Etiket arşivi: cemo

Varamıyorum..

Böyle mi yaşamalı insan.. Her şeye baştan mı başlamalı.. Nasıl gideceğini bilmiyorsan eğer, bil ki gitmekler değildir aslolan.. Hayat uçup gider kalanların ardından.. Her şeyi mi bırakır insan giderken.. Hep bir şeyler eksik birşeyler fazla..

Keşke sözcüklerden başka yolu olsaydı bilmenin. Yanılmış olmanın damakta bıraktığı acı lezzetin alacaklılığı adına, duya duya, keşke diye başlayan yazılar yazmasaydı Nilüfer, keşke!

Sessizlik sahip olduğumuz (ya da olamadığımız) en güzel şey.. Herkes için farklı bir anlam ifade eden (benimse bir türlü anlam veremediğim) mevsimler gibi akşamlar.. Hiç gitmediğim uzakları özleyen ben..

Ne kadar güçlü de olsa ağaç, vakti geldiğinde yaprağının düşmesine mani olamaz. Düşerken bir büyük boşluk kalır. Ki ancak düşerken anlaşılır. Hiçbir bulduğunu kâr, hiçbir yitiğini zarar hanesine kaydetmeyişi..

Oysa insan istediği kadardı..

Günler geçiyor kağnı hızıyla.. Günler, kelebek kanatlarında.. İçinde olmamıza rağmen bir türlü dokunamadığımız, hayal gibi günler.. Bir eski resim gibi daima hatırımda.. Hatıram olmuşsun vakti zamanında… Ne yapsam geceye giden bir yazının başlangıcındayım, sabret hafız, cümleyi getiriyorum..

Ben sana dayanaman yarim ben sana aldanamam.. Gece olmuş gündüz olmuş artık anlayamam.. Su gibi geçiyor geceler.. Hiçbir yere varmıyor yolum.. Varamıyorum…

“Geride kalan: Her biten şeyin ardından geriye kalan; hüzünlerin leylâsı. Bir zamanlar bir boşluğu doldurmuş olan ve gerçek hayattaki lâlelere benzemeyen garip ve mavi bir lâlenin hatırası” dır yaşanamayan.. Kendi üzerime yumdum gözlerimi.. Duymuyor artık hiçbir uzvum.. Ellerim geceden kayıp.. Önüm karanlık, ardım kayıp… Vakti zamanında içimi dolduran sesin (şimdi her yere tam vaktinde gelirken ben) yağmur kadar ıslak.. Gölgeli hayatlar yaşıyorum hep.. Yumdum gözlerimi, geceyi arıyorum delice… Yıllardır yaşadığım hayattan sessiz sedasız çıkıp gitmenin zamanını arıyorum.. Delice.. Su gibi, suyla geçecek yine..

Admin Hakkında

Adı Cemo, bu sitenin mimarı. Orada ne aradığını bilmediğim ve asla ait olmadığına inandığım bir yerde tanıdım onu. Ne arıyordu acaba orada, bu kendisiyle hiç alakası olmayan insanların içerisine onu getiren neydi? İşin ilginci ben de oradaydım, yoksa benim onu onun beni tanıması için mi oradaydık bilmiyorum? İnsanlara karşı tüm umutlarımı yitirdiğim bir anda, her şeyin bittiğini düşündüğüm, bir daha bir dost edinebileceğim ihtimalini aklımdan tamamen çıkardığım bir süreçte çıktı karşıma, hem de o akıl dışı yerde. Akıl dışı yerde akıllı bir insan? Oldu ama çok kısa sürede yakınlaştık, zaten onunla ilk konuştuğumda anlamıştım diğerleri gibi olmadığını, o günden bugüne 1 yıldan fazla zaman geçti, yanılmadım?

Her şeyiyle diğerlerinden farklıydı hali, tavrı konuşması, hayata bakışı, evet her şeyden önemlisi hayata bakışı. Diyorum ya diğer insanlar gibi değil, kelimelerle onu anlatmak benim için gerçekten zor, öyle ki kullandığım kelimelerle klişelere düşmekten, basit cümleler kurmaktan, yani nasıl anlatsam, onu sıradanlaştırmaktan öyle korkuyorum ki bu yazıyı yazarken. Abartılı bulunabilir söylediklerim ama onu tanımıyorsunuz, ha tanışsanız da benim kadar tanıyabilir misiniz onu da bilmiyorum. Bazen yıllardır  en yakınımızda bulunan sıradan insanları bile tanıyamazken, Cemo?yu öyle hemen tanıyıp da anlamlandırabileceğinizi düşünmüyorum  zaten, zaman alacaktır ve size izin vermesi gerekir onu tanıyabilmeniz için, eğer izin vermediyse ne yapsanız nafile olacaktır.

Zaten kendiyle ilgili pek konuşmaz, bana bile hala tam olarak içini açmadığını düşünüyorum, ama ben onun bir bakışından, duruşundan, ses tonundan hemen ruh halini anlayabiliyorum. Bence pek çok konuda da onunla birbirimize benziyoruz, belki de o yüzden ona yakın olmak bana büyük bir huzur veriyor, kendimi onun yanında çok iyi hissediyorum, diğer insanların yanındayken  aniden  üzerime çöken o  “yabancılaşma” yaşanmıyor onunlayken, bir huzur bir dinginlik hali hediye ediyor sanki her görüşmemizde?

Cemo?yla  ilk takılmaya başladığımız günlerde onda ilk keşfettiğim ve çok hoşuma giden özelliği insanlara teşekkür etmeyi bilmesiydi, kendisine yapılan ufacık bir nezaket karşısında öyle içten öyle samimi ve nazik bir şekilde teşekkür ediyordu ki çok hoşuma gitmişti. Fakat bunun yanında öyle sert bir duruşu ve bakışı vardı ki peşin hükümlü insanlar onun bu sert ve ilgisiz gibi görünen duruşuna aldanıp hakkında yanlış düşünebilirler, düşünüyorlar da. Ama ne demişler, ?Dış görünüş daima aldatıcıdır??

Onunla ilk zamanlarımızdı bana bir planı olduğunu söyledi, her insanın vardır ya bir yaşama amacı öyleydi onunki de işte, onu bu hayata bağlayan tek şeydi anlattığı. Siz de bu site vasıtasıyla öğrendiğiniz biliyorsunuz, çılgın bir fikri var küçücük bir tekneyle kendisini rüzgara bırakıp adına ?imkansız? dediği bir rotayla dünya turu yapmak. Önceleri itiraf ediyorum pek anlam verememiştim, ne bileyim yani ilk defa böyle bir isteği olan biriyle karşılaşıyordum, daha önce kimseden duymamıştım, sadece televizyon, gazete ve dergilerden görüp okumuştum bu türlü bir düşüncesi olan insanları. Sürekli olarak bu isteğinden bahsediyordu, o zaman anlamıştım işte o tanıştığımız, onun adını “Silent Hill” koyduğu yerde ne aradığını? O anlattı ben dinledim, dinledikçe anladım, anlattıkça hoşuma gitti.

Neden gidiyor artık biliyorum ben, ama size burada anlatamam, çünkü çok derinliği olan bir konu bu, okyanuslar kadar, Cemo kadar derin? Kelimelerle tarif edilemeyecek derecede manalı, manevi?

Siteyi takip edin, onunla iletişime geçin belki o size anlatabilir bir şeyler, deneyin, kendisini tanımak için ondan izin isteyin, siz iyi niyetle, hesapsız kitapsız, tüm maddi çıkarlardan, isteklerden arınmış bir şekilde ona yaklaşırsanız, dinlemeyi de biliyorsanız size anlatacaktır hem kendini hem de her an çıkabileceği imkânsız yolculuğunu…

Mümkün Olan En Yakın Sonda İndir Beni Azrail..

Bir gün olsun eylül.. Karanlık kalbimin en derin yerine yaprak yaprak dökülürken… Acılar içindesin eylül.. Halimiz duman, yalan oldu sevdalar bu eylül de aman.. Hatırımdaki bütün resimler yırtılmış.. Bu gece bütün hep eylül.. Benzeri olmayan yılların, ayların, günlerin… Saatlerin.. Aklımda kalan yüzün ellerin.. Belki yalandır herşey, belki yarısı rüyâ.. Yarısı kalbimde yara.. Susmadan hiç gece.. Depremler gece.. Köz gibi, kor gibi gece.. Bilsem ki geceler ardı ardına gelir.. Sanki hep gece.. Geride kaldı ruhum yine gece..”İçimde bin pişmanlık gözlerimde yaş” Gri bir denizin üstünde simsiyah bulutlar.. Hava rüzgârlı, ruhum mutedil dalgalı… Herşey yolunda cemo, az daha sabret..

Sen benim için farketmeyen eylüllerde.. Sabit bedenimin dışarıdan görünen gözlerinde kaybolmuşsun.. Hatırı sayılır mesafelerde, seyir öncesindeyim… Aklım başımda değil, mazide bıraktım kelimeleri.. Mazide kaldı hep.. Yönüm bulutlara doğru, pusulaya gerek yok..

Tekrarı mümkün olmayan sona doğru güzergâh aldım, çırılçıplak bekliyorum.. Son yaprakları bunlar ağacımın.. Son sonbahar bu hafız..

yanıbaşımda karanfiller..

hüzün denizlerinde kaybolup giderim bir gün elbet..
yavaşlayan bir hüzün bulutuyla cemo, sabret..

bu duyduklarım şimdi ne kadar yabancıysa kulaklarına..  (ne eski şarkılar var kulaklarımda artık ne yanıbaşımda karanfiller..)

ne eski halin hatırlatır beni kendime ne duymak gerekir artık rüzgârlı bir kelime.. bir şehrin üstünde bağrım ağrıyor.. herhangi bir şehir bu dudaklarım böyle söylüyor..

aşkın gemisi çoktan yolu yarıladı hafız.. biz daha hangi sahildeyiz.. sorma neyi bekliyor ruhumuz..

ne okyanus ortasında bulunuruz
ne de isimsiz bir korkuya dolanır ruhumuz,
hiç bir yere bağlamadık biz teknemizi
hiç bir limana sadık kalmadık..
-ne içindeyim zamanın ne büsbütün dışında-
yeter ki rüzgâr essin, yağmurlar boydan boya..
fırtına değil bunun adı alabora…
Allah aşkına ölüm mü lazım dirim mi sana!..
-üzerime titrettiğin zamanın suyunda, yavaşlayan bir hızla geliyorum mümkün olan sona..
yaklaştıkça azalıyor sesin, yanıbaşımda karanfiller… bu gün ölmek için güzel bir gün.. hazır alabora da olmuşken..

ne düzelirim tekrar yeri gelen bir dalgayla,
ne üzülürüm tekrar yeri gelen bir gözyaşıyla
sadece adını bildiğin uzak ya da yakınlarda
ne yağmur ne çöl ne fırtına
ne gökyüzü, ne rüzgâr, ne derya – deniz
ne de yanıbaşımda karanfiller.. köpük köpük..
bembeyaz bir köpük hepsi,
bembeyaz bir köpük hepsi, her şey üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalga..

ister misin şimdi bir rüzgâr essin..

ne gözlerin sonlanır bir hüzün yağmurunda,
ne şarkılar susar senle olmadan..
bir türkü tutturmuşum cemo, azıcık ucundan..
söylesem ne olur sussam kimler ağlar yalandan..

sevemezsin kara gözlüm beni doyunca.. aramızda her kimse.. hiç kimse…
herkes bana deli diyor hafız!.. daha çok yolumuz var..

ister misin şimdi bir rüzgâr essin…