Etiket arşivi: Christophe Colomb

Piri Reis’in Haritaları

1929 senesinin sonbaharında Milli Müzeler Müdürü Halil Ethem Bey, Topkapı Sarayı’nda çeşitli düzenlemeler yaparken bir harita parçası buldu. Bu renkli harita büyük bir denizi ve denizi çevreleyen kıyıları göstermekteydi. Haritanın denizi gösteren kısmında rüzgar gülleri, yön çizgileri ve gemi resimleri, kıyılarda ise çeşitli resimler ve yazılar mevcuttu. Ethem Bey haritanın üzerine eğilip, merakla yazılarını sökmeye çalıştı. Harita Piri Reis’e aitti. Yazıda Piri Reis’in Hacı Mehmed’in oğlu olduğu ve Kemal Reis’in birader zadesi diye bilindiği yazılıydı. Haritayı 919 Muharrem ayında Gelibolu şehrinde çizmişti. Ethem Bey, sonrasında yabancı ilim adamlarıyla da haritayı inceledi. Birlikte yapılan tetkiklerde anlaşıldı ki, harita 1513 senesinde çizilmiş bir dünya haritasıdır.

Piri Reis’in dünya haritasının, daha doğrusu dünya haritasının parçasının boyu 86 cm’dir. Haritanın sağ tarafının boydan boya koptuğu anlaşılmaktadır. Sol tarafındaki eğrilik ise üzerine çizildiği sathın doğal şekli olup yukarıdan aşağıya doğru daralmaktadır.

Haritada Atlas Okyanusu’nu, okyanusun doğusunda Afrika Kıtası’nı, İspanya ve Fransa’nın batı kıyılarını; okyanusun batısında ise Güney Amerika, Brezilya ve Florida’nın doğu kıyılarıyla Antilleri görürüz.

Reis, haritasında coğrafi isimlere, keşif tarihlerine ve efsanelere yer verir. Mesela kuzeybatı bölümünde büyük bir balık üzerinde ateş yakan iki kişinin resmini görürüz “Rivayet ederler ki, zaman evvelde Sanolu Andan derler bir papaz yedi deryayı görmüştür” cümlesinde adı geçen papazın, denizde büyük bir balığı karadan bir yer sanarak onun üzerinde ateş yakmasını anlatmıştır.

Adalarda papağanlar; iç kesimlerde çeşitli hayvan resimleri ve değişik yaratıklar çizilmiştir. Afrika kıyılarındaki resmetmelerin bir gerçeklik taşıdığı, Güney Amerika’daki resmetmelerin ise efsanevi türde çizildiği anlaşılıyor. Bu kıta ile ilgili bilgilerin efsanevi türde gösterilmesi, haritanın devrine göre mükemmel çizimi kadar önemlidir. Gövdesiz, başından kol ve bacakları çıkmış adam şeklinde bir canavarı görürüz; Piri Reis, “bu canavarın yedi karış boyu vardır, gözünün aralığı da bir karıştır” der. Bu bilgileri Reis’e ulaştıran kaynaklar, hayatlarını rasat edecek kadar oraların kıyılarına, ya da Piri Reis’in tabiriyle kenarlarına yaklaşıldığını işaret etmektedir.

Piri Reis’in 1513 tarihli haritası Christophe Colomb’un Amerika’nın keşfinden 21 yıl sonrasına aittir. Piri Reis haritasını oluştururken, Colomb’un haritasından da faydalanmıştır. Haritada Güney Amerika’nın göbeğine düştüğü bilgilerin sonunda bunu kendisi belirtir: “Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır, Kolonbo’nun hartisinden yazılmıştır.”

Reis bu cümlenin öncesinde de Christophe Colomb’un Amerika Kıtası’na varış hikayesini anlatmıştır. O hikaye günümüz Türkçe’siyle şöyle anlatılabilir: “Bu kıyılara Antilya kıyıları derler. Sekiz yüz doksan altı yılında bulunmuştur. Şöyle rivayet ederler ki Ceneviz’den Colomb isminde bir kişi bu yerleri bulmuştur. Colomb eline geçen bir kitapta Kuzey Afrika denizinin sonunda başlayan kıyılarda ve adalarda çeşit çeşit maden yatakları varlığını okumuştur. Colomb kitaptan edindiği bilgilere dayanarak Ceneviz’in ileri gelenlerine ‘Gelin, bana iki gemi verin, gidip o yerleri bulayım,’ der. Fakat olumlu cevap verilmez kendisine. Onlara göre Kuzey Afrika denizinin sonu yoktur, oralar bilinmezlik ve kötülük yurdudur. Fakat Colomb amacından yılmaz, bu sefer İspanya’ya gidip çıkmak istediği yolculuğu anlatır. İspanyollar’ın cevapları Cenevizliler’inkinden farksızdır. Ama İspanya Kralı, sonunda kendisine iki gemi verip her şeyin Colomb’un anlattığı gibi olması temennisiyle onu kuzeydeki denize doğru gönderir. Amcam merhum Gazi Kemal bey’in İspanyol bir hizmetlisi vardı, o İspanyol da Colomb ile üç defa o yere varmış. O yere dair varış hikayesini amcama anlatmış. Anlattığına göre önce Septe Boğazı’na ulaşmışlar, sonra da gün batısı lodosla ikisinin ortasına … Dört bin milin ardından karşılarına bir ada çıkar. Bu arada deniz sakindir, kutup yıldızı ise görünmez olmuştur. Karşıda gördükleri bir adaya demir atarlar, fakat o adanın halkı bunlara oklarıyla saldırıp adalarına çıkmaya izin vermezler. Ada halkı kadınlı erkekli ok atarlar. Çıplaktırlar. Onlar da adaya çıkmaktan vazgeçip yollarına devam ederler. Yalnız, adanın diğer yüzünde kıyıya yakın duran bir sandal görürler. Sandalda insanlar vardır, onlar bunları görünce sandalı bırakıp adanın içerlerine kaçışırlar. Colomb ve ekibi sandala yaklaşırlar. Yaklaştıklarında görürler ki sandalın içinde insan eti vardır; adaya kaçışan güruh adadan adaya dolaşarak insan avlayıp etini yiyen kimselerdir. Sonra bir başka ada görürler. O adaya yaklaşınca görürler ki, adada büyük yılanlar mevcuttur. O yere çıkmadan uzaklaşıp yeni bir adaya varırlar. Colomb ve ekibi kıyıya demir atıp on yedi gün orada kalabilirler. Çünkü o adanın halkı görmüştür ki kendilerine bu yabancılardan bir zarar gelmemektedir. Balık avlayıp filikalarıyla Colomb’un ekibine getirirler. Bunlar da onlara boncuk verirler. Oraların halkınca boncuğun değerli olduğunu Colomb yolculuğa çıkmadan önce okuduğu kitaptan öğrenmiştir. Boncuğu gören yerli halk bu defa daha fazla balık getirir. Boncuk ve balık alış verişi böyle devam edip giderken, bir gün yerli bir kadının kolunda altın görürler. Bunun üzerine yerlilerden altın isteyip karşılığında boncuk verirler. Alış verişleri böyle devam edip gider. İnci dahi takas ederler. İnci bu adanın kenarında bir iki kulaç yerde bulunurmuş, incileri ve diğer değerli şeyleri yüklenip beraberlerinde yerli halktan iki kimseyle İspanya Kralının huzuruna varırlar. Colomb o halkın dilini bilmeyip onlarla işaretle anlaşırmış. Colomb’un o yere ikinci seferinde, İspanya Kral’ı oraya papaz ve arpa gönderip yerli halka tarım ve din öğretip çıplaklıklarını örtmüştür. Şimdi hikayesi anlatılan bu bilinmez yerler biliniyor. Bu yerlerin isimlerini Colomb vermiştir. Haritamızda olan bu kıyılar ve adalar Colomb’un haritasından yazılmıştır.”

Colomb Amerika’ya dört defa varmış ve bu kıyıların haritalarını çizmiştir. Fakat bu haritaların hiç birisi günümüze ulaşmamıştır. Piri Reis’in onun haritasından da yararlanmış olması aynı zamanda Colomb’un çalışmasının da Piri Reis’in çalışması ile bir şekilde hayat bulduğunu gösterir.

Piri Reis bu haritasını Yavuz Sultan Selim’in huzuruna çıkarak hünkara kendi elleriyle takdim eder.

Reis bu tarihten sonra bazı seferlere katılsa da daha çok haritalar ve meşhur kitabı Kitab-ı Bahriye’sine çalışır. Takvim yaprakları 1528’i gösterdiğinde ulu reis ortaya ikinci bir harita çıkarır. Harita Kuzey Amerika’yı göstermektedir. Haritasını sunduğu padişah Kanuni Sultan Süleyman’dır.

İkinci harita, birinci haritanın kayıp parçası aranırken bulunur. Bu defa Topkapı Sarayı’nın Müdürü Tahsin Beydir. İkinci harita da parçalanmış bir haritadır; eldeki parça yaklaşık 70×70 ebadındadır. Harita süslemelerle çerçevelenmiştir. Atlas Okyanusu’nun kuzeybatısını, Kuzey – Orta Amerika’yı ve Grönland’dan uzayıp Florida’ya varan kıyı şeridini içerir.

Reis’in düştüğü nottan bu haritayı da Gelibolu da hazırladığı anlaşılır. İkinci haritada rüzgargüllerine, yön çizgilerine yer verilmiştir. Fakat bu defa haritada efsane resimlerini, izahlarını görmeyiz. Yengeç Dönencesi gerçeğe en yakın bir şekilde çizilmiştir. Amerika kıyıları çizimi eski haritaya göre daha isabet kaydedicidir. Piri Reis ikinci haritada birinci haritada yer yer rastlanan abartıdan, hayali çizimlerden kaçınmıştır. Bu da Piri Reis’in birinci haritadan sonra ciddi bir çalışma yaptığını göstermektedir.

Piri Reis’in haritalarının gün yüzüne çıkmaya başladığı 1929 tarihinden beri haritalar üzerinde yapılan çalışmalar devam ediyor. Kimileri, Reis’in haritalarına bir kâhinin haritası gözüyle baktı. Mesela denildi ki, “Bin beş yüzlü senelerde kutupları gösteren bir harita çizilemez”. Bu açıklama bir yanıyla haklıydı da. Çünkü Güney Kutbu haritanın çizilmesinden epey sonra, yani 1818’de keşfedilmişti. Dahası var, Piri Reis’in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahillerini de gösteriyordu. Oysa kıtanın buzları, haritanın çizilmesinden tam altı bin sene önce erimişti. Oradaki dağların varlıkları ise 1951 senesinde bulunmuştu. Reis’in haritaları artık efsaneleşmeye başlamıştı. Onları efsaneleştirmede daha ileriye gidenler de oldu. 1513’te çizilmiş bu haritanın bir benzerini hazırlamanın ancak dünyanın uydudan çekilmiş fotoğraflarıyla mümkün olabileceği söylendi.

Derken Reis’in mutlaka trigonometri bilmesi gerektiği kanaatine varıldı; ancak trigonometri 18’inci yüzyılda kullanılmaya başlanmıştı…

Sonra, Şili kıyıları, And Dağları ve Afrika’nın o vakte kadar eşi görülmemiş şekilde ayrıntılı gösterildiği belirtilerek günümüzdeki bazı haritalardaki yanlışların Reis’in haritasına bakılarak düzeltildiği haber edildi.

Şu var ki, haritaların zamanına göre çok mükemmel olmasının, kimilerince Piri Reis’in uzaylılardan, cinlerden yardım almış olabileceği ihtimaline bağlanması doğru ve bilimsel bir yöntem değildir. Asıl, Piri Reis’in yaşadığı dönemde İslam uygarlığının vardığı noktayı ve Reis’in elindeki birikimi hakkıyla okumak ona ve onun mensubu bulunduğu kültüre bir değer katar. Her şey, ulu reisin birinci haritasında Güney Amerika üzerindeki Colomb’un hikayesini anlattığı bölümün hemen altındaki bölümde yazılı. Reis haritalarını, çok geçmiş zamanlardan kendisine intikal eden bilgi ve çizimlerden ve Colomb’un haritasından yararlanarak oluşturmuştur. Piri Reis kırmızı mürekkeple “Bu fasıl iş bu hartinin ne tarikle telif olunduğunu beyan eder” şeklinde başlık atarak haritanın hazırlanışı ile ilgili verir. Bu satırlarda sanıldığı gibi Christophe Colomb’a methiye yoktur, sadece bilimsel bir çalışma yapan Türk ilim adamının gurura ve kibire mahal vermemesi vardır.

Mostar Dergisi Ekim 2007 sayısından kısaltılarak alınmıştır.