Etiket arşivi: dünya

Deniz Feneri

Zamanımızda sıradan bir insanın yaşayışı, firavunlar zamanında olduğundan daha mı iyidir?


Ona “Hepimiz Tanrı’nın elindeyiz” dedirten ne idi? Anlamıyordu. Gerçekler arasına sokuluveren bu içtensizlik onu kızdırıyor, rahatsız ediyordu. Yeniden örgüsünü örmeye başladı. “Bu dünyayı nasıl olur da bir tanrı yaratmış olabilir” diye kendi kendine sordu. Kafasıyla her zaman şu gerçeğe varıyordu: Dünyada ne mantık, ne düzen, ne de adalet vardır; acıdan, ölümden, yoksulluktan başka bir şey yoktur. Dünyanın yapamayacağı hiçbir kötülük yoktu; bunu biliyordu. Hiçbir mutluluk sürekli olmazdı; bunu biliyordu.

Ne tuhaftır, insan çoğu kez postadan önemli bir şey çıkmayacağını bilir de yine dört gözle mektup bekler.

İnsanların boyuna tıkınıp durmalarına dayanamıyordu. Bir şeyin böyle saatlerce sürüp gitmesine dayanamıyordu.

Ama, yine de dünya kuruldu kurulalı sevgi için şarkılar yakılıp duruyor, çelenkler, güller üst üste yığılıyor, insanlara sorarsanız on kişiden dokuzu, bize yalnız onu verin yeter, der. Oysaki kadınlar, bunu kendi deneylerinden biliyordu, böyle derken asıl istediklerinin bu olmadığını pekala hissederlerdi. Hissederlerdi ki sevgiden daha sıkıcı, daha çocukça, daha acımasız bir şey yoktur; ama yine de güzeldir ve onsuz olmaz.

Yaşam sadece bir kadınla yatmak demek değildir.

Bu arada mistikler, düş kurucular, kumsal boyunca yürüyorlar, bir su birikintisini karıştırıyorlar, bir taşa bakıyorlar, sonra kendi kendilerine “Ben neyim?”, “Bu nedir?” diye soruyorlardı ve birden onlara bir yanıt bağışlanıyordu ama bunun ne olduğunu kendileri de bilmiyordu. Yalnız o zaman artık kendilerini buzlar arasında sıcak, çölde serin hissediyorlardı.

Büsbütün aptal olmadıktan sonra, bir insan nasıl olur da yönleri bilmez, anlamıyordu.

Macalister’in oğlu balıklardan birini aldı, yanından dört köşe bir parça kesip, oltasının ucuna yem diye taktı. Hala canlı olan bu küçük vücut parçasını yeniden denize fırlattı.

Öyleyse ne idi bu? Ne demek oluyordu? Birtakım şeyler böyle birden ellerini uzatıp insanı yakalayabilirler miydi? O kılıç kesebilir miydi? O yumruk inebilir miydi? İnsanın güven içinde olacağı hiçbir yer yok muydu? Dünyanın gidişini yürekten bilmek olanağı yok muydu? Bir yol gösterenimiz, başımızı sokacağımız bir sığınak yok muydu? Yaşam böyle, beklenmeyen bilinmez bir şey miydi? İnsan kendini bir kulenin tepesinden boşluğa atı mı veriyordu? Yaşlı insanlar için bile yaşam bu muydu? Hep böyle, insanı şaşırtan, beklenmeyen, bilinmeyen bir şey miydi?

Acı insanı nasıl da aptallaştırıyor!

Naciye Akseki Öncül: Virginia Woolf’a göre en önemli sorun önce kimin için ne yazdığını bilmektir. Çünkü bu, nasıl yazılacağını bilmek demektir. Virginia Woolf’un amaçladığı okuyucu, okuma alışkanlığı olan, başka çağların ve başka ulusların yazınını da bilen bir okuyucudur. Virginia Woolf haftalık yazmak, günlük yazmak, kısa yazmak, uzun yazmak, akşam evine yorgun argın dönen insana yazmak istemiyor, okuyucusuna kolay kazanılan bir zevk vermek istemiyor. Trende okunmak, kırda vakit geçirmek için okunmak, uykulu zamanlarımızda okunmak istemiyor; onu okumak için tüm ciddiyetimizle kitap okumaya hazırlanmamız gerek. O zaman Virginia Woolf bize beklediğimiz zevki vermeye hazırdır.

Virginia Woolf

Kaynak : http://piktobet.blogspot.com

Gelgit – Medcezir

Ay ve Güneş’in Dünya üzerinde oluşturduğu çekim kuvveti nedeni ile 12 saat 25 dakikalık aralıklarla dünya yüzeyindeki karşılıklı iki bölgede sular kabarır ve iki kabarma süresi arasında tekrar eski haline döner bu olaya gelgit (med cezir) adı verilir. Dünya, Ay ve Güneş’in aynı doğrultuya geldikleri yeni ay ve dolunay konumlarında suların kabarması maksimuma ulaşır ve gelgit olayı en belirgin halini alır. Dünyanın Ay’a yakın olan yüzünde, sular Ay’ın çekim kuvveti sayesinde kabarırken diğer yüzünde merkez kaç kuvveti daha fazla olduğu için sular kabarır. Bu nedenle dünyanın karşılıklı iki tarafında sular aynı anda  kabarır ve aynı anda çekilir.

Ay’ın çekim kuvveti Gelgit olayının oluşmasına sebep olur. Bu çekim kuvveti; Ay Dünya çevresine dolanırken değişik bölgeleri etkiler ve uzaklığa göre değişir. Ay’ın Dünya’dan uzaklaşması çekim kuvvetini azalır, yakınlaşması ise çekim kuvveti artırır. Okyanuslar gelgit olayından daha fazla etkilenir.

Ay dünya etrafında dönerken yerkürenin bir yüzü Ay’a daima daha yakındır. Bu durumda Ay’a yakın yerdeki sular ay tarafından kendine doğru çekilirler. Bu arada kabaran suların arkasında bulunan boşlukları yanlardan gelen sular doldurur. Böylece Dünya?nın Ay’a bakan yüzeyinde sular yükselirken, diğer yerlerde alçalır. Bu yükselme ve alçalma birbirini sürekli izler.

Gelgit olayına etki eden bir diğer faktör de Güneş?tir. Ay, Dünya ile Güneş arasındayken bu etki az; hepsi bir doğrultudayken çok olur. Gelgit olayı ilk ve ikinci dördün evrelerinde en düşük, yeni ay ve dolunay devrelerinde en büyük değeri alır. Bir yerde sular kabarırken ay o yer için gökyüzünün en yüksek noktasındadır.

Gelgit olayı her gün aynı saatte olmaz. Bir önceki günden 50 dakika daha geç oluşur. Nedeni ise Dünya ile Ay’ın aynı yönde dönmesidir.

Gelgit olayındaki sürtünmelerden dolayı dünyanın kendi etrafındaki dönme hızı azalır. Böylece günler yavaş yavaş uzar. Gelgit olayındaki sürtünme Dünya?nın dönme hızında yavaşlamaya neden olurken, Ay’ın da her yıl Dünya?dan 12,7 cm uzaklaşmasına neden olur.

Güney Okyanusu – Antarktika


Antarktika ‘en’lerin en çok kullanıldığı bir kıtadır: En soğuk, en buzlu, en hassas, en verimsiz, en uçta, en izole olmuş bu kıta dünya üzerinde kendi rejimi ile idare edilen tek kıta olma özelliğini taşımaktadır. 14 milyon kilometre karelik alanı ile dünyanın beşinci büyük kıtasıdır. Bu büyüklük dünya yüzeyinin %10’una karşılık gelmektedir. Çin ve Hindistan, veya ABD ve Meksika’nın toplamından daha büyük bir alana sahiptir. Dünya buzul kütlesinin %90’ı Antarktika’da bulunuyor, %98’i buzla kaplı olan kıtanın yüzeyi bazı yerlerde beş kilometreye varan kalın bir buz tabakası ile kaplı olup, bu “Buz Kıtası”nın çevresinde 160 kilometreden uzun buzdağları bulunmaktadır. Bundan dolayı dünyadaki içilebilir suların %90’ı Antarktik buzullarının içinde saklıdır.

Muazzam su rezervine ilave olarak, Antarktika suları dünyanın en verimli canlı rezervine sahiptir. Antarktika’da 35 değişik çeşit penguen, 200 değişik balık türü, 12 çeşit balina ve onlarca farklı kuş türü yaşamaktadır. Krill adı verilen Antarktik ekosistemi içerisinde çok önemli bir yeri olan bir tür plankton, açlık tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Üçüncü Dünya ülkeleri için önemli bir besin kaynağı olarak görülmektedir. Şu anda krill avcılığı tehlike oluşturmayacak kadar küçük boyuttadır. Yılda sadece 100 bin ton avlanmaktadır. Antarktik krillerinden dünya toplam balık avlama miktarı olan 70 milyon ton dolaylarında avlansa bile nesilleri tehlikeye düşmeyeceği ifade edilmektedir.

Yaklaşık yarım yüzyıl önce ünlü bir jeolog Antarktika’nın beş kuruş etmeyeceğini söylemişti. Ne var ki. araştırmalar Antarktika’da kobalt, bakır, altın, kurşun, manganez, nikel, titanyum, uranyum ve çinko gibi bir çok çeşit metal ve hidrokarbon bulunduğunu göstermektedir. Jeolojik araştırmalar büyük miktarlarda petrol ve doğal gaz bulunduğunu göstermiştir. Bunlara ilave olarak sera etkisinin giderek arttığı günümüzde, dünyadaki fazla karbondioksit miktarının yaklaşık %30’unu Güney Okyanusunun soğuk suları emmektedir.  Ayrıca soğukluğu sebebi ile ekvator bölgesindeki enerjiyi ve ısıyı çekerek yağmur ve rüzgarların oluşmasına neden olur.

Son olarak, kuraklığın tehlikeli boyutlara vardığı ülkelerde, buzul kütleleri alternatif içme suyu kaynaklarının başında gelmektedir. Buz dağlarının ekonomik amaçlarla kullanılması 1970’li yıllara kadar uzanır. Bu konuda ilk konferans Suudi Arabistan’ın desteği ile 1977 yılında toplanmıştır. 1982 yılında Suudi Arabistan Prensi 100 milyon ton buzdağını Suudi Arabistan’a çekmeyi hayal ettiğini söylemişti.8 Yapılan hesaplamalara göre, yaklaşık yarım dönümlük buzul kütlesi 20 Dolara mal edilmektedir. Mesela, yaklaşık 150 metre su üstü yüksekliği, 900 metre uzunluğu olan bir buzdağı 90 milyon ton ağırlığındadır ki, tonu 50 centten 45 milyon Dolar ettiği hesaplanmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 40’nı oluşturan 80 ülke tatlı su sıkıntısı çekmektedir. Buna karşın her yıl Antarktika’nın buzullarından kopan buz dağları 5 milyar insanın ihtiyacını karşılayacak kadar çoktur. Bu miktar 688 km3lük bir büyüklüğe eşittir ki, dünya üzerindeki bütün nehirlerin sahip olduğu tatlı sudan daha fazla bir miktara tekabül etmektedir.

NASA uzaktan algılama ile izlediği bir buzdağının Kaliforniya’nın 1100 yıllık su ihtiyacını karşılayacak kadar büyük olduğunu ifade etmiştir. Bu kadar büyük ekonomik değerler uzun süre hukuki ve politik platformlarda tartışılmadan kaderlerine terk edilmiş durumda bırakılmayacaklardır. Yukarıda açıklanan tabii ve mineral zenginlikleri dolayısıyla yaklaşık yarım asırdır bir tartışma süregelmektedir: Antarktika’nın tabi olduğu hukuki rejim. Bu çalışmanın konusu Antarktika üzerinde bu yüzyılın ortalarından itibaren devam etmekte olan hukuki ve politik gelişmelerin kısa bir özetini yaparak, Antarktika’nın ve çevresindeki buzulların ve sularındaki balık türlerinin uluslararası hukuktaki durumunu belirlemek; daha sonra, Antarktika ile ilgili olarak ortaya atılan değişik rejim teorilerinin ne ölçüde geçerli olduğu sorusuna cevap aramak, ve nihayet Antarktika’nın geleceği ile ilgili olarak en ideal rejimin özelliklerini araştırmaktır. 2001 yılı Antarktika kıtası açısından iki bakımdan önem arzetmekteydi. İlki, Antarktika’nın hukuki anlamda geleceğini belirleyen Antarktika Antlaşmasının yürürlüğe girişinin 40. yılıydı, ikincisi ise, Antarktika’da maden araştırma ve işletmesini yasaklayan 1991 Çevre Koruma Protokolü’nün kabul edilişinin 10. yılı olmasıydı.

Yrd. Doç. Dr. Kemal BAŞLAR* (aynı isimli yazısından alıntı)

Yelkenle dünya turumun kalbini oluşturan yer.. Güney Okyanusu.