Etiket arşivi: denizci

Nasıl Giyinmeliyiz?

Doğada giyim konusunda dikkat edilecek husus, içe giyilecek kıyafetlerin bir kaç adet kalın giysi yerine bir çok kattan oluşmuş ince giysilerden oluşmasıdır. Bu ince giysi katmanları arasında kalan hava vücudumuzu dışarıdaki soğuk havadan izole edecektir. Bu tarzda giyindiğimizde, ortamdaki ısının durumuna göre ve bizim harcadığımız efor ile vücudumuzda oluşan ek ısının ayarlanması daha kolay olacaktır. Isındığımızda bu ince katmanlardan birini çıkarmamız veya tersi durumlarda giymemiz ısıyı kontrol etmemizi  kolaylaştıracaktır. En önemli nokta giydiğimiz her kat giysinin vücudumuzda oluşan ter buharını tutmadan bir sonraki kata aktarmasıdır.
Aksi durumda oluşan iç ıslaklık nedeniyle soğukla mücadelemiz olanaksız hale gelecektir. En üste giydiğimiz giysinin rüzgarı ve soğuğu içeri geçirmediği gibi nemi dışarı atmalıdır. En üstte giydiğimiz giysinin seçiminde önünün ve koltuk altlarının fermuarla ile açılıp,kapananı tercih ettiğimizde ısı kontrolünü yapmamız kolaylaşacaktır. Uzun süreli beklemelerde yürüme ile oluşan ek ısı azalacağından giysilerimiz bizi soğuktan koruyamayacaktır. Böyle durumlar için yanımızdaki çantanın en kolay ulaşılabilecek yerine konan kalın bir onarağın giyilmesi gerekmektedir. Bu şekilde vücudumuz üşüme nedeniyle enerji kaybetmesinin önüne geçilmiş olur. Çok gerekli olan enerji korunması da şağlanmış olacaktır. Tekrar yürüyüşe geçildiğinde bu anorak çıkarılıp eski yerine konulmalıdır. Kısa bir süre üşüme hissedilse bile eforun verdiği ısı ile kısa zamanda üşüme atlatılacaktır.

Giyim Konusunu Özetlersek:

Birinci Kat Giysi: Vücudumuzu ikinci bir deri gibi sarmalı ve teri dışarı verebilen sentetikyün karışımı bir giysi veya polyproplen bir giysi tercih edilmelidir.

İkinci Kat Giysi: Daha bolca olmalı buna karşın boyun ve bilekler korumalı olmalı ısı kaybını önlemelidir. Sıcak havada bu giysi çıkarılmalıdır.

Üçüncü Kat Giysi: Bu kat yün bir kazak veya polar bir ceket olmalıdır.Hava ılık ise son kat olarak giyilebilir.

Son Kat Giysi: Bu giysi rüzgar ve suya dirençli olmalı, nefes alan kumaştan imal edilmiş olmalıdır. Önünün tamamen açılabilir olması gereklidir.

Pantolon Altı Giysi: Bu giysi soğuk iklimlerde tercih edilmelidir. Sentetik yün karışımı uzun donlar kullanım için uygundur.

Pantolon: İyi havalarda kalın bir keten pantalon işimizi görür iken,yağmur ve karda su geçirmeyen nefes alabilen bir pantalon gereklidir.

Bere: Baş ve boyun bölgemiz kan damarlarının en yoğun olduğu bölgedir.Bu kısımlarda büyük ısı kaybı olabilir.Bu nedenle baş ve boyun bölgesi soğuk havalarda iyi korunmalıdır.Polar başlık pratik bir cözümdür.Sıcak havalarda ise geniş kenarlı ve havalandırmalı bir şapka baş ve boyun bölgesini güneşten koruyabilir.

Çoraplar :Sentetik yün karışımı ve doğa sporları için üretilen nem tutmayan çoraplar tercih edilmelidir.En az iki çift çorap doğa gezilerinde çantamızda yer almalıdır.

Eldiven: Eldiven bere kadar gereklidir. Su geçirmez ve nefes alabilir türden olanları tercih etmeliyiz.

Tozluk: Çamur ve kar için iki ayrı çeşidi bulunmaktadır.Çamur için olan tozluk ayakkabı içine su ve çamurun girmesine engel olur.Kar için olan tozluk ise derin kara girmemizi sağlar ve ayakkabı içine kar girmediğinden ayaklarımızın ıslanmasına engel olur.

Giyeceğimiz Giysilerde Hangi Tür Kumaşı Tercih Etmeliyiz?

YÜN:(+)Yün doğal bir elyaf olup iyice ıslanana kadar sıcak tutmaya devam eder.Tenimize temas eden yüzeyden kurumaya başladığından kendimizi kuru hissetmemizi sağlar.Uzun kollu ve paçalı yün iç çamaşırları heryerde bulunabilir.Soğuk ile mücadelemizde bize çok faydalı olacaktır. (-)Yün nemi çektikçe ağırlaşır.Kuruması zaman alır ve vücudumuza temas eden ter nedeniyle alerji yapabilir.Dikkatli yıkanmadığında çekme yapar.

PAMUK: (+)Vücuda iyi oturur.Ucuzdur ve heryerde bulunabilir. (-)Islanınca ağırlaşır.Islandıkça ısı kaybını artırır.Pamuk dokuma rüzgarı ve ısıyı geçirir.Doğada kullanmaya uygun değildir.

KAZ TÜYÜ-TİFTİK: (+)Son kat giysilerin dolgu malzemesi olarak kullanılır.Hafiftir ve insanın ısısı iyi muhafaza eder.Hareketsiz ortamlarda kullanışlıdır. (-)Kaba bir malzemedir.Islandığında ısı izalasyonunu kaybeder.Rüzgar ve nemi geçirdiğinden genellikle üzeri su geçirmez bir tabaka ile kaplı olarak kullanılmak zorundadır.Yürüyüş ve tırmanışlara uygun değildir.

FLEECE-POLAR-POLARTEC: %100 Polyester sentetik bir kumaştır.Makinada yıkanabilir.Hafif ve sıcak tutan bir malzemedir.Dayananıklı ve çok yumuşaktır.Su tutmazdır ve çok çabuk kurur.Nefes alabilir.

MICRO-LITE: %100 hafif polyester microfiberden yapılmıştır.Yumuşaktır ve pamuk hissi verir.Terin vücuddan uzaklaştırılması için dizayn edilmiştir.Nem buharını kumaş yüzeyine çıkarır.Bu kumaş bize doğal kumaş ile nem ayarlama mekanizmasını bir arada sunar.

PERTEX: Mikrofiber den bükülmüş ince(insan saçının 1/10 kalınlığında) sağlam iplikle kompüterli air jet ile dokunmuş(1 cm2 de 4000 flament)ten mamul bir kumaştır.Hafif ve incedir.Rüzgar ve su geçirmezliği oldukça iyidir.Çabuk kurur.Nemi dışarı atar.

POLYWİCK: Vücudumuzdan nemi kimyasal olarak uzaklaştırmak için tasarlanmış bir kumaştır.

SUPPLEX/LYRA: Dupont ürünüdür.Yumuşak iyi naylondan yapılmıştır.Pamuk görüntü ve hissi ile naylon performansını birleştirmiştir.Rüzgar , su geçirmediği gibi nemi dışarı verir ve dayanıklıdır.Çabuk kurur,hafif ve konforlu bir kumaştır.

İskenderiye Feneri – Gizemli Aynalar

Dünyanın 7 harikası arasında 6. sırada yer alan İskenderiye Feneri?ni diğer 6 harikadan ayıran özelliği görkem olsun diye değil gerçekten ihtiyaç gereği yapılmış olmasıdır.

İskenderiye Limanı?nın karşısındaki Pharos Adası?na inşaa edilen fener, pek çok denizcinin eve sağ olarak dönmesini sağlamıştır. Bilim insanlarınına göre fenerin ?Gizemli Aynası? 70 km mesafeye kadar ışık saçıyordu.

Fenerin, milattan önce 285-246 arasında yapıldığı biliniyor. 135 metre boyundaki yapı, deniz fenerleri arasıdaki en yüksek olanı. Fenerin tunçtan aynası geceleri 70, gündüzleri 35 kilometre uzaklıktan görülebiliyormuş.

Mısır’ın başkenti İskenderiye’den Kahire’ye taşınınca fenerin bakımı ihmal edildi ve kazayla dev ayna kırıldı, 356 yılında meydana gelen depremde yapının  üst kısmı yıkılmış, 1302?de ve 1323?de yaşanan iki ayrı depremde orta kısmı da yıkılmış ve 1500?ler ise tamamen ortadan kalkmıştır.

Üstüne inşaa edildiği adadan dolayı Pharos olarak adlandırılan fener sayesinde İspanyolca, Fransızca ve İtalyanca?da deniz fenerine Pharos denir..

İskenderiye Kenti kıyısıda yer alan Pharos Adası’na, gemileri yönlendirmek amacıyla yapılmıştır. Şehrin batı limanında bulunan fener yaklaşık 166 m. yüksekliğindedir.

Fenerin sahip olduğu cilalı bronz aynalar yapının esas gizemli yanını oluşturuyordu. Bu aynalar sayesinde gündüzleri bile güneş ışığı denize yansıtılabiliniyordu. Geceleri ise aynaların önünde ateş yakılıyor böylece 70  km mesafeye kadar ışık yayılıyordu. Fenerin “Gizemli Aynaları” nın nasıl yapıldığı hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor, bu denli devasa boyutlardaki aynaların nasıl ve kim tarafıdan yapıldığı halen gizemini koruyor.

Fener gördüğü depremlerin ardından 1480 yılında Memlük Sultanı Kait-bay tarafından fenerin olduğu yere yapılan bir kalede malzemeleri kullanılmak üzere tamamen yıkıldı.

Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos’lu Sostratus’tur. İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Efsaneye göre fener o kadar yüksektir ki; insanların bu kadar yüksek bir yapı ile kendisine çok yaklaşıp göreceklerinden korkan Tanrı, inşaatta çalışan her bir işçiye ayrı bir lisan vererek, birbirleriyle anlaşmalarını engellemiş ve fener istenen yüksekliğe asla ulaşamamıştır…

Alman arkeolog Prof. H. Thiersch tarafından 1909 yılında tahmini olarak çizilmiş grafiği.

Güney Okyanusu – Vendeé Globe

Güney Okyanusu hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki hepsini tek bir yazıda ele almak mümkün değildir. Hakkında bilgimiz çok sınırlı olmasına rağmen söyleyecek çok şeyimiz olduğu da kesindir. Dünyanın en güçlü rüzgârları bu okyanusta esmektedir ve dünyanın en büyük okyanus akıntılarından olan Antarktik Kutup Çevresi Akıntısı, Antarktika çevresini batıdan doğuya dolaşır. Küresel okyanus ve ısı dolaşımında büyük bir önem arz eder. Kuzeyinde daha sıcak sularla karıştığı yerde yeni bir zon oluşturur. Antarktik Bileşke adı verilen bu yer oldukça kesin bir sınır teşkil eder ve mevsimlere göre yeri değişir. Burası ayrı bir su kütlesi özelliğindedir ve eşsiz bir çevredir. Deniz altı bitki ve hayvanları bakımından yoğundur. Sadece bu bile Güney Okyanusu‘nun ne kadar önemli olduğunun kanıtı olabilir. Dünyada ısıyı dağıtan iki şey vardır; bunlardan biri okyanus akıntıları, digeri rüzgârlardır. Okyanus akıntıları ve rüzgârlar bulundukları yerin sıcaklığını gittikleri yerlere taşırlar.

Okyanus; insanlar -ki solungaçları yoktur- için yaratılmış dünyanın üçte ikisini kaplayan büyük deniz.. Ambrose Bierce…

Güney Okyanusu daha 2000 yılında resmen isim verilip tanımlanmıştır ve halen sınırları bazı kaynaklarda farklılık gösterir. Dünyanın en yeni ve dördüncü büyük okyanusudur. Ayrıca sınır çizgisi bir kara parçasıyla değil de bir enlemle belirtilen tek okyanustur. IHO’nun (Uluslararası Hidrografi Organizasyonu) tanımına göre ABD’nin hemen hemen iki katı büyüklüğündedir.

Yaklaşık 20 çeşit balina ve yunusa, altı fok türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yaklaşık 120 balık türü ile Güney Okyanusu yaşam doludur. Bilinen 21 albatros türünün 18’i Güney okyanusunda yaşar ve planktonbakımından çok zengin bir okyanustur.

Vendeé Globe yarışlarının kalbini oluşturur. Sürekli rüzgârlar ve okyanus akıntılarıyla Güney Okyanusu’nun fırtınaları hiç durmaz. Burada en süper tasarlanmış, yapılmış ve hazırlanmış teknelerdeki en deneyimli denizciler dahi, kör talih ve kaba güç bir araya geldiğinde, denizin almak isteyeceği her şeyi alacağını bilir. Güney Okyanusu’nda kesin olan tek bir şey vardır, o da hiçbir şeyin kesin olmadığıdır. Denizci, her fırtınanın, öyle ya da böyle tekneyi mahvedebilecek dalga veya dalga kombinasyonları oluşturduğunu bilir. Bu buluşmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini adına ister şans deyin ister kader, kimse bilemez.

İşin özü şu; Güney Okyanusu’nu tek başlarına geçen bu denizcilerin, son derece cesur ve aynı zamanda kesinlikle üst düzey teknik ve yelken bilgisine de sahip olmaları lazım. Ama eğer sürekli olarak aniden ölüm veya kötü bir kaza olasılığının gerginliğine dayanabilecek çelik gibi sinirleri yoksa tüm bu diğer yetenekleri onları fazla uzağa götüremez. Ateş hattındaki asker gibiler. Olası ölümü göze almak, yaptıkları işin kaçınılmaz koşuludur. Ya da sözleşmenin bir parçası da denebilir. Gerçi tek başına giden denizcilerden hiçbiri, bir askerin yaşadığı gibi, gözünün önünde ya da kucağınca bir arkadaşının ölümüne tanık olmamıştır, ama yine de pek çok yakın arkadaşlarını denizde kaybetmiştir. Buna rağmen yine de katılıyorlar. Ve her biri, normal bir insanın erken gelen vahşi ölüm karşısında duyacağı korkuyu yenebilmek için kendince yöntemler bulmak zorunda kalıyor. Ama aynı zamanda Güney Okyanusu, tehlikeleri aşılıp da sağ kalındığında denizcinin hissettiği; imbikten geçirilerek arıtılmış, duru bir coşkudur.

Tek başına giden denizcilerin, aniden çöken tehlike karşısında, bu seferlik kefeni yırttıklarını hissettikleri yüce anlar olmalı. O an gelmeden önce kim bilir nasıl tarif edilmez, nefes kesen bir boşluk yaşıyorlar. Sağ kalıp kalamayacaklarından emin olamadıkları o an, her şeyin mümkün olduğu o an, dengenin iki tarafa da gidebileceği o an. Bullimore, Dubois ve Dinelli‘nin hisetmiş olduğu ya da kötü havada teknesi tamamen yan yatan diğerlerinin yaşadığı gibi. Hayatta kalacaklarınıo fark ettikleri o an, kutsal bir bağışlanma gibi olmalı. İşte böyle anlardaki yaşama sevinci ve gücü, onu tekrar aramaya değiyor olmalı. O anı tekrar tekrar yakalamayı denemek belki de kaçınılmaz bir olgu…

Derek Lundy “Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz”

Virginia Woolf – Deniz Feneri

Ama tek bir gece nedir ki? Kısacık bir zaman parçası, hele hemen böyle karanlığın rengi solmaya, kuşlar, horozlar, böylesine çabuk ötmeye, dalgaların boşluklarında, kıvnlan bir yaprak gibi, soluk bir yeşillik belirmeye başladığında. Ama yine gecenin ardından gece gelir. Kışın elinde daha böyle bir deste gece vardır, onları yorulmak bilmez parmaklanyla, eşit olarak, hak geçirmeden dağıtır. Bu geceler uzarlar, karanrlar. İçlerinde, yükseklerde, pırıl pırıl, ışıktan tabaklar gibi gezegenler taşırlar. Sonbahar ağaçlan hırpalanmış da olsalar, soğuk katedral odacıklarının alacakaranlığında parıldayan eskimiş bayraklara! ışıltısı vardır üzerlerinde; buralarda mermer sayfalar üstünde, altın harflerle savaşta ölüm anlatılır, uzaklarda Hindistan çöllerinde kemikler nasıl ağarır ve yanar, bunlar anlatılır. Sonbahar ağaçları son ay ışığında, hasat zamanının dolunaylarında pırıldar, bu ışıkta emekçinin çalışması yavaşlar, biçilmiş anızlı tarlalar dümdüz görünür, masmavi dalgalar kıyıyı yalar…

Ama daha fırtınalı bir denize düşen ben, diye haykıracaktı, eğer bunu yaparsa, artık dayanamayacaklar, avaz avaz bağıracaklardı; içinde kaynayan o heyecan bu kez de patlarsa artık dayanamayacaklardı; ama şaşılacak şey; ağzından yalnız bir «Ya!» çıkmıştı o kadar, sanki kendi kendine, böyle bir şey, çevreyi yaygaraya vermeye değer mi? Evet, fırtınalarda insanlar boğuluyor, ama bu işte ne bir hile, ne bir tuzak vardır, sonra denizin dibi de (sandviç kâğıdındaki kırıntıları denize dökerek) önünde sonunda sudan başka nedir ki diye düşünmüştü. Piposunu yakıp cebinden saatini çıkardı. Dikkatli dikkatli baktı; belki de aklından bir bölük matematiksel hesap yaptı.

Sonunda övünçle-. «Aferin!» dedi. «James bizi sanki doğuştan denizciymiş gibi getirdi.»