Etiket arşivi: bernard moitessier

Philippe Jeantot

 

Philippe Jeantot, kariyerine petrol platformlarında derin deniz dalgıcı olarak başladı. Hatta bir keresinde 501 metreye dalarak ortak bir rekora sahip oldu. Bernard Moitessier?in ?The Long Way? kitabını okuduktan sonra yelkenle ilgilenmeye başladı. Kendisine keç (ketch) armalı çelikten yapılma 44 ayak uzunluğunda bir yelkenli inşa etti. Bu teknesiyle tek başına dünya turu yapmayı planlıyordu. 2 yıl boyunca denizlerde seyir yaptıktan sonra 1982?de BOC Challenge yarışlarının ilkine katıldı. (BOC Challenge artık VELUX5 Oceans Race olarak adlandırılmaktadır.) Bu yarışı daha önceki tek başına yelkenle dünya turu rekorunu 159 gün 2 saatlik derecesiyle kırarak kazandı. 1986-1987?de düzenlenen ikinci BOC Challenge yarışına da katıldı ve yine birinci oldu.

BOC Challenge yarışının etaplı formatından hoşlanmayan Jeantot, 1989 yılında artık dünyanın en ünlü yelken yarışlarından biri olan Vendée Globe yarışlarını başlattı. Credit Agricole IV adlı teknesiyle katıldığı yarışı dördüncü sırada bitirdi. Ertesi sene 1990?da katıldığı BOC Challenge yarışında yine Credit Agricole IV teknesiyle üçüncü oldu ve böylece dördüncü kez yelkenle tek başına dünya turunu tamamlamış oldu. Bu yarışın ardından, artık yarışlardan çekildiğini ve tekne yapım işinin başına geçeceğini bildirdi.

Kaynak: Can Komar
İstanbul, 2009 pdf

Robin Knox – Johnston

Sunday Times Golden Globe yarışının galibidir. Bu yarışın özelliği dünya çevresini yelkenle tek başına mola vermeksizin dolaşan ilk yarış olmasıydı. Daha önce Chichester?in sadece tek mola vererek başardığı yolculuk, bu kez mola vermeksizin bir yarış formatında Sunday Times tarafından düzenlenmişti. Bu yarışın birçok ilginç özelliğini ilgili başlık altında anlatmıştık. Bu yarışı bitiren tek kişi olma özelliğine sahip olan Sir Knox-Johnston ayrıca kazandığı ödül parasını yarışta hayatını kaybeden Donald Crowhurst?un ailesine bağışlayarak sadece iyi bir denizci olmadığını da kanıtlamaktadır.

Sir Knox-Johnston, 1939?da Londra?da dünyaya geldi. İngiliz Ticaret Filosunda güverte subayı olarak 1957?den itibaren denize açılmaya başladı. Bombay?da kardeşi ile Colin-Archer dizaynı bir sloop tekne olan Swahili?yi inşa etti ve 1965 ? 1967 arasında teknesiyle Bombay?dan İngiltere?ye geldi. O sıralarda yelken dünyasında bir ilk olanı gerçekleştirmek üzere Sunday Times Golden Globe yarışına katıldı. 14 Haziran 1968?de Falmouth?tan yola çıktı ve 22 Nisan 1969?da Falmouth?a dönerek yarışı tamamladı. En önemli rakibi olan Bernard Moitessier yarış sırasında çekilerek yolculuğuna devam ettiği için bu yarışı katılan 9 denizci arasında tamamlayan tek kişi oldu. Bundan sonra da aktif spor hayatına devam etti. İngiltere etrafında düzenlenen çiftler yarışını 1970?te (Leslie Williams ile) ve 1974?te (Gerry Boxall ile) olmak üzere 2 kez kazandı.

 

Jules Verne Trophy?e 1994 yılında Peter Blake ile katıldı ve burada en hızlı dünya turu rekorunu kırarak yarışı kazandı. Yarış tamamlama süreleri 74 gün 22 saat 18 dakika ve 22 saniye oldu. Sir Knox- Johnston 1992 ? 2001 yılları arasında Sail Training Association başkanlığını yürüttü. 1995 yılında Kraliçe tarafından Sir ünvanı verildi.

Dünya çevresinde ikinci turunu SAGA Insurance teknesiyle katıldığı Veux 5 Oceans yarışında tamamladı. Yarışı 4 Mayıs 2007?de dördüncü sırada bitirdi. Bu yarışın onun açısından bir başka özelliği 68 yaşındaki Sir Knox-Johnston?ın en yaşlı katılımcı olmasıdır.

Otobiyografik özellikler de taşıyan ?A World of My Own? adlı bir kitap yazdı. Aktif yelken hayatına halen devam eden Sir Knox-Johnston ayrıca çeşitli yelken ve spor organizasyonlarında yer almaktadır.

Resimler:

http://www.frickers.co.uk/marine-art/suhaili.html

http://www.telegraph.co.uk/sport/othersports/sailing/5570883/Sir-Robin-Knox-Johnston-to-take-to-the-seas-again-in-JP-Morgan-Round-the-Island-Race.html

 

 

Horn Burnu (Boynuz Burnu)

Horn Burnu hakkında bu site için geç kalınmış bir konu olsa da, Horn Burnu hakkında bir yazı yazmak için asla geç değildir. Eskiden hatta halen daha denizcilerin korkulu rüyası olan Horn Burnu, 55° 59′ güney enlemi ve 67° 16′ batı boylamında bulunan ve Güney Amerika’nın en güney ucu kabul edilen burundur. Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirinden ayırır.

Asırlar boyunca Süveyş ve Panama Kanalları açılıp şartları değiştirinceye kadar, binlerce yelkenli gemi, Kuzey Atlantik fırtınalarında, tropik kasırga sezonunda, Güney Okyanusu’nda Cape Horn’u doğudan batıya doğru geçmeye çalışırken deniz ticareti yapılan sahillerde batmaya devam etti. Bir tür belirsiz ve ölümcül sırayla denize yenik düşüyor veya parçalanıyorlardı. Neredeyse 20. yy.’a kadar, yelkenli gemilerin perişan tayfaları Cape Horn etrafındaki denizlerde cefa çekmeye devam etti. Örneğin, 1905 yılı yelken sezonunda, Avrupa’dan Amerika’nın batı yakasına Cape Horn’dan geçerek gitmeye çalışan 130 yelkenli gemiden sadece 52 tanesi gidecekleri limana tek parça halinde ulaşabildi.

Galler Bölgesi’ndeki büyük bir nakliye şirketinin iş yaşamı boyunca 36 adet yelkenli gemisi olmuştu; bunlardan dokuzu Horn Burnu’nda olmak üzere 20 tanesi batık veya kayıp diye bildirildi. Gemi başına 20 veya 30 kişliden hesaplanacak olursa bu filolarda kaybedilen yaşam sayısı yıllar boyunca binleri ve hatta onbinleri aştı. Çünkü gemi battığında ekipten hayatta kalabilen yok denecek kadar azdı. Bugün bile, Horn Burnu’ndan çok uzaqktaki fırtınalar, eskisi kadar sık olmasa da düzenli bir şekilde dünyadaki balıkçı tekneleri ve kargo gemilerini elemeye devam ediyor.

Eski denizciler Horn Burnu’nu geçtiklerinde kulaklarına küpe takarlardı. Burayı yelkenliyle geçenlerin sayısının uzaya giden astronot ve kozmonotların sayısından az olduğu söylenir. Eski denizciler 40° enleminin altında kanun yoktur der, 50° enleminin altında ise Tanrı yoktur!..  Burası Amerika kıtasının Antarktika’ya uzanan en güney ucudur ve yıl boyunca hüküm süren fırtınalara, soğuğa, buz dağlarına rağmen denizcileri kendine çeken büyülü bir yerdir.

Dünyanın ucu, Yedi Denizlerin Everest’i olarak bilinen Horn Burnu’nda sayısız yelkenli kaybolmuştur.

Denizciler için Horn Burnu, tam anlamıyla bir semboldür; bu onların Waterloo’su, Ithaca’sı, Kudüs’ü ya da hepsi. Bernard Moitessier, uzun seyirlerin romantik ve yalnız denizcisi – aynı zamanda tek başına seyretmenin atalarından – şöyle yazıyor; “denizcinin coğrafyası ile burnu burun, enlemi enlem olarak bilen haritacının coğrafyası hiçbir zaman aynı şey değildir. Denizci için haşmetli bir burun hem son derece basittir hem de olağanüstü karışık kayalar, akıntılar, kırılan dalgalar, kocaman denizler, ılıman rüzgârlar ve fırtınalar, sevinçler ve korkular, hayaller, sızlayan eller, boş mideler, harika anlar ve ızdırap çekişlerin tümünü içerir.”

Güney Denizlerinin Maceraperest Gezgini? BERNARD MOITESSIER

Dr. Selim Yalçın
Dr. Nadire Berker
kaleminden….

?Ben dünyanın en güzel ulusunun bir ferdiyim. Kuralları katı ama basit, asla hile yapmayan, sınırları olmayan, her zaman ?şimdi?yi yaşayan bir ulus bu. Rüzgar, ışık ve barış dolu bu ulusta yalnızca denizin sözü geçer.? Bernard Moitessier

Bernard Moitessier tüm zamanların en meşhur denizcilerindendir.

Yaptığı yolculuklar ve yazdığı kitaplardan başka kişiliği ile de milyonlarca insana deniz sevgisi aşılamıştır.

Moitessier 1925?te Vietnam?da Hanoi?de doğdu, daha sonra ailesiyle Saygon?a yerleşti. Babası Vietnamlı çiftçilere mal satan bir Fransız tüccardı ve oğlunun eğitimini tamamlayıp aile işinin başına geçmesini istiyordu.

Bernard ise denize aşıktı, çocukluğunda Vietnamlı balıkçılardan denizcilik sanatını öğrendi. 1947?de motorsuz bir ?junk? (Güneydoğu Asya denizlerinin geleneksel yelkenli yük taşıma teknesi) satın alıp Siyam Körfezi?nde yelkenle deniz taşımacılığı yaptı. Harita ve pusula kullanmadan uzun yolculuklar yapan yerel denizcilerden kısıtlı olanaklarla büyük yolculuklar yapmanın sırlarını öğrendi.

Çok iyi bir yüzücüydü: 100 metre serbestte Güneydoğu Asya birincisiydi, aklı denizde olduğu için okulda pek başarılı değildi ama Fransızca, İngilizce, Hollandaca, Almanca, Vietnam ve Siyam dillerini konuşuyordu. Klasik eserlerin çoğunu okumuştu, edebiyat sohbetlerine katılmayı seviyor, deniz yazarlarının tümünü takip ediyor, özellikle Slocum, Pidgeon, Gerbault ve Dumas gibi ünlü denizcilerin kitaplarını sayfa sayfa inceliyordu.

1951?de bir arkadaşı ile birlikte Snark ismini verdikleri eski bir tekne ile Avustralya?ya doğru yola çıktılar, ama kurtlanmış ve çürümekte olan teknenin çok su yapması üzerine 6 ay sonra Endonezya?dan geri dönmek zorunda kaldılar.
Moitessier 1952?de Kamboçya?da satın alıp Marie-Therese adını verdiği 9 metre boyunda randa yelkenli bir keç ile bu kez tek başına Hint Okyanusu?na açıldı.
Teknede pusulası ve sekstantı vardı ama kronometresi yoktu.
Bu şekilde boylamını belirleyemiyor, sadece enlemini saptıyordu. Pusulası ve ipe bağlı bir tahta parçasından oluşan basit bir parakete ile navigasyon yapıyordu. Bu yetersiz navigasyon yöntemi ile zor koşullarda tek başına seyir yapıp Hint Okyanusu?nun batısındaki Chagos Takımadaları?na doğru yol alırken bir geceyarısı Diego Garcia kayalıklarında teknesi parçalandı.
Kendi deyişiyle ?güzel Marie-Therese kayalarda parçalanırken hüngür hüngür ağlayan bir zavallı? haline gelmişti.
Karaya vurduğu ada çok küçüktü, bu nedenle yılda birkaç kez uğrayan gemilerin birine binip yakınlardaki Mauritius Adasına yerleşti. Birçok arkadaş edindiği bu adada bulduğu her işe girdi, ağaç kesip mangal kömürü yapmak, çekeklerde çıraklık gibi işlerde çalışıp para biriktirdi. Ahşap tekneleri karaya çekmeden kalafatlamak için yaşlı denizcilerden öğrendiği bir yöntemi geliştirerek bu işten büyük kazanç sağladı.
Bu arada köpekbalığı dolu kayalıklarda gözlük ve şnorkelle dalarak zıpkınla balık avlayıp satıyordu. Günde 70-80 kg kadar balık zıpkınlıyordu. Sonunda korkulan oldu ve 1953?te 6 metre derinlikte avlanırken bir köpekbalığının saldırısına uğradı. Ayağını ısıran köpekbalığının kafasına zıpkınının kabzası ile vurarak canını kurtardı. Bir ay hastanede yattıktan sonra iyileşti ve bir balıkçı filosunun yöneticisi olarak iş buldu. Ayrıca ayda bir gelen bir yük gemisine guano yüklemesini hızlandıracak yöntemler geliştirdi. Bu sayede şirketin karı ciddi miktarda artınca çok para kazandı.
Biriktirdiği parası ile Marie-Therese II?yi inşa etti. Hiçbir plana başvurmadan, bir marangoz ve yerli işçilerin yardımı ile 9 ayda bitirdiği teknenin dizaynı, arması ve bütün donanımını kendisi yaptı. Marie Therese II civadrası ile birlikte 9.60 metre boyunda, bermuda yelkenli bir keçti.
Moitessier gerek bütçesinin yetersizliğinden gerekse 1950lerde Mauritius?ta istediği gereçleri bulamadığı için teknesini vinç, ırgat gibi araçlarla donatamadan denize indirmek zorunda kaldı.
2 Kasım 1955?de Marie-Therese II ile tek başına Güney Afrika?ya gitti, orada 2 yıl çalışıp para biriktirdi. 

O kadar parasızdı ki çarmık teli olarak ?telefon direklerini tutan telleri? kullandı, bu basit şeyleri alabilmek için kendi deyişiyle ?boyunduruğa vurulmuş öküz? gibi çalışıyordu.

Eksiklerini en ucuz yoldan gidermek için her yolu deniyordu, bütün gün bir fabrikada çalışıyor, öğlen tatilinde veya akşam paydostan sonra fabrikanın atelyesinde teknesinin eksik ve tamir gerektiren havalandırma, vinç, lomboz, ırgat gibi parçalarını kendi imal ediyordu.

Akşamları limana uğrayan balina gemilerini gezip gemicilerle dostluk kuruyor, bu gemilerin çöpe atmak için ayırdığı eski naylon halatlardan kendisi gibi küçük teknesi ile tek başına sefer yapan bir arkadaşı ile birlikte sabahlara kadar sağlam lifleri çıkartarak bunlarla Marie-Therese II?nin kenevirden yapılmış koltuk halatı ve ıskotalarını yeniliyordu.

Önce Durban ve daha sonra Cape Town?da çalışarak teknenin iki yıllık erzak ve malzeme gereksinimini satın alacak kadar para biriktirdi. Masrafını azaltmak için sapanıyla penguen ve karabatak avlayarak beslendiği dönemler oldu.

1958?de yeniden okyanusa yelken açtı, Saint Helena ve Ascension adalarına uğrayarak Karaibler?e ulaştı.

Trinidad?dan Grenada?ya geçerken yorgunluktan dümende uyuyakaldı ve bu kez de Marie-Therese II yine kayalıklarda parçalandı. Ertesi gün teknesi yakın bir  köyde oturan yerliler tarafından yağmalandı.

Bir kez daha beş parasız ve eşyasız kalan Moitessier adada çalışıp para kazanacak bir iş de bulamadı. Avrupa?ya gitmek istiyordu. Eski gazete kağıtlarından okyanusu aşabilecek nitelikte bir yelkenli tekne inşa etmeyi planladı.
Tam bu sırada Avrupa?ya giden bir Norveç tankerine tayfa olarak girdi. Fransa?ya varınca Paris?e yerleşti, doktorlara ilaç tanıtımı, yelkenli tekne satışı gibi işlerde çalışarak para biriktirdi.

Uzun yıllar sonra karşılaştığı çocukluk sevgilisi Françoise ile evlendi ve Françoise?ın ilk evliliğinden olma üç çocuğu ile mutlu bir aile yaşantısı başladı.

Bu sıralar Vietnam?dan yola çıktığından beri denizde geçen maceralarını anlattığı ?Vagabond Des Mers du Sud? (Güney Denizlerinin Maceraperest Gezgini) isimli ilk kitabını yayınladı.

En çok satılan kitaplar arasına giren bu eser sayesinde açıkdeniz yelkenciliğinin ünlü isimleri arasına katılan Moitessier?nin kitabı İngilizce?ye de çevrilerek 1960?da ?Sailing to the Reefs? (Yelkenle Kayalıklara Doğru) ismiyle yayınlandı.

Bu eser tüm dünyada amatör denizciler tarafından halen ilgiyle okunmakta, yelken ve deniz edebiyatının başta gelen eserleri arasında yer almaktadır.

Bu kitapla modern toplum hayatına alternatif olarak denizlerde macera, barış ve dostluk dolu bir yaşam öneren Moitessier açıkdeniz yelkenciliğinin idolu haline gelmiştir.

Moitessier kitabının satışından biriktirdiği para, arkadaşlarının desteği ve zengin bir yelkencinin yardımları ile 1961?de iki yıldır planları üzerinde çalışıp hayalini kurduğu 12 metrelik bermuda armalı saç keçi yaptırdı.

Bu tekneye dünya denizlerini tek başına dolaşarak amatör açıkdeniz yelkenciliğini başlatan Joshua Slocum?un ön ismini verdi.

Tekne daha kızaktayken Akdeniz?de yelken okulu olarak çalıştırmak üzere ilanlar verip avans aldı. Bu paralar sayesinde inşaatı tamamlanan tekne planlanan ilk seferden iki gün önce seyre hazırlanabildi.

Joshua iki yaz sezonu yelken okulu olarak hizmet verdi, bu sayede Moitessier?in okyanuslara açılmadan önce teknenin tüm eksiklerini giderme ve donanımını geliştirme şansı oldu.

Ekim 1963 –  Mart 1966 arasında eşi Françoise ve köpekleri Yuki ile birlikte ?balayı seyahati? olarak adlandırdığı yolculuğa çıktı. Kazablanka, Kanarya Adaları, Karaibler, Panama Kanalı, Galapagos Adaları üzerinden Tahiti?ye ulaştı. Kanarya Adaları?ndayken çocuklarını bir aylığına yanlarına aldırdılar, onlarla gezip tatil yaptılar.

Tahiti?den dönerken rüzgarlar uygun olduğu için tercih edilen batı rotasını değil, daha zor ama kısa olan doğu rotasını izlediler, hiçbir limana uğramadan Horn Burnu?nu dönüp Atlantik?i aşarak 4 ayda Fransa?ya geri dönüler. Bu sayede çok sevdikleri çocuklarının Paskalya tatiline ucu ucuna yetiştiler.

Bu geçişte nonstop toplam 14261 deniz mili yol yaparak küçük bir yelkenli ile hiç durmadan o güne dek yapılan en uzun seyri gerçekleştirdiler.

Bu bir dünya rekoruydu.
1966?da bu yolculuğun anılarını ?Kestirme Yol: Cape Horn? isimli kitapta yayınladı.

Denizi anlatan yazılarında aldığı keyfi elle tutulur derecede hissettiren Moitessier Paris?e geldiğinden kısa süre sonra derin bir depresyona girdi. Bir kez daha Joshua ile dünya denizlerine açılma hayali ile yaşıyordu.

1967?de Sir Francis Chichester yelkenlisi ile tek başına sadece tek bir kez Avustralya?da durarak dünya turu yapmıştı.

Bu hikaye denizseverleri öylesine etkiledi ki İngiliz ?Sunday Times? gazetesi ertesi yıl ilk ?Tek başına ? Nonstop Dünya Turu Yarışı??nı düzenledi.

Golden Globe (Altın Küre) adı verilen bu yarışta İngiltere?de herhangi bir limandan başlayıp aynı limana dönülecek, Güney Pasifik Okyanusu?nda seyredilecek ve yolda Ümit Burnu, Leeuwin Burnu ve Horn Burnu geçilecekti. Bu tam da Moitessier?in gitmeyi düşündüğü rotaydı.
Tekneler 1 Haziran ile 31 Ekim arası istedikleri gün yarışa başlayabilecekler, en hızlı geçişi yapana 5000 İngiliz sterlini ödül verilecekti.

Moitessier bu yarışa katılmaya karar verdi, Fransa?daki hayranları dünya denizlerinde İngilizler?e karşı yarışacak olan Moitessier?yi destekliyor, gazeteler ona telsiz, fotograf makinası gibi araçlar vermeyi teklif ederek karşılığında yarış haberleri ve fotografları istiyordu.

Moitessier ise tam tersine teknesini hafifletmeye ve sadeleştirmeye çalışıyordu, önce yolda süratini azaltacağı için pervaneyi söktü, uzun yolda gerekli olmayacak herşeyi tekneden çıkarttı.

Telsiz sayesinde dünya ile iletişim kurabileceği, hava durumu ve navigasyon bilgileri alabileceği halde telsizi çalıştırmak için jeneratör, yakıt, aküler gibi ağırlıklar da gerekeceği için bu yardımı reddetti. Hatta yola çıkmadan kısa bir süre önce Joshua?nın motorunu da sökerek tekneyi doldrumlardan en az etkilenecek şekilde hafifletti.

Bir süre rüzgar bekledikten sonra 1968 Ağustos ayında Plymouth?dan yola çıktı.

Eşi Françoise gazetecilere ?Onun buna ihtiyacı vardı, denize çıkmalıydı? dedi.

Altı ay sonra Moitessier her üç burnu da dönmüş, Atlantik Okyanusu?nda eve dönüş yolundaydı. Dünya turunu başarıyla tamamlamak üzereydi, en öndeydi ve yarışı kazanmasına çok az bir zaman kalmıştı.

Birdenbire yarışı kazanmak bir yana, bitirmek hevesini bile yitirdiğini farketti.

?Şimdi Avrupa?ya, şehir hayatına dönmek, hiç terketmemiş olmakla eş anlamlı, yarışı bitirmek için geri dönmek, başkalarının kurallarını sessizce kabul etmek, kendimi inkar etmek demek. Güneş, deniz, rüzgar, gökteki yıldızlar ve albatroslar bana doğru yolu gösteriyor, ruhum çok uzun zamandır aydınlık sessizliğin şarkısında yelken açıyor.? diye düşünüyordu.

Yaşamı boyu aradığını Güney Pasifik?te bulacağını anlayarak rotasını değiştirip ikinci kere Ümit Burnu?na yöneldi.

Cape Town açıklarında demirde duran bir tankere yaklaşarak güvertesine sapanla, plastik bir kutu içinde, Londra?daki yarış yetkililerine verilmek üzere yazılmış bir mesaj attı;

bu mesajda ?Hiç durmadan Pasifik Adaları?na doğru yola devam ediyorum, çünkü denizde mutluyum. Belki de ruhumu kurtarmak istiyorum.? yazılıydı.

?Ruhunu kurtarmak için? yarışı bıraktı, rota değiştirdi ve hiçbir yere uğramadan Tahiti?ye vardı. Böylece 40 ftlik teknesiyle dünyanın etrafında hiç durmadan birbuçuk tur attı, teknesinde tam 10 ay tek başına yaşadı.

O yarışı bıraktığı için ödül İngiliz Robin Knox-Johnston?a verildi, ama Moitessier?in tüm arzusu denizle içiçe yaşamak olduğu için yarışı bırakması, çok ihtiyacı olduğu halde ödül parasını ve ünü reddederek ?yenilmeyi? bilinçli olarak tercih etmesi ona dünyanın gözünde çok farklı bir yer kazandırdı.

Davranışı birçok insanın yüreğini titretti, onların gözlerinde gerçek galip ve kahraman Moitessier?di.

Sonraları ?A Voyage for Madmen? (Çılgınlara Göre Bir Yolculuk) adı verilen bu yarışa dokuz yelkenci birbirinden çok farklı teknelerle katılmıştı.

Aralarından sadece üçü denizle ilgili mesleklerdeydi, bir tek Moitessier?in Güney Okyanusu?nda yelken seyri tecrübesi vardı.

Ticari gemilerde kaptanlık yapan İngiliz Robin Knox-Johnston ?Suahili? adlı 32 ft ahşap keç ile, İngiliz Donanması?nda kaptan olan Nigel Tetley ise ?Victress? adlı kontrplaktan yapılmış 37 ft bir trimaran ile yarışıyorlardı. 42 ft boyundaki ahşap uskunası ?Galway Blazer II?nin armasını Çin ?junk?larını örnek alarak çarmıksız direklerle donatan Bill King ve 30 ft randa yelkenli saç kotra ?Captain Browne? ile yarışan Loick Fougeron da Moitessier?le aynı limandan yola çıkmışlardı.

Bu ilk nonstop tek başına dünya turu yarışı yaşanan dramatik olaylar nedeniyle hafızalardan hiç silinmedi.

Yarışçıların biri hariç tümü çeşitli nedenlerle yarışı bırakmak zorunda kaldılar, elektronik mühendisi Donald Crowhurst kendi dizaynı olan trimaran teknesi Teignmouth?un Güney Okyanusu?na dayanamayacağını anlayınca önce telsizden yalan söyledi, seyir defterini ayrıntılı şekilde sahte bilgilerle doldurdu.

Atlantik?te oyalanarak zaman geçirmeye, diğerleri finişe yaklaşırken sanki dünyanın çevresini dönmüş gibi onlarla birlikte İngiltere?ye dönmeye karar verdi, sonra yalanının anlaşılacağı endişesiyle delirerek teknesinden atladı.

Nigel Tetley?in teknesi Victress yarışı bitirmesine ramak kala okyanusta parçalandı, zor kurtulan Tetley yenilgiye dayanamayarak bir yıl sonra intihar etti.

Robin Knox-Johnston yarışın birincisi ve tek bitireni oldu, ama gerçek kahraman Moitessier?di.

Yarışı bıraktığında ?Denize bakıyorum ve büyük bir tehlike atlattığımı görüyorum. Mucizelere pek inanmasam da bazen gerçekten mucizeler oluyor. Eğer hava biraz daha doğudan esseydi şimdi kuzeye, Londra?ya dönüyor olabilirdim. İnsan bazen doğru yolu kıl payı bulabiliyor. Bu yüzden vazgeçenleri ve devam edenleri yargılamasak daha iyi olur. Ben kendim için doğru olanı bir mucize sonucu buldum, Tanrı?nın bizim için yarattığı denizde huzur içinde ilerliyorum.? diyordu.
Moitessier Güney Pasifik?te bir atole yerleşti, kendine bir ev yaptı, hindistan cevizi ağaçları dikti, atolünü yeşil bir cennete dönüştürdü ve uzun yıllar burada yaşadı.
Kısa bir süre A.B.D.?ne gitti, sıkıntıları bitmiyordu, bir fırtınada Joshua parçalanınca ?Tamata? isimli 32 ft boyunda yeni bir saç (sloop arma) yelkenli yaptırdı.

Son yıllarını hatıralarını yazdığı Fransa?da geçirdi, 1994?te ?A Sea Vagabond?s World: Maceraperest Bir Denizcinin Dünyası? adlı kitabını bitiremeden öldü.

Brittany?de küçük bir balıkçı kasabasında gömülüdür.

Ölümünden sonra hakkında kitaplar yazıldı ve ismi asla unutulmadı, 2000li yıllarda Güney Okyanusu?nda çılgınca yarışan, bazıları çok medyatik olan yelkencilerin öncülerindendi, fakat onlardan çok farklı bir yaşam yolu izledi.

Moitessier yaşantısını deniz ve doğanın kurallarına göre düzenleyen gerçek bir deniz insanıydı.

Yazdığı kitaplarda insanın daima doğa kurallarına göre, ihtiyaçlarına göre yaşaması gerektiğini işledi.

Barış içinde, sınırlar, pasaportlar, hükümetler, savaşlar, bürokrasiler olmadan yaşayan bir insanlığın hayalini kurdu.

Denizcilikle ilgili hiçbir resmi eğitim almayan, her şeyi kendi başına öğrenen Moittesier kendi deyişiyle ?bir deniz gezgini?ydi.

Tüm kitaplarında tecrübeleriyle veya başka denizcilerden öğrendiklerini okurlarına en ince ayrıntısına kadar aktarma, öğretme çabası vardır.

Moitessier gerçek bir deniz aşığı, yazar ve çevrebilimciydi.

Ölümünün onbirinci yılında onu sevgiyle anıyor, kitaplarının bir an önce dilimize kazandırılmasını diliyoruz.

?Avrupa toplumuna ve onun yalancı Tanrı?larına dönmeyi hiç istemiyorum. Para kazan, para kazan, ne için? Hala kullanabildiğim arabamı değiştirmek, daha güzel giyinmek, televizyon almak gibi amaçlar için yaşayamam ben. Ben teknemi istediğim yere bağlayabileceğim, güneşin, soluduğum havanın ve yüzdüğüm denizin bedava olduğu, bir mercan atolünde güneşin altında rahatça uzanabileceğim bir sahile gidiyorum.?