyanusu‘nu Karayipler‘e kadar geçtikten sonra, rotayı güneye çevirip Atlantik Okyanusu boyunca güneye inerek Horn Burnu‘ndan geçip tekrar kuzeye yönelip Ekvator ve 30 derece kuzey ve güney enlemleri arasında S çizerek ilerleyip, Kuzey Mariana Adaları‘na yaklaşıldığında tekar güneye dönüp Avustralya‘nın güneyinden geçtikten sonra, (artık yolculuğun bundan sonraki kısmı tamamen Güney Okyanusu’nda iki tur olacak şekilde) artık bütün karalar kuzeyimizde kalacak şekilde batıya doğru ilerleyerek 50 ve 60 derece enlemleri arasında tam bir dünya turunu tamamladıktan sonra, daha da güneye inerek, yaklaşabildiğimiz kadar Antarktika‘ya olabildiğince yaklaşarak bir tam tur daha yaptıktan sonra tekrar Atlantik Okyanusu’nda kuzeye doğru yönelip Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Akdeniz’den Türkiye’ye ulaşmak.

Böyle bir dünya turu için gereken sponsor desteği 300 – 350 bin TL’dir. Bu para yolculuk için gereken her şeyi (tekne dahil) kapsar.

Bu yolculuk için Hans Christian 33 ya da Bristol Channel Cutter teknelerinden herhangi birisini kullanmayı düşünüyorum. Belki Ingrid 38 de olabilir ya da benzeri bir tekne…

Yelkenle solo dünya turu yapan ilk ve tek denizcimiz Kayıtsız III adlı muhteşem teknesiyle Özkan Gülkaynaktır. Fakat şimdiye kadar durmaksızın solo dünya turu yapan denizcimiz yoktur. Sureyelken projesiyle bu hedefimi, bir daha kırılamayacak bir rekor dünya turuyla gerçekleştireceğim.

Bu hedefimin oluşmasında, hayat görüşümün şekillenmesinde rol oynayan, bana denizi sevdiren, denize olan özlemimi ve aşkımı alevlendiren, her ne kadar tanışmamış olsam da kendileriyle gurur duyduğum, kendilerine inanılmaz bir sevgiyle bağlı olduğum, onları okumuş ve anlamış olmaktan onur duyduğum denizci dostlarımı, ustalarımı da buradan sevgiyle selamlıyorum;

Ben dünyanın en güzel ulusunun bir ferdiyim. Kuralları katı ama basit, asla hile yapmayan, sınırları olmayan, her zaman ?şimdi?yi yaşayan bir ulus bu. Rüzgar, ışık ve barış dolu bu ulusta yalnızca denizin sözü geçer. 

?Avrupa toplumuna ve onun yalancı Tanrı?larına dönmeyi hiç istemiyorum. Para kazan, para kazan, ne için? Hala kullanabildiğim arabamı değiştirmek, daha güzel giyinmek, televizyon almak gibi amaçlar için yaşayamam ben. Ben teknemi istediğim yere bağlayabileceğim, güneşin, soluduğum havanın ve yüzdüğüm denizin bedava olduğu, bir mercan atolünde güneşin altında rahatça uzanabileceğim bir sahile gidiyorum.? Bernard Moitessier

Her atlattığın fırtınadan sonra, denizi daha çok seversin, bağlanırsın. Hayatımın en müthiş deneyimi diyebilirim. Sadun Boro.

Türk yelkenciliğinde “Hocaların Hocası” olarak anılan Cumhur Gökova.

51 yaşında iken Spray adlı teknesiyle tek başına çıktığı yelkenle dünya turunu üç yılda tamamlayarak, dünya denizcileri için efsane olan Kaptan Joshua Slocum.

Dünya denizlerinde yelkeninde ay ve yıldız olan böylesine ilgi çeken bir tekne ile, hiç bir elektronik aygıt kullanmadan yapılacak seyirlerde Türkiye’de de iyi yetişmiş, kendi yöntemlerini geliştirmiş, yaratıcı, özgün denizcilerin olduğunu ve kuvvetli bir deniz kültürünün gelişmekte olduğunu göstermek benim için ülkem adına en büyük tanıtım ve gurur kaynağıdır. Özkan Gülkaynak.

Garip gelecek, ama okyanus geçişlerinde hiç yalnızlık hissetmedim. Yalnızlığı en çok limanlarda hissettim. Etrafınız insanlarla çevriliyken aslında tek başına oluşunuz daha çok etkiliyor. Yani, şehirlerde hissedilen yalnızlıktan hiç farklı değil. Hakan Öge.

Vazgeçmemecesine çıktığı yolculukta, inatla, her şeye rağmen sonuna kadar gitmeyi başaran, hayallerini gerçekleştiren akılalmaz bir kadın. Ellen MacArthur.

Ve daha nice deniz insanı… İnsanın aklı bir kere denize düştü mü, bundan gayrısı yalandır. Hayat bir yolculuktur durmaksızın hem de tek başına..


Vendée Globe

Tek başına, 24 saat boyunca durmadan, herhangi bir limanda mola vermeden ve dışarıdan herhangi bir yardım almadan okyanuslardaki her türlü fırtınayı ya da tam tersi durgun havayı sağ salim geçip dünyanın çevresini dolaşmak. Dünyada bunu yapabilecek fiziksel ve psikolojik donanıma sahip yelkenci sayısı çok fazla değildir ve bu gözü pek insanlar her 4 senede bir Vendée Globe yarışında gerek doğayla gerekse de birbirleriyle mücadele ederler.

Vendée Globe ilk defa 1989 yılında Philippe Jeantot tarafından düzenlendi. Jeantot daha önce ilki 1982?de düzenlenen BOC Challenge yarışmasına katılmış ve hem 1982-1983 hem de 1986-1987 yarışlarında birinci olmuştu. Yarışın etaplı formatını beğenmeyen Jeantot, bunun yerine Golden Globe Race organizasyonuna benzer şekilde hiç durmaksızın solo yarışılmasından yanaydı. Böylece denizciler için nihai mücadele ortamı oluşabilecekti.

İlki 1989-1990?da yapılan Vendée Globe yarışını Titouan Lamazou kazandı. Yarışa katılan ve çeşitli arızalarla karşılaşan Jeantot ise yarışı 4. sırada bitirdi. Bir sonraki Vendée Globe yarışı 1992-1993?te düzenlendi ve bundan sonra da düzenli olarak her 4 senede bir yapıldı. En son 2008-2009?da yapılan ve müthiş mücadelelere sahne olan Vendée Globe yarışını Michel Desjoyeaux kazandı.

Vendée Globe yarışı Open 60 sınıfı tekneler arasında yapılmaktadır. Yarışın başlangıç ve bitiş noktası Fransa?nın Vendée bölgesindeki Les Sables d?Olonne?dur. Yarışmacılar buradan yola çıkıp Atlantik Okyanusundan aşağıya Ümit Burnu?na inerler. Buradan Leeuwin ve Ümit burunlarını iskelede bırakıp Antarktika?nın çevresini saatin ters yönünde dolanarak bitiş noktasına geri dönerler. Bu genel rotanın yanı sıra güvenlik amacıyla her yarışta ek kapılar rotaya eklenebilir.

Yarışma boyunca yarışmacılar demir atmakta serbesttir ancak bir şamandıraya bağlanmak ya da başka bir tekneye bordalamak yasaktır. Hava ve rota durumu dahil dışarıdan herhangi bir yardım alamazlar. Bu kuralın tek istisnasında yarışmacılar sadece yarışın başlangıcını takip eden 10 gün boyunca bir tamirat için başlangıç noktasına dönüp daha sonra yarışa tekrar başlayabilirler.

Yarışmacılar özellikle Güney Okyanusundaki sert havalar nedeniyle çok zor şartlar altında yarışırlar. Katılımcıların büyük çoğunluğu yarıştan çekilmek zorunda kalır, 1996-1997 yarışında ise Kanadalı Gerry Roufs denizde kaybolmuştu. En son düzenlenen 2008-2009 yarışında start alan 30 tekneden sadece 11 tanesi yarışı bitirebildi. Bu nedenle yarışmacılar, karşılaşılacak durumlarla başa çıkabileceklerini göstermek için yarışa katılacakları tekneyle daha önceki açık deniz deneyimlerini yarış komitesine sunmak zorundadırlar.

Piri Reis Haritası’nın Esrarı

1929’da Topkapı Sarayı’nda, rastlantı sonucu ünlü denizci Piri Reis‘in dünya haritasının bir parçası bulunur. Daha sonra bu harita üzerinde uzaylılardan, cinlere uzanan sayısız spekülasyon üretilir.

Milli Müzeler Genel Müdürü Halil Ethem Eldem, 9 Kasım 1929’da Topkapı Sarayı’nda rastlantı sonucu bir harita bulur. Bu, ünlü Osmanlı denizcisi Piri Reis’in 1513’te yapıp 1517’de Mısır’da padişah Yavuz Sultan Selim’e sundugu dünya haritasının bir parçasıdır. Bu parçada, Atlantik Okyanusu, Avrupa ile Afrika‘nın batı kıyıları ve Amerika’nın dogu kıyıları yer almaktadır. Harita üzerinde birçok not bulunmaktadır. Bu notlar Hasan Fehmi Bey tarafından Latin harflerine aktarılmış, 1937’de Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Akçura’nın “Piri Reis Haritası” adlı kitabında yayınlanmıştır. Ancak bilim çevrelerinden önce “Sırlar Dünyası” meraklıları ve tüccarları el atmışlardır konuya. Amerikalı Charles Hapgood, Kayıp Mu kıtası konusundaki iddialarıyla öne çıkmaya çalışırken, 1966’da “Eski Deniz Krallarının Haritaları: Buz Çagında İleri Bir Uygarlıgın Varlıgının Aşikârlıgı” adlı kitabında, haritada, çizildigi tarihlerde bilinmeyen Antarktika kıyılarının çok dogru bir şekilde çizildigini ileri sürmüştür. İsviçreli “uzaylıların izleri” uzmanı Erich von Daniken de 1968 tarihli “Tanrıların Arabaları” kitabında, haritanın uzaylılarca çizildigini iddia etmiştir! Daha sonra bu harita üzerinde çokça spekülasyon icat edilmiştir.

Peygamber Çizdi İddiası

Aralık başında Yeni Şafak gazetesinde Ayşe Olgun imzalı ve “Piri Reis’in Haritası Hz. Süleyman’ın Mirası” başlıklı bir yazı çıktı. Yazıda şunlar söyleniyor: “Rus ve İngiliz bilimadamları, Türk denizcilik tarihinin önemli isimlerinden Piri Reis‘in çizdigi haritada yer alan Antarktika kıtasında milattan önce yaşamış bir uygarlığın izlerini yaptıkları araştırmalar neticesinde doğrularken, akıllarına takılan soru bu bilgilere Piri Reis’in 500 yıl önce nasıl ulaştığı yönünde. Arastırmacılar çok eski uygarlıklara ait haritaların Piri Reis’in eline geçtigini ve bu haritalardan yola çıkarak kendi haritasını çizdigini ileri sürerken, ünlü denizci kaleme aldığı Bahriye Kitabı‘nda bu kadar ayrıntılı haritayı Süleyman Peygamber’in çizdigini ve ondan kendine intikal ettiğini söylüyor. Harita üzerinde yaptığı çalışmalarını “Piri Reis Haritası’nın Şifresi” adlı kitapta toplayan Metin Soylu ise, Bahriye kitabındaki bu bilgiden yola çıkarak, Hazreti Süleyman’ın haritayı kuşlara ve cinlere çizdirdigini söylüyor. Soylu, haritanın bundan 500 yıl önce gökyüzünden kuşbakışı olarak çizilmiş olmasını da delil olarak ortaya koyuyor“. Piri Reis haritasının “esrar” avcısı sözümona bilim değil de, gerçek bilim dünyasında nasıl karşılandığına gelmeden önce Metin Soylu’nun iddialarını ele almak gerekiyor. Bir kere Antarktika buzdan bir kıta, buz kalınlığı çoğu yerde 4.500 metreyi geçiyor. Bu buz kitlesinde ancak meteorolojik ve sismik araştırmalar yapılabiliyor, öyle geçmiş uygarlıkların izlerini arayan filan yok. Zaten kışın -70, yazın da -35 derece civarında olan ortalama ısılar böyle araştırmalara da olanak bırakmıyor. Öte yandan Piri Reis “Amerika Haritası” nı nasıl çizdigini haritanın üzerine yazdığı notlardan birinde anlatmaktadır. Süleyman Peygamber’den ise “Kitabı Bahriye“de söz etmektedir: “Harita ve pusulayı doğru bil. Süleyman peygamberdir ona delil. Çünkü ona inler, cinler, hayvanlar ve kuşlar, hepsi ama hepsi baş eğerdi hem karıncalar. Sen de inan çünkü Kuran’da hak buyurmuştu, denizler ilmi de hep verilmişti ona… Malûm oldu deniz ona mil be mil”. Piri Reis, burada genel olarak haritaların pirinin Süleyman Peygamber olduğunu söylüyor.

Notlar Gerçeği Anlatıyor

Amerika haritası üzerinde, VI numaralı notta (toplam 24 not vardır) aynen şöyle yazar: “Böylesine bir harita dünyada kimsede yoktur. Özellikle yirmi kadar harita ve dünya haritasından yani Büyük İskender zamanında derlenmiş haritadır ki, insanların yaşadığı alanın dörtte biri onun içinde bilinmektedir- Araplar o haritaya Caferiye derler. Onun gibi sekiz Caferiye ve bir Arap Hint haritasından ve dört Portekizli’nin şimdi yapılmış haritalarından ve bir de Colomb’un Batı tarafında yaptığı haritadan karşılaştırma yoluyla elde edilip bu harita meydana geldi“. Yani Piri Reis “Amerika haritası” nı 20 kadar haritadan derlediğini söylemektedir. Haritanın nasıl “kuşbakışı” olduğunun cevabını da vermektedir: “geometri yoluyla“. Haritanın Hz. Süleyman zamanında kuşlara ve cinlere çizdirilmesi, sonra Piri Reis’in eline geçmiş olması iddiası tutarsızdır. Süleyman peygamber olarak bilinen Salomon, Davut’un oğlu ve İsrail kralıdır. Yaklaşık MÖ 972- 932 tarihlerinde yaşamıştır. İslami gelenek onu cinlerin ve hayvanların efendisi saymaktadır. Bu durumda Hz. Süleyman eğer bir harita yaptırdıysa, bu ancak dünyanın bundan yaklaşık 3 bin yıl önceki halini resmedebilir. Oysa Antarktika‘nın buzla kaplanması bundan 6 bin yıl öncesine tarihlenmektedir. O halde Hz. Süleyman’ın harita çizmek için havalanan cinleri ve kuşları ancak buzlar altında bir Antarktika görebilirlerdi. Aynı şekilde Piri Reis haritasında Antarktika ile Güney Amerika birbirine bir kıstakla bağlı olarak gözükmektedir. Oysa bu kıstak yok olalı 10 bin yıl oldu. Demek ki Hz. Süleyman’ın haritacı cin ve kuşları kalem kâgıt elde havalandıklarında, Ankarktika 7 bin yıldır tek başına bir ada halindeydi. Demek ki Piri Reis haritası Süleyman’ın cin ve kuşlarının işi değil. Acaba 10 bin yıl önce yaşamış eski bir uygarlığın işi mi, dünya dışından gelenler mi yaptı, yoksa bilimsel bir açıklaması mı var?

Piri Reis Haritası’nın Esrarı Yok

Piri Reis haritası yatırılınca Antartika ülkesi sanılan yerin Ateş ülkesi olduğu görülüyor. Güney Amerika haritası yatırıldığında ise Piri Reis haritasında Antartika denilen yerin Ateş ülkesi olduğu sonucu çıkıyor.

Antik dönemde harita yapılmış olmasına rağmen, ölçeklere ve dogal özelliklere sadakatleri açısından ilk gerçek haritalar 13. yüzyıldan itibaren Avrupa’da görülmeye başlamıştır. Bunların denizle ilgili olanlarına İtalyanca portulano adı verilir. Portulanonun atası Adamus Biemensis tarafından 1076’da çizilmiştir, ama ilk gerçek portulano “Piza portulanosu” adını taşımaktadır. İtalyancanın porto=liman kelimesinden gelen bu sözcük, deniz kıyılarını gösteren haritaları işaret etmektedir. Buradan yola çıkan haritacılık 14.-16. yüzyıllar arasında epeyi gelişme göstermiştir. Birçok harita, daha Colomb‘un Amerika’yı bulmasından önce bu kıtaya ilişkin bilgi ve çizimler içermiştir. Örnegin bir 14. yüzyıl portulanosunda “Brazil” adası yer almaktadır. 1414 tarihli bir haritada Cipangu (Japonya) ve Antilia (Antiller) gösterilmektedir. Toscanelli’nin 1474-1482 arasında Colomb’a gönderdigi bir portulanoda da Amerika kıtasına ait bir çok çizimin yer aldıgı bilinmektedir. Colomb da Amerika’ya yaptıgı dört sefer esnasında çeşitli haritalar çizmiştir. Piri Reis‘in amcası Kemal Reis, bir çarpışmada Colomb’un ilk üç Amerikan seferine katılmış bir İspanyol’u esir alır. Bu denizci, Colomb’un Amerika’ya körlemesine gitmediğini, elinde çok sayıda harita olduğunu ve bunların şimdi kendinde olduğunu söyler ve bunları Piri Reis’e gösterir. Piri Reis ayrıca St. Brandon, Nicola Giuvan, Cenevizli Anton tarafından yapılmış haritaları da kullanmıştır. 1500’de Brezilya’yı keşfeden Cabral seferinden de ona haritalar gelmiştir. Böylece Piri Reis’in 1513 tarihli haritası bir derleme olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim, haritanın bir kesiminde terimler İtalyanca’yken başka bir kesiminde Portekizce olmaktadır. Bu da birçok köken harita oldugunu göstermektedir. Piri Reis haritası bilim çevrelerince incelenmeye başladıktan sonra birçok yanlış bulunmuştur. Örnegin William Miller, haritanın ızgaralarının yanlış olduğunu, oysa daha eski haritalardaki ızgaraların doğru olduklarını ortaya koymuştur. Bunun nedeni, Piri Reis’in çok sayıda haritayı çakıştırırken ızgaraları kaydırmasıdır. Aynı şekilde, Amerika kıtasının Karayipler bölgesi Piri Reis haritasında Colomb’unkinin aynıdır. Ama Colomb’un haritası tamamen yanlıştır ve Martin Behaim‘in 1492 tarihli yerküresinde yer alan Cipangu (Japonya), Colomb’un Hindistan’a gittigini sanmasından ötürü Karayiplere konulmuş, Piri Reis de bunu aynen kopya etmiştir.

İki Amiralin Öyküsü

Gregory Mc Intosh, “İki Amiralin Öyküsü” adlı kitabında, Virgin adalarının Piri Reis haritasında ikişer kere yer aldıklarını göstermiştir. Bunun nedeni, Piri Reis’in kullandığı haritalarda bu adaların farklı yerlerde gösterilmeleridir. Ayrıca Güney Amerika, Piri Reis’in haritasını yaptığı 1513’ten önce kaşiflerce dolaşılıp kıyıları belirlenmiştir. Önce Amerigo Vespucci, arkasından Binot Paumier de Gonneville yolu açmışlar, 1499-1502 arasında kıtanın en güney ucuna varılmıştır. Juan de la Cosa‘nın 1500, Cantino‘nun 1502 tarihli erken haritaları bile Piri Reis’inkinden daha doğrudur. Bunlar Küba, Jamaika ve Puerto Rico’yu doğru yerlerinde, ada olarak göstermekte, Piri Reis gibi Japonya’yı Amerika’da sanmamaktadır. Bu da Piri Reis’in Amerika’nın bulunmasından önceki eski haritaları ve Colomb’un haritalarını kullandığının kanıtıdır. Piri Reis’in doğru bir kaynaktan kopyaladığı yegane kesim Brezilya kıyılarıdır.

Ve “Piri Reis haritasının esrarı” iste bu noktadan itibaren ortaya çıkmaktadır. Piri Reis haritasında Brezilya kıyıları en uçta doğuya doğru kırılarak Antarktika‘yı resmetmektedir. Antartika, buzlar olmadan gösterilmiştir. 6 bin yıldan beri buzlarla kaplı olan, ancak 1818’de keşfedilen ve buz altının haritası ancak çok gelişkin teknolojilerle daha yeni çıkartılabilen bu kıta, bundan 500 yıl önce bir haritada nasıl gösterilebilmiştir? Bu haritayı ya uzaylılar ya da cinler çizdi. Ama ciddi bir sorun vardı. Piri Reis neden Brezilya’dan Ateş Ülkesi’ne 1200 millik Arjantin kıyılarını göstermemişti ve neden Brezilya’nın 2500 mil güneyindeki Antartika ona bitişikti? Bunun cevabını bilim adamları hemen buldular, yani Yeni Şafak’ta atılan manşette olduğu gibi “Bilim dünyası şaşkın” değil. Arjantin kıyıları aslında çizilmişti, ama doğru enlem ve boylamında değil, yatırılarak çizilmisti. Yani “esrar avcıları” tarafından 10 bin yıl önce yok olan kıstak diye ilan edilen kara parçası Arjantin kıyılarından başka bir şey değildi. Ve Antarktika’nın Kraliçe Maud Toprağı kıyıları olarak ilan edilen bölge de Arjantin’in en güney ucu olan Ateş Ülkesi’nden başkası değildi.

Eksen Kayması Var

Pekala haritanın güneyi neden sağa (doğuya) kaydırılmıştı? Çünkü Steven Dutch‘ın kanıtladığı üzere, Piri Reis haritaları birleştirirken Brezilya’nın Curtiba bölgesi noktasında bir distorsiyon (eksen kayması) yapmış ve bunu fark etmemiştir. Böylece Antartika ve onu kıtaya baglayan kıstak sanılan kesim, Brezilya’nın güney, Uruguay ve Arjantin kıyılarıdır. Ama Piri Reis‘in elindeki bazı haritalarda bu distorsiyon bilinçli bir şekilde yapılmıştır, çünkü papa II. Alexandrus, 1494’te imzalanan Tordesillas Antlasması‘yla, La Raya adı verilen bir hat çizmiş ve bunun doğusunu İspanya’ya, batısını Portekiz’e bırakmıştır. Eger haritanın güneyi La Raya’nın doğusunda gösterilirse, burası İspanya’nın olacaktır, nitekim öyle olmuştur. Çagdaş bilim Piri Reis haritasının esrarını çözmüştür. Haritada Antartika yoktur, burası Ateş ülkesidir ve eğer bu haritayı Hz. Süleyman’ın cinleri yaptıysa, neden bu kadar çok yanlış vardır? Cumhuriyet tarihinde bilimin bu kadar tü kaka olduğu başka bir dönem yaşandı mı, ben bilmiyorum.

Kaynak: Mehmet Ali KILIÇBAY

Cumhur Gökova Yeniden Dünya Turunda

Sadun Boro’dan sonra dünya turu yapmayı başaran ikinci Türk Cumhur Gökova.  62 yaşında olan Cumhur Gökova NTV spor’un medya sponsorluğunda dünya turuna başladı. 9 Ekim 2010 saat 16:00’da Marmaris Netsel Marina’dan 17 ay sürecek olan yolculuğuna başladı. Dünyayı batıdan doğuya doğru dolaşacak olan Gökova yelkenlisi Türk yapımı ve 12,45 m. boyunda. Türk bayraklı ve yerli imalat olan Gökova yelkenlisi ile gerçekleşecek olan dünya turunda Cumhur Gökova’ya eşi Mayısa Gökova ve Şenol Acar (yelken eğitmeni) eşlik edecek.

9 Ekim tarihinde dünya turu öncesinde Netsel Marinada kendisine bir veda kokteyli düzenlendi. Dünya turunun başarılı bir şekilde geçmesini dileyen arkadaşları ve öğrencileri kendisine çeşitli hediyeler verdiler. Hediyeler arasında en anlamlı olanlardan biri ise ünlü denizci Sadun Boro?nun kendisine gönderdiği bir şişe şarap oldu. Sadun Boro notunda  Gökova?nın turunun başarılı geçmesini dileyerek  şarabı Havai adasına geldigin de kendisini hatırlayarak içmesini istediğini belirtti. Öte yandan arkadaşları Cebeli Tarık, Panama ve Suveyş kanallarından geçtiği zaman kutlama yapmaları için birer şişe şarap da hediye ettiler.

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cumhur Gökova yarım kalmış bir turu tamamlamak için yola çıktığını ifade ederek ?Daha önce yaptığım dünya turu sırasında Kızıldeniz?den geçerken İsrail Arap savaşı nedeniyle bu turu tamamlayamamıştık. Bu nedenle bu dünya turu değil dünya seyahati olmuştu. Bu sefer tam bir dünya turu yapmayı istiyoruz. Atlantik?i geçerken  bir de yarışa katılacağız. Turumuz tam bir kültür turu olacak. Yarısı karada yarısı denizde geçecek olan bu turu 17 ayda tamamlamayı planlıyoruz? dedi.

Büyük Sahrayı geçen ve Kuzey Kutbu’na giden ilk Türk olan Cumhur Gökova, ilk dünya turunu 1970 – 1976 yılları arasında yapmıştı. 20 yaşında Atlantik Okyanusu’nu geçmiştir. Yelkenle dünya turu yapan ikinci Türk ünvanını taşıyor. Türk pasaportu nedeniyle yaşadığı güçlüklerden ötürü Kanada pasaportu aldı, Kanada’da denizcilik ile ilgili okullara giderek yurtdışında Kanada’yı temsilen okul açabilen 7 kişiden birisi oldu. Kanada Yelken Akademisi adıyla açmış olduğu okulda, yetiştirdiği denizcilere dünya turuna çıkma yetkinliği kazandırmaktadır.

17 ay sürecek olan bu yolculuk internetten de gün gün takip edilebilecek. http://www.gokovaworldtour.com adresinden rota, mürettebat bilgileri, fotoğraflar ve seyirle ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşılabilir.