Etiket arşivi: güruh

Sürü İnsanı

Genelin dahil olduğu bir konuda yazmak benim için zor ve zahmetli bir iş olsa da, sessiz kalamayacağım bir konudur sürü insanı. Neden sessiz kalamam; çünkü hergün içlerinden geçerim, hergün mecburen yanlarında bulunurum, hergün muhattap olurum, yani her gün sürekli içli dışlı olduğum, bir türlü (henüz) aralarından sıyrılıp gidemediğim güruh?un hakkında yazmamak düşünülemezdi.

Sürü insanından kurtulamazsınız. İstediğiniz yere gidin, kaçmayı deneyebilirsiniz ama asla başaramazsınız. Her yerin sahibi onlardır. Bir yerin sahibi olmaları için çaba göstermeleri gerekmez. Orada doğmaları bile oranın sahibi olmalarına yeterlidir. Düşünmeleri, araştırmaları gerekmez. Hazır bulduklarını yerler. Dedeleri, babaları önlerine ne koyduysa odur aslolan onlar için, başka birşey aramaları gerekmez. Beyin gelişimi beş yaşından iyibaren durur. Bu yaş uydurulmuş, lafın gelişi öyle söylenmiş değildir. Kesinlikle tarafımdan tecrübeyle sabittir, bu beş yaş seviyesine erişenler, konuşulabilir olan kesimdir. Sürü insanının ulaşabileceği zeka yaşı beş yaşındaki çocuğunkiyle aynıdır. Sürü insanı her meslekte her kesimde sayısız çoklukta bulunur. Hiç farketmez, profesör de olur, öğretmen, polis, doktor, mühendis her meslekte çalışabilir. İnanılmaz derecede büyük bir çoğunluğu sürü insanı olan bu dünyada zaten iyi dediğimiz yerlere gelmek hakkında da yorum yaparım ama hiç gereği yok daha fazla söylemenin, anlayan, yorum yapabilen buyursun devamını kendi yazsın…

Sürü insanının hayatı tamamen bencillik üzerine kurulmuştur. Bencilliği, sevdiği kişilere karşı daha yoğun görülür fakat bunun farkında olmak istemez. Onları sevdiği için, onların iyiliği için böyle davrandığını, yaptığını söyler. Örneğin, ülkemiz bazında düşünelim, anlamak kolay olsun; liseden çıkmış öss galibi biri, meslek tercihi yaparken (öss de kupon doldururkenki halden bahsediyorum meslek tercihi derken yanlış anlamayın) gerçekten istediği mesleği mi seçer yoksa ailesi tarafından onay göreceği, çevresi yakınları tarafından olumlu bakacakları bir meslek tercihi mi yapar. Ya da diyelim ki çöpçü olmak istedi. Hayalindeki meslek çöpçülük. Çocuğunuz çöpçü olmak isteseydi, ne yapardınız. Ona engel olurdunuz değil mi? 20 yıl okumuş, üniversite bitirmiş, ?ben çöpçü olmak istiyorum? diyor. Ne yaparsınız. (Çöpçülüğü küçümsediğimi falan düşünecek bazı sivri zekalılar, bu parantez onlar için açıldı, böyle düşünenler gerçekten empati kurmaya çalışarak düşünsünler, acaba çocuğunuz gelip böyle söylese ne dersiniz, tepkiniz ne olur. O anı bir hayal etmeye çalışın. Şimdi acaba ben mi çöpçülüğü küçümsüyorum siz mi?) Küçüklüğünden beri çocuklara ne öğretilir, yoldan çevirin gani gani çocuk her yer, ne olmak istiyormuş sorun, bir tanesi çöpçü olmak istiyorum diyecek mi? Hepsi öğretmen, doktor, mühendis vb. olacak. Ya da biraz daha ülkemizin dışından bakalım; 14 yaşındaki kızınız yelkenle dünya turuna çıkacağını söyleseydi ne yapardınız? Onun iyiliği için karşı çıkardınız değil mi? O?nun iyiliği… O?nın iyiliği için mesleğine karar verirsiniz, ona neyi yapıp neyi yapamayacağını söylersiniz.. Siz herşeyi çok iyi bilen insanlar olduğunuz için, herşeyden çok emin olduğunuz için..

Durun, daha da kızacağınız örnekler var sırada. 20-30 yaşındaki çocuğunuz (halen daha çocuğunuz çünkü) gelip ben artık sizin inandığınız dine inanmıyorum, deseydi? Empati kurmaya çalışın diyorsam da bunu anlamak gerçekten çok zor.

Kaç tane iyi eğitim almış iyi bir işi olan kadının bir inşaat işçisiyle beraber olduğunu, evli olduğunu gördünüz. (aaaa ne ayııııp, ben onun iç güzelliğini seviyorum)

(Gerçi, bu yazıyı ramazan ayında yemek yiyiyor diye (yolda değil yanlış anlamayın lokantada) dayak yiyenlerin, dayak atanların ülkesinden yazıyorum, kusuruma bakmayın.)

Dünyanın sorunu akıllılar hep kuşku içindeyken, aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır. Bernard Russel.

Sürü insanı umudunu öbür dünyaya bağlamıştır. Amma velakin ömrü boyunca inandığını söylediği, hararetle savunduğu, uğruna öldüğü din konusunda bile tutarlı değildir. Çünkü babasından atasından gördüğünün üzerine konmuştur. Sorgulamaz, sorgulamayı dinden çıkmakla eş tutar. Ona göre inandığı herşey kesin doğrudur. O kadar emindir ki inandığını söylediği dinin kitabını bile okumaya gerek duymaz. Ne yazdığı mühim değildir. Okumasına, anlamasına gerek yoktur. İnandığını söylediği kitabın ilk cümlesi, sonraki cümlesi oku olsa dahi, okumaz. Bu şekilde yıllarca yaşar, yaşlanır ve ölür..

Kendi görüşünün, inancının dışında bir görüşü asla kabul etmez. Hatta gerekirse cezalandırmaktan yanadır. Çünkü kendisi gibi olanlar çoğunluktadır. Bunu toplumun refahı için yaptığını, bazı ulvi değerler için, yaptığını söyler. Ama kendisinin azınlıkta olsaydı ve diğerlerinin ona böyle davrandığında neler hissedeceğini düşünmez. O şanslı doğmuş kesimdendir. Doğarken verilmiştir ona verilen, doğuştan şanslıdır. Allah sürü insanını doğuştan doğru yola bırakmıştır. Emin oldukları yola.. Ve tabi atalarını da.. Milliyetçilik tabi ki..

Aslında milliyetçilik konusuna pek fazla girmek istemiyorum ama kısaca geçiyorum;

Milliyetçilik = doğduğun yerle övünmek (değil de nedir). Doğacağın yeri sen mi seçtin, sen seçtiysen eyvallah, yok eğer seçmediysen bu nedir. Almanya?da doğmuş olsaydın da milliyetçi olacaktın o zaman. Sen seçmedin ki! Fransız milliyetçisi de olabilirdin…

Konuya dair hoşunuza gitmeyebilecek çeşitli alıntılar,

Nietzsche: Sürü dünyaya egemendir ve özgür olanı dışlayan bir tavırla hareket eder. Bu tip insanlar hayatın sertliğine karşı tek başlarına karşı koyamaz. Mutlaka bir çobana ihtiyaçları vardır. Büyüğü dinler, koşulsuz, sorgulamasız saygı gösterirler. Kendilerinde sorgulama, düşünme, yaratma gibi özelliklerin kırıntısı bile bulunmaz. Sürüye göre iyi olanlar kendileri gibi olanlardan başkaları değildir.

Yine Nietzsche: Hayat Bir neşe pınarıdır. Lakin ayak takımı da içince tüm pınarlar zehirlenir, bozulur.

Özgür insan yaşadığı toplumun geleneklerinden tamamen sıyrılmış, kendince düşünebilen, ama hala kendini bulamamış insan tipidir. Sürüyle beraber yaşasa da sessiz başkaldırışlarıyla sürüden ayrılmıştır.

Sürü insanı tamamen cahildir. Kendisinin cahil olduğunun da farkında değildir. Bunu asla kabul etmez. Gerçek insan makama mevkliye değer katarken, makam ve mevki sürü insanına sözde değer katar. (Sen benim kim olduğumu biliyor musun? diyen birileriyle mutlaka karşılaşmışsınızdır. Bunu özellikle belirtmek isterim.. Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?)

Heraklitos: Kitle sığır gibi tıkınmakla geçirir gününü..

Sürekli konuşur ancak hiç dinlemezler.

Hoffer: Kesin inançlılar zaten herşeyi bilir der.

Hayat bir yolculuktur ve yolculuk gidilecek yerden kat be kat önemlidir.

Jonathan Swift: Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz, tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir.

Sürü , dünyaya egemendir ve özgür olanı dışlayan bir tavırla hareket eder. Ahlak , sürü insanın önemli bir düşünsel yapısı olup , sürünün tür korunumunda önemli bir araçtır.

Bu tip insanlar , hayatın sertliğine karşı tek başlarına karşı koyamazlar.Mutlaka bir çobana ihtiyaçları vardır.Bu çoban , genellikle din adamlarıdırlar.

Nihilistik bir yaşam tarzı ile yaşar, büyüğü dinler, saygı gösterir. Hayvani içgüdülerini, ahlak ve din maskesi altında ehlileştirmiştir. Kendi başınayken sürü insanında hiçbir hastalık yoktur. Hatta çok değerlidir. Ama yönetilmeye ihtiyaç duyduklarından dolayı, bir çobana gereksinimleri vardır. -papazlar bunu bilir-..” Tanrı’ya inanır, onu över, din adamlarını Tanrı’nın sözcüsü sayarak onlara sığınırlar. Değer yaratıp yıkamaz, önlerine konulan anlam ve tanımlarca yaşarlar.

Schopenhauer:  İçinde ışığı olmayan insanlar kalabalığa karışıp ışık edinmeye çalışırlar.