Etiket arşivi: fırtına

Fırtına

titreyen rüzgar kanatlarında.. fırtına içimizden geçerken,

yorgun bir denizci okyanus ortasında, ne yapacağını bilmez bir halde.. hiç telaşlı görünmüyor. anlatacak çok şeyi var belki, belki hiçbir şey yok.. okyanus ortası çaresizlik… tekne sulara gömülsün mü yoksa kaldığımız yerden devam mı edelim yaşamaya.. elinde midir her zaman karar vermek yoksa bu sefer tamam mı? daha da var mı nefesin alınacak.. yarım bardak suyun var, yemekse hiç… tükenmişim hafız.. daha yolun yarısına gelmemiş bir denizci, kabul et çok zordu herşey.. yolculuğa çıkmak mı yoksa devam edebilmek mi daha zor.. denizin merhametine mi ihtiyacın var şimdi yoksa mola vermek mi geçiyor aklından söyle.. üzgün değilsin, mutlu da değil.. huzur parmak uçlarında damlalar..

sesinde rüzgar…

kapkaranlık bir gecedeyim.. etrafımda durmadan yer değiştiren tepeler dağlar.. kapatın yollarımı geçemeyeyim, bitmesin dalgalar.. kükreyen, çığlık atan, çıldırmış gibi dalgalar…

Resim: http://mytvmoments.com/view.php?v=250959

Vendée Globe

Tek başına, 24 saat boyunca durmadan, herhangi bir limanda mola vermeden ve dışarıdan herhangi bir yardım almadan okyanuslardaki her türlü fırtınayı ya da tam tersi durgun havayı sağ salim geçip dünyanın çevresini dolaşmak. Dünyada bunu yapabilecek fiziksel ve psikolojik donanıma sahip yelkenci sayısı çok fazla değildir ve bu gözü pek insanlar her 4 senede bir Vendée Globe yarışında gerek doğayla gerekse de birbirleriyle mücadele ederler.

Vendée Globe ilk defa 1989 yılında Philippe Jeantot tarafından düzenlendi. Jeantot daha önce ilki 1982?de düzenlenen BOC Challenge yarışmasına katılmış ve hem 1982-1983 hem de 1986-1987 yarışlarında birinci olmuştu. Yarışın etaplı formatını beğenmeyen Jeantot, bunun yerine Golden Globe Race organizasyonuna benzer şekilde hiç durmaksızın solo yarışılmasından yanaydı. Böylece denizciler için nihai mücadele ortamı oluşabilecekti.

İlki 1989-1990?da yapılan Vendée Globe yarışını Titouan Lamazou kazandı. Yarışa katılan ve çeşitli arızalarla karşılaşan Jeantot ise yarışı 4. sırada bitirdi. Bir sonraki Vendée Globe yarışı 1992-1993?te düzenlendi ve bundan sonra da düzenli olarak her 4 senede bir yapıldı. En son 2008-2009?da yapılan ve müthiş mücadelelere sahne olan Vendée Globe yarışını Michel Desjoyeaux kazandı.

Vendée Globe yarışı Open 60 sınıfı tekneler arasında yapılmaktadır. Yarışın başlangıç ve bitiş noktası Fransa?nın Vendée bölgesindeki Les Sables d?Olonne?dur. Yarışmacılar buradan yola çıkıp Atlantik Okyanusundan aşağıya Ümit Burnu?na inerler. Buradan Leeuwin ve Ümit burunlarını iskelede bırakıp Antarktika?nın çevresini saatin ters yönünde dolanarak bitiş noktasına geri dönerler. Bu genel rotanın yanı sıra güvenlik amacıyla her yarışta ek kapılar rotaya eklenebilir.

Yarışma boyunca yarışmacılar demir atmakta serbesttir ancak bir şamandıraya bağlanmak ya da başka bir tekneye bordalamak yasaktır. Hava ve rota durumu dahil dışarıdan herhangi bir yardım alamazlar. Bu kuralın tek istisnasında yarışmacılar sadece yarışın başlangıcını takip eden 10 gün boyunca bir tamirat için başlangıç noktasına dönüp daha sonra yarışa tekrar başlayabilirler.

Yarışmacılar özellikle Güney Okyanusundaki sert havalar nedeniyle çok zor şartlar altında yarışırlar. Katılımcıların büyük çoğunluğu yarıştan çekilmek zorunda kalır, 1996-1997 yarışında ise Kanadalı Gerry Roufs denizde kaybolmuştu. En son düzenlenen 2008-2009 yarışında start alan 30 tekneden sadece 11 tanesi yarışı bitirebildi. Bu nedenle yarışmacılar, karşılaşılacak durumlarla başa çıkabileceklerini göstermek için yarışa katılacakları tekneyle daha önceki açık deniz deneyimlerini yarış komitesine sunmak zorundadırlar.

Fırtınaya Girmemek veya Fırtınadan Uzaklaşmak İçin Gerekli Yöntemler

Fırtınalı sahada seyrin esasını, söz konusu tehlikeli sahadan uzak kalmak veya bu sahaya girmemek teşkil eder. Tropikal fırtına rotası fırtına sahasını iki parçaya böler. Kuzey yarımkürede, bu parçalardan rota yönünün sağında kalan parça tehlikeli yarı dairedir. Diğer yarı daire ise kısmen daha az tehlikeli, seyredilebilir yarı dairedir. Güney yarıkürede, bu parçalardan rota yönünün solunda kalan parça tehlikeli yarı dairedir. Diğer yarı daire ise kısmen az tehlikeli seyredilebilir yarı dairedir. Tehlikeli yarı daire olarak vasıflandırılan parçanın tehlikeli oluş nedeni, rüzgar yönü ile fırtına hareket yönünün aynı olmasıdır. Rüzgar hızı ile hareket hızı birleştiğinde rüzgarın daha da şiddetleneceği muhakkaktır. Halbuki diğer yarı dairede, yönler ters olduğundan rüzgar şiddeti azalacaktır.

Seyirde tropikal fırtınayla karşılaşıldığında aşağıdaki yöntemler uygulanır:

Kuzey yarımkürede:

  1. Gemi tehlikeli yarı dairede ise, rüzgar sancak baş omuzluğa alınarak seyredilir.
  2. Gemi, diğer yarı dairede ise rüzgar sancak kıç omuzluğa alınarak seyredilir.
  3. Gemi, fırtına merkezinin önünde ve rotası üstünde ise rüzgar 22,5 derece sancak kıç omuzluğa alınarak seyredilir ve tehlikesiz yarı daireye geçilmeye çalışılır. Bu yarı daireye geçilince 2. maddedeki gibi hareket edilir.
  4. Gemi fırtına merkezinin arkasında ve rotası üstündeyse rüzgar sancak baş omuzluğa alınarak uzaklaşılır.

Güney yarımkürede:

  1. Gemi, tehlikeli yarı dairede ise, rüzgar iskele baş omuzluğa alınarak seyredilir.
  2. Gemi, diğer yarı dairede ise rüzgar iskele kıç omuzluğa alınarak seyredilir.
  3. Gemi, fırtına merkezinin önünde ve rotasının üstünde ise rüzgar 22,5 derece iskele kıç omuzluğa alınarak seyredilir ve tehlikesiz yarı daireye geçilmeye çalışılır. Bu yarı daireye gelince 2. maddedeki gibi hareket edilir.
  4. Gemi ,fırtına merkezinin gerisinde ve rota doğrusu üstündeyse, rüzgarı iskele baş omuzluğa alarak uzaklaşmalıdır. Kuzey veya güney yarımkürede, fırtına merkezi önünde olma durumu hariç, diğer durumlarda, gemi yukarıda söz edildiği şekilde döndürüldükten sonra, eğer dalgalarla boğuşmamak için ağır seyredilmek isteniyorsa, tehlikeli yarı dairede denizler başa, diğer yarı dairede ise denizler kıça alınarak dümen dinleyecek kadar ağır yolla, gemiye olduğu yerde baş kıç yaptırılır.

Kuzey Yarımkürede Hava Tahminleri

Barometre ve Termometre İşareti İle Hava Tahmini

Barometrelerde ibrenin gösterdiği değere değil, yükseliş ve alçalışına ve bunun süratli veya ağır oluşuna dikkat edilmelidir. Barometre ve termometrelerde görülen ani ve çabuk yükseliş ve alçalışların rüzgar ve fırtına doğuracağı beklenmelidir. Ancak, bazı durumlarda barometrenin ani yükselişi sakin havayı da işaret eder.

Barometrenin Düşmesi ve Termometrenin Yükselmesi: Lodos, Kıble, Keşişleme gibi güney rüzgarlarına işaret eder.

Barometrenin Çok Yükselmesi ve Termometrenin Düşüşü: Poyraz, Yıldız, Karayel gibi kuzey rüzgarlarına işaret eder.

Barometrenin Ortalama Basıncı olan 1013 Milibara Nazaran Az Miktarda Yükselişi veya Alçalışı: Devamlı ve sakin bir havaya işaret eder.

Barometrenin Bir Düşüşünden Sonra Süratle Yükselmesi: Fırtınaya işaret eder.

Hava Kuzeyden Eserken Barometre Süratle Düşerse: Rüzgar artacaktır.

Hava kuzeyden Eserken Termometre Sabit Kalır ve Barometre Yükselirse: Kar yağacağına işarettir.

Hava Güneyden Eserken Barometre Süratle Yükselirse: Kuzey rüzgarlarına ve fırtınaya işarettir.

Hava Güneyden Eserken Termometre Devamlı Sabit Kalır ve Bu Esnada Gökyüzü Bulutlarla Kaplı Olursa: Güney rüzgarlarının kuvvetleneceğine işaret eder.

Barometre Yükselir, Termometre Devamlı Sabit Kalır ve Bu Esnada Gökyüzü Bulutlarla Kaplı Olursa: Yağmurla karışık kuzey rüzgarları beklenmelidir.

Herhangi Bir Rüzgar Esnasında Barometre Düşer Termometre Yükselirse: Rüzgarı güneyden beklemelidir.

Barometreyle Termometre Birlikte Düşerse: Lodos rüzgarıyla birlikte yağmur beklemelidir.

Güney Rüzgarı Eserken Barometrenin Yükselmesi ve Termometrenin Düşmesi: Rüzgarın Kuzeye yön değiştireceğine işaret eder.

Kışın Gündoğusu ve Poyraz Rüzgarları Esnasında, Barometre Çok Fazla Yükselirse: Kar, bazen soğuk hava ve yağmur getirir.

Batı Rüzgarları Esnasında Barometre Ani Düşerse: Rüzgarın Karayel veya Yıldıza yön değiştireceğini işaret eder.

Yağmur Kesildiği Anda ve Kesildikten Sonra Barometre Yükselirse: Havanın alçalacağına işaret eder.


Güneşin Batışından Tahminler

Boz renkli gökyüzü: Güzel havaya,

Parlak sarı gökyüzü: Rutubet ve yağmura,

Yağmurdan sonra sarı gökyüzü: İyi havaya,

Kırmızı renk: İyi havaya fakat hafif rüzgara,

Pembe fıstıki renk: Şiddetli yağmura ve fırtınaya,

Turuncu renk: Frisha rüzgarına, (Teknenin minumum yelkenle kullanılabileceği hafif rüzgar)

Güneşin kırmızı batması: Rüzgara işaret eder.

Güneşin Doğuşundan Tahminler

Kırmızı renkli gökyüzü: Rüzgar ve yağmur,

Güneş çevresinin parlaklığı: İyi hava,

Güneş çevresinin hafif dumanlı olması: Fırtına,

Güneş çevresinin kırmızı iken irtifa alçaldıkça: Şiddetli yağmurdur.

Haleden Tahminler

Limanlık havada hale oluşması: Kesiksiz rüzgara,

Rüzgarlık havada hale oluşması: Rüzgarın şiddetlenmesi,

Hale küçük ise: Rüzgarın yakın zamanda eseceğine,

Halenin iç bölgesinin kırmız veya mor oluşu: Şiddetli fırtınaya,

Hale büyük ise: Rüzgarın yaklaşık 4 saat sonra eseceğine,

Halenin beyaz renkli oluşu: İyi havaya işaret eder.

Ay’ın Durumundan Tahminler

Ayın fazla parlaklığı ve etrafının kırmızı veya turuncu görülmesi: Fırtınayı,

Ay hilal şeklindeyken kırmızı görülmesi: Şiddetli yağmuru,

Ayın doğuşta kırmızı görülmesi: Sert rüzgarı,

Ayın donuk ve dumanlı görülmesi: Yağmur yağacağını,

Ayın küçük veya büyük görülmesi: Yağmur yağacağını gösterir.


Gökkuşağından Tahminler

Gökkuşağı oluşması: Yağmura,

Çift gökkuşağı oluşması: Şiddetli yağmura,

Sabah gökkuşağı oluşması: İyi havaya işaret eder.

Gök ve Denizin Durumundan Tahminler

Gök gürlemesi: Gün rüzgarına,

Mavi gökyüzü ve geceleyin hafif beyazlık: Güzel havaya,

Geceleyin çok karanlık: Rüzgara,

Geceleyin çok aydınlık: Rüzgara,

Denizin renginin siyah ve mavi görünmesi: Havanın sertleşeceğine,

Denizin mavi görünmesi: Frisha rüzgarına,

Yağmurdan sonra kuzey rüzgarı: İyi havaya,

Gece sis ve çiğ oluşması: Çok güzel havaya,

Denizin ayna gibi parlaması: Fırtına olacağına işaret eder.

Yelken Trimi

Bu zamana kadar ki bilgilerimiz nezninde, bir teknenin nasıl ve ne mantıkla ilerlediğini, yelkenlerin şekillerini belirlemiş faktörlerin neler olduğunu, yine aynı yelkenlerin ne koşullarda, niye ve nasıl trim edilmesi gerektiğini, teknemizin sabit donanımları olan direk, çarmıklar vb. materyalin de trimle ne gibi bağlantıları olduğunu bilmekteyiz. Artık geriye kalan, denizdeki koşullara bağlı olarak, karadan denize doğru trimle çıkmış bir teknenin, denizde nasıl trim edilmesi gerektiğini bilmektir. Bu konuyu irdelerken yine bölümlere ayırmak faydalı olacaktır.

Unutmamalı ki; Teknemizi daha hızlı götürmek için, elimizdeki en önemli koz, yelkenimizi en iyi şekilde trim ediyor oluşumuzdur.

1. Sabit donanım üzerinde değişiklik yapmak

Sabit donanıma dahil olan direk, bumba, çarmıklar, istralya vb. karadan denize çıkmadan önce gerekli ölçümler yapılarak (direk bükümü, tel gerginlikleri (tansiyonlar), direk ölçüsü, gurcata ölçüleri vs. ) o anki havaya ve koşullara göre trim edilir. Fakat , bu şekilde denize çıkan tekne eğer koşullar değişecek olursa, max. performansını kaybedecektir. Bu durumda önemli olan, hareketli donanımları değiştirebildiğimiz gibi, denizin ortasında bu sabit donanımları da değiştirebilme yetenek ve kapasitesine sahip olabilmemizdir. Örneğin fırtınalı bir rüzgarda seri yarışa çıktınız ve direğiniz, yelkeninizdeki yük az olsun diye nispeten arkaya yatık ayarlandı. Fakat bir yarış sonra fırtına dindi ve de rüzgar hafif esmeye başladı. İşte bu durumda sizin iyi gitmenizi sağlamış olan fırtına trimi sizin sonunuzu hazırlayacaktır. Öyle ki, yelkende max. yük elde etmek gereken hafif bir havada, teknemizdeki trim bilakis min. yük için ayarlanmıştır. Dolayısıyla böyle belirgin rüzgar değişimlerinde, yelkenli tekne performansı göz ardı edilmemeli, karadaki farklı hafif- orta-sert rüzgar trimleri mutlaka gözönüne alınmalıdır.

Bir yat üzerinde denize çıkmadan önce yapmanız gereken ayarları bilmeniz için, seyir yaptığınız teknenin karakteristik özelliklerini çok iyi biliyor olmalısınız. Karakteristikleri öğrenmek için internetten teknenizin özelliklerini ve trim ayarlarını bulabilir veya tekne üreticinizden bu detayları isteyebilirsiniz.

Dikkat edilmesi gereken tekne detayları şunlardır:

  • Direk ön ıstralya, kıç ıstralya ayarları ve nasıl kullanılacağı
  • (varsa) Runner ayarları, nasıl kullanılacağı
  • Ana yelkene camadan vurulabilme özelliği
  • Alt-orta-üst çarmık telleri gerilimleri (sancak ve iskele)
  • Teknenin polar diyagramının bilinmesi
  • Tekneye alınacak yelkenler (cinsleri, tipleri, büyüklükleri; Birçok teknede farklı ebatlarda cenovalar vardır)
  • Teknenin sabit ağırlığı, max. Ağırlığı
  • Teknenin salma ağırlığı, uzunluğu, yapısı
  • (Yarışta kullanılmasa da…) Motor özellikleri, kullanılması, bakım, onarımı

2. Yelkenleri kontrol eden donanımlarda değişiklikler yapmak

Denizde, seyir esnasında, içinde bulunduğumuz koşullara göre, sabit donanım trimimiz doğru iken, diğer hareketli ekipman ayarları ile teknemizi trim etmektir. Kısacası pupa palangası, arabalar, arka yaka, kaningamlar kullanılarak yapılan trimlerdir.

Kaynak: Boğaziçi Üniversitesi Yelken Takımı

İklim Bilmecesi

İklim sistemi, birbirine bağlı çok sayıda unsurdan oluşuyor. Araştırmalara göre 8 bin 200 yıl önce buzul erimesi sonucunda büyük miktarda soğuk ve tatlı suyun okyanusa karışması, Batı Avrupa?yı ısıtan okyanus akıntısını yavaşlattı ve iklimi soğuttu.

Sahra Çölü?nün tozları rüzgarlarla Florida?ya kadar ulaşıyor ve buradaki fırtınaları ve yağmurları etkiliyor. Çalışmalar, tozlu sıcak havanın kasırga oluşumunu engelleyeceğini, yağmur oluşumunu azaltacağını gösteriyor. Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını güçlendiriyor bu da Umman Denizi?ndeki fitoplanktonların çoğalmasını sağlıyor. Fitoplanktonlar da bulut oluşumunu etkiliyor.

NASA?nın, atmosferdeki parçacıkların iklime etkisini araştırmak için gönderdiği Calipso uydusunun çektiği ilk görüntülerde, kükürt dioksitten oluşan bir duman bulutu görülüyordu. Endonezya üstünde 7 Haziran 2006?da görüntülenen bu duman bulutu, 17 bin kilometre ötede bulunan Montserrat Adası?ndaki Soufriere Hills Yanardağı?nın patlamasıyla ortaya çıkmış, 18 günde neredeyse dünyanın yarı çevresini katetmişti. Bu yalnızca küçük bir patlamaydı… Öyle bir dünyadayız ki, yanardağ patlamalarıyla açığa çıkan kükürt dioksit, etkili bir sera gazı olan metanı üreten bakterilerin çoğalmasını engelleyerek bu gazın atmosferdeki oranının düşmesine neden oluyor. Sahra Çölü?ndeki toz fırtınası, Florida?daki fırtınaları etkiliyor; uzaydan gelen yüksek enerjili kozmik ışınlar bulut oluşumunu tetikliyor. Birbirine bağlı çok sayıda etken, ki bunların bazıları bilim insanlarınca yeni incelenmeye başlandı, iklim sisteminde rol oynuyor.

Zincirin Halkaları

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalmasıyla, binlerce kilometre ötedeki okyanus besin zincirinin değişebileceği, karbon döngüsünün ve iklimin etkilenebileceği kimin aklına gelirdi? Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Güneybatı Asya?daki, özellikle de Himalayalar?daki karların iklim değişikliğine bağlı olarak azalması, daha az güneş ışınının uzaya geri yansımasına ve karadaki sıcaklığın artmasına neden oluyor. Kara ve deniz arasındaki sıcaklık farkının büyümesi muson rüzgarlarını güçlendiriyor. Daha güçlü esen muson rüzgarları, Umman Denizi?ni karıştırarak besleyici maddeleri yüzeye taşıyor ve fitoplankton ?patlamalarına? yol açıyor. Yüzey sularında yaşayan tek hücreli bu mikroorganizmalar gözle görülemeyecek kadar küçük. Ancak denizlerde trilyonlarca fitoplankton var ve toplu halde uzaydan bile görülüyorlar. Sudan büyük miktarda erimiş karbondioksiti alıyor ve küresel fotosentezin yaklaşık yarısını yapıyorlar. Öldüklerindeyse içlerindeki organik karbonun bir kısmı deniz tabanına gömülüyor. Böylece yüzey sularında erimiş karbondioksit miktarı azalıyor; atmosferden suya karbon geçişi artıyor. Sayılarındaki büyük çaplı artışlar bir sera gazı olan karbondioksitin atmosferdeki oranını değiştirerek dünyanın soğumasına neden olabilir. Peki fitoplanktonlar çoğalırlarsa başka neler olabilir? Umman Denizi?nin batısındaki fitoplankton yoğunluğunun 7 yılda yüzde 350?den fazla arttığını keşfeden araştırmacılar, artışların balıkçılık alanlarının verimliliğini fazlalaştıracağını, ancak çok yüksek artışların, derinlerdeki oksijenin tükenmesine ve balık ölümlerine neden olabileceğini ifade ediyorlar. Fitoplanktonların dağılımı, deniz yüzeyi sıcaklığını ve üst okyanus akıntılarını da değiştirebiliyor.

Fitoplanktonlarla Gelen Bulutlar

Yaşam ve iklim çeşitli döngülerle birbirine bağlı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de, fitoplanktonların güneşli günlerde bulut oluşumuna neden olan maddeler salgılayarak iklimi etkilemeleri. Yaz mevsiminde, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarının yoğun olduğu zamanlarda salgıladıkları dimetilsülfit (DMS) adındaki uçucu madde sudan atmosfere geçiyor ve oksijenle reaksiyona girerek kükürt bileşikleri oluşturuyor. Bunlar, çevrelerinde su buharının yoğunlaştığı ?yoğunlaşma çekirdeği” görevi yapıyor ve yansıtıcı etkisi çok olan bulutların oluşmasını sağlıyorlar. Tüm bu işlemler çok kısa bir sürede gerçekleşiyor; böylece fitoplanktonlar uzun süre zararlı güneş ışınlarına maruz kalmıyorlar. Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi?nce (NOAA) 2006 yılında yürütülen projeler kapsamında, DMS?yi mercek altına alan bilim insanları, oluşan bu bulutların güneş ışınlarını geri yansıtarak küresel sıcaklıkları etkilediğini belirtiyor.

Okyanus Akıntısı

Peki, Dünya iklimine önemli etkileri olan fitoplanktonların yaşamı neye bağlı? Çalışmaları, haziran ayında Nature dergisinde yayımlanan Princeton Üniversitesi araştırmacılarına göre, Güney Kutbu yakınındaki bir okyanus akıntısı, atmosferdeki karbondioksit düzeyinin ayarlanmasında anahtar rolü oynuyor. Antarktika çevresindeki suların, yeni adıyla Güney Okyanusu?nun atmosferdeki karbondioksit düzeyini değiştirerek Kuzey Yarımküre?nin iklimini değiştirebileceği biliniyordu. Ancak buradaki akıntının ayrıntılarının ne kadar önemli olduğu yeni yapılan çalışmalar sonucunda açığa çıktı. Araştırma grubundan Irina Marinov, Güney Okyanusu?nun derinlerinden gelerek yüzeye çıkan suların, 60 derece güney enleminin iki yanına doğru yayıldığını belirtiyor. Kuzeye doğru akan sular, dibe batmış besleyici maddeleri dünya okyanuslarına dağıtırken, güneye doğru akan sular, havadan karbondioksit emiyor ve yine derinlere iniyor. Marinov, bu kadar belirgin bir işlev farklılığının kendilerini şaşırttığını da söylüyor. Yaklaşık iki yıl önce de, aynı araştırma grubundan Jorge Sarmiento ve ekibi, tüm deniz canlılarının tahminen dörtte üçünün yaşamının, besin zincirinin en altında olan fitoplanktonların büyümesi için gerekli olan besleyici maddeleri yüzeye taşıyan bu akıntıya bağlı olduğunu keşfetmişti.

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını, muson rüzgarları fitoplanktonları, fitoplanktonlar deniz suyu sıcaklığını, atmosferdeki karbondioksiti, bulut oluşumunu etkiliyor. Ünlü çevre koruma örgütü Sierra Club?ın kurucusu John Muirherhangi bir şeyi tek olarak ayırmaya çalıştığımızda, onu evrendeki her şeye bağlı buluyoruz” diyordu. Bu zincir de yalnızca bir kesit. Ne dersiniz, uzayda parçalanan bir göktaşı da böyle zincire dahil olmuş olabilir mi? Yılın başında Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, yaklaşık sekiz milyon yıl önce, büyük bir göktaşının parçalanması sonucunda Dünya kozmik toz yağmuruna tutuldu. Araştırmayı yürüten Kenneth Farley ve ekibi, küresel soğuma ve Asya musonlarının güçlenmesinin de, kozmik yağmurla aynı döneme denk geldiğini belirtiyor. Bilim insanları, kozmik parçacıkların, gezegenimizde iklimin soğumasına yol açmış olabileceği fikrini öne sürüyorlar. İşin bir diğer ilginç yanı da, yine aynı dönemde, Atlas ve Hint okyanuslarıyla Büyük Okyanus?ta fitoplankton patlamaları olduğunun saptanmış olması. Geology dergisinde yayımlanan bir başka çalışmaya göre, bu soğuma döneminde Antarktika?daki buzullaşmanın artması, rüzgarları güçlendirmiş, bu da biyolojik üretkenliğin artmasına yol açmış olabilir. Göktaşlarından buzullara, musonlara, fitoplanktonlara uzanan bir zincir…

Küresel ısınmaya karşı, okyanusların demirle gübrelenmesiyle fitoplanktonların çoğaltılması ya da atmosfere kükürt basılarak dünyanın soğutulmaya çalışılması gibi yöntemlerin gündeme geldiği şu günlerde, sisteme yapılacak bir müdahalenin, sistemin diğer unsurlarını da değiştirebileceği gerçeği hatırdan çıkarılmamalı.

 

Kaynak: SELCEN PİRGE – ATLAS A?USTOS 2006

Tania’nın Zaferi

New Yorklu gözüpek genç kız Tania Aebi‘nin yelkenle tek başına dünya turu yaparken asıl aradığı, kendi kimliğiydi…

22 yaşındaki Tania Aebi, 2,5 yıl süren tek başına yelkenle dünya turunu tamamladığında tüm cesareti ve irileşmiş gözleriyle, “Neden bütün bu insanlar benimle bu kadar ilgililer?” diye sordu. 8 metrelik (26 ft.) yelkenlisi Varuna‘yla denizde tamamen yalnızdı. Ama New York’a döner dönmez, ani gelen şöhreti tattı.

Tania, bütün TV ve radyo haberlerinde, aralarında Today ve David Letterman’la Late Night’ın da olduğu sayısız talk show programında, New York Times, The Washington Post ve daha yüzlerce gazetenin manşetlerinde ve onlarca ulusal dergide yer aldı. Başkan Ronald Reagan’ın kutlama telgrafı, “İnsan ruhunun sınırlarını zorlayıp yeni bir standart getirdiniz” diyordu. Benzer mesajlar başka ünlülerden, örneğin, uzaya giden ilk kadın Sally Ride’dan, dünyayı yelkenle hiç durmadan dolaşan ilk adam Robin Knox-Johnston’dan ve tek başına dünya turu yapmış en genç erkek denizci Robin Lee Graham’dan da geldi. İnsanlar elini sıkmak ve imza almak için yolunu kesiyorlardı.

Açıkça Tania, denizcilerin ve hatta denizci olmayanların hayallerini gerçekleştirmiş, rekor kırdığı için gönülleri fethetmişti. Sadece küçük bir teknik ayrıntı vardı. Teknesi karaya oturan bir denizciye yardım ederek Güney Pasifik’teki ara seyirlerinden birinde, bir adadan bir başkasına 80 mil götürmüştü. Bu nedenle tek başına dünya turu resmi rekor kitaplarına giremeyebilirdi. Ama o yine de tek başına dünya turunu tamamlayan en genç ve ilk Amerikalı kadındı.

Halkın ilgisi herhangi bir rekorun ötesine geçmişti. Yaşıtı pek çok gencin uyuşturucu kullanımı veya diğer suçlar ya da skandallar yüzünden manşetlere çıktığı bir dönemde Tania, adeta bir modern yarı-tanrıça gibi gelmişti herkese. Dahası, insnlar bu kadar ufak tefek bir kızın (yola çıktığında sadece 18 yaşındaydı) bu kadar küçük bir tekne ve o kadar az seyir deneyimiyle, böylesine büyük bir macerayı başarmış olmasının şaşkınlığı içindeydiler. Aslında, yolculuğunun başlangıcında aralarında, küçümsediği Tania’dan bugün özür dileyen Today (Bugün) programının yapımcısı Jane Pauley’in de bulunduğu pek çok insan alenen bu işin altından kalkabileceğine inanmadıklarını söylemişti.

Ailesi ve arkadaşlarının coşkuyla uğurladığı cesur Tania, yolculuğunun ilk etabına, ilkbaharın sonlarına doğru New York’tan başladı. Bermuda’ya 10 günde ulaşmayı umuyordu. 14 gün sürdü.

Başıma gelme olasılılığı olan her şey, daha okyanusa çıkar çıkmaz gerçekleşti. Varuna New York Limanı’nın hemen dışındaki Ambrose Feneri’ni henüz bordalamıştı ki, motoru bozuldu. Ama bu Tania’yı rahatsız etmedi. Tabii ki geri dönebilirdi ama bu çok kolay olurdu. Yelkenleri açıp, yalnızca ona rehberlik edip yol almasını sağlayacak olan rüzgâr, güneş ve yıldızlarla yola devam etti.

Motoru boş yere tamir etmeye çalışmasının ardından, ikinci gün fırtınaya yakalandı. İki gün boyunca, sağanaklarda hızı daha da artan 45 knot’luk rüzgârla, fırtına yelkenleriyle donanmış teknenin başı denizlere batıp çıkarken teknenin üstünde kırılan dalgalar havuzluğu, oradan da kamarayı doldurdu. Gökyüzünün bulutlarla kaplı olması yüzünden konumunu belirleyecek görsel navigasyonu da yapamadı. Elle kumanda edilen sintine pompası tıkanana kadar çılgınlar gibi pompalayan Tania, sonunda motor bozuk olduğu için akülerde kalan son elektriği de kullanarak, elektrikli pompayı çalıştırmak zorunda kaldı.

Kısa süren sükûnetin ardından neredeyse aynı şiddetle ikinci bir fırtına daha vurdu. Gökyüzünün nihayet sıyırmasının ardından rasat alabilen Tania, rotasından neredeyse 100 mil kuzeydoğuya saptığını gördü. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, birden aşırı derecede heyecanlandığını farketti. Acaba Varuna’yı yeniden rotaya sokmak ne kadar sürerdi?

Bir sonraki hafta hava daha iyiydi ve Tania yaklaşık 200 mil uzaktan, Bermuda’nın radyo kerteriz sinyallerini yakalamayı başardı. Ama sorunları bitmemişti. Yaklaştıkça, adanın sisle kaplı olduğunu gördü ve kafadan gelen güçlü rüzgârlar, St. George Limanı’nın dar girişinden geçmesine olanak vermedi. İstemeye istemeye, bir balıkçı teknesinden kendisini yedekleyip çekmesini rica etti.

-Çok küçük düşürücüydü.

Ama limana varmak yine de rahatlattı Tania’yı. Korkmamıştı.

-Sonunda başaracağımı biliyordum. Bütün her şey zaten bana yol gösteriyordu. Korkamazdım, yoksa zekice davranamaz ve yaptıklarımı yapamazdım.

Bermuda’ya ulaşmak, Tania’ya hem kendine, hem de teknesi Varuna’ya güven verdi.

-İşte o zaman bunu gerçekten başaracağıma inandım.

Böyle genç bir kız, neden böyle riskli bir işe atılmak isterdi ki?  Koca New York bölgesinde doğup büyümüş, dört çocuğun en büyüğü ve belki de anne – babanın ayrı olduğu bir yuvadan geliyor olmanın etkisiyle, biraz isyankâr bir gençti. New York’taki okulundan 1984’te mezun olduğunda, bir yazar olmayı istediği için çoktan üniversite seviyesindeki İngilizce ve tarih derslerini almıştı.

-Okuldan nefret ettim ve üniversiteye gitmek istemedim. Hafta sonları, uzun saatler boyu ders çalışmak ve bunu bedavaya yapmak…

Tania seyahatin, yazmak için sıradışı bir deneyimle yazarlık kariyerine kestirme bir başlangıç olacağını hissetmişti ve işte bunun tam zamanıydı. Böylece, bir SoHo sanatçısı olan İsviçre doğumlu olan babası Ernst ile bir anlaşma yaptı: Üniversiteye girmek yerine, yanına alacağı daktiloyla yol boyunca makaleler yazmak kaydıyla, babası olan seyahat için tekne verecekti.

– Bu gözardı edemeyeceğim bir fırsattı. Aksi halde üniversite eğitimi almadan bir geleceğim yoktu. Hayatımın geri kalanını bisikletli kurye olarak geçirmek istemiyordum.

Geçen bahar birkaç ay Manhattan’da bisikletli kurye olarak çalışmıştı. Ama bu işte, yolculuğunda çok işine yarayacak deneyimler de kazanmıştı.

– Bana zorda kalındığında çabuk davranmayı öğretti.

Babası, “Tania’nın bu yolculukla, okulun vereceğinden çok daha fazlasını kazanacağını fark ettim” diyor. Ernst Aebi, 20 yaşındayken otostopla dünyayı dolaşmış, yol boyunca resim satarak ya da acayip işlerde -gerçekten de acayip- çalışarak para kazanmıştı: “Beyrut’ta bir eşcinsel barında dansözlük yaptım ve profesyonel Japon güreşlerinde Alpler’in kâbusu oldum.”

Aebi’ye göre 4 çocuğundan yalnızca Tania, böyle bir macera için gerekli karakteristik özellikleri bir arada barındırıyordu. “Diğerlerinden birini böyle bir şeye göndermek, cinayete teşebbüs olurdu.” Tania’nın sağduyusuna, becerikliliğine ve özellikle azmi ve kendine güvenine işaret ediyor: “Yapamayacağı hiçbir şey yokmuş gibi hisseder.”

Tania’nın annesi Sabine de kendine göre destek veriyordu kızına: “Hiç endişe etmedim. Sadece kızımla gurur duydum. Onu, denizin çok korkunç olabileceği konusunda uyardığımda bana, – anne, dünya okyanustan daha korkunç. – demişti. Ben de ona, bunun söyleyebileceği en iyi şey olduğunu söyleyip ‘git’ dedim, ‘git ve yap’.”

Tania, tek başına dünya seyahatine çıkmadan yalnızca bir yıl önce, onun gibi bir acemi olan babası Ernst’le birlikte, 11,5 metrelik (38 ft.) Rival marka yelkenlisiyle Atlantik’i geçerken yelkene başlamıştı.

– Babamla birlikte deneme  yanılma metoduyla öğrendik yelken yapmayı.

Bermuda açıklarında büyük klasik yelkenli Marques’i batıran ciddi bir fırtınayı atlatmayı başarmışlardı. Dünya turu hazırlıklarına ek olarak Tania, 4 aylık kıyı seyri ve göksel navigasyon kurslarına katılmış, ayrıca teknesini Toronto’dan New York’a getirmişti.

Varuna ( Hindu Su Tanrısı’nın adı), Tania’nın seyahati için özel olarak değiştirilmiş, Toronto’daki J.J. Taylor Yatları tarafından imal edilmiş bir David Sadler tasarımıydı. İsveç Kuzey Denizi Folkboat tasarımı temel alınmış, tam boyu 7,8 metre, genişliği 2,3 metre olan, 2,5 tonluk deplasmanıyla nispeten hafif bir tekneydi. Zor denizlerde denge sağlaması ve rotayı iyi tutması için derin ve tam boy omurga salması vardı. Projeyi denetleyen Ernst için bu ana kıstastı. Teknenin batmazlığını arttırmak için poliüretan köpük takviyesi yapılmıştı. 28 metrekare yelken alanı, limanlarda ve acil durumlarda (yolculuğun önemli bir kısmında zaten hiç çalışmamıştı) kullanılmak üzere 8 beygirlik Bukh marka dizel motoru vardı. Teknenin hızı 6 knot’tu. Tam donanım ve cihazlarla 40 bin dolar civarına mal olmuştu ki bu miktar, o sıralarda özel bir üniversitede 4 yıl sürecek eğitim ücretinin yarısından bile azdı.

Varuna’da, Monitor marka bir rüzgâr dümeni ve bir de Autohelm otopilot donatılmış olmasına karşın, çok az elektronik vardı. Tania yola bir derinlik göstergesi, VHF telsiz, kısa dalga radyo alıcısı ve RDF ile çıktı ve yalnızca yolculuğun son bölümünde bunlara bir de Argos uydu transponderi eklendi. Radar yansıtıcısı vardı ama radarı yoktu. Temel navigasyon yardımcıları, bir pusula, pusulalı bir dürbün, Rolex su geçirmez saat, bir hesap makinesi, bir barometre, iki sekstant ve tabi bir sürü de harita ve akıntı cetvelinden oluşuyordu.

– Hiçbir şey bilmeden yola çıktım. Her şeyi yolculukta öğrendim. Galapagoslar’a gelene kadar navigasyon bilmiyordum ve bilmediğimi orada fark ettim.

O noktaya kadar geçen gemilerden mevki aldı ve radyo yön bulucudan yararlandı.

– Tamamen acemi şansıydı.

Babasının postayla aldığı çok basit göksel navigasyon kitabını kullanarak, teorileri seyahat esnasında anlamaya başladı.

– Güneşin ve yıldızların hareketlerini izleyerek neyin nasıl olduğunu anladım.

Aralarında EPIRB’in de bulunduğu standart güvenlik donanımlarına ek olarak, Tania davetsiz misafirleri korkutmak için bir de sahte el bombası taşıyordu. Ve yalnız başına bir genç kızla ilgili kötü emelleri olanlara karşı da önlemi vardı: Takma sakal!

Teknede bol su ve yiyecek (et hariç, çünkü Tania denizde vejetaryendi), bol sigara (bırakmayı planlıyordu) depolanmış ve deniz tutmasına karşı cilde yapıştırılan bantlardan da bolca stoklamıştı. Tania, deniz tutmasına meyilli olmasına rağmen bantların kendisine hayal gördürttüğünü fark etmişti. Yazmaktan ayrı olarak, Tania’nın kendisini sakin zamanlarda oyalayacak pek çok şeyi vardı. (Müzik kasetleri, gitar, flüt, mızıka, pek çok kitap ve ufak tefek oyunlara kadar pek çok şey.)

İlk etaptaki zorlu Bermuda yolculuğundan sonra Tania’nın, kendisi Dinghy’yi aldığı Karayipler’deki St. Thomas üzerinden Panama’ya gidişi nispeten keyifli olmuştu. Güvertede düşüp dış raylara çarptığı başına 6 dikiş atılmasının dışında Panama’da geçirdiği güzel zamandan sonra Tania, Güney Pasifik’te Galapagos ve Markiz Adaları’na dümen tuttu.

“Gittiğim her yeri sevdim” demesine rağmen bu iki yer doğal güzellikler açısından en sevdiği yerler oldu. Galapagos, “volkanik, ay yüzeyi gibi manzarası, kafessisz koca bir hayvanat bahçesine benzeyen vahşi yaşamıyla” ve Markizler de, “inanılmaz güzellikler sunan becerikli, yemyeşil dağlarıyla”. Ayrıca 3 kuvvetindeki havalarla en iyi yelken koşullarını da yine dünyanın bu bölgesinde buldu.

Bir sonraki muhteşem yer, teknede çalışıp yeni dostluklar edinerek ve adanın tropik atmosferinin tadını çıkararak 5 ay geçirdiği Tahiti oldu. Ne acı ki burada geçirdiği zaman annesi Sabine’nin kanserden ölmesiyle bölünmüş, Tania bir haftalığına eve gidip gelmek zorunda kalmıştı.

Tahiti’den ayrıldıktan sonra bir dizi aksilik Tania’nın peşini bırakmadı: Düşüp elini yaraladı, çok kötü bir kulak ağrısı çekti ve 20 metrelik klasik bir yelkenliyle çarpışan Varuna’nın baş pulpiti kırıldı. Bütün bu olanlar nedeniyle, Güney Pasifik’teki bir sonraki durağı Vanuatu’ya vardığında kendini çok bunalmış hissediyordu. Ama uzun sürmedi. Oradaki bir arkadaşının tanıştırdığı 34 yaşındaki İsviçreli jeolog ve uzunyol denizcisi Oliver Berner, hayatını değiştirdi.

– Vanuatu birdenbire gördüğüm en güzel yer oluverdi.

Aşkları, Tania Varuna’sıyla, Oliver de 9,4 metrelik yelkenlisi Akka’yle zaman zaman birbirlerinin görüş alanına girerek ve yol boyunca limanlarda görüşerek gelişti.

Avustralya’nın Mercan Denizi’ni keşfettikten sonra birlikte Bali ve Tania’nın babasının da bir fil safari için onlara katıldığı Sri Lanka üzerinden Hint Okyanusu’na geçtiler.

Sri Lanka’dan ayrıldıktan sonra hava sertledi ve Tania hayatının ilk devrilme deneyimini yaşadı.

– Ödüm patladı!

Varuna aniden bir su duvarı tarafından yutulup takla atınca kamaranın tavanına savrulmuştu. Her şeyi yeniden bir araya getirmek iki gününü aldı.

Sıradaki büyük engel Kızıl Deniz’di. Kafadan gelen zorlu rüzgârlara karşı yorucu bir dayanıklılık sınavı. Ve Varuna’nın küçülmüş olmasına rağmen, paçavraya dönen anayelkeni… Süveyş Kanalı’na gelmeden babası ona yeni bir yelken gönderdi.

Akdeniz’e girdikten hemen sonra Varuna, dev bir şileple çarpıştı ve az daha direksiz kalıyordu. Tania, kamaranın havuzluğuna çıktığında, karanlıklar içindeki Varuna’nın tam üstüne gelmekte olan dev bir geminin pruvasını gördü. Geminin başı, 3 metre yanından geçti ama bu kez kıç tarafı Varuna’nın baş ıstralyasını yakalayıp ikiye ayırdı. Tania, ıstralyayı eğreti tutturup, tamir için ağır aksak Girit’e varmış olsa da yaşadığı korkuyu üzerinden atması çok zamanını aldı.

Yolculuğun bu etabında Tania’nın duygusal açıdan en zor anı, Malta’da son durağına gelen Oliver’den ayrılmak oldu. Başına gelmiş “en iyi şeyden” koparken, kendini paramparça hissetti.

Akdeniz geçişi en zoruydu. Yoğun gemi trafiğinin arasında durmadan manevra yapmak ve sürekli yelkenleri değiştirmekten tükenmiş bir halde Cebelitarık’a yaklaşırken şartların kötüleştiğini fark etti.

– Kısa zamanda rüzgâr uğuldamaya başladı. Yıldırımlar çevreme disko ışıkları gibi çakarak düşüyordu.

Ama hiçbir fırtına uyarısı yoktu ve Tania, bunun geçen bir bora olduğunu fark edip yelkenleri indirdi, kamaraya girip istemeden uyuyakaldı.

Ardından, cehennemin bütün zincirleri boşalırken Varuna, kudurmuş doğanın hışmına uğradı.

– Aniden, büyük bir dalga bizi kaldırdığı gibi fırlattı, sonra da üzerimizde kırılarak tekneyi suyla doldurdu. Tam bir felaketti. İçeride diz boyu su vardı ve teknenin içinde ne varsa, tepeme yığılmıştı, Adamakıllı korkmuştum… Paniğe kapıldım.

Sonunun geldiğini düşünen Tania, tehlike çağrısı göndermek üzere EPIRB’i aldı. Fakat birkaç saniye sonra, yaşamakta olduğunu fark etti. Kendini toparladı, sintine pompasının tıkalı olduğunu görüp, suyu kovayla boşaltmaya başladı.

Dalga, tekneye zarar verdiği, alet edevatı denize sürüklediği ve elektronik cihazları bozduğu için Tania, İspanya’nın Almeria limanına uğramak zorunda kaldı. Tam havlu atmanın eşiğindeyken, çıldırmış gibi telefon ettiği babası, onunla Cebelitarık’da buluşmaya ve yeni malzemeler getirerek tekneyi onarmaya söz verdi.

Varuna hazır olur olmaz Tania, tam bir kasırga sezonunun ortasında, yolculuğunun 3100 millik en uzun etabında Atlantik’i geçmek üzere yola çıktı. 50 günlük geçişi boyunca her ne kadar kasırgalara rastlamamayı başardıysa da, en kötüsü okyanusun orta yeridne olmak üzere iki büyük fırtınanın şamarını yedi.

– Çok rüzgâr vardı, belki 45 knot. Ve tepeleri köpük içinde 6 – 7 metrelik dalgalar…

Fırtınanın en civcivli anlarında Varuna, baş pulpitive küpeştesi tamamen suyun altına girecek şekilde, on dakikada bir birkaç kez suya yapıştı.

– İlerlemeye devam ederken dalgalar da havuzluğu ağzına kdar dolduracak şekilde üzerimize kırılmayı sürdürüyordu. Üç gün boyunca endişeliydim. Ama bir gün, düpedüz korktum.

Fırtınadan bir süre sonra, denizler hâlâ yüksekken, endişelenen Ernst Aebi bir tekne kiralayıp kızını aramaya çıktı ama bulamadı. Varuna’nın Argos transponderi de bir günlüğüne arızalanmış ve bu, New York Post’un manşetine şöyle yansımıştı: “Kayboldu!”

Daha sonra yeniden temas kurulmasına rağmen Tania, yine de eve dönüş yolunda kesinlikle rahat değildi. Gemi yolunda uykusuz geçirdiği 4 günün ardından, bu kez de New York’a yaklaşırken dondurucu soğukla, kafadan gelen 30 knot’luk rüzgâr ve 2,5 metrelik dalgalarla mücadele etmek zorundaydı. Aslında, kahramanı karşılamak için hazırlanan törene zamanında yetişebilmek için New Jersey, Sandy Hook’dan Manhattan’ın Güney Caddesi Rıhtımı’na kadar 12,5 metrelik bir kotra tarafından çekilmek zorunda kaldı. Çünkü motoru, yine bozulmuştu.

Tania rıhtıma ulaştığında kolluk halatlarını, üstüne şampanya fışkırtan babası ve sürpriz yapmak için New York’a gelmiş olan Oliver aldılar. “Eve döndüğüm için mutluyum” diyerek seslendi orada toplanan yüzlerce hayranı ve basın mensuplarına, “Bu demektir ki yaşıyorum!”

Seyahatini anlatırken Tania insanları ayrı tutarak en çok özlediği şeyin (kendini sürekli iyi tutacak yiyeceklerle zaman geçirdiği için) Çin yemeği olduğunu söyledi. Ama uyku, yemekten daha büyük bir sorundu. Radarı olmadığı için Tania sadece, hiçbir gemi trafiğinin olmadığı okyanus ortasında geceleri iyi uyuyabilmişti. Akdeniz gibi bölgelerde birkaç saatten fazla uyuduğu pek olmamıştı.

– Seyrin zor kısmı, fiziksel şartları değildi. Asıl zorluk işin psikolojik yanıydı.

Bitkinliğin ötesinde, Tania’nın üstesinden gelmek zorunda kaldığı en büyük sorunlar korku ve yalnızlıktı.

– O kadar cesur muyum bilmiyorum, çünkü sık sık korkuya kapıldım. Ama okyanusun kendisinden asla korkmadım. Ona saygı duydum. Beni korkutan bir fırtınaydı.

Okyanusu daha çok arkadaş olarak gördü. Ayrıca, her şeye hakim olan yüce bir varlığa da inandığını söylüyor.

– Hep dua ettim. Yıldırımlar düştüğünde, fırtınadan kurtulmak için, iyi hava için, her şey için.

Yolculuk boyunca geliştikçe, Tania’nın kendisine olan inancı da arttı. En başta seyahati, “Bakalım ne olacak? Nasıl olsa istediğim zaman eve dönebilirim” diyerek yaklaştığı bir macera olarak gördü. Babasının desteği, güvenini kazanmasına yardım etti.

– Her zaman başarabileceğimi söylüyordu.

Oliver de Tania’nın gereken her şeye sahip olduğu kanısında. “Çok güçlü ve korkuyu yeniyor. Çünkü işlerin yolunda gideceğine inanıyor.”

– Şimdi yapmak için yola çıktığım şeyi yapabileceğimi biliyorum. Temel olarak kendimle nasıl başa çıkacağımı öğrendim. Sorunlardan pek çok şey öğreniyorsunuz. Benim zor anlarım, başka insanlarınkinden daha zor olabilir. Ama işte bu, hayatı daha zengin ve iyi zamanları da daima daha iyi yapıyor.

Tania tamamen yıldığı hatta sıkıldığı, seyahatin bitmesini istediği anlar olduğunu da kabul ediyor.

– Ama eğer yolun herhangi bir yerinde bıraksaydım, hayatımın geri kalanı boyunca “Ne diye bıraktım ki? Bitirmek zorundaydım” diye düşüneceğimi biliyordum.

Yalnızlık ve ev hasreti, tek başına dolaşan denizcinin başındaki beladır. Ama Tania özgür bir ruha sahipti. “Tamamen bağımsız olma duygusunu seviyorum” diyor, okyanusta asla yalnızlık hissetmediğini ekleyerek,

– Çünkü içinde olduğumuz şey mutlak yalnızlıktır. Kimse yok. Hiçbir dış etken yok. Sadece karada, birbiriyle konuşan, iyi vakit geçiren insanları izlerken kimseniz yoksa o zaman yalnızlık hissediyorsunuz.

Yine de her limanda arkadaş ediniyordu.

– Aslında, dünya çok güzel bir yer. İnsanlara saygı gösterdiğimiz sürece, onlar da size saygı gösterip iyi dsavranıyorlar. Karşılaştığım herkes dost canlısıydı.

Tania’ya göre asıl sorun, sonradan ayrılacak olduğunu bildiği için, insanlara fazla yakınlaşmaktan korkmasıydı. Gerçekten de en zor anlar, yeni arkadaşlar edindikten sonra yenniden yalnız kalarak bir yerden ayrılmaktı. Bu da Oliver’inki gibi kalıcı dostlukları daha değerli kılıyordu.

Yolculuğu “hayatımın dönüm noktası” olarak tanımlayan Tania, üniversiteye gitmektense bu işe giriştiği için ve ayrıca, okulda olabilecek bütün dersler, konferanslar ve kitapların hepsinden çok daha fazlasını bizzat yaşayarak öğrendiği için çok memnun. Pratik faydalarının çok ötesinde insan doğasını öğrendi, başka kültürler tanıdı, sıkı çalışmanın ve dostluğun önemini kavradı ve olayları muhakeme etme yeteneği kazandı.

Babası da yolculuğun tam bir başarı olduğu görüşünde:

– En çılgın hayallerimizde canlandırdığımızdan çok daha iyi oldu. Tania, çok şey kazandı. Tuttuğunu koparan başarılı biri haline geldi.

Louisa Rudeen DENİZE KARŞI adlı kitabından alıntıdır.

Clelia II

Şili-Anktartika-Arjantin arasında sefer yapan Yunan Helios Gemicilik şirketine ait ?Clelia II?, makine arızası yüzünden içindeki 165 yolcu ve mürettebatla Atlantik Okyanusu?nda fırtınanın ortasında mahsur kaldı.

Geminin yardımına koşan Arjantin Sahil Güvenlik ekipleri ?Clelia II?ye ulaştı ve gemi güvenli bir şekilde Ushuaia limanına götürüldü.

Turistik yolcu gemisi ?Clelia II?, ABD?li 88 yolcu ve 77 müretebatıyla Şili?nin Santiago kentinin Valparaiso limanından yola çıktı.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=qaij7J0Xvnc[/youtube]

ACİL YARDIM İSTEDİ

Antarktika turunu tamamladıktan sonra dönüşe geçen 88 metre uzunluğunda ve 15 metre enindeki gemi yolda fırtınaya yakalandı. Bu sırada makine arızası baş gösteren ?Clelia II?, dev dalgaların arasında mahsur kaldı ve küçücük bir sandal gibi yalpalamaya başladı.

Varış yeri olan Arjantin?in Ushuaia limanına 845 kilometre mesafede acil yardım çağrısında bulunan geminin yanına önce bölgede bulunan National Geographic ekibini taşıyan gemi ulaştı. Ancak herhangi bir müdahalede bulunmaları mümkün olmadı.

Kesin koordinatların bildirilmesi üzerine Arjantin Sahil Güvenlik ekipleri harekete geçti. Bölgeden ulaşan haberlere göre, Yunanlı Helios Gemicilik şirketine ait olan ?Clelia II? yedeklenerek güvenli bir şekilde Ushuaia limanına götürüldü.

Gemideki yolcularıdan bazılarında dev dalgalar arasındaki yalpalama sırasında aldıkları darbeler nedeniyle küçük yaralanmalar dışında sağlık durumlarının genellikle iyi olduğu ancak çok korktukları belirtildi.

Ne İçindeyim Zamanın..

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmış akışında

İçindeyim zamanın belki de büsbütün dışında, akıp giden rüzgâr kadar yorgun, masa başında hatıralar, hatıram olsun sana bu şarkılar.. Yekpare geniş bir anın içinde parçalanmış bakışlarım.. Ben, nerede yaşadım, anılarımda kelebekler, anılarımda ellerin bekler.. Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında, her yer yakın, hepsi aynı uzaklıkta bana.. Yarım kalmış cümleler var aklımda.. Duymalıyım, dinlemeliyim bir daha, bir daha..

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

Dinmeyen bir fırtınaya tutulmuşum hafız, rüya renginde her şey, uyuşmuş gibi her şekil.. Rüzgârda uçan bir tüy bile benim kadar hafif değil.. Rengine tutulduğum denizler kadar yalnız düşlerdeyim.. Uyuşmuş bir haldeyim, şimdilerde kim bilir nerdeyim, kimleyim.. Rotadan sapmış gibiyim, şimdi nereye giderim, bir yere mi gitmeli? Suyla gökyüzü arasında bulutlar ağlar şimdilerde.. Fırtınadan çıkmak da neymiş, kim ister ki böyle bir şeyi. Sulara gömülüyorum bir akşam üzeri, suyundayım zamanın.. Bir hâl var bende bugün, denizlerden deniz beğeniyorum, mânidar bakışlarına nispet yapar gibi.. Şekiller karmakarışık.. Her şey o kadar aydınlık, o kadar belirgin ki gökyüzü.. Hiç bitmeyen bir yolculuktayım, yarım bırakılmış cümlelere nokta atıyorum.. Anlatıyorum, anlatıyorum?

Katil Dalgalar – (Dev Dalgalar)

Okyanus, derinliklerinde devasa dalgalar üreten şeytan üçgenleri bir yıl içinde 167 gemiyi yuttu. ?Denizci masalı? sanılan 35 metre yüksekliğinde dalgaları rüzgárın değil okyanusun kendisinin ürettiği ortaya çıktı. ?Katil dalgalar? en son, kuzey kutbu turuna çıkan 137 zenginin bulunduğu Bremen gemisiyle ceviz kabuğu gibi oynadı. Gemi 40 derece yan yattı, yolcular ölüm terleri döktüler.

Doğu Avrupa?lı 137 seçkin yolcu Arjantin?in liman kentine ulaştıklarında, kutup gezisine çıkacakları ?MS? Bremen gemisi onları bekliyordu. 111 metre uzunluğundaki geminin  tecrübeli kaptanı Heinz Aye yolcularını güvertede karşıladı. Rüya gemi, Antarktika’nın etrafında turlayacaktı. Yolcuların ödeyecekleri para 30 bin dolardan fazlaydı..


Yolculuk başaladığında herşey çok normal gidiyordu. Bir bir buzdağlarını aşıyorlar veya botlarla buzdağlarına çıkıyorlar, ?kayıp kıta? Artarktika?nın büyülü atmosferinin keyfini çıkartıyorlardı…

Arjantin?in Ushuaia limanından demir alan ?Bremen? gemisi 21 Şubatta Rio yönünde seyrederken, ani bir fırtınaya yakalandı. Barometre gözle görülür şekilde düşüyor, deniz kaynamaya başlıyor, gökyüzü kararıyor, 35 m yüksekliğinde dev dalgalar geminin çelik gövdesini dövmeye başlıyordu. Helikopter pisti çöküyor, radar direği parçalanıyor, yolcular ölüm korkusu içinde can yeleklerini giyerek yemek salonunda toplanıyordu. Bir yolcu daha sonra ?Tanrının nefesini hissettim? diyecekti.

Gemi yarım saat manevra yapamadan ve 40 derece yan yatarak dalgalarda sürüklendikten ve denizin ve fırtanın ortasında çırpınıp durduktan sonra yoğun çabalarla kurtarılabilecekti. Bremen büyük hasar almıştı.

Okyanusun hem korkuç hem de cezbedici yüzü

Deniz bilimciler (oşinografi uzmanları) uzun araştırmalar sonucunda bu doğa olayının izini buldular: Dev dalgaları rüzgar değil okyanus üretiyordu! Okyanus, korkunç dalgaların sahibiydi! Ve bu dalgalar 35- 40 m’yi bulabiliyordu.

?Eskiden, birden bire ortaya çıkan esrarengiz dev dalgaların öyküsü sadece denizci palavraları olarak kabul edilirdi, ama artık deniz kazalarından, dev dalgaların (?Freak Waves?) sorumlu olduğunu biliyoruz? diyor matematikçi Janau Hennig.

Denizlerde üç farklı dalga türü meydana gelir

Denizin büyük gırdaplar, dalgalar oluşturarak gemileri yuttuğu veya büyük hasarlar verdiği yedi riskli bölge saptanmıştır. Bunlar arasında Bermuda Şeytan Üçgeni, Güney Afrika?nın doğu sahillerindeki Agulhas Boğazı ve Kuzey Denizi de vardı.

Araştırmacıları dev dalgaları üç gruba ayırıyorlar:

Büyük bir uğultuyla on kilometre kadar sürüklenenler: ?Dik dalgalar? (?Freak Waves?)

Üç büyük dalgadan oluşan gruplar: ?Üç kardeşler?

Aniden ortaya çıkan ve normal çalkantıyı dört katına çıkaranlar: ?Tekli dalgalar?.

Bulgular oşinografi uzmanları için sürpriz oldu. Çünkü onlara göre kasırgalar denizi ancak 15 m kadar kabartabiliyordu. Buna önlem olarak spetrol ondaj platformları su seviyesinden 35 m yükseğe kurulur. Ve kurala göre, denizin bu limiti ancak yüz senede bir aşma olasılığı vardır.

Katil dalgalar 200 metre uzunluğundaki kargo gemilerini bile denizin karanlıklarına çekiyordu. 1969?den beri en az 11 süper gemi denizin darbeleriyle parçalanmıştı. Katil dalgalar sadece gemileri değil, Kuzey denizinideki ?Dünyanın en uzun? petrol platformlarını bile vuruyordu.

Katil dalgaların sırrı nedir?

Peş peşe yaşanan kazalardan sonra şaşkına dönen araştırmacılar şimdi dev dalgaların gizini çözmeye çalışıyorlar.

Bazı görüşlere göre, sera etkisi nedeniyle atamosferin dinamiği artmıştı… Almanya?nın Berlin, Hamburg ve Hannover kentlerinde, araştırmacılar büyük tanklarda yarattıkları yapay dalgalarla deneyler yapıyor. Dalga tasarımcısı Günter Clauss, hidrolik pervanelerle istediği boyuttu çalkantılar üretirken, yardımcısı Manou Henning de dalgaları formüllere döküyor ve dalga fiziği kaos araştırmasının bir bölümüdür, diyor.

Mantıklı sistemlere oturtulamayan dev dalgalar adeta canavarları andırıyor: Önce büyük bir gürültüyle suyu emiyorlar.  Eğer yollarına bir engel çıkarsa, suyu üzerine boşaltıyorlar.

Hızları saate 50 km?yi bulan sular geniş düzlemlerde toplandıktan sonra farklı yüksekliklerde kabararak, asimetrik sivri tepeler oluşturuyorlar.

Peki ama bu dev dalgalar neden bu kadar ansızın ortaya çıkıyor? Laboratuvardan elde edilen sonuçlar şöyle: ?Bremen? gemisini alabora eden ?Freak Wave? (dik dalga), tekli dalgaların üst üste binmesiyle meydana geldi.

Bu dalga türünü oşinografi uzmanı Walter Kühnlein, deney tanklarında şu şekilde elde etti: Önce 300 m uzunluğundaki havuzda küçük dalgalar üretti; hemen arkasından peşlerine daha süratli ve daha büyük olanlarını sürdü. Araştırmacı bu süreci, tüm dalgaların aynı noktada üst üste bineceği şekilde ayarladı. 120m sonra dev bir dalga, büyük bir güçle çelik bir duvara çarparak iyice yükseldi ve büyük bir gürültüyle salonun çatısını havaya uçurdu!

Özellikle de dalgaların öne doğru kıvrılmış ?sivri dişleri? çok tehlikeliydi. Çarpma sırasında havayı emiyor ve yoğunlaştırıyorlardı. Bu sırada 15 barlık bir basınç oluşuyordu. Kühnlein?a göre de bu basınç gemi gövdelerinin eğrilmesi için yeterli oluyor. Bir yetkili, uçakların kara kutularına benzer sefer kayıt araçları ve dalga radarlarından yararlanılmasını önerdi.

Erken uyarı sistemi

Ancak şimdilik bir erken uyarı sistemi üzerinde duruluyor. Alman Hava ve Uzay Yolculuğu Dairesi?nin uydusu 60 dakikada bir deniz yüzeylerinin fotoğraflarını göndermekte. Uzmanlar, yeni bir yöntemle riskli bölgelerin görüntülerini de elde etmeye deneyecekler.

Ayrıca gemi yönetim sistemlerinin yenilenmesi isteniyor. Örneğin 7500 konteyner taşıyan dünyanın en büyük yük gemisi küçük bir Joystick ile çalışıyor. Fakat bu kumanda anahtarı ya da bilgisayar ıslandığında tüm sistem çöküyor. Hiçbir vananın ve pistonun elektriksiz çalışmadığı durumlarda daha fazla kurtarma araçlarına ihtiyaç duyuluyor

Gemi motorlarının yoğun elektrik enerjisine ihtiyacı vardır. Araştırmacılar bu sistemin de yeni teknolojilerle güçlendirilmesi konusunda uyarıyor.

(Kaynak: Spiegel, sayı 51, 2001)

Dev dalgalar nasıl oluşuyor

Teorik olarak dev dalgaların 50m?ye kadar ne şekilde yükseldikleri henüz bilinmiyor. Deney havuzunda yalnızca ?dik dalga? (?Freak Wave?) türü üretilebildi. Dik yüzeyli dalgalar birkaç dalganın üst üste binmesiyle meydana geliyor. Daha yavaş seyreden bir dalganın peşinden gelen süratli dalgalar aynı anda öndeki dalgayı geçebiliyorlar. Bu durumda normalden dört misli büyüğünde dev bir dalga oluşuyor ve dik olarak birkaç saniyeliğine suyun üzerine fırlıyor. Ucu kıvrılan dalga sonra yeniden denize karışıyor.

11.01.2002 Hürriyet Bilim’den aılntıdır..