Etiket arşivi: güney kutbu

İklim Bilmecesi

İklim sistemi, birbirine bağlı çok sayıda unsurdan oluşuyor. Araştırmalara göre 8 bin 200 yıl önce buzul erimesi sonucunda büyük miktarda soğuk ve tatlı suyun okyanusa karışması, Batı Avrupa?yı ısıtan okyanus akıntısını yavaşlattı ve iklimi soğuttu.

Sahra Çölü?nün tozları rüzgarlarla Florida?ya kadar ulaşıyor ve buradaki fırtınaları ve yağmurları etkiliyor. Çalışmalar, tozlu sıcak havanın kasırga oluşumunu engelleyeceğini, yağmur oluşumunu azaltacağını gösteriyor. Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını güçlendiriyor bu da Umman Denizi?ndeki fitoplanktonların çoğalmasını sağlıyor. Fitoplanktonlar da bulut oluşumunu etkiliyor.

NASA?nın, atmosferdeki parçacıkların iklime etkisini araştırmak için gönderdiği Calipso uydusunun çektiği ilk görüntülerde, kükürt dioksitten oluşan bir duman bulutu görülüyordu. Endonezya üstünde 7 Haziran 2006?da görüntülenen bu duman bulutu, 17 bin kilometre ötede bulunan Montserrat Adası?ndaki Soufriere Hills Yanardağı?nın patlamasıyla ortaya çıkmış, 18 günde neredeyse dünyanın yarı çevresini katetmişti. Bu yalnızca küçük bir patlamaydı… Öyle bir dünyadayız ki, yanardağ patlamalarıyla açığa çıkan kükürt dioksit, etkili bir sera gazı olan metanı üreten bakterilerin çoğalmasını engelleyerek bu gazın atmosferdeki oranının düşmesine neden oluyor. Sahra Çölü?ndeki toz fırtınası, Florida?daki fırtınaları etkiliyor; uzaydan gelen yüksek enerjili kozmik ışınlar bulut oluşumunu tetikliyor. Birbirine bağlı çok sayıda etken, ki bunların bazıları bilim insanlarınca yeni incelenmeye başlandı, iklim sisteminde rol oynuyor.

Zincirin Halkaları

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalmasıyla, binlerce kilometre ötedeki okyanus besin zincirinin değişebileceği, karbon döngüsünün ve iklimin etkilenebileceği kimin aklına gelirdi? Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Güneybatı Asya?daki, özellikle de Himalayalar?daki karların iklim değişikliğine bağlı olarak azalması, daha az güneş ışınının uzaya geri yansımasına ve karadaki sıcaklığın artmasına neden oluyor. Kara ve deniz arasındaki sıcaklık farkının büyümesi muson rüzgarlarını güçlendiriyor. Daha güçlü esen muson rüzgarları, Umman Denizi?ni karıştırarak besleyici maddeleri yüzeye taşıyor ve fitoplankton ?patlamalarına? yol açıyor. Yüzey sularında yaşayan tek hücreli bu mikroorganizmalar gözle görülemeyecek kadar küçük. Ancak denizlerde trilyonlarca fitoplankton var ve toplu halde uzaydan bile görülüyorlar. Sudan büyük miktarda erimiş karbondioksiti alıyor ve küresel fotosentezin yaklaşık yarısını yapıyorlar. Öldüklerindeyse içlerindeki organik karbonun bir kısmı deniz tabanına gömülüyor. Böylece yüzey sularında erimiş karbondioksit miktarı azalıyor; atmosferden suya karbon geçişi artıyor. Sayılarındaki büyük çaplı artışlar bir sera gazı olan karbondioksitin atmosferdeki oranını değiştirerek dünyanın soğumasına neden olabilir. Peki fitoplanktonlar çoğalırlarsa başka neler olabilir? Umman Denizi?nin batısındaki fitoplankton yoğunluğunun 7 yılda yüzde 350?den fazla arttığını keşfeden araştırmacılar, artışların balıkçılık alanlarının verimliliğini fazlalaştıracağını, ancak çok yüksek artışların, derinlerdeki oksijenin tükenmesine ve balık ölümlerine neden olabileceğini ifade ediyorlar. Fitoplanktonların dağılımı, deniz yüzeyi sıcaklığını ve üst okyanus akıntılarını da değiştirebiliyor.

Fitoplanktonlarla Gelen Bulutlar

Yaşam ve iklim çeşitli döngülerle birbirine bağlı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de, fitoplanktonların güneşli günlerde bulut oluşumuna neden olan maddeler salgılayarak iklimi etkilemeleri. Yaz mevsiminde, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarının yoğun olduğu zamanlarda salgıladıkları dimetilsülfit (DMS) adındaki uçucu madde sudan atmosfere geçiyor ve oksijenle reaksiyona girerek kükürt bileşikleri oluşturuyor. Bunlar, çevrelerinde su buharının yoğunlaştığı ?yoğunlaşma çekirdeği” görevi yapıyor ve yansıtıcı etkisi çok olan bulutların oluşmasını sağlıyorlar. Tüm bu işlemler çok kısa bir sürede gerçekleşiyor; böylece fitoplanktonlar uzun süre zararlı güneş ışınlarına maruz kalmıyorlar. Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi?nce (NOAA) 2006 yılında yürütülen projeler kapsamında, DMS?yi mercek altına alan bilim insanları, oluşan bu bulutların güneş ışınlarını geri yansıtarak küresel sıcaklıkları etkilediğini belirtiyor.

Okyanus Akıntısı

Peki, Dünya iklimine önemli etkileri olan fitoplanktonların yaşamı neye bağlı? Çalışmaları, haziran ayında Nature dergisinde yayımlanan Princeton Üniversitesi araştırmacılarına göre, Güney Kutbu yakınındaki bir okyanus akıntısı, atmosferdeki karbondioksit düzeyinin ayarlanmasında anahtar rolü oynuyor. Antarktika çevresindeki suların, yeni adıyla Güney Okyanusu?nun atmosferdeki karbondioksit düzeyini değiştirerek Kuzey Yarımküre?nin iklimini değiştirebileceği biliniyordu. Ancak buradaki akıntının ayrıntılarının ne kadar önemli olduğu yeni yapılan çalışmalar sonucunda açığa çıktı. Araştırma grubundan Irina Marinov, Güney Okyanusu?nun derinlerinden gelerek yüzeye çıkan suların, 60 derece güney enleminin iki yanına doğru yayıldığını belirtiyor. Kuzeye doğru akan sular, dibe batmış besleyici maddeleri dünya okyanuslarına dağıtırken, güneye doğru akan sular, havadan karbondioksit emiyor ve yine derinlere iniyor. Marinov, bu kadar belirgin bir işlev farklılığının kendilerini şaşırttığını da söylüyor. Yaklaşık iki yıl önce de, aynı araştırma grubundan Jorge Sarmiento ve ekibi, tüm deniz canlılarının tahminen dörtte üçünün yaşamının, besin zincirinin en altında olan fitoplanktonların büyümesi için gerekli olan besleyici maddeleri yüzeye taşıyan bu akıntıya bağlı olduğunu keşfetmişti.

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını, muson rüzgarları fitoplanktonları, fitoplanktonlar deniz suyu sıcaklığını, atmosferdeki karbondioksiti, bulut oluşumunu etkiliyor. Ünlü çevre koruma örgütü Sierra Club?ın kurucusu John Muirherhangi bir şeyi tek olarak ayırmaya çalıştığımızda, onu evrendeki her şeye bağlı buluyoruz” diyordu. Bu zincir de yalnızca bir kesit. Ne dersiniz, uzayda parçalanan bir göktaşı da böyle zincire dahil olmuş olabilir mi? Yılın başında Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, yaklaşık sekiz milyon yıl önce, büyük bir göktaşının parçalanması sonucunda Dünya kozmik toz yağmuruna tutuldu. Araştırmayı yürüten Kenneth Farley ve ekibi, küresel soğuma ve Asya musonlarının güçlenmesinin de, kozmik yağmurla aynı döneme denk geldiğini belirtiyor. Bilim insanları, kozmik parçacıkların, gezegenimizde iklimin soğumasına yol açmış olabileceği fikrini öne sürüyorlar. İşin bir diğer ilginç yanı da, yine aynı dönemde, Atlas ve Hint okyanuslarıyla Büyük Okyanus?ta fitoplankton patlamaları olduğunun saptanmış olması. Geology dergisinde yayımlanan bir başka çalışmaya göre, bu soğuma döneminde Antarktika?daki buzullaşmanın artması, rüzgarları güçlendirmiş, bu da biyolojik üretkenliğin artmasına yol açmış olabilir. Göktaşlarından buzullara, musonlara, fitoplanktonlara uzanan bir zincir…

Küresel ısınmaya karşı, okyanusların demirle gübrelenmesiyle fitoplanktonların çoğaltılması ya da atmosfere kükürt basılarak dünyanın soğutulmaya çalışılması gibi yöntemlerin gündeme geldiği şu günlerde, sisteme yapılacak bir müdahalenin, sistemin diğer unsurlarını da değiştirebileceği gerçeği hatırdan çıkarılmamalı.

 

Kaynak: SELCEN PİRGE – ATLAS A?USTOS 2006

Buzdağı (Iceberg)

Buzdağı… Titanic dahil bir çok geminin batmasına sebep olan buzdağları Kuzey ve Güney Kutbu denizlerinde bulunurlar. Sürekli kar yağışı olan bölgelerde karın üst üste yığılması ile kardan bir dağ daha sonra da koca bir buz kütlesi meydana gelir. Zamanla kıyıya doğru kayan bu katman deniz içerisinde parçalanarak devasa buzdağları oluşturur. Deniz üzerinde yüzen buzdağlarının uzunlukları bir kaç kilometreyi, kalınlığı ise 300 metreyi bulabilir.

Okyanusta ağır hareketlerle gezinen buzdağları, dağ buzullarının kırılması sonucu oluşmuş buz kütleleridir. Bir şekilleri yoktur ayrıca kırılmalar sonucu çok değişik şekiller oluşturabilirler. Bir buzdağı tamamen sudan oluştuğuna göre, suyun en az 3,98 santigrat derecede olması gerek ki bu buzdağı erimesin. Deniz tuzludur ve tuzlu su normal suya göre daha düşük bir donma noktasına sahiptir. Tuz dışında başka bir maddeyi suyun içine attığımızda da yine daha düşük bir donma noktası elde ederiz. Yani eğer buzdağı sadece sudan oluşmasaydı ve içinde başka maddeler de olsaydı hemen eriyip yok olurdu.

Bilindiği gibi su, katı halinin yoğunluğu sıvı halinin yoğunluğundan daha az olan  tek moleküldür. Böylece buz parçaları su üzerinde batmadan durabilirler. Su donduğunda, moleküller kristal bir şekil alır ve moleküller arası boşluk artmaya başlar. Bu boşluklar buz adalarının suda yüzmesine neden olur.

Bir dağ buzulu yüzlerce kilometre uzunluğa ve binlerce fit yüksekliğe sahip kar ve buz yığınıdır. Eğer yaz aylarındaki erime kış aylarındaki kar yağışından daha az olursa dağ buzullarının üzerindeki kar ve buz kütlesi artar. Bu ağırlık artışı sonucunda da dağ buzulları çok yavaş da olsa yerin dibine doğru göçmeye başlar. Bunun sonucunda dağ buzulu kıyıları daha sıcak olan okyanus suyu ile buluşur ve meydana gelen kırılmalar sonucu önce büyük bir buz kütlesi dağ buzulundan ayrılır. Daha sonrasında ise bu buz kütlesi yine kırılmalar sonucu daha küçük buz parçalarına ayrılır ve okyanusta yüzmeye başlar. Dağ buzulundan ayrılan bu parçalar sayesinde ağırlık biraz azalır ve dengelenmeye başlar.

Grönland?dan koparak gelen buz kütleleri özellikle ilkbahar ve yaz mevsiminde Kuzey Atlas Okyansu’nda sefer yapan gemiler için büyük bir tehdit oluşturur. Buna ek olarak Kanada?nın kuzeydoğu kesiminden gelen buzdağları  Labrador Akıntısı ile Newfoundland (Yeniel) kıyılarından güneye doğru hareket ederler. Buradan da Gulfstream Akıntısı’nın etkisiyle Ekvator?a doğru yol alırlar. Bazı buzullar tam olarak eriyip yok olmadan önce 27°’lik arz derecesine kadar ulaşırlar. Antarktika buzullarından kopanlar ise kuzeye doğru yol alırlar. Bunlar Hint ve Büyük Okyanus?ta sefer yapan gemiler için pek tehlike oluşturmazlar. En fazla kuzeye gidebilen buzdağı, Avustralya’nın 100 mil kuzeyine kadar yaklaşabilmiştir.

Kırılıp dağ buzulundan ayrıldıktan sonra bir buzdağı deniz içerisinde 3-6 yıl arası erimeden kalabilir. Fakat buzdağı sıcak denizlere doğru yol alırsa bu süre daha da kısalır. Ayrıca diğer buzdağları ile çarpışma ve azgın dalgalar da buzdağlarının yaşam süresini azaltır.

İstatistiklere geçmis en büyük buzdağının boyutları gerçekten hayret vericidir. 2000 yılında Antarktika?da bulunan ve B15 adı verilen buzdağı yaklaşık 500 metre kalınlığındaydı ve 5 kilometre karelik bir alanı kapsıyordu. B15 günümüze kadar bulunmuş en büyük buzdağı olarak kayıtlara geçti. Bu büyüklükteki buzdağlarına buz adası demek daha doğru olacaktır. Arktik (Kuzey Kutbu yakınındaki) buzdağları genelde Antarktika?daki buzdağlarına oranla daha küçüktür. Bunun nedeni ise, Antarktika?nın  geniş bir alana sahip olması ve buzul sayısının da az olmasıdır. Bu sayede buz dağı diğer buzdağlarına çarparak küçülmez ve büyüklüğünü korur.

Dünyada Kayıtlara Geçen En Büyük Buzdağı B-15

B-15 bulunduktan sonra hareketlerinin gözlemlenmesi için üzerine bir sismograf yerleştirildi. 2005?te dağılıp parçalara ayrılan B-15 üzerinde önemli sismik hareketler gözlemlendi. Peki bu devasa buzdağı neden dağılmıştı? Parçalanmadan 6 gün önce Alaska?da meydana gelen şiddetli fırtınanın oluşturduğu dalgalar Antarktika?ya kadar gelip B-15?i parçalara ayırdı.

Şekline Göre Buzdağları

1. Sivri Tepeli Buzdağı (Pinnacle iceberg)

2. Havuz Buzdağı(Drydock iceberg)

3. Takoz Buzdağı (Wedge iceberg)

4. Yassı Buzdağı (Tabular iceberg)

Okyanuslar üzerinde büyüklüğüne göre 6 çeşit buzdağı bulunur. Bunlardan en küçük olanı Küçük Buzul (Growler) olarak adlandırılır. Boyu ise bir otomobilinki kadar diyeyebiliriz. Bu çeşidin bir büyüğüne ise Ada buz Dağı Parçası (Bergy Bit) denir. Bu da küçük bir evin boyutlarına sahiptir. Kalan 4 kategori ise Küçük, Orta, Büyük ve Çok Büyük Buzdağı olarak adlandırılır. Çok büyük buz dağı 80 metre yüksekliğinde, 250 metre uzunluğundadır.

Denizcilik tarihinde birçok kaza ve ölüme sebep olan buzdağları okyanuslara açılmak isteyen denizcilerimizin en çok dikkat etmesi gereken konulardan. Buzdağlarını iyi tanımak ve hep tetikte olmak çıktığınız yolculuktan sağsalim dönmenizi sağlayacaktır.

Ünlü Gezginler (Kâşifler) ve Keşifleri

984 yılında Grönland’ı bir koloni haline getiren kaşif Kızıl Eric’in oğlu Leif, tahminen 1000 yılında, Kuzey Amerika ya ayak basan ilk Avrupalı oldu.

El İdrisi, gençlik yıllarında Küçük Asya ile İngiltere arasında bol bol seyahat etti. El İdrisi, The Book of Roger adıyla bilinen kitabını 1154 te tamamladı.

Müslüman gezgin İbni Batuta, 1325 te ilk kez hacı olmak için Mekke ye gitmek üzere Tanca dan hareket etti. 30 yılda 121 bin kilometre yol katetti ve Arabistan ın büyük bir bölümünü, Doğu ve Kuzey Afrika yı, Timbuktu, Küçük Asya, Hindistan, Maldiv Adaları, Sri Lanka ve Çin i ziyaret etti.

Venedikli tüccar Niccolo Dei Conti, 1419 yılından itibaren Şam dan Bağdat a ve Babil e seyahat etti. Venedikli tüccar, Cava ya, Sumatra ve Burma ya kadar gitti.

Christoph Colombus, uzun yıllar İspanya ve Portekiz hükümdarlarına batıya doğru denizden gidildiği takdirde doğuya ulaşılabileceğini kabul ettirmek için büyük çaba harcadı. 3 ağustos 1492 de İspanyol bayrağını taşıyan üç gemiyle yola çıktı ve 12 ekim 1492 de Bahama Adaları na ulaştı. Kolomb, Asya nın uzak doğusuna ulaştığına inandı.

Vasco de Gama, 1497 de, 1488 de Ümit Burnu nu geçmiş olan Bartolemeu Diaz ile birlikte Hindistan a giden deniz yolunun haritasını çizmek için Portekiz den yola çıktı. De Gama, 1498 yılında Calicut a vardı ve Goa da karaya çıktı.

1519 un şubat ayında, istilacı gezgin Hernan Cortes, Meksika daki Aztek İmparatorluğu na ulaştı. 1521 de başkent Tenochtitlan ı istila etti. İmparator Montezuma öldürüldü ve kent Yeni İspanya nın başkenti oldu.

İlk yedi Cizvit misyonerinden biri olan Francis Xavier, 1542 de Roma dan ayrıldı ve Hristiyanlığı Hindistan a Doğu Hint Adaları na ve Japonya ya taşıdı. Xavier nin Japonya ya giden ilk Avrupalı olduğu iddia ediliyor.

Sir Francis Drake, 1577-1580 tarihleri arasında dünyayı denizlerden dolaşan ilk kaptan olmakla kalmadı, İngiltere de keşif yapmayı da gelenek haline getirdi. Francis Drake, Tierra del Fuego nun Terra Australis ten ayrı bir kara parçası olduğunu keşfetti.

Arktika yolcularının öncüsü olan Willem Barents, 1595 te Ayı Adası nı keşfetti ve Novaya Zemlya nın kuzey ucuna kadar gitti. 1596 da, Barents in gemileri buzlar arasında yolculuğa devam etti. Gemi mürettebatının büyük bir bölümü onun başarılı liderliği sayesinde donmaktan kurtuldu.

Holandalı denizci Abel Janszoon Tasman, 1642-1643 te Tasmanya, Yeni Zelanda ve Fiji yi keşfetti. Daha önce Tierra Australis olarak adlandırılan bölgeye gitti.

Robert de la Salle, 1679 dan 1681 e kadar Kanada nın büyük göllerini keşfetti ve 1681 yılında da Mississippi Nehri ni bir boydan bir boya geçti ve nehrin vadisinin tümüne Fransa adına sahip çıktı. Bu bölgeye Louisiana adı verildi.

Kaptan James Cook, 1768 de başladığı ilk yolculuktan, 1779 daki son yolculuğunda Hawaii de ölünceye kadar, kaşiflerin hepsinden çok daha fazla yer görmüştü. 1770 de Avustralya ya İngiltere adına sahip çıktı, 1773 te Antartika bölgesini geçen ilk denizci oldu.

İskoç kaşif Mungo Park, 1795 te Segou da Nijer Nehri ni keşfetti. Nehirden aşağı 130 kilometre yol aldıktan sonra Bamako ya döndü. Daha sonra bir köle tüccarının yardımıyla Gambia ya gitti.

Alman asıllı kaşif Heinrich Barth, 1847-55 yılları arasındaki dönemde Sahra Çölü, Orta ve Batı Afrika, Nijer, Timbuktu ve Çad Gölü ve Libya düzlüklerini içine alan 16 bin kilometrelik bir yolculuk yaptı.

Cesur İskoç misyoner David Livingstone, 1849 da Afrika yı Luandai den Mozambik e kadar katetti. Victoria Çavlanı ve Malawi Gölü dahil pek çok yeri keşfetti.

Sir Richard Burton jeolog, etnolojist, asker ve şairdi. 25 yabancı dil biliyordu ve Binbir Gece Masalları nı İngilizceye tercüme etmişti. Bu arada Nil Nehri nin kaynağı dahil pek çok keşifte bulundu. Tanganika Gölü nü keşfetti ve Afgan kılığında gizlice Mekke ye gitti.

Robert Burke ve William Wills, 1860-61 de Avustralya yı ilk kez güneyden kuzeye kateden kişiler oldular. Adelaide a dönerlerken birbirlerinden ayrıldılar ve ikisi de öldü.

Henry Morton Stanley bir gazeteciydi. Afrika da kaybolan Livingstone u bulabilmek için bu kıtaya gitti. Mayıs 1871 de Livingstone u bulan Stanley, 1874 te Doğu Afrika ya dönmek istedi. Stanley, Victoria Gölü nün çevresini dolaştı ve Nil in kaynağının bu göl olduğunu belirledi.

Norveçli kaşif Fridtjof Nansen, 1888 de Grönland ın buzlarla kaplı üst ucunu ilk kez geçti. 1893 te Kuzey Kutbu na ulaşmak istedi, fakat hedefinden dört derece şaştı.

Yüzme bilmeyen kaptan Joshua Slocum, 11.2 metre uzunluğunda bir filikayla dünyanın çevresini dolaşmak istedi. 1895 in nisan ayında yola çıktı, yolculuğunu 1898 de tamamladı.

Robert Falcon Scott un ikinci Antartika yolculuğu, Shackleton un 1908 de Güney Kutbu na ulaşma girişiminden sonra gerçekleşmişti. Bu uzun ve zahmetli yolculukta köpekleri kullanmanın acımasızlık olacağını düşünerek motorlu kızaklarla yola çıktı. Motorlar bozulunca, atlar kullanıldı ama kısa bir süre sonra atları da vurmak gerekti. Grup Kutup noktasına ulaştığında, Amundsen in diktiği Norveç bayrağı dalgalanıyordu.

Robert Peary nin başkanlığında Matt Henson, dört eskimo ve 40 köpekten oluşan ekip, 6 nisan 1909 günü Kuzey Kutbu na ulaşan ilk ekip oldu.

Roald Amundsen, 1903 te Oslo dan yola çıktı ve Alaska ya giden kuzey-batı geçidini keşfetti. 1911 de Güney Kutbu na ulaşma yarışına katıldı. Dört arkadaşı ve 50 kızak köpeğiyle 14 aralık 1911 de Kuzey Kutbu na ulaştı.

Citroen firmasının kurucusu olan Andre Citroen, 28 ekim 1924 te motorlu taşıtla, Kuzey Afrika da Colomb-Bechar dan yola çıkarak kara yolculuklarında yeni bir dönemi başlattı. 1931 de sadece deve kervanlarının geçebildiği İpek Yolu nda da yarışlar başladı.

Amelia Earhart, Pasifik Okyanusu nu tek kişilik bir uçakla geçen ilk kadın pilottu. Honolulu dan yola çıkıp California da uçuşunu tamamlamıştı. 1932 de yılında Atlantik Okyanusu nu geçen ilk kadın pilot oldu. 1937 de dünyayı uçakla katetme denemesi sırasında, 35 bin 400 kilometre yol gittikten sonra uçağı kayboldu.

Kon-Tiki adı verilen ve sazlardan örülmüş bir sal ile Peru dan ayrılan Thor Heyerdahl, 97 gün sonra, Polenezya ya vardı. 1977 yılında, Sümerlerin kamıştan yaptıkları teknenin bir kopyası olan Tigris ile Karaşi ve Cibuti ye gitti.

Ben Carlin, 1951-58 döneminde dünyanın çevresini hem karada hem de suda çalışan bir ciple dolaştı. Avustralyalı gezgin, karada 62 bin 765 kilometre, denizde ise 15 bin 450 kilometre katetti.

Dr. Jacques Piccard, Ocak 1960 ta teğmen Donald Walsh ile birlikte babası Auguste ün icat ettiği batiskaf adındaki küçük bir denizaltı ile Dünya da en derine inen insan oldu.

18 mart 1965 te Sovyet kozmonot Alexei Leonov, Voshkod-II adlı uzay aracından çıkıp uzayın boşluğunda yaklaşık 10 dakika yürüdü.

Apollo-11 uzay aracının kumandanı Neil Armstrong, 20 temmuz 1969 da Ay a giden ilk insan oldu. Armstrong, Ay modülünden inerken, “insan için küçük, ama insanlık için çok büyük bir adım” diyerek adını tarihe yazdırdı.

Sir Ranulph Fiennes, Charles Burton ile birlikte yeryüzünü uzunlamasına katetti. İki arkadaş, 2 eylül 1979 da Greenwich ten yola çıktı, 15 aralık 1980 de Güney Kutbu na ulaştı. 10 nisan 1982 de Kuzey Kutbu na vardılar ve 29 ağustos 1982 de de Greenwich e döndüler.

Emilio Scotto, motosikletle en uzun dünya yolculuğunu yaptı. 17 ocak 1985 te Buenos Aires ten yola çıktı ve 735 bin kilometrelik bir yolculuktan sonra 2 nisan 1995 te geri döndü.

Gezgin Jean-Felix Piccard ın torunu Bertrand Piccard, 16 kasım 1999 da Breitling Orbiter 3 adlı balonuyla, hiç durmadan 19 günde dünyanın çevresini dolaştı. 42 bin 810 kilometre yolu havadan katetti.