Etiket arşivi: dalgalar

Radar

Radarlar gönderilen elektromanyetik dalgaların varsa bir hedefe çarpıp geri dönmesi esası üzerine yapılmış ve bu sayede deniz üzerindeki hedefin yönünü ve mesafesini veren cihazdır.

Radarla deniz üzerindeki her cismi göremezler. Bir cismi görebilmesi için o cismin radarın gönderdiği elektro manyetik dalgaları geri yansıtması gerekir. Hedefin radar tarafından görülebilmesi hedefin özelliklerine bağlıdır. Hedefin büyüklüğü, yapıştığı malzeme, şekli, denizden yüksekliği, uzaklığı bu hedefin görülüp görülememesini etkiler. Plastik bir cisim hiç gözükmezken aynı büyüklükte bir metal cisim rahatlıkla görülebilir.

Bu noktada yelkenli tekneler ile ilgili bilgilere girmekte yarar var. Yelkenli teknelerde kullanılış amacına göre radar bulunabilir ya da bulunmayabilir. Mesala ?Uzaklar? isimli Türk yelkenlisi dünyayı dolaşırken üzerinde bir radar bulunuyordu, çünkü o tekne için ağırlığın bir önemi yoktu ve sadece gezi amaçlı olduğu için her şekilde her denize gireceğinden büyük gemileri görmesi ve onlardan korunması gerekirdi.

Ancak yarış yatlarında bir radar bulunmaz. Bunun birinci sebebi yarışan yatların ağırlık faktörüne bağımlılıkları vardır, ikinci sebebi ise yarış parkuru belli olduğundan ve bu parkur daha önceden gemilere bildirildiğinden, radar taşımaya gerek duymazlar.

Radar sahibi olmamaları demek onların gemileri, geceleri, sadece ışıklarından faydalanarak tanımaları demektir. Bu yüzden gemi ışıklarındırmalarını iyi bilmeleri gerekmektedir.

Peki gemiler bir yarış yatını, ya da radarsız bir yelkenliyi nasıl farkedebilir? Gece seyreden bir tankerin bir yelkenliyi çok yakından görmesi bir faciayla sonuçlanır, bunu önlemek gerekir. Son yıllarda yapılan yelkinlilerin büyük çoğunluğu fiber-glass ya da polyester malzemelerden üretilmektedir, yani radar tarafından görülme olasılığı olmayan teknelerdir. Yelkenli tekneler, gemiler tarafından görülebilmelerini sağlamak için kıç ıstralyalarına bir radar yansıtıcısı bağlarlar, böylece direkten ve yansıtıcıdan yansıyan dalgalar sayesinde gemiler yelkenlileri uzak mesafeden tanıyabilirler.

Gölgeler İçindeyim

Kendimi yazıyorum bir gecenin daha huzursuz rüyalarında.. Etrafımda derin kaygılar? Gölgeler içindeyim hafız.. Yorgunum, bitap düştüm.

Gölgeler içindeyim, zamanın dalları arasında.. İniş ve çıkışlar içinde hayatım, ne hoş, ne tuhaf..

Kırgınlığım bugün gidemiyor oluşumdan.. Umutlarla dolu bir odanın ortasında ruhsuzum.. Gözlerim uykusuz, huzursuzum?

Rüzgârla doluyum, ayaklarımı sürüyerek geçiyorum yanından. Yıpranıyorum gün gün yaşamaktan?

Ne yorgun güller var başucumda ne laleler avuçlarımda.. Şimdi her şey bırakıyor beni.. Yarı aydınlık gecelerde sallanır dururum.. Ölü bedenim dalgaların elinde oyuncak..

Bir şeylerin içinden çıkıp gelmek. Yaşamak tek bir yerde yaşamak mıdır? Günün birinde hayallerine bir fiyat biçildiğini görmek nasıl bir duygu? Satın alabilecek misin onu? Tanrı?nın eli ensendeymiş gibi geliyor mu bu arada? Cümlelerimin sonunda soru işaretleri var ama sen bakma onlara..

Tadından yiyemediğim hayat.. Sessiz ve derinden.. Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz..


Yelkenli Tekneler İçin Vites Kavramı ( Ders 5 )

Yelkenli tekneler de tıpkı bir araba gibi yol durumuna göre farklı viteslerden yararlanır. Küçük vitesler tekne için yüksek çekiş gücü sağlarken, büyük vitesler performans sağlar.

1. Vites:

Hızlanmak veya dalgaları aşmak için kullanılır. Tramola sonrası çabuk hızlanmak için de kullanılır. Dalgalı deniz, hafif ve düzensiz rüzgâr için kullanışlıdır.

Yelkenlere aşırı büküm ve yuvarlak giriş verilir. Geniş bir seyir kanalı, tam güç ve düşük orsa sağlanır.

2. Vites:

Hem rüzgârüstüne gitme, hem de hızlı gitmek için kullanılır. Denizin az dalgalı ancak rüzgârlı olduğu durumlar içindir. Düz, ıskotalardan kasık ve yuvarlak girisli yelkenler.

3. Vites:

Maksimum orsa yeteneği ve hızlı gidişler için kullanılır. Orta sert rüzgâr ve dalgasız denizler içindir. Düz, ıskotalardan kasık ve dar girişli yelkenler. Tor yeri kıçta.

Not: Sert havalarda camadan vurulmak istenmiyorsa büyük vitesin yanı sıra bükümlü yelken ve biraz boşlanmıs araba kullanılarak durum idare edilebilir.

Soluğan Dalgalar, Oluşumu ve Özellikleri

Çeşitli etkenlerle ortaya çıkan deniz dalgaları, onları yaratan etkenlere ve deniz ortamının derinlik ve sınır şartları durumularna göre farklı özellikler gösterirler. Bu dalgalar arasında ender (freak) dalgalar, soluğan (swell) dalgalar, rezonans dalgalar, gel-git dalgası, depreşim (tsunami) dalgası gibi dalgalar diğer dalga tiplerine göre daha uzun peryotludurlar. Bu dalgaların fiziksel özellikleri ve kıyılardaki etkileri birbirinden farklıdır. Soluğan dalgalar açık denizlerde esen fırtınalar ile oluşan dalgaların çok uzun mesafeler katederek uzaklardaki kıyılara ulaşması durumunda gözlenirler. Bu dalgalar benzer özelliklerde ve uzun peryotlu dalgalardır. Kıyılarda fırtına olmadığı zamanlarda gözlenirler ve özellikle küçük tekneler ve yatlar için rahatsız edicidirler. Tebliğ kapsamında denizlerimizdeki soluğan dalgalar hakkında bilgiler verilecektir.

Uzun Dönemli Dalgalar

Uzun dönemli dalgalar arasında Ender (freak) dalgalar, soluğan (swell) dalgalar, rezonans dalgalar, gel-git dalgası, depreşim (tsunami) dalgaları yer almaktadır. Ender dalga? olarak isimlendireceğimiz dalga türü, düzensiz dalgalar dizini olan hemen hemen her fırtınada, çok kısa aralıklarla ortaya çıkan, bir veya iki dalgadan oluşan, yüksekliği bazen çok büyük olabilen dalga türüdür. Bu tür dalgalar, kıyılarda veya genel olarak da açık denizlerde fırtınalar sırasında herhangi bir an ortaya çıkıp, çok kısa sürede teknelerin ve hatta büyük gemilerin alabora olmasına neden olmaktadır. Göller veya kapalı denizler ya da körfezler ve limanlar gibi yarı kapalı basenlerde hareket eden küçük genlik ve peryotlu dalgalar, bir süre sonra kıyılardan yansımalar ve girişimler sonucunda, içinde bulundukları su ortamında uzun peryotlu yüksek genlikli dalgaların oluşmasına neden olabilirler. Bu tür uzun peryotlu dalgalar, basen ya da denizin serbest salınımları olarak bilinirler ve rezonans ya da seyş olarak isimlendirilirler. Bu dalgaların peryotları ve genlikleri basenin biçimi, sınır şartları ve yansıma özelliklerine bağlıdırlar. Buna gore her basen ya da kapalı su hacminin serbest salınım dönemleri farklı değerlerdedir. Dünya, ay ve güneşin çekim kuvvetleri nedeyle denizlerde görülen uzun peryotlu dalgalar gel-git dalgası olarak isimlendirilerler. Bu tür dalgaların peryotları genel olarak 6 ya da 12 saattir. Ancak genlikleri dünyanın farklı yerlerinde büyük farklılıklar gösterirler. Sunulan bildirinin bu bölümünde gel-git dalgaları anlatılarak örnekler verilmiştir.

Denizin herhangi bir bölgesinde yerel olarak oluşan depreşim nedeniyle ortaya çıkan dalgalar (depreşim dalgaları), Japonca’da tsunami olarak adlandırılmakta olan uzun dönemli dalgalardır. Bu dalgaların fiziksel özellikleri, oluşumu, hareketi ve kıyılardaki davranışları konusunda yapılan güncel araştırmalarla yeni bulgular elde edilmekte, böylece depreşim dalgasının doğal afet olarak yapabileceği etkileri saptayabilmek ve korunmak için yöntemler geliştirilmektedir. Bu tür dalgalar için ayrıntılı bilgiler çok sayıda kaynakta yer almaktadır.

Soluğan Dalgalar

Soluğan dalgalar, rüzgar enerjisinin denize geçmesi ile oluşan fırtına dalgalarının çok çok uzun mesafeler katetebileleridirler. Ulaştıkları yerlerde rüzgar olmadığı halde var olabildiklerinden kıyılarımızda ölü dalga olarak da nitelenirler. Fırtına dalgaları, küçük periyotlu, büyük periyotlu yüzlerce, binlerce dalgadır ve fırtına süresi de saatlerce devam edebilir. Bu sure içinde oluşan dalgalar yollarına devam ederler. Bu dalgalar eğer uzaklara, derin denize doğru gidiyorlarsa, bir zaman sonra karşı kıyıya varmaları gerekmektedir. Fırtına dalgalarının uzaklara giden seyahatleri sırasında büyük peryotlu olanları enerjilerini koruyarak yollarına devam ederken küçük periyotlu dalgalar, sudaki sürtünme ve akışkanlık özelliğinden dolayı enerjilerini yitirirler ve yolda kaybolurlar. Fakat büyük dalgalar, örneğin katettiği mesafeye gore 5, 8, 10, 15 saniye periyotlu dalgalar uzaklardaki kıyılara gelebilirler.

Örneğin İngiltere?de kış mevsiminde güneye doğru esen rüzgarlar büyük fırtınalar yaratabilir. Fakat güney yarım küre o zamanda yaz mevsiminde olduğundan dediğimiz kuzeyden yola çıkan dalgalar, güney yarımküreye kadar bir günden uzun süre boyunca çok uzun bir yol kat ederler. Güçlü bir fırtınada 10 binlerce dalganın içerisinde uzun periyotlu olan yüzlerce dalga uzak kıyılara ulaşırlar. Bu dalgalar kıyılarda birbirlerine benzerler. Basitçe sinüzoidal dalga biçimindedirler. Örneğin kıyıya peş peşe 5 saniyede bir, veya 8 saniyede bir veya 7 saniyede bir bir dalga gelir, sonra başka dalga gelir. Bu dalgalar sörfçüler için çok önemli dalgalardır. Büyle dalgalar olduğunda teknede, gemide, bulunanlar için rahatsız edicidirler.

Soluğan Dalgaların peryotlatı Okyanuslarda 25 saniye kadar olabilmektedir. Çünkü okyanuslarda fırtına dalgalarının oluşması için gerekli kabarma alanı mesafesi binlerce kilometre olduğundan oluşan dalgalar da çok uzun peryotlu olabilmekte ve çok uzun mesafeleri katedebilmektedirler.

Kıyılarımızda yeterli düzeyde dalga ölçümleri yapılmamaktadır. Bu nedenle soluğan dalgalar ile ilgili ölçümlere dayalı araştırmalar henüz yoktur.

Kaynak: Ahmet Cevdet YALÇINER
ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi,
06531,ANKARA
E-Posta: yalciner@metu.edu.tr

Katil Dalgalar – (Dev Dalgalar)

Okyanus, derinliklerinde devasa dalgalar üreten şeytan üçgenleri bir yıl içinde 167 gemiyi yuttu. ?Denizci masalı? sanılan 35 metre yüksekliğinde dalgaları rüzgárın değil okyanusun kendisinin ürettiği ortaya çıktı. ?Katil dalgalar? en son, kuzey kutbu turuna çıkan 137 zenginin bulunduğu Bremen gemisiyle ceviz kabuğu gibi oynadı. Gemi 40 derece yan yattı, yolcular ölüm terleri döktüler.

Doğu Avrupa?lı 137 seçkin yolcu Arjantin?in liman kentine ulaştıklarında, kutup gezisine çıkacakları ?MS? Bremen gemisi onları bekliyordu. 111 metre uzunluğundaki geminin  tecrübeli kaptanı Heinz Aye yolcularını güvertede karşıladı. Rüya gemi, Antarktika’nın etrafında turlayacaktı. Yolcuların ödeyecekleri para 30 bin dolardan fazlaydı..


Yolculuk başaladığında herşey çok normal gidiyordu. Bir bir buzdağlarını aşıyorlar veya botlarla buzdağlarına çıkıyorlar, ?kayıp kıta? Artarktika?nın büyülü atmosferinin keyfini çıkartıyorlardı…

Arjantin?in Ushuaia limanından demir alan ?Bremen? gemisi 21 Şubatta Rio yönünde seyrederken, ani bir fırtınaya yakalandı. Barometre gözle görülür şekilde düşüyor, deniz kaynamaya başlıyor, gökyüzü kararıyor, 35 m yüksekliğinde dev dalgalar geminin çelik gövdesini dövmeye başlıyordu. Helikopter pisti çöküyor, radar direği parçalanıyor, yolcular ölüm korkusu içinde can yeleklerini giyerek yemek salonunda toplanıyordu. Bir yolcu daha sonra ?Tanrının nefesini hissettim? diyecekti.

Gemi yarım saat manevra yapamadan ve 40 derece yan yatarak dalgalarda sürüklendikten ve denizin ve fırtanın ortasında çırpınıp durduktan sonra yoğun çabalarla kurtarılabilecekti. Bremen büyük hasar almıştı.

Okyanusun hem korkuç hem de cezbedici yüzü

Deniz bilimciler (oşinografi uzmanları) uzun araştırmalar sonucunda bu doğa olayının izini buldular: Dev dalgaları rüzgar değil okyanus üretiyordu! Okyanus, korkunç dalgaların sahibiydi! Ve bu dalgalar 35- 40 m’yi bulabiliyordu.

?Eskiden, birden bire ortaya çıkan esrarengiz dev dalgaların öyküsü sadece denizci palavraları olarak kabul edilirdi, ama artık deniz kazalarından, dev dalgaların (?Freak Waves?) sorumlu olduğunu biliyoruz? diyor matematikçi Janau Hennig.

Denizlerde üç farklı dalga türü meydana gelir

Denizin büyük gırdaplar, dalgalar oluşturarak gemileri yuttuğu veya büyük hasarlar verdiği yedi riskli bölge saptanmıştır. Bunlar arasında Bermuda Şeytan Üçgeni, Güney Afrika?nın doğu sahillerindeki Agulhas Boğazı ve Kuzey Denizi de vardı.

Araştırmacıları dev dalgaları üç gruba ayırıyorlar:

Büyük bir uğultuyla on kilometre kadar sürüklenenler: ?Dik dalgalar? (?Freak Waves?)

Üç büyük dalgadan oluşan gruplar: ?Üç kardeşler?

Aniden ortaya çıkan ve normal çalkantıyı dört katına çıkaranlar: ?Tekli dalgalar?.

Bulgular oşinografi uzmanları için sürpriz oldu. Çünkü onlara göre kasırgalar denizi ancak 15 m kadar kabartabiliyordu. Buna önlem olarak spetrol ondaj platformları su seviyesinden 35 m yükseğe kurulur. Ve kurala göre, denizin bu limiti ancak yüz senede bir aşma olasılığı vardır.

Katil dalgalar 200 metre uzunluğundaki kargo gemilerini bile denizin karanlıklarına çekiyordu. 1969?den beri en az 11 süper gemi denizin darbeleriyle parçalanmıştı. Katil dalgalar sadece gemileri değil, Kuzey denizinideki ?Dünyanın en uzun? petrol platformlarını bile vuruyordu.

Katil dalgaların sırrı nedir?

Peş peşe yaşanan kazalardan sonra şaşkına dönen araştırmacılar şimdi dev dalgaların gizini çözmeye çalışıyorlar.

Bazı görüşlere göre, sera etkisi nedeniyle atamosferin dinamiği artmıştı… Almanya?nın Berlin, Hamburg ve Hannover kentlerinde, araştırmacılar büyük tanklarda yarattıkları yapay dalgalarla deneyler yapıyor. Dalga tasarımcısı Günter Clauss, hidrolik pervanelerle istediği boyuttu çalkantılar üretirken, yardımcısı Manou Henning de dalgaları formüllere döküyor ve dalga fiziği kaos araştırmasının bir bölümüdür, diyor.

Mantıklı sistemlere oturtulamayan dev dalgalar adeta canavarları andırıyor: Önce büyük bir gürültüyle suyu emiyorlar.  Eğer yollarına bir engel çıkarsa, suyu üzerine boşaltıyorlar.

Hızları saate 50 km?yi bulan sular geniş düzlemlerde toplandıktan sonra farklı yüksekliklerde kabararak, asimetrik sivri tepeler oluşturuyorlar.

Peki ama bu dev dalgalar neden bu kadar ansızın ortaya çıkıyor? Laboratuvardan elde edilen sonuçlar şöyle: ?Bremen? gemisini alabora eden ?Freak Wave? (dik dalga), tekli dalgaların üst üste binmesiyle meydana geldi.

Bu dalga türünü oşinografi uzmanı Walter Kühnlein, deney tanklarında şu şekilde elde etti: Önce 300 m uzunluğundaki havuzda küçük dalgalar üretti; hemen arkasından peşlerine daha süratli ve daha büyük olanlarını sürdü. Araştırmacı bu süreci, tüm dalgaların aynı noktada üst üste bineceği şekilde ayarladı. 120m sonra dev bir dalga, büyük bir güçle çelik bir duvara çarparak iyice yükseldi ve büyük bir gürültüyle salonun çatısını havaya uçurdu!

Özellikle de dalgaların öne doğru kıvrılmış ?sivri dişleri? çok tehlikeliydi. Çarpma sırasında havayı emiyor ve yoğunlaştırıyorlardı. Bu sırada 15 barlık bir basınç oluşuyordu. Kühnlein?a göre de bu basınç gemi gövdelerinin eğrilmesi için yeterli oluyor. Bir yetkili, uçakların kara kutularına benzer sefer kayıt araçları ve dalga radarlarından yararlanılmasını önerdi.

Erken uyarı sistemi

Ancak şimdilik bir erken uyarı sistemi üzerinde duruluyor. Alman Hava ve Uzay Yolculuğu Dairesi?nin uydusu 60 dakikada bir deniz yüzeylerinin fotoğraflarını göndermekte. Uzmanlar, yeni bir yöntemle riskli bölgelerin görüntülerini de elde etmeye deneyecekler.

Ayrıca gemi yönetim sistemlerinin yenilenmesi isteniyor. Örneğin 7500 konteyner taşıyan dünyanın en büyük yük gemisi küçük bir Joystick ile çalışıyor. Fakat bu kumanda anahtarı ya da bilgisayar ıslandığında tüm sistem çöküyor. Hiçbir vananın ve pistonun elektriksiz çalışmadığı durumlarda daha fazla kurtarma araçlarına ihtiyaç duyuluyor

Gemi motorlarının yoğun elektrik enerjisine ihtiyacı vardır. Araştırmacılar bu sistemin de yeni teknolojilerle güçlendirilmesi konusunda uyarıyor.

(Kaynak: Spiegel, sayı 51, 2001)

Dev dalgalar nasıl oluşuyor

Teorik olarak dev dalgaların 50m?ye kadar ne şekilde yükseldikleri henüz bilinmiyor. Deney havuzunda yalnızca ?dik dalga? (?Freak Wave?) türü üretilebildi. Dik yüzeyli dalgalar birkaç dalganın üst üste binmesiyle meydana geliyor. Daha yavaş seyreden bir dalganın peşinden gelen süratli dalgalar aynı anda öndeki dalgayı geçebiliyorlar. Bu durumda normalden dört misli büyüğünde dev bir dalga oluşuyor ve dik olarak birkaç saniyeliğine suyun üzerine fırlıyor. Ucu kıvrılan dalga sonra yeniden denize karışıyor.

11.01.2002 Hürriyet Bilim’den aılntıdır..


Yelken.. Yolcu(luk)..

Yelken doğayla mücadele etmek gibi görünse de aslında, insanın kendiyle mücadelesidir. Bir sabır işidir. Sabretmeyi bilmeyen biri yelkenci olamaz. Rüzgâr, akıntı gibi kuvvetler gözle görülmez ancak hissedilir. Bunlara nasıl tepki vereceğinizi bilmek tabi ki tecrübe gerektirir. Denizde zaman geçirmek, onunla başbaşa kalmak gerekir. Yelken göründüğü kadar kolay değildir ancak zor da değildir. “Zor olan yelken yapmamaktır.”

Sürekli hesap yapmanız gerekebilir, sürekli düşünmeniz gerekir. Rüzgârı anlamak, dalgaları anlamak, duymak demektir. Hayat gibidir. Kitaplardan öğrenemezsiniz, orada olmanız gerekir. Hissetmeniz gerekir. Bir kere anladıktan, hissettikten sonra artık bağımlısınızdır. İster kişisel olarak, ister ekip olarak yapın, her türlü sınırlarınızı zorlayacağınız bir spor, bir yaşama biçimi, bir anlayıştır. Yelken bir arayıştır.. Kimine göre bir kaçış..

Şartlar sürekli değişir. Değişen şartlara çok çabuk cevap vermek gerekir. Hızlı düşünmek hızlı hareket etmek gerekir.

Denizcilik yelkenle başlamıştır. Bazıları için hayat da öyle…

Kalbin sessizliği, denizin sesi, rüzgârın, dalgaların sesi.. Hayatın, bir rüyanın, hülyanın, belirsizliğin sesidir. Yolculuktur yelken.. Yolcudur.. Yolcu, yolculuğun gidilecek yerden önemli olduğunu bilir. (Nihavent makamında şarkılar da yok mu yolcu, ya onun sesi…) Bu rüzgârı anlamak, rotaya bakmak sanki elindeymiş gibi yol..

Okyanus bu, damla damla su.. Herşeye açılabilir yelken. Denize, okyanusa, sevgiye, kâbusa, huzura, her ne arıyorsan bu hayatta onun için açarsın yelkenleri. Gitme vakti günün birinde gelir, ancak mesele gitmek değildir. Yolcu, yolculuk bilendir. Gitmek çok basit bir kelimedir. Herşey daha farklı görünür sen gerçekten özgür olduğunda, ama anlamak hayal nicedir.. Kaybolup gitmek, bulup gelmek gibidir. Gelememek gibidir, gözlerin kapalı olsa bile görmek, ama anlatmak hata nicedir. Hanidir gözlerim yolda, hanidir tek seferde yazılır kelimeler.. Yolunu kaybetmiş, sürüklenen bir yelken gibidir insan.. Bulup bulup yitirmek gibidir, çözmek gibi, çözülmek gibidir.. Dertten değil, kederden değil, gerçekten boğulmak gibidir.. Düş gibi, rüya gibi, hayal gibidir, hayat kadar gerçek hayat kadar yalan gibidir.

Rüzgâra bırakırsam kelimeleri ben en sonunda.. Dalgalarla kaybolan bir yelkenlinin ortasında.. Hanidir aklıma mukayet bu fırtına, hanidir..

Horn Burnu (Boynuz Burnu)

Horn Burnu hakkında bu site için geç kalınmış bir konu olsa da, Horn Burnu hakkında bir yazı yazmak için asla geç değildir. Eskiden hatta halen daha denizcilerin korkulu rüyası olan Horn Burnu, 55° 59′ güney enlemi ve 67° 16′ batı boylamında bulunan ve Güney Amerika’nın en güney ucu kabul edilen burundur. Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirinden ayırır.

Asırlar boyunca Süveyş ve Panama Kanalları açılıp şartları değiştirinceye kadar, binlerce yelkenli gemi, Kuzey Atlantik fırtınalarında, tropik kasırga sezonunda, Güney Okyanusu’nda Cape Horn’u doğudan batıya doğru geçmeye çalışırken deniz ticareti yapılan sahillerde batmaya devam etti. Bir tür belirsiz ve ölümcül sırayla denize yenik düşüyor veya parçalanıyorlardı. Neredeyse 20. yy.’a kadar, yelkenli gemilerin perişan tayfaları Cape Horn etrafındaki denizlerde cefa çekmeye devam etti. Örneğin, 1905 yılı yelken sezonunda, Avrupa’dan Amerika’nın batı yakasına Cape Horn’dan geçerek gitmeye çalışan 130 yelkenli gemiden sadece 52 tanesi gidecekleri limana tek parça halinde ulaşabildi.

Galler Bölgesi’ndeki büyük bir nakliye şirketinin iş yaşamı boyunca 36 adet yelkenli gemisi olmuştu; bunlardan dokuzu Horn Burnu’nda olmak üzere 20 tanesi batık veya kayıp diye bildirildi. Gemi başına 20 veya 30 kişliden hesaplanacak olursa bu filolarda kaybedilen yaşam sayısı yıllar boyunca binleri ve hatta onbinleri aştı. Çünkü gemi battığında ekipten hayatta kalabilen yok denecek kadar azdı. Bugün bile, Horn Burnu’ndan çok uzaqktaki fırtınalar, eskisi kadar sık olmasa da düzenli bir şekilde dünyadaki balıkçı tekneleri ve kargo gemilerini elemeye devam ediyor.

Eski denizciler Horn Burnu’nu geçtiklerinde kulaklarına küpe takarlardı. Burayı yelkenliyle geçenlerin sayısının uzaya giden astronot ve kozmonotların sayısından az olduğu söylenir. Eski denizciler 40° enleminin altında kanun yoktur der, 50° enleminin altında ise Tanrı yoktur!..  Burası Amerika kıtasının Antarktika’ya uzanan en güney ucudur ve yıl boyunca hüküm süren fırtınalara, soğuğa, buz dağlarına rağmen denizcileri kendine çeken büyülü bir yerdir.

Dünyanın ucu, Yedi Denizlerin Everest’i olarak bilinen Horn Burnu’nda sayısız yelkenli kaybolmuştur.

Denizciler için Horn Burnu, tam anlamıyla bir semboldür; bu onların Waterloo’su, Ithaca’sı, Kudüs’ü ya da hepsi. Bernard Moitessier, uzun seyirlerin romantik ve yalnız denizcisi – aynı zamanda tek başına seyretmenin atalarından – şöyle yazıyor; “denizcinin coğrafyası ile burnu burun, enlemi enlem olarak bilen haritacının coğrafyası hiçbir zaman aynı şey değildir. Denizci için haşmetli bir burun hem son derece basittir hem de olağanüstü karışık kayalar, akıntılar, kırılan dalgalar, kocaman denizler, ılıman rüzgârlar ve fırtınalar, sevinçler ve korkular, hayaller, sızlayan eller, boş mideler, harika anlar ve ızdırap çekişlerin tümünü içerir.”

Geceler..

Tıpış tıpış gidiyorum bir denizin ortasına, burada ne arıyorum diye sorma.. Herkesin bir hikâyesi var, paylaşılmış, sönmüş.. Herkes başrol oyuncusu kendi filminin..

Teknede hiç hareket yoktu.. Olduğu yere çakılı kalmış gibi.. Yolcunun varacağı son yer burası oldu.. Sabahın ilk ışıkları ve ölüm eskimiş yelkenleri dolduruyor.. Eski yağmurlar yağıyor artık..

Bölünüyor bazı uykular, geceler artık dolunay..Son gecenin çıkışı bu ruhum bedenimden ayrılıyor yavaşça.. Hangi mevsimdeyiz bilmiyorum, ama mümkün olan en güzel sonu yazmak isterdim sana.. Ölüm, ölüm dediğin de alt tarafı ruhun bedenden ayrılması değil midir.. Kendi ölümümü seviyorum dedi yolcu.. Şu anda dünya üzerinde onca insan varken kendisinin ölmesi ona tarifsiz bir huzur veriyordu.. Tam zamanı, iyi ki sıra bende diye düşünüyordu. Artık sadece başka bir yoldayım.. Ben yine kendimle başbaşayım.. Sonsuzluğa doğru açıyorum eskimiş yelkenlerimi.. Sıradaki fırtına dayanılır gibi değil.. Ne yapsak yeri değil…

Bana hiç duymadığım bir masal anlat baba.. Sabahtan akşama kadar anlat.. Sürüp giden, bir türlü bitmeyen bir masal olsun.. İçinde Pamuk Prenses…. Mutlu bir sonla bitmesin, bir ihtimal daha olsun.. Hayal gibi, rüya gibi, düş gibi, roman gibi olsun. Hiç yabancısı olmayan bir masal olsun.. Öyle bir anlat ki inandırıcı olsun.. Kapkara geceleri, siyah beyaz gündüzleri olsun..

Geri dönüşü olmayan bir yoldayım artık.. Bilinmez bir sona doğru yelken açtım.. Okyanus ortası düşlerdeyim. Simsiyah tel tel saçlarınla örülmüş gecelerdeyim… Burada savruluyorum rüzgârınla. Ayrılık değil kavuşma.. Yoldukça yoluyorum yaralarımın kabuklarını..

Tuzlu su iyi geliyor, çok dertsiz duruyorum burada. Uzaktan bakınca bir başka görünür ruhum.. Tuzaklarla örülmüş bir rotada, üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalganın peşindeyim.. Denizlerden deniz beğen cemo.. Fırtınalar ezberlesin adını.. Açma artık saklı duygularını.. Dertler kederler en yakın limanda beklesin..

Artık geceler isimsiz bir korkuya gebe.. Artık geceler uzun mu uzun.. Simsiyah saçlarınla örülmüş sefil geceler, güzelleştikçe güzelleşir bende artık.. Duy sesimi her yerden.. Ben aşk?ı selim… Isıt içimi her nefeste.. Bugün gözlerin geceye hasret.. Bugün geceler uykusuz.. Bugün bir kaç hatıra, anılar gözlerimde karabulut, -kümülüs-

Gece

İşte gidiyorum, kucak kucak gecelere sarılmış kollarım, sesim kısık. Unutulmuş kelimeler var dilimin ucunda.. Hatırı sayılır bir kaç sayfa açılır geceye.. Denizin üstünde gece.. Sesin uzaklaştıkça gece.. Bu gün geceler gözlerimde kümülüs.. Yorgun kuşlar kanat kanat kayboluyor ışığımızı söndüren geceyle.. Akıyorum ruhumu savursun diye.. İşte gidiyorum ruhum biçare.. Kederden boğuluyorum tek dostum gece..

Geceler şimdi bir tatlı huzur.. Geceler şimdi yapayalnız hüzün, salt huzur..

Geceler şimdi huzur… Geceler şimdi yolcunun sırtında kambur.. Ellerin şimdi yokluğu, yalnızlığı yoğurur..

Geceler şimdi perişan olmuş. Hangi sese kulak kesilse hep ama, hep eğer..

Geceler şimdi parıltılı bir bahçe.. Yıldızlar gökyüzünde değil, denizin üstünde.. Artık gündüzlerim olmuş gece..

Artık geceye yazılırken aşklar, masal olmuş bir bir tanık olduğum hayatlar.. Pamuk pamuk gömülmüş hayatlar..

Artık geceler hep parıltılı, masallar karanlık..

Artık geceler bir sokak lambasının aydınlığında kaybolur. Artık geceler kâbus.. Artık geceler paramparça aydınlık…

Artık geceler ne acıdır.. Yalnızlık deniz olur, okyanus olur, kaplar tüm benliğini.. Yağmur damlası gibi dağılır hayat… Unutulmak için sıraya girer aklındaki tüm isimler.. Daha önce adına şarkılar şiirler yazılan bütün isimler unutulur birer birer. Düşlerde hep masal gibi bir hayat.. Kelebek kanatlarında bir hayat tadımlık..

Artık geceler adınla başlayan birer hikâye.. Aynı sonla biten sabahlara gebe.. Ellerin ellerimde..

Artık geceler şarap rengi.. Şarap rengi hüzünler.. Artık saçların tutam tutam gece..

Artık geceler tuzlu suyla doludur.. (kadehler önümüzde bir dolu bir boştur)

Artık geceler geri dönüş yoludur.. Şarkı sonudur.. Bu gece büyür gölgeler, bu gece ben tarumar. Bu gece yalan olmalı sevgiler.. Bu gece okyanus ortasında suya hasret gözlerim.. Yağmurlar yağıyor üzerime.. Damla damla ıslatıyorum ruhumu..

Bu gece bir varmışım bir yokmuşum.. İmkânsıza vurulmuşum.. Gitmem lazım hafız, masal gibi sonlara vurulmuşum..

Artık yar yine bana haram geceler.. Artık geceler isyan.. Artık geceler zarar ziyan.. Artık şarkılar seni söyler. Bir bakışın yeter. Artık geceler Allah Allah..

Artık geceler sağdan soldan estarabim..

Artık geceler kefenim olur, sarılır kucaklar en derinden..

Artık geceler ne gelir elden…

Artık geceler eski yağmurlarla ıslanır..

Artık geceler mazide bir hatıra.. Kapanmayan bir yara..

Ünlü Gezginler (Kâşifler) ve Keşifleri

984 yılında Grönland’ı bir koloni haline getiren kaşif Kızıl Eric’in oğlu Leif, tahminen 1000 yılında, Kuzey Amerika ya ayak basan ilk Avrupalı oldu.

El İdrisi, gençlik yıllarında Küçük Asya ile İngiltere arasında bol bol seyahat etti. El İdrisi, The Book of Roger adıyla bilinen kitabını 1154 te tamamladı.

Müslüman gezgin İbni Batuta, 1325 te ilk kez hacı olmak için Mekke ye gitmek üzere Tanca dan hareket etti. 30 yılda 121 bin kilometre yol katetti ve Arabistan ın büyük bir bölümünü, Doğu ve Kuzey Afrika yı, Timbuktu, Küçük Asya, Hindistan, Maldiv Adaları, Sri Lanka ve Çin i ziyaret etti.

Venedikli tüccar Niccolo Dei Conti, 1419 yılından itibaren Şam dan Bağdat a ve Babil e seyahat etti. Venedikli tüccar, Cava ya, Sumatra ve Burma ya kadar gitti.

Christoph Colombus, uzun yıllar İspanya ve Portekiz hükümdarlarına batıya doğru denizden gidildiği takdirde doğuya ulaşılabileceğini kabul ettirmek için büyük çaba harcadı. 3 ağustos 1492 de İspanyol bayrağını taşıyan üç gemiyle yola çıktı ve 12 ekim 1492 de Bahama Adaları na ulaştı. Kolomb, Asya nın uzak doğusuna ulaştığına inandı.

Vasco de Gama, 1497 de, 1488 de Ümit Burnu nu geçmiş olan Bartolemeu Diaz ile birlikte Hindistan a giden deniz yolunun haritasını çizmek için Portekiz den yola çıktı. De Gama, 1498 yılında Calicut a vardı ve Goa da karaya çıktı.

1519 un şubat ayında, istilacı gezgin Hernan Cortes, Meksika daki Aztek İmparatorluğu na ulaştı. 1521 de başkent Tenochtitlan ı istila etti. İmparator Montezuma öldürüldü ve kent Yeni İspanya nın başkenti oldu.

İlk yedi Cizvit misyonerinden biri olan Francis Xavier, 1542 de Roma dan ayrıldı ve Hristiyanlığı Hindistan a Doğu Hint Adaları na ve Japonya ya taşıdı. Xavier nin Japonya ya giden ilk Avrupalı olduğu iddia ediliyor.

Sir Francis Drake, 1577-1580 tarihleri arasında dünyayı denizlerden dolaşan ilk kaptan olmakla kalmadı, İngiltere de keşif yapmayı da gelenek haline getirdi. Francis Drake, Tierra del Fuego nun Terra Australis ten ayrı bir kara parçası olduğunu keşfetti.

Arktika yolcularının öncüsü olan Willem Barents, 1595 te Ayı Adası nı keşfetti ve Novaya Zemlya nın kuzey ucuna kadar gitti. 1596 da, Barents in gemileri buzlar arasında yolculuğa devam etti. Gemi mürettebatının büyük bir bölümü onun başarılı liderliği sayesinde donmaktan kurtuldu.

Holandalı denizci Abel Janszoon Tasman, 1642-1643 te Tasmanya, Yeni Zelanda ve Fiji yi keşfetti. Daha önce Tierra Australis olarak adlandırılan bölgeye gitti.

Robert de la Salle, 1679 dan 1681 e kadar Kanada nın büyük göllerini keşfetti ve 1681 yılında da Mississippi Nehri ni bir boydan bir boya geçti ve nehrin vadisinin tümüne Fransa adına sahip çıktı. Bu bölgeye Louisiana adı verildi.

Kaptan James Cook, 1768 de başladığı ilk yolculuktan, 1779 daki son yolculuğunda Hawaii de ölünceye kadar, kaşiflerin hepsinden çok daha fazla yer görmüştü. 1770 de Avustralya ya İngiltere adına sahip çıktı, 1773 te Antartika bölgesini geçen ilk denizci oldu.

İskoç kaşif Mungo Park, 1795 te Segou da Nijer Nehri ni keşfetti. Nehirden aşağı 130 kilometre yol aldıktan sonra Bamako ya döndü. Daha sonra bir köle tüccarının yardımıyla Gambia ya gitti.

Alman asıllı kaşif Heinrich Barth, 1847-55 yılları arasındaki dönemde Sahra Çölü, Orta ve Batı Afrika, Nijer, Timbuktu ve Çad Gölü ve Libya düzlüklerini içine alan 16 bin kilometrelik bir yolculuk yaptı.

Cesur İskoç misyoner David Livingstone, 1849 da Afrika yı Luandai den Mozambik e kadar katetti. Victoria Çavlanı ve Malawi Gölü dahil pek çok yeri keşfetti.

Sir Richard Burton jeolog, etnolojist, asker ve şairdi. 25 yabancı dil biliyordu ve Binbir Gece Masalları nı İngilizceye tercüme etmişti. Bu arada Nil Nehri nin kaynağı dahil pek çok keşifte bulundu. Tanganika Gölü nü keşfetti ve Afgan kılığında gizlice Mekke ye gitti.

Robert Burke ve William Wills, 1860-61 de Avustralya yı ilk kez güneyden kuzeye kateden kişiler oldular. Adelaide a dönerlerken birbirlerinden ayrıldılar ve ikisi de öldü.

Henry Morton Stanley bir gazeteciydi. Afrika da kaybolan Livingstone u bulabilmek için bu kıtaya gitti. Mayıs 1871 de Livingstone u bulan Stanley, 1874 te Doğu Afrika ya dönmek istedi. Stanley, Victoria Gölü nün çevresini dolaştı ve Nil in kaynağının bu göl olduğunu belirledi.

Norveçli kaşif Fridtjof Nansen, 1888 de Grönland ın buzlarla kaplı üst ucunu ilk kez geçti. 1893 te Kuzey Kutbu na ulaşmak istedi, fakat hedefinden dört derece şaştı.

Yüzme bilmeyen kaptan Joshua Slocum, 11.2 metre uzunluğunda bir filikayla dünyanın çevresini dolaşmak istedi. 1895 in nisan ayında yola çıktı, yolculuğunu 1898 de tamamladı.

Robert Falcon Scott un ikinci Antartika yolculuğu, Shackleton un 1908 de Güney Kutbu na ulaşma girişiminden sonra gerçekleşmişti. Bu uzun ve zahmetli yolculukta köpekleri kullanmanın acımasızlık olacağını düşünerek motorlu kızaklarla yola çıktı. Motorlar bozulunca, atlar kullanıldı ama kısa bir süre sonra atları da vurmak gerekti. Grup Kutup noktasına ulaştığında, Amundsen in diktiği Norveç bayrağı dalgalanıyordu.

Robert Peary nin başkanlığında Matt Henson, dört eskimo ve 40 köpekten oluşan ekip, 6 nisan 1909 günü Kuzey Kutbu na ulaşan ilk ekip oldu.

Roald Amundsen, 1903 te Oslo dan yola çıktı ve Alaska ya giden kuzey-batı geçidini keşfetti. 1911 de Güney Kutbu na ulaşma yarışına katıldı. Dört arkadaşı ve 50 kızak köpeğiyle 14 aralık 1911 de Kuzey Kutbu na ulaştı.

Citroen firmasının kurucusu olan Andre Citroen, 28 ekim 1924 te motorlu taşıtla, Kuzey Afrika da Colomb-Bechar dan yola çıkarak kara yolculuklarında yeni bir dönemi başlattı. 1931 de sadece deve kervanlarının geçebildiği İpek Yolu nda da yarışlar başladı.

Amelia Earhart, Pasifik Okyanusu nu tek kişilik bir uçakla geçen ilk kadın pilottu. Honolulu dan yola çıkıp California da uçuşunu tamamlamıştı. 1932 de yılında Atlantik Okyanusu nu geçen ilk kadın pilot oldu. 1937 de dünyayı uçakla katetme denemesi sırasında, 35 bin 400 kilometre yol gittikten sonra uçağı kayboldu.

Kon-Tiki adı verilen ve sazlardan örülmüş bir sal ile Peru dan ayrılan Thor Heyerdahl, 97 gün sonra, Polenezya ya vardı. 1977 yılında, Sümerlerin kamıştan yaptıkları teknenin bir kopyası olan Tigris ile Karaşi ve Cibuti ye gitti.

Ben Carlin, 1951-58 döneminde dünyanın çevresini hem karada hem de suda çalışan bir ciple dolaştı. Avustralyalı gezgin, karada 62 bin 765 kilometre, denizde ise 15 bin 450 kilometre katetti.

Dr. Jacques Piccard, Ocak 1960 ta teğmen Donald Walsh ile birlikte babası Auguste ün icat ettiği batiskaf adındaki küçük bir denizaltı ile Dünya da en derine inen insan oldu.

18 mart 1965 te Sovyet kozmonot Alexei Leonov, Voshkod-II adlı uzay aracından çıkıp uzayın boşluğunda yaklaşık 10 dakika yürüdü.

Apollo-11 uzay aracının kumandanı Neil Armstrong, 20 temmuz 1969 da Ay a giden ilk insan oldu. Armstrong, Ay modülünden inerken, “insan için küçük, ama insanlık için çok büyük bir adım” diyerek adını tarihe yazdırdı.

Sir Ranulph Fiennes, Charles Burton ile birlikte yeryüzünü uzunlamasına katetti. İki arkadaş, 2 eylül 1979 da Greenwich ten yola çıktı, 15 aralık 1980 de Güney Kutbu na ulaştı. 10 nisan 1982 de Kuzey Kutbu na vardılar ve 29 ağustos 1982 de de Greenwich e döndüler.

Emilio Scotto, motosikletle en uzun dünya yolculuğunu yaptı. 17 ocak 1985 te Buenos Aires ten yola çıktı ve 735 bin kilometrelik bir yolculuktan sonra 2 nisan 1995 te geri döndü.

Gezgin Jean-Felix Piccard ın torunu Bertrand Piccard, 16 kasım 1999 da Breitling Orbiter 3 adlı balonuyla, hiç durmadan 19 günde dünyanın çevresini dolaştı. 42 bin 810 kilometre yolu havadan katetti.

Virginia Woolf – Deniz Feneri

Ama tek bir gece nedir ki? Kısacık bir zaman parçası, hele hemen böyle karanlığın rengi solmaya, kuşlar, horozlar, böylesine çabuk ötmeye, dalgaların boşluklarında, kıvnlan bir yaprak gibi, soluk bir yeşillik belirmeye başladığında. Ama yine gecenin ardından gece gelir. Kışın elinde daha böyle bir deste gece vardır, onları yorulmak bilmez parmaklanyla, eşit olarak, hak geçirmeden dağıtır. Bu geceler uzarlar, karanrlar. İçlerinde, yükseklerde, pırıl pırıl, ışıktan tabaklar gibi gezegenler taşırlar. Sonbahar ağaçlan hırpalanmış da olsalar, soğuk katedral odacıklarının alacakaranlığında parıldayan eskimiş bayraklara! ışıltısı vardır üzerlerinde; buralarda mermer sayfalar üstünde, altın harflerle savaşta ölüm anlatılır, uzaklarda Hindistan çöllerinde kemikler nasıl ağarır ve yanar, bunlar anlatılır. Sonbahar ağaçları son ay ışığında, hasat zamanının dolunaylarında pırıldar, bu ışıkta emekçinin çalışması yavaşlar, biçilmiş anızlı tarlalar dümdüz görünür, masmavi dalgalar kıyıyı yalar…

Ama daha fırtınalı bir denize düşen ben, diye haykıracaktı, eğer bunu yaparsa, artık dayanamayacaklar, avaz avaz bağıracaklardı; içinde kaynayan o heyecan bu kez de patlarsa artık dayanamayacaklardı; ama şaşılacak şey; ağzından yalnız bir «Ya!» çıkmıştı o kadar, sanki kendi kendine, böyle bir şey, çevreyi yaygaraya vermeye değer mi? Evet, fırtınalarda insanlar boğuluyor, ama bu işte ne bir hile, ne bir tuzak vardır, sonra denizin dibi de (sandviç kâğıdındaki kırıntıları denize dökerek) önünde sonunda sudan başka nedir ki diye düşünmüştü. Piposunu yakıp cebinden saatini çıkardı. Dikkatli dikkatli baktı; belki de aklından bir bölük matematiksel hesap yaptı.

Sonunda övünçle-. «Aferin!» dedi. «James bizi sanki doğuştan denizciymiş gibi getirdi.»