Etiket arşivi: gece

Hayat Rüya Gibi…

Başı sonu belirsiz bir durumun içinde seyrediyorum kendimi. Bir ben konuşuyorum bir başka biri(leri).. Kendime karşı dürüst olamadığımın bilincindeyim. Türlü türlü duygular içinde bedenim. Günler nehir gibi akmıyor ki bileyim… Ama yine de bırakmak istiyorum kendimi günlerin insafına. Karşı koyamadiğim, canavar gibi kollarıyla çevrili her yanım. Bir yanım kaçmak ister şimdi bir yanım oluruna bırak der boşver. Bir yanım hüzün bulutlarıyla kaplı bir yanım salt neşe.. Bir yanımda kapkaranlık gece, bir yanım ışıklar içinde.. Kederli miyim şimdi hüzünlü müyüm, mutlu muyum, bir saniye yeter değişmeye, bazen saliseler bile konuşur yırtına yırtına. Bir sürü insan konuşuyor sanki içimden… konuşsam olmaz sussam hep bir uçurum.. Yürüyor muyum şimdi yoksa koşuyor muyum, duruyor muyum öylece bir yerde, yoksa sadece bir düşünceden mi ibaretim.. Her gün gördüklerimi görmezsem var olup olmadığımı bile bilemem belki de.. Tutukluyum kendi bedenimde hapsolmuş ruhum.. Yürüyüp gitsem ben de günler gibi öylece… Rüzgâr gibi geçse hepsi, herşey..

(Acınası suretler görüyorum…)

Huzur dolu içinde bulunduğum zaman ama huzursuz bir rüyadayim ben. Hatırı sayılır düşlere dalmişken gözlerim, şimdilerde hüzünbaz saatleri saniyeleri bile duyar gibiyim.. Günler hepten uçup gittiler… Seyrine daldık, sayamadık artık kaç yıl oldu.. Günler, hatırı sayılır bir dost, kapımızı çalarken ellerin.. Oluruna bırakırken ben her şeyi..Belki kendimdeyim belki değil ama biliyorum ben deniz kıyısında yürümeyi…

Bomboş ellerim, rüzgâr gibi geçip gidiyor günler… Rüzgâr işte ansızın, sarhoşmuşcasına sanki, tarifsiz, belki sadece ufacık bir esinti işte.. Sesin şimdi çok uzaktan gelir bilirim. Bilirim bütün kuşlar yabancı artık. Sayamadim günleri geçip gittiler birer birer.. Elleri mühürlü günlerin dudakları ellerinde.. Ellerin hep bambaşka günlerde.

Ben şimdi sessiz bir huzur ağacının altında serin bir rüzgâr beklemekteyim. Seyreyledim günlerin geçişini yaşli bir ağaç gibi sessizce.. Güllerin yaprakları gibi solup gittiler sessizce, hiç yaşanmamış gibi.. Zaman, hiç geçmemiş, hep aynı yerde beklemişiz gibi.. Kırmızı, sarı güller gibi günler.. Geçip gittiler, öylece bakakaldık…

Günler kimin için geçiyor salınarak, kimlere göz kırpıyor.. Günler hepimizin göğsünü bağ bıçaklarına deşip geçtiler.. Günler çığlık çığlığa kelebek kanatlarıyla geçip gittiler.. Göğsümüzde bağ bıçakları, şahit olduk oluyoruz içimizden geçip gitmelerine..

Ne hissettiğimi bile bilmiyorum şimdi. Hiçbir duygu hissetmiyor muyum yoksa hepsi bir arada mı…

Günler geçip giden bir gemi sahilden.. (Hayat bazen o kadar acıdır ki hiç yaşamamış olmayı dilersin) Tek bir gece, tek bir an, bazen buz gibi bir kurşun bitirebilir işini, ama bilemezsin.. Yine de geçip gider gemiler sahilden..

Günler geçip gittiler, yanıbaşımda karanfiller…

Ben bir roman kahramanıyım.. Yazarın düşlerindeki basit bir kahramanım..

Bülbülüm Altın Kafeste

Göç etti duygularım..

Yazıyorum bir şarkıyla beraber, şimdilerde aheste aheste… Ah neyleyim şu gönlüme..

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=wM_UzIWI2sg[/youtube]

 

Ben sana aldanamam şarkılar yazılır her şiirine, şimdilerde hep kehribar kokusu, şimdilerde kaplı her yanımız bir hazan bulutu.. Öfkeler kusmuyor insanlar, sallanıp durmuyor rüzgârda hatıralar.. Şimdilerde bacakların titrer, bu bastığın toprak, yer.. Ben sana aldanamam belki ama aldanır görkemli parmaklıkların ardından bakanlar.. Aldanır bu şarkıyı yazan, okuyan dudaklar.. Kimbilir belki yine sarıya boyanır bulutlar, ağlar ağlar ama yine açılamaz, beyazlayamaz yaşayanlar..

Hep eski zamanları arıyor şimdi gözlerim. İlk akşam üzeri… Serili önümüzde ilk gece..

Aklım pek soğuk düşler gördürmekte şimdilerde bana.. Üzülerek seyretmekteyim olan biteni.. Biraz daha sessizlik lütfen.

 

 

Kendine İyi Bak..

Belirsiz isimlerden uzakta..

Şimdi saat on ikidir.. Bedenimden oldukça uzakta oturuyorum bu gece.. Seyrediyorum kendimi ..

Ben neyim hafız!. Ayakta durabildiğime hayret ediyorum. Nasıl söylenirse öyle söyleyebilseydim ben de keşke. Yazmak; süslemek belki de. Olduğu gibi anlatamayanların tercihi mi yazmak? Gördüğü gibi mi? Hissettiğin gibi mi?

Bugün kendimi daha uzaktan izledim. Bedenimi terk etmek için can atan ruhum, tüm insancıl duygulardan gün geçtikçe sıyrılıyor. Hafiflik hissediyorum.. Giderek hafifliyorum. Günler geçtikçe her şey daha basit gelmeye başlıyor. Bunca kalabalığın arasında, hafifliğin, hayallerin, gerçeğin, karmaşanın, koşuşturmacanın arasında, sanki ben değilim gündüz yaşayan. Başka bir ben gibi. Hoşlanmadığım bir ben. Tiksindiğim belki. Sevemedim kendimi. Neler söylüyor dilim böyle. Halbuki konuştuklarım değil düşünüyor olduklarım. Aklımdan geçenler değil ki bunlar. Bir sükunet, bir dinginlik duyuyorken tam da?

Allah?ım beni burada bırakma.. Nasıl görünüyor olduğum hakkında endişe içindeyim. Et ve kemiğin arasında bunalmışım.. Daralıyorum.. Çekiştirip durmayın, biraz açılayım.. Biraz rüzgar esse kendime gelirim.

Hangi yana gitsem kaybetmişim sanki.. Saatler mi durmuş zaman mı? Zaman akmıyor hafız, zaman umursamazlık, zaman ihanet, yalan, zaman bine bölünen hatıra.. Kelebek kanatlarına bağlı anılar. Günlerce aktılar uzun uzadıya.. Seyretmek bile acılar içinde ölmek için fazlasıyla yeterli. Sonu belli olmayan günleri sayıyorum.. İçimde beni dehşete düşüren muhteşem bir acı.. Acılar yağmur olup yağıyor üzerime. Sürekli ıslak kalıyorum ben hafız, ne diyeyim, nasıl anlatayım. Rüzgara tutulup uçamıyorum. Koşup uzaklaşamıyorum. Benden daha yaşlı bu gözlerim. Ne söylüyorlar anlamıyorum. Ne yana baksam yok? Ne yana dönsem kayboluyorum.. Kendime aynada bile bakamıyorum. Yüzüm ne renk, ruhum hangi okyanusa denize sevdalı.. Perdeler çekili sanki içimde.. Kimseler bilmez, kimseler görmez.. Kimselere söylen(e)mez.

?Kendine iyi bak.. Kendine bakmak.. Dönüp kendine bir bak. İyice bak kendine eğer yapabilirsen. O kadar kolay mı kendini görmek aynaya bakmadan. Ya da hangi ayna gösterebilir sana kendini. Kim olduğunu.. (Ben bu sayfanın ortasında ne arıyorum). Hayat dediğimiz yerin herhangi bir noktasını işgal etmekteyim. Geçici bir rahatsızlık vermekteyim.

Biten Şeyler

Uykusuz gecenin gecesi oldum.. Sarıldım rüyalarıma? Hece hece şarkılar çaldı rüyalarımda..

Bin bir ah, bin bir dertle doldu bu gece..

Ne şarkılar duydu, ne türküler sustu bu gece..

Zindan gibi karanlık kalpli akşamlar..

Nice akşamlar konuşur bizimle, duymaz olur kulaklar.. Derin bir keder içindeyim hafız.. Bildim ki en güzel ölüm insanın kendi ölümüymüş. Hayat? Boşuna aramadığın saatlerde gizliymiş..

Bu duyduğum keder değil. Gönlüm sanki bir salıncak misali sallanır durur. Aklım fikrim gitmekte. İçli bir sandal gibi uzaklarda ruhum.. Arıyorum.. Tutamıyorum soğuktan sızlayan ellerinden.. Kelime kelime yaşıyorum günlerimi.. İnleyen nağmeler dudaklarımda, kulaklarımda. Bir türkü daha tutturmaya gerek yok. Sahne ve içindekiler aynı.. Değişen içli bir sonbahar akşamı..

Aşk ile gidiyorum şehrinden.. Bir şehir ki bu beni yerle bir eden..

-Sizin aşkınızdan ölen bir erkek/kadın, eğer bir ayağınız olmasaydı yine sever miydi sizi? Bir uzvunuz eksik olsaydı şimdiki eşiniz sizinle evlenir miydi? Zengin bir iş adamı ile aynı anda şimdiki eşinize evlenme teklif etseydiniz şu an sizle mi evli olurdu yoksa zengin iş adamıyla mı? Dürüstçe cevaplayabilir misiniz bu soruları?  Üniversiteyi bitirip ailenize çöpçü olmak istediğinizi söyleseydiniz size ne söylerlerdi. En sevdiğiniz, sizi en çok seven insanlar (onların istediği gibi olmazsanız yaşamazsanız) sizi sevmeye devam ederler miydi? Bu hayatı kimin için yaşıyorsunuz.. Eğer bugün güneş batmadan öleceğimi bilseydim, her gün gittiğim işime gitmezdim. (ama bunun yerine şu an yelkenle dünya turunda olsaydım ve de öleceğimi bilseydim rotamı bile değiştirmezdim) Bu bir temenni değil.. Bu bir hayal değil.. Bu benim seçimim.. Her an ölebilirim.. Ölümden korktuğum için değil aksine korkum olmadığı için söylüyorum bunu. Doğduğumuz anda ölüme koşmaya başlamıyor muyuz? Bunca yalanın, yalancının, sizi sevdiğini söyleyen iki yüzlünün (yukarıdaki sorulardan mütevellit) arasından çıkıp uzaklaşmaktan neden bu kadar korkuyorsunuz. Burada, aralarında yaşlanıp ölmek daha mı güzel.. Bu gün ölecek olsaydınız, bu güne kadar yaşadığınız hayattan memnun kalacak mıydınız? Bu sefer siz bana sormayın neden gidiyorsun diye. Ben sorayım: Burada ne arıyorsunuz? Neden bunca insanın arasında yalnızsınız? Kimi kandırıyorsunuz? Yalnız değil misiniz? Hayatınızı birlikte yaşamaya karar verdiğiniz insan bile basit bir uzvunuz kaybolduğunda sizinle işini bitiriyorsa, bu hayatta, bu dünyada, insanın olduğu herhangi bir yerde bana doğru olan gerçek olan bir şey gösterebilir misiniz? Sevgi bu mu? İnandığımız aşk bu mu? İnsan olarak hayat dediğimiz şey bu diye cevap veriyor bazı ağızlar. Kusura bakmayın o zaman, sevginiz de aşkınız da sizin olsun.. Kimse de bundan sonra bana neden gittiğimi, neden tek başıma bu yolculuğa çıktığımı sormasın. Ben yüreğimde halen daha sevgi taşıyorum.. Denizler çağırıyor beni.. Hayalim bir okyanus ortası.. Ayrılık değil, kavuşmaktan geçer bizim yolumuz.. Nereye gitmemi istiyorsa oraya çeviriyorum rotamı.. Yelkenler fora cemo? Ben buraya ait değilim.. (bachigai). Bu gördüklerinin hepsi birer hayal, -düş peşime.. Peşimde, yol üstünde martılar.. Göç ediyorum ellerinin uzanamayacağı bir yere.. Yürümek delicesine.. Yelkenler fora delicesine? Uyku yok.. Her zaman gündüz, her zaman gece.. Ne arıyorsan, ne bekliyorsan hayattan.. Ruhum çoktan havalandı, uçup gitti.. Beklemesini bile söylemedim.. Ben yetişirim sen git.. Üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalga gelip beni bulana dek giderim cemo.. Yetiş!.. Nefesim bitiyor..

Varamıyorum..

Böyle mi yaşamalı insan.. Her şeye baştan mı başlamalı.. Nasıl gideceğini bilmiyorsan eğer, bil ki gitmekler değildir aslolan.. Hayat uçup gider kalanların ardından.. Her şeyi mi bırakır insan giderken.. Hep bir şeyler eksik birşeyler fazla..

Keşke sözcüklerden başka yolu olsaydı bilmenin. Yanılmış olmanın damakta bıraktığı acı lezzetin alacaklılığı adına, duya duya, keşke diye başlayan yazılar yazmasaydı Nilüfer, keşke!

Sessizlik sahip olduğumuz (ya da olamadığımız) en güzel şey.. Herkes için farklı bir anlam ifade eden (benimse bir türlü anlam veremediğim) mevsimler gibi akşamlar.. Hiç gitmediğim uzakları özleyen ben..

Ne kadar güçlü de olsa ağaç, vakti geldiğinde yaprağının düşmesine mani olamaz. Düşerken bir büyük boşluk kalır. Ki ancak düşerken anlaşılır. Hiçbir bulduğunu kâr, hiçbir yitiğini zarar hanesine kaydetmeyişi..

Oysa insan istediği kadardı..

Günler geçiyor kağnı hızıyla.. Günler, kelebek kanatlarında.. İçinde olmamıza rağmen bir türlü dokunamadığımız, hayal gibi günler.. Bir eski resim gibi daima hatırımda.. Hatıram olmuşsun vakti zamanında… Ne yapsam geceye giden bir yazının başlangıcındayım, sabret hafız, cümleyi getiriyorum..

Ben sana dayanaman yarim ben sana aldanamam.. Gece olmuş gündüz olmuş artık anlayamam.. Su gibi geçiyor geceler.. Hiçbir yere varmıyor yolum.. Varamıyorum…

“Geride kalan: Her biten şeyin ardından geriye kalan; hüzünlerin leylâsı. Bir zamanlar bir boşluğu doldurmuş olan ve gerçek hayattaki lâlelere benzemeyen garip ve mavi bir lâlenin hatırası” dır yaşanamayan.. Kendi üzerime yumdum gözlerimi.. Duymuyor artık hiçbir uzvum.. Ellerim geceden kayıp.. Önüm karanlık, ardım kayıp… Vakti zamanında içimi dolduran sesin (şimdi her yere tam vaktinde gelirken ben) yağmur kadar ıslak.. Gölgeli hayatlar yaşıyorum hep.. Yumdum gözlerimi, geceyi arıyorum delice… Yıllardır yaşadığım hayattan sessiz sedasız çıkıp gitmenin zamanını arıyorum.. Delice.. Su gibi, suyla geçecek yine..

Geceler..

Tıpış tıpış gidiyorum bir denizin ortasına, burada ne arıyorum diye sorma.. Herkesin bir hikâyesi var, paylaşılmış, sönmüş.. Herkes başrol oyuncusu kendi filminin..

Teknede hiç hareket yoktu.. Olduğu yere çakılı kalmış gibi.. Yolcunun varacağı son yer burası oldu.. Sabahın ilk ışıkları ve ölüm eskimiş yelkenleri dolduruyor.. Eski yağmurlar yağıyor artık..

Bölünüyor bazı uykular, geceler artık dolunay..Son gecenin çıkışı bu ruhum bedenimden ayrılıyor yavaşça.. Hangi mevsimdeyiz bilmiyorum, ama mümkün olan en güzel sonu yazmak isterdim sana.. Ölüm, ölüm dediğin de alt tarafı ruhun bedenden ayrılması değil midir.. Kendi ölümümü seviyorum dedi yolcu.. Şu anda dünya üzerinde onca insan varken kendisinin ölmesi ona tarifsiz bir huzur veriyordu.. Tam zamanı, iyi ki sıra bende diye düşünüyordu. Artık sadece başka bir yoldayım.. Ben yine kendimle başbaşayım.. Sonsuzluğa doğru açıyorum eskimiş yelkenlerimi.. Sıradaki fırtına dayanılır gibi değil.. Ne yapsak yeri değil…

Bana hiç duymadığım bir masal anlat baba.. Sabahtan akşama kadar anlat.. Sürüp giden, bir türlü bitmeyen bir masal olsun.. İçinde Pamuk Prenses…. Mutlu bir sonla bitmesin, bir ihtimal daha olsun.. Hayal gibi, rüya gibi, düş gibi, roman gibi olsun. Hiç yabancısı olmayan bir masal olsun.. Öyle bir anlat ki inandırıcı olsun.. Kapkara geceleri, siyah beyaz gündüzleri olsun..

Geri dönüşü olmayan bir yoldayım artık.. Bilinmez bir sona doğru yelken açtım.. Okyanus ortası düşlerdeyim. Simsiyah tel tel saçlarınla örülmüş gecelerdeyim… Burada savruluyorum rüzgârınla. Ayrılık değil kavuşma.. Yoldukça yoluyorum yaralarımın kabuklarını..

Tuzlu su iyi geliyor, çok dertsiz duruyorum burada. Uzaktan bakınca bir başka görünür ruhum.. Tuzaklarla örülmüş bir rotada, üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalganın peşindeyim.. Denizlerden deniz beğen cemo.. Fırtınalar ezberlesin adını.. Açma artık saklı duygularını.. Dertler kederler en yakın limanda beklesin..

Artık geceler isimsiz bir korkuya gebe.. Artık geceler uzun mu uzun.. Simsiyah saçlarınla örülmüş sefil geceler, güzelleştikçe güzelleşir bende artık.. Duy sesimi her yerden.. Ben aşk?ı selim… Isıt içimi her nefeste.. Bugün gözlerin geceye hasret.. Bugün geceler uykusuz.. Bugün bir kaç hatıra, anılar gözlerimde karabulut, -kümülüs-

Gece

İşte gidiyorum, kucak kucak gecelere sarılmış kollarım, sesim kısık. Unutulmuş kelimeler var dilimin ucunda.. Hatırı sayılır bir kaç sayfa açılır geceye.. Denizin üstünde gece.. Sesin uzaklaştıkça gece.. Bu gün geceler gözlerimde kümülüs.. Yorgun kuşlar kanat kanat kayboluyor ışığımızı söndüren geceyle.. Akıyorum ruhumu savursun diye.. İşte gidiyorum ruhum biçare.. Kederden boğuluyorum tek dostum gece..

Geceler şimdi bir tatlı huzur.. Geceler şimdi yapayalnız hüzün, salt huzur..

Geceler şimdi huzur… Geceler şimdi yolcunun sırtında kambur.. Ellerin şimdi yokluğu, yalnızlığı yoğurur..

Geceler şimdi perişan olmuş. Hangi sese kulak kesilse hep ama, hep eğer..

Geceler şimdi parıltılı bir bahçe.. Yıldızlar gökyüzünde değil, denizin üstünde.. Artık gündüzlerim olmuş gece..

Artık geceye yazılırken aşklar, masal olmuş bir bir tanık olduğum hayatlar.. Pamuk pamuk gömülmüş hayatlar..

Artık geceler hep parıltılı, masallar karanlık..

Artık geceler bir sokak lambasının aydınlığında kaybolur. Artık geceler kâbus.. Artık geceler paramparça aydınlık…

Artık geceler ne acıdır.. Yalnızlık deniz olur, okyanus olur, kaplar tüm benliğini.. Yağmur damlası gibi dağılır hayat… Unutulmak için sıraya girer aklındaki tüm isimler.. Daha önce adına şarkılar şiirler yazılan bütün isimler unutulur birer birer. Düşlerde hep masal gibi bir hayat.. Kelebek kanatlarında bir hayat tadımlık..

Artık geceler adınla başlayan birer hikâye.. Aynı sonla biten sabahlara gebe.. Ellerin ellerimde..

Artık geceler şarap rengi.. Şarap rengi hüzünler.. Artık saçların tutam tutam gece..

Artık geceler tuzlu suyla doludur.. (kadehler önümüzde bir dolu bir boştur)

Artık geceler geri dönüş yoludur.. Şarkı sonudur.. Bu gece büyür gölgeler, bu gece ben tarumar. Bu gece yalan olmalı sevgiler.. Bu gece okyanus ortasında suya hasret gözlerim.. Yağmurlar yağıyor üzerime.. Damla damla ıslatıyorum ruhumu..

Bu gece bir varmışım bir yokmuşum.. İmkânsıza vurulmuşum.. Gitmem lazım hafız, masal gibi sonlara vurulmuşum..

Artık yar yine bana haram geceler.. Artık geceler isyan.. Artık geceler zarar ziyan.. Artık şarkılar seni söyler. Bir bakışın yeter. Artık geceler Allah Allah..

Artık geceler sağdan soldan estarabim..

Artık geceler kefenim olur, sarılır kucaklar en derinden..

Artık geceler ne gelir elden…

Artık geceler eski yağmurlarla ıslanır..

Artık geceler mazide bir hatıra.. Kapanmayan bir yara..

Mümkün Olan En Yakın Sonda İndir Beni Azrail..

Bir gün olsun eylül.. Karanlık kalbimin en derin yerine yaprak yaprak dökülürken… Acılar içindesin eylül.. Halimiz duman, yalan oldu sevdalar bu eylül de aman.. Hatırımdaki bütün resimler yırtılmış.. Bu gece bütün hep eylül.. Benzeri olmayan yılların, ayların, günlerin… Saatlerin.. Aklımda kalan yüzün ellerin.. Belki yalandır herşey, belki yarısı rüyâ.. Yarısı kalbimde yara.. Susmadan hiç gece.. Depremler gece.. Köz gibi, kor gibi gece.. Bilsem ki geceler ardı ardına gelir.. Sanki hep gece.. Geride kaldı ruhum yine gece..”İçimde bin pişmanlık gözlerimde yaş” Gri bir denizin üstünde simsiyah bulutlar.. Hava rüzgârlı, ruhum mutedil dalgalı… Herşey yolunda cemo, az daha sabret..

Sen benim için farketmeyen eylüllerde.. Sabit bedenimin dışarıdan görünen gözlerinde kaybolmuşsun.. Hatırı sayılır mesafelerde, seyir öncesindeyim… Aklım başımda değil, mazide bıraktım kelimeleri.. Mazide kaldı hep.. Yönüm bulutlara doğru, pusulaya gerek yok..

Tekrarı mümkün olmayan sona doğru güzergâh aldım, çırılçıplak bekliyorum.. Son yaprakları bunlar ağacımın.. Son sonbahar bu hafız..

Virginia Woolf – Deniz Feneri

Ama tek bir gece nedir ki? Kısacık bir zaman parçası, hele hemen böyle karanlığın rengi solmaya, kuşlar, horozlar, böylesine çabuk ötmeye, dalgaların boşluklarında, kıvnlan bir yaprak gibi, soluk bir yeşillik belirmeye başladığında. Ama yine gecenin ardından gece gelir. Kışın elinde daha böyle bir deste gece vardır, onları yorulmak bilmez parmaklanyla, eşit olarak, hak geçirmeden dağıtır. Bu geceler uzarlar, karanrlar. İçlerinde, yükseklerde, pırıl pırıl, ışıktan tabaklar gibi gezegenler taşırlar. Sonbahar ağaçlan hırpalanmış da olsalar, soğuk katedral odacıklarının alacakaranlığında parıldayan eskimiş bayraklara! ışıltısı vardır üzerlerinde; buralarda mermer sayfalar üstünde, altın harflerle savaşta ölüm anlatılır, uzaklarda Hindistan çöllerinde kemikler nasıl ağarır ve yanar, bunlar anlatılır. Sonbahar ağaçları son ay ışığında, hasat zamanının dolunaylarında pırıldar, bu ışıkta emekçinin çalışması yavaşlar, biçilmiş anızlı tarlalar dümdüz görünür, masmavi dalgalar kıyıyı yalar…

Ama daha fırtınalı bir denize düşen ben, diye haykıracaktı, eğer bunu yaparsa, artık dayanamayacaklar, avaz avaz bağıracaklardı; içinde kaynayan o heyecan bu kez de patlarsa artık dayanamayacaklardı; ama şaşılacak şey; ağzından yalnız bir «Ya!» çıkmıştı o kadar, sanki kendi kendine, böyle bir şey, çevreyi yaygaraya vermeye değer mi? Evet, fırtınalarda insanlar boğuluyor, ama bu işte ne bir hile, ne bir tuzak vardır, sonra denizin dibi de (sandviç kâğıdındaki kırıntıları denize dökerek) önünde sonunda sudan başka nedir ki diye düşünmüştü. Piposunu yakıp cebinden saatini çıkardı. Dikkatli dikkatli baktı; belki de aklından bir bölük matematiksel hesap yaptı.

Sonunda övünçle-. «Aferin!» dedi. «James bizi sanki doğuştan denizciymiş gibi getirdi.»