Etiket arşivi: avucumdaki dünya

Ellen MacArthur

Yarışın en güzel ve en kötü anları hangisiydi?” diye sordular. “En güzeli tam şu an, en kötüsü ise 5 dakika sonra tekneyi terk etmem gerektiğinde olacak, ondan ayrılmak istemiyorum” diye yanıtladım. İçim titriyordu gideceğim diye.

Mike Turner bana doğru geliyordu, onsuz tüm bunları başarmamız mümkün değildi. Yüzündeki ifadeden Kingfisher‘dan ayrılma zamanının geldiğini anladım. Birden mideme birşeylerin düğümlendiğini hissettim ve oradan kaçmak, zaman içerisinde geriye dönmek, kendimi çimdikleyip yeniden uzakta, okyanusta uyanmak istedim. Ama bunun mümkün olmadığının bilincindeydim, zamanım dolmuştu.

Gözyaşlarım kontrolüm dışında dolup taştı, içimde yanan bir acıyı hissedebiliyordum. Mark omuzuma dokunduğunda adeta uyuşmuş gibiydim ama ayaklarım istemim dışında puruvaya gitmeye ve oradan atlayıp inmek üzere beni taşımaya başladı. Adeta kâbus gibi, bacaklarım beni dinlemiyordu. Ben durmak ve orada kalmak istiyordum. Ayrılmaya hazır olmadığımın bilincindeydim.

Mark’ın kolunun altından çekilip geriye doğru döndüm, gözyaşlarımdan etrafı göremiyordum. Etrafımdaki gürültünün ve patlayan yüzlerce kameranın farkındaydım. Kingfisher’ı nasıl terk edebilirdim? Onu bırakıp da nasıl gidebilirdim? Yolculuğumuz bitmişti ama taa içimdeki derinliklerde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ya da olamayacağını biliyordum.

Adeta kör gibi havuzluğa yürüdüm. Hayatımda hiçbir zaman şu anki gibi yok olmak istememiştim. Kingfisher’ın pruvasında durdumve gözlerimi kapattım, alnım güvertesine sıkıca dayalıydı. Yalnız olmaya ihtiyacımız vardı. Ona teşekkür etmek, her şeyin bittiği ve onu terk etmek zorunda olduğum için ne kadar üzgün olduğumu söylemek istiyordum. Hayatımda hiç yapmadığım kadar yoğun bir şekilde tek bir şeyi düşünerek geçirdiğim o dakikalar bana adeta birkaç saat gibi geldi. Üzüntü, yorgunluktan çok daha farklı bir histi. Acıyı tam kalbimde duyuyordum oysa daha önceleri duyduğum acı yalnızca vücudumdaki tüm kemiklerin sızlamasıydı.

Bu son üç ay adeta sonsuzluk gibiydi, yarıştan önceki hayatım nasıldı, hiç hatırlamıyorum bile. Varış hattını geçtiğimden bu yana ilk kez tüm duygularım boşalıyordu, yoğunluğu saklanabilir gibi değildi, can dostumdan ayrılıyordum ve acısı içimi parçalıyordu.

Kalbimin taa derinliklerinde, ona en iyi şekilde bakmak için elimden gelen her şeyi yapmış olduğumu gayet iyi biliyordum. Kalabalığın gürültüsünü yeniden duymaya başladığımda yapabileceğim tek şey, orada başım önde durup, ona son teşekkürlerimi iletmekti. Şu an hayatta olup yanında duruyor olabilmem bile, benim için, onun da bana ne kadar iyi bakmış olduğunun yeterli kanıtıydı.

O ana kadar varış hep bir rüya gibi gelmişti, binlece insan, kalabalıktan gelen tezahüratlar ve devamlı yanan parlak ışıklar. Ama şu an tüm bu görüntü, acıyla buğulanmakta ve parçalanmaktaydı. Dişimi sıktım ve kendimi zorlayarak ondan ayrıldım.

Kingfisher’ın yanı başında attığım o son adımları hatırlayamıyorum ama üç aydır ilk kez vardevelalardan dışarı adım attığım anda adeta bedenimin büyük bir kısmını geride bırakıyormuş gibi hissettim. Pontona ayak bastığımda vardavelaya sıkıca tutundum ve başımı gövdesine dayadım. Gövdesini okşamak için elimi uzattığımda gözlerim sıkı sıkı kapalıydı, yumuşak kıvrımlı küpeştesi serin ve sakinleştiriciydi ve son defa olmak üzere dünyadan koptum.

Arkamdan birisinin kolunu etrafıma doladığını ve “Hadi Ellen” diye seslendiğini duyunca yavaşça döndüm ve elim sessizce Kingfisher’ın gövdesinden ayrıldı. Vendée Globe yarışımız artık bitmişti.

Ellen MacArthur, Avucumdaki Dünya, Naviga Yayınları,  Sayfa; 28-29, Çeviri; Hülya Leigh