Etiket arşivi: Horn Burnu

Durmaksızın Dünya Turu

Her projenin kendine ait sıkıntıları, aşılması gereken  zorlukları vardır. Bir proje hikayeye dönüşmesi  içinse başlangıçtan sona uzanması gerekir. Başarılı  veya başarısız?

Mini 650 teknesi ile, şu an Barcelona World Race?de bulunan IMOCA 60?ların Vendee Globe rotasından ve aynı mantıkla,  yani  hiç durmadan, tek başına 268 günde dünyayı dolaştı. Öyküyü Tolga Ekrem Pamir kaleme aldı.

Fransa?daki yelkencimiz Tolga Ekrem Pamir, Mini Transat?a hazırlandığı 6.50?lik ?Yakamoz?un bir eşi ile tek başına dünya turuna çıkan İtalyan Alessandro Di Benedetto?nun gerçekleştirdiği serüveni Naviga dergisine anlattı.

Solo, hiçbir yardım almadan ve hiçbir limana uğramadan durmaksızın dünya turu? İlk defa bu kadar küçük bir tekne ile…

Bu sitenin kuruluş amacı olan dünya turunun bir benzeri…

Geç de olsa açık deniz yarışçılarını  hayranlık içinde bırakan bir hikayeyi  paylaşmak istiyorum sizlerle. Tek başına,  dışarıdan yardım almadan ve hiçbir  limana uğramadan dünya turu. İlk defa  bu kadar küçük bir tekne ile…

Bu anlayışı Vendee Globe, Around the  World Alone gibi yarışlardan tanıyoruz.  Franko-İtalyan Allessandro Di Benedetto  ise bu kavramı çok farklı bir açıdan  yaşatarak dünya rekorları arasında yer  almayı başardı. ?Açık deniz yarışçılarını  hayranlık içerisinde bıraktı? diyorum,  çünkü bu adam -hepimizin yakından tanıdığı, şu an hazırlıklarını yaptığım ve  tüm açık deniz yarışçılarının üzerinde en  az bir kere yer aldığı- Mini 650 sınıfı 6,5  metrelik yelkenli teknesiyle dünyanın en  zorlu parkurlarından biri olarak anılan,  Vendee Globe yarışının rotasını takip  ederek dünya turunu tamamladı.

Daha önce kimsenin hayal edemediği,  hayal etse bile cesaret gösterip de  girişemediği bu projeyle Alessandro,  hepimize yeni bir ders vermiş oldu.  1971 doğumlu Alessandro,  yelken hayatına 1992 yılında sportif  katamaranlarla başlamış. 1996?da  Guadeloupe adalarında yelken  eğitmenliği brövesini tamamladıktan  sonra sportif katamaranla tecrübelerine devam etmiş. Alessandro?nun 2002  ve 2006 yıllarında 6 metreden küçük  katamaranlarla tek kişilik Atlantik ve  Pasifik okyanusu geçişleri bulunuyor.  Bu iki deneme de başarılı bir şekilde  Dünya Yelken Hız Rekorları/ISAF (World  Sailing Speed Record/ISAF) tarafından  onaylanmış. Basılan dört kitabıyla  seyir tecrübelerini ve anılarını paylaşan  Alessandro, son projesi olan tek başına  dünya turuna 2008 yılında başlamış.

Seyir kadar zorlu hazırlık süreci

Mini 650 tasarımı, konsepti ve  üretim teknolojisiyle bu tip girişimler  için en uygun teknelerden biri  sanırım. Batmazlığı, sürati, tek kişi  tarafından abranabilmesi ve 30 yılı  aşan tecrübesiyle benzer zorlukların  aşıldığı Mini 650, tüm bu özelliklerinin  yanı sıra Alessandro?nun projesi için  başka avantajlara da sahip olacak ki,  tecrübeli denizci seçimini bu tekneden  yana kullanmış. Alessandro?nun Mini?si  de teknem Yakamoz?un mimarı Pierre  Roland tarafından tasarlanmış. 1995?te  üretilen ve Sebastien Josse tarafından  Minitransat yarışında kullanılan tekne,  farklı kaptanların da elinden geçtikten  sonra Alessandro?nun projesinde yerini  almış. Alessandro, 2008 yılında parkurun  uzunluğu ve zorluğunu göz önüne  alarak gerekli donanımların yerleşimi  ve güvenlik düzenlemeleri için şantiye  çalışmalarına başlamış.

Yolculuğun uzunluğu ve Vendee  Globe rotasının keskinliği, altı ila dokuz  ay arasında bir yolculuğu göze almayı  gerektiriyor. Aynı rotada, bir Open 60?ın  şu ana kadar gerçekleştirdiği en iyi  zamanlama yaklaşık üç ay. Üç kat daha büyük olan ve neredeyse iki kattan  fazla ortalama sürate ulaşabilen bu  teknelerle karşılaştırınca, zamanın yanı  sıra meteorolojik koşulları da göz önünde  bulundurmak lazım. Vendee Globe filosu  gibi Alessandro da başlangıç tarihini  ekim ayı olarak kesinleştiriyor. Denizci,  kuzeyli ticaret rüzgârlarıyla Afrika?nın  batısına kadar hızlı bir iniş yapıyor.  Daha sonra doğu alizeleri yakalayarak  Ümit Burnu?na inip, Avustralya ve Yeni  Zelanda?nın güneyine kadar soğuk,  peşinden Horn Burnu?na kadar da  buzullarla dolu büyük ve acımasız  denizlerden geçiyor. Güney Amerika?dan  tırmanırken ise ters akıntıların etkisi ve  orsa seyrin zorluğu nedeniyle, psikolojik  savaş başlıyor. Allessandro?nun nisanmayıs aylarında yaptığı bu çıkış, fırtına  döneminin başına rast geliyor. Yani bu  tırmanışı iyi organize etmek gerekiyor.  Kısaca deli işi diyebiliriz!

İradenin böylesi

Bu parkurda, motoru bile olmayan  bir teknede ihtiyaçları karşılayabilecek  bir ortam sağlayabilmek için ciddi bir  hazırlık süreci geçirmek kaçınılmaz.  Tekne hazırlığının yanı sıra, psikolojik  ve fizyolojik ihtiyaçların öngörüsü de  kolay değil. Alessandro, teknesinin  hacmini büyütmenin bir yolunu bularak  işe başlamış. Bu sınıfta yarışan bizlerin  geleneksel geniş kokpit ve ağırlık  taşımaktan kaçınan yaklaşımımızın  tersine, kapalı alanı genişletmek için  teknenin kıç bölümünü tamamen  değiştirmiş. Böylece yolculuğu süresince  yanında bulundurması gereken toplam  600 kiloluk yiyecek, su arıtma sistemi,  tamirat malzemesi, haberleşme ve  elektronik sisteminin enerji altyapısını  koruyabileceği bir alan elde etmiş.  Böyle zorlu seyirlerde ve denemelerde limandan ayrılmanın işin en kolay yanı olduğu söyleniyor. Hazırlık dönemindeki  stres bitmiş olsa bile, harekete  geçildiğinde gerçek ortamın evdeki  hesapla uyuşmaması kaçınılmaz senaryo. Alessandro yolculuğu sırasında,  uykusuzluk, fiziksel ve psikolojik direncin yanı sıra yalnızlığın ve sürenin getirdiği psikolojik etkiyi iki Fransız üniversitesinden uzmanlarla paylaşarak bazı sorulara yanıt arıyor. Bu gibi zorlu projeleri gerçekleştirenler, kimi zaman rahatsız kişilikler olarak görülse de, çetin geçen bir dokuz ayın sonunda, limanda karşılamaya gelenlere teknesinden gülücükler atan (hatta tıraş olmayı bile  ihmal etmemiş) birini görünce ?Ne irade!? dememek mümkün değil.

268 gün 19 saat 36 dakika 12 saniye.  Rekorun adı…

26 Ekim 2009 tarihinde Les Sables  D?Olonne Limanı?nın önündeki hattı  geçen Alessandro, Kanarya Adaları,  Ümit Burnu, Yeni Zelanda?nın güneyi ve  Horn Burnu?nu aşan rotasının sonunda,  22 Temmuz 2010 günü, 06:02:40??da  tekrar aynı hattı geçerek, bu büyük  hikayeye imzasını attı. Mart ayında  direk kırmış olmasına rağmen, elinde  kalan direk parçası ve boyut olarak biraz  daha küçülen yelken alanıyla parkurunu  tamamlamayı başardı. Les Sables  D?Olonne valisi tarafından vatandaşlık onuruna layık görülen ve Cruising Club of America?dan Rod Stephens Denizcilik  Trofesi şanını alan Alessandro, bu keyifli hikayeyi anlattığı kitabını da tamamladı.

Alessandro Di Benedetto, 4-12 aralık tarihlerinde gerçekleştirilen Paris Boat Show sırasında teknesini sergilerken kitabını da imzaladı. 24 teknik partnerinin yanı sıra, ana sponsoru Findomestica Banca?nın da en az Alessandro kadar tebrik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonucunun başarılı veya başarısız olacağının öngörüsünde dahi bulunamadan bu tip bir projeyi destekleme cesaretini göstermenin, saygıyla karşılanması gereken bir davranış olduğuna inanıyorum.

Alessandro?nun hayranlık verici dünya turunun hazırlık sürecini ve etraflı hikayesini internet sitesinden      (www.alessandrodibenedetto.net) okuyabilirsiniz.

Yelken yapalım, yelkenle büyütelim…

KAYNAK : NAVİGA – ROTA AÇIK DENİZ  Tolga E. Pamir


Francis Chichester

Önce havacılıkta sonra denizcilikte tek başına rekorlar kırdı. Haritacılık, navigasyon, yazarlık ve yayıncılık yaptı, bir yayınevi kurdu. Kendisine 6 ay zaman biçildiği halde kanseri yendi ve hemen ardından Atlantik yarışlarına katıldı. Çoğu kimsenin evinde ya da bahçesinde huzur içinde dinlenmeyi seçtiği 65 yaşında o dinlenmek yerine Joshua Slocum?un izinden gitti ve tek başına yelkenle dünyayı dolaşıp o ana kadar yapılan mesafe ve hız rekorlarını kırdı. Yaptıkları sayfalarca anlatılabilecek ve çoğumuzun belki de ?delirmiş bu adam? diyebileceği birisini tanıtmaya çalışacağız: Sir Francis Chichester.

Francis Chichester 1901?de Devon, İngiltere?de doğdu. Çocukluğu sevgiden yoksun ve berbat geçti. 6 yaşına geldiğinde yatılı okula gönderildi. 18 yaşına geldiğinde Yeni Zelanda?ya göç etti ve burada ormancılık, madencilik ve emlak işinde başarılı oldu ancak 10 yıl sonraki Büyük Buhran sırasında ciddi kayıplara uğradı.

2. Dünya Savaşı sırasında İngiliz ordusunda seyrüsefer uzmanı olarak çalıştı. 1958?de kendisine ölümcül akciğer kanseri teşhis kondu ancak ileride eşi olacak olan Sheila tarafından uygulanan sıkı bir vejetaryen diyet ile kanseri yendi. 1960?ta kendisinin de kurucuları arasında yer aldığı ilk solo transatlantik yat yarışına Gipsy Moth III (ağaç güvesi) adlı teknesiyle katıldı ve kazandı. 4 yıl sonra tekrarlanan yarışta ise 2. oldu.

27 Ağustos 1966?da 64 yaşında iken Gipsy Moth IV adlı teknesiyle İngiltere Plymouth?tan ünlü dünya turunu yapmak üzere yola çıktı. Amacı eski ticaret rotasını izleyerek ticari tam mürettebatlı clipper gemilerinin 160 günlük seyir süresinden daha iyi bir sürede tek başına tamamlamaktı. Gipsy Moth IV, 38,6 kadem uzunluğunda keç armalı normal yelken takımıyla 79,4 m2 ve balonla 140 m2 üzerinde yelken alanına sahipti. 28 Mayıs 1967?de, yola çıkışından 274 gün sonra (yelkenle 226 seyir günü) arkasında 28500 mil bırakarak yolculuğunu tamamladı. Elbette seyahati süresince çeşitli olaylar yaşadı. Chichester, yolculuğunu bitme noktasına getiren üç ayrı olay yaşadığını söylüyor. İlkinde, Sidney?e daha 2300 mil uzaktayken rüzgâr dümenini kontrol eden bir parça kırıldı. Sidney?den önce başka bir yerde mola vermek istemediği için 3 gün boyunca yelkenleri trim yaparak ve yekeyi iplerle kontrol eden bir düzenekle tekneyi rotasında tutmayı başardı ve günde 160 milin üstünde yol almasını sağladı. Chichester, yola çıkışından 107 gün sonra yorgunluktan bitap bir halde Sidney limanına vardı. Diğer olayda Horn Burnu açıklarında seyrederken teknesi 140 derece yatarak devrilme noktasına geldi. Açıyı hesaplarken kabin güvertesinde bir şarap şişesinin bıraktığı izi kullanmıştı. Seyir defterine aldığı notlarda ve daha sonra yaptığı röportajlarda teknenin tasarımı yapıldığı şekliyle kendisini düzelteceğini bildiğini yazıyordu ancak yine de bu olay hafif sayılabilecek bir fırtınada meydana gelmişti ve önünde geçmesi gereken fırtınalarıyla kötü bir şöhrete sahip Horn burnu vardı. Yolculuğunun üçüncü önemli olayı da Horn burnu geçişi sırasında oldu. Bunu Chichester şöyle anlatıyor:

?Dalgalar muazzamdı. Her seferinde değişiyorlardı ama hepsi arkanızda yükselen kocaman eğik duvarlar gibiydi. En az hoşuma gidenler çok dik ve 50 kadem (15 m.) yükseklikte griyeşil kocaman bir set gibi olanlardı. Kendinizi bunlardan birinin dibinde hayal edin. Havuzluğum 5 kere suyla doldu ve bir keresinde boşalması 15 dakikadan fazla aldı. Rüzgar göstergem ise 60 knottan sonra çalışmayı bıraktı. Kendi kendine seyir düzeneğim sarsılmalarla başa çıkamıyordu? Çaresizlik içindeydim.?

Tüm umutlarının kaybolduğu ve tek başına kaldığını düşündüğü sırada, havuzluğa çıkan Chichester İngiliz Kutup Araştırma gemisi HMS Protector tarafından izlendiğini gördü. Aynı gün bir Kraliyet Hava Kuvvetleri uçağı da bulutların arasından çıktı. Bundan sonraki günlerde fazla olay yaşamadan yoluna devam etti ve 28 Mayıs 1967?de Plymouth?a vararak yolculuğunu tamamladı. Dönüşünde başarısı nedeniyle Kraliçe tarafından Sir unvanı verildi. ?The Circumnavigators? adlı kitapta Don Holm tarafından ?belki de şimdiye dek inşa edilen en kötü yarış teknesi? olarak nitelenen Gispy Moth IV bu yolculuktan sonra tekrar denize açılmadı. Chichester?in de tekne hakkındaki düşünceleri çok farklı değildi:

?Artık (dünya turunu) bitirdiğim için Gipsy Moth IV?ün ne olacağını bilmiyorum. Ben sadece kıç tarafa sahibim, teknenin üçte ikisi kuzenime ait. Bana kalsa kendi payımı hemen satarım. Eğer üçte biri kesilip atılabilse daha iyi olurdu. Tekne benim için çok büyüktü. Ayrıca benim açımdan herhangi bir manevi değeri yok. Çok huysuz, zor ve kullanmak için üç mürettebata ihtiyaç duyuyor ?seyrüsefer için bir insan, yekeyi hareket ettirmek için bir fil ve aşağı inip gerekli aletleri çalıştırabilmek için 8? (2.4 m) uzunluğunda kollara sahip 3?.6? boyunda (1.1 m) bir şempanze.?

Dünya turundan sonra Chichester, Gipsy Moth V adlı tekneyle 1970?te 4000 millik bir etabı 20 günde geçmeyi planlayarak bir hız rekoru denemesinde bulundu ancak 1 gün fark ile bu rekoru kıramadı. 26 Ağustos 1972?de kanserden öldü.

Horn Burnu (Boynuz Burnu)

Horn Burnu hakkında bu site için geç kalınmış bir konu olsa da, Horn Burnu hakkında bir yazı yazmak için asla geç değildir. Eskiden hatta halen daha denizcilerin korkulu rüyası olan Horn Burnu, 55° 59′ güney enlemi ve 67° 16′ batı boylamında bulunan ve Güney Amerika’nın en güney ucu kabul edilen burundur. Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirinden ayırır.

Asırlar boyunca Süveyş ve Panama Kanalları açılıp şartları değiştirinceye kadar, binlerce yelkenli gemi, Kuzey Atlantik fırtınalarında, tropik kasırga sezonunda, Güney Okyanusu’nda Cape Horn’u doğudan batıya doğru geçmeye çalışırken deniz ticareti yapılan sahillerde batmaya devam etti. Bir tür belirsiz ve ölümcül sırayla denize yenik düşüyor veya parçalanıyorlardı. Neredeyse 20. yy.’a kadar, yelkenli gemilerin perişan tayfaları Cape Horn etrafındaki denizlerde cefa çekmeye devam etti. Örneğin, 1905 yılı yelken sezonunda, Avrupa’dan Amerika’nın batı yakasına Cape Horn’dan geçerek gitmeye çalışan 130 yelkenli gemiden sadece 52 tanesi gidecekleri limana tek parça halinde ulaşabildi.

Galler Bölgesi’ndeki büyük bir nakliye şirketinin iş yaşamı boyunca 36 adet yelkenli gemisi olmuştu; bunlardan dokuzu Horn Burnu’nda olmak üzere 20 tanesi batık veya kayıp diye bildirildi. Gemi başına 20 veya 30 kişliden hesaplanacak olursa bu filolarda kaybedilen yaşam sayısı yıllar boyunca binleri ve hatta onbinleri aştı. Çünkü gemi battığında ekipten hayatta kalabilen yok denecek kadar azdı. Bugün bile, Horn Burnu’ndan çok uzaqktaki fırtınalar, eskisi kadar sık olmasa da düzenli bir şekilde dünyadaki balıkçı tekneleri ve kargo gemilerini elemeye devam ediyor.

Eski denizciler Horn Burnu’nu geçtiklerinde kulaklarına küpe takarlardı. Burayı yelkenliyle geçenlerin sayısının uzaya giden astronot ve kozmonotların sayısından az olduğu söylenir. Eski denizciler 40° enleminin altında kanun yoktur der, 50° enleminin altında ise Tanrı yoktur!..  Burası Amerika kıtasının Antarktika’ya uzanan en güney ucudur ve yıl boyunca hüküm süren fırtınalara, soğuğa, buz dağlarına rağmen denizcileri kendine çeken büyülü bir yerdir.

Dünyanın ucu, Yedi Denizlerin Everest’i olarak bilinen Horn Burnu’nda sayısız yelkenli kaybolmuştur.

Denizciler için Horn Burnu, tam anlamıyla bir semboldür; bu onların Waterloo’su, Ithaca’sı, Kudüs’ü ya da hepsi. Bernard Moitessier, uzun seyirlerin romantik ve yalnız denizcisi – aynı zamanda tek başına seyretmenin atalarından – şöyle yazıyor; “denizcinin coğrafyası ile burnu burun, enlemi enlem olarak bilen haritacının coğrafyası hiçbir zaman aynı şey değildir. Denizci için haşmetli bir burun hem son derece basittir hem de olağanüstü karışık kayalar, akıntılar, kırılan dalgalar, kocaman denizler, ılıman rüzgârlar ve fırtınalar, sevinçler ve korkular, hayaller, sızlayan eller, boş mideler, harika anlar ve ızdırap çekişlerin tümünü içerir.”

Güney Denizlerinin Maceraperest Gezgini? BERNARD MOITESSIER

Dr. Selim Yalçın
Dr. Nadire Berker
kaleminden….

?Ben dünyanın en güzel ulusunun bir ferdiyim. Kuralları katı ama basit, asla hile yapmayan, sınırları olmayan, her zaman ?şimdi?yi yaşayan bir ulus bu. Rüzgar, ışık ve barış dolu bu ulusta yalnızca denizin sözü geçer.? Bernard Moitessier

Bernard Moitessier tüm zamanların en meşhur denizcilerindendir.

Yaptığı yolculuklar ve yazdığı kitaplardan başka kişiliği ile de milyonlarca insana deniz sevgisi aşılamıştır.

Moitessier 1925?te Vietnam?da Hanoi?de doğdu, daha sonra ailesiyle Saygon?a yerleşti. Babası Vietnamlı çiftçilere mal satan bir Fransız tüccardı ve oğlunun eğitimini tamamlayıp aile işinin başına geçmesini istiyordu.

Bernard ise denize aşıktı, çocukluğunda Vietnamlı balıkçılardan denizcilik sanatını öğrendi. 1947?de motorsuz bir ?junk? (Güneydoğu Asya denizlerinin geleneksel yelkenli yük taşıma teknesi) satın alıp Siyam Körfezi?nde yelkenle deniz taşımacılığı yaptı. Harita ve pusula kullanmadan uzun yolculuklar yapan yerel denizcilerden kısıtlı olanaklarla büyük yolculuklar yapmanın sırlarını öğrendi.

Çok iyi bir yüzücüydü: 100 metre serbestte Güneydoğu Asya birincisiydi, aklı denizde olduğu için okulda pek başarılı değildi ama Fransızca, İngilizce, Hollandaca, Almanca, Vietnam ve Siyam dillerini konuşuyordu. Klasik eserlerin çoğunu okumuştu, edebiyat sohbetlerine katılmayı seviyor, deniz yazarlarının tümünü takip ediyor, özellikle Slocum, Pidgeon, Gerbault ve Dumas gibi ünlü denizcilerin kitaplarını sayfa sayfa inceliyordu.

1951?de bir arkadaşı ile birlikte Snark ismini verdikleri eski bir tekne ile Avustralya?ya doğru yola çıktılar, ama kurtlanmış ve çürümekte olan teknenin çok su yapması üzerine 6 ay sonra Endonezya?dan geri dönmek zorunda kaldılar.
Moitessier 1952?de Kamboçya?da satın alıp Marie-Therese adını verdiği 9 metre boyunda randa yelkenli bir keç ile bu kez tek başına Hint Okyanusu?na açıldı.
Teknede pusulası ve sekstantı vardı ama kronometresi yoktu.
Bu şekilde boylamını belirleyemiyor, sadece enlemini saptıyordu. Pusulası ve ipe bağlı bir tahta parçasından oluşan basit bir parakete ile navigasyon yapıyordu. Bu yetersiz navigasyon yöntemi ile zor koşullarda tek başına seyir yapıp Hint Okyanusu?nun batısındaki Chagos Takımadaları?na doğru yol alırken bir geceyarısı Diego Garcia kayalıklarında teknesi parçalandı.
Kendi deyişiyle ?güzel Marie-Therese kayalarda parçalanırken hüngür hüngür ağlayan bir zavallı? haline gelmişti.
Karaya vurduğu ada çok küçüktü, bu nedenle yılda birkaç kez uğrayan gemilerin birine binip yakınlardaki Mauritius Adasına yerleşti. Birçok arkadaş edindiği bu adada bulduğu her işe girdi, ağaç kesip mangal kömürü yapmak, çekeklerde çıraklık gibi işlerde çalışıp para biriktirdi. Ahşap tekneleri karaya çekmeden kalafatlamak için yaşlı denizcilerden öğrendiği bir yöntemi geliştirerek bu işten büyük kazanç sağladı.
Bu arada köpekbalığı dolu kayalıklarda gözlük ve şnorkelle dalarak zıpkınla balık avlayıp satıyordu. Günde 70-80 kg kadar balık zıpkınlıyordu. Sonunda korkulan oldu ve 1953?te 6 metre derinlikte avlanırken bir köpekbalığının saldırısına uğradı. Ayağını ısıran köpekbalığının kafasına zıpkınının kabzası ile vurarak canını kurtardı. Bir ay hastanede yattıktan sonra iyileşti ve bir balıkçı filosunun yöneticisi olarak iş buldu. Ayrıca ayda bir gelen bir yük gemisine guano yüklemesini hızlandıracak yöntemler geliştirdi. Bu sayede şirketin karı ciddi miktarda artınca çok para kazandı.
Biriktirdiği parası ile Marie-Therese II?yi inşa etti. Hiçbir plana başvurmadan, bir marangoz ve yerli işçilerin yardımı ile 9 ayda bitirdiği teknenin dizaynı, arması ve bütün donanımını kendisi yaptı. Marie Therese II civadrası ile birlikte 9.60 metre boyunda, bermuda yelkenli bir keçti.
Moitessier gerek bütçesinin yetersizliğinden gerekse 1950lerde Mauritius?ta istediği gereçleri bulamadığı için teknesini vinç, ırgat gibi araçlarla donatamadan denize indirmek zorunda kaldı.
2 Kasım 1955?de Marie-Therese II ile tek başına Güney Afrika?ya gitti, orada 2 yıl çalışıp para biriktirdi. 

O kadar parasızdı ki çarmık teli olarak ?telefon direklerini tutan telleri? kullandı, bu basit şeyleri alabilmek için kendi deyişiyle ?boyunduruğa vurulmuş öküz? gibi çalışıyordu.

Eksiklerini en ucuz yoldan gidermek için her yolu deniyordu, bütün gün bir fabrikada çalışıyor, öğlen tatilinde veya akşam paydostan sonra fabrikanın atelyesinde teknesinin eksik ve tamir gerektiren havalandırma, vinç, lomboz, ırgat gibi parçalarını kendi imal ediyordu.

Akşamları limana uğrayan balina gemilerini gezip gemicilerle dostluk kuruyor, bu gemilerin çöpe atmak için ayırdığı eski naylon halatlardan kendisi gibi küçük teknesi ile tek başına sefer yapan bir arkadaşı ile birlikte sabahlara kadar sağlam lifleri çıkartarak bunlarla Marie-Therese II?nin kenevirden yapılmış koltuk halatı ve ıskotalarını yeniliyordu.

Önce Durban ve daha sonra Cape Town?da çalışarak teknenin iki yıllık erzak ve malzeme gereksinimini satın alacak kadar para biriktirdi. Masrafını azaltmak için sapanıyla penguen ve karabatak avlayarak beslendiği dönemler oldu.

1958?de yeniden okyanusa yelken açtı, Saint Helena ve Ascension adalarına uğrayarak Karaibler?e ulaştı.

Trinidad?dan Grenada?ya geçerken yorgunluktan dümende uyuyakaldı ve bu kez de Marie-Therese II yine kayalıklarda parçalandı. Ertesi gün teknesi yakın bir  köyde oturan yerliler tarafından yağmalandı.

Bir kez daha beş parasız ve eşyasız kalan Moitessier adada çalışıp para kazanacak bir iş de bulamadı. Avrupa?ya gitmek istiyordu. Eski gazete kağıtlarından okyanusu aşabilecek nitelikte bir yelkenli tekne inşa etmeyi planladı.
Tam bu sırada Avrupa?ya giden bir Norveç tankerine tayfa olarak girdi. Fransa?ya varınca Paris?e yerleşti, doktorlara ilaç tanıtımı, yelkenli tekne satışı gibi işlerde çalışarak para biriktirdi.

Uzun yıllar sonra karşılaştığı çocukluk sevgilisi Françoise ile evlendi ve Françoise?ın ilk evliliğinden olma üç çocuğu ile mutlu bir aile yaşantısı başladı.

Bu sıralar Vietnam?dan yola çıktığından beri denizde geçen maceralarını anlattığı ?Vagabond Des Mers du Sud? (Güney Denizlerinin Maceraperest Gezgini) isimli ilk kitabını yayınladı.

En çok satılan kitaplar arasına giren bu eser sayesinde açıkdeniz yelkenciliğinin ünlü isimleri arasına katılan Moitessier?nin kitabı İngilizce?ye de çevrilerek 1960?da ?Sailing to the Reefs? (Yelkenle Kayalıklara Doğru) ismiyle yayınlandı.

Bu eser tüm dünyada amatör denizciler tarafından halen ilgiyle okunmakta, yelken ve deniz edebiyatının başta gelen eserleri arasında yer almaktadır.

Bu kitapla modern toplum hayatına alternatif olarak denizlerde macera, barış ve dostluk dolu bir yaşam öneren Moitessier açıkdeniz yelkenciliğinin idolu haline gelmiştir.

Moitessier kitabının satışından biriktirdiği para, arkadaşlarının desteği ve zengin bir yelkencinin yardımları ile 1961?de iki yıldır planları üzerinde çalışıp hayalini kurduğu 12 metrelik bermuda armalı saç keçi yaptırdı.

Bu tekneye dünya denizlerini tek başına dolaşarak amatör açıkdeniz yelkenciliğini başlatan Joshua Slocum?un ön ismini verdi.

Tekne daha kızaktayken Akdeniz?de yelken okulu olarak çalıştırmak üzere ilanlar verip avans aldı. Bu paralar sayesinde inşaatı tamamlanan tekne planlanan ilk seferden iki gün önce seyre hazırlanabildi.

Joshua iki yaz sezonu yelken okulu olarak hizmet verdi, bu sayede Moitessier?in okyanuslara açılmadan önce teknenin tüm eksiklerini giderme ve donanımını geliştirme şansı oldu.

Ekim 1963 –  Mart 1966 arasında eşi Françoise ve köpekleri Yuki ile birlikte ?balayı seyahati? olarak adlandırdığı yolculuğa çıktı. Kazablanka, Kanarya Adaları, Karaibler, Panama Kanalı, Galapagos Adaları üzerinden Tahiti?ye ulaştı. Kanarya Adaları?ndayken çocuklarını bir aylığına yanlarına aldırdılar, onlarla gezip tatil yaptılar.

Tahiti?den dönerken rüzgarlar uygun olduğu için tercih edilen batı rotasını değil, daha zor ama kısa olan doğu rotasını izlediler, hiçbir limana uğramadan Horn Burnu?nu dönüp Atlantik?i aşarak 4 ayda Fransa?ya geri dönüler. Bu sayede çok sevdikleri çocuklarının Paskalya tatiline ucu ucuna yetiştiler.

Bu geçişte nonstop toplam 14261 deniz mili yol yaparak küçük bir yelkenli ile hiç durmadan o güne dek yapılan en uzun seyri gerçekleştirdiler.

Bu bir dünya rekoruydu.
1966?da bu yolculuğun anılarını ?Kestirme Yol: Cape Horn? isimli kitapta yayınladı.

Denizi anlatan yazılarında aldığı keyfi elle tutulur derecede hissettiren Moitessier Paris?e geldiğinden kısa süre sonra derin bir depresyona girdi. Bir kez daha Joshua ile dünya denizlerine açılma hayali ile yaşıyordu.

1967?de Sir Francis Chichester yelkenlisi ile tek başına sadece tek bir kez Avustralya?da durarak dünya turu yapmıştı.

Bu hikaye denizseverleri öylesine etkiledi ki İngiliz ?Sunday Times? gazetesi ertesi yıl ilk ?Tek başına ? Nonstop Dünya Turu Yarışı??nı düzenledi.

Golden Globe (Altın Küre) adı verilen bu yarışta İngiltere?de herhangi bir limandan başlayıp aynı limana dönülecek, Güney Pasifik Okyanusu?nda seyredilecek ve yolda Ümit Burnu, Leeuwin Burnu ve Horn Burnu geçilecekti. Bu tam da Moitessier?in gitmeyi düşündüğü rotaydı.
Tekneler 1 Haziran ile 31 Ekim arası istedikleri gün yarışa başlayabilecekler, en hızlı geçişi yapana 5000 İngiliz sterlini ödül verilecekti.

Moitessier bu yarışa katılmaya karar verdi, Fransa?daki hayranları dünya denizlerinde İngilizler?e karşı yarışacak olan Moitessier?yi destekliyor, gazeteler ona telsiz, fotograf makinası gibi araçlar vermeyi teklif ederek karşılığında yarış haberleri ve fotografları istiyordu.

Moitessier ise tam tersine teknesini hafifletmeye ve sadeleştirmeye çalışıyordu, önce yolda süratini azaltacağı için pervaneyi söktü, uzun yolda gerekli olmayacak herşeyi tekneden çıkarttı.

Telsiz sayesinde dünya ile iletişim kurabileceği, hava durumu ve navigasyon bilgileri alabileceği halde telsizi çalıştırmak için jeneratör, yakıt, aküler gibi ağırlıklar da gerekeceği için bu yardımı reddetti. Hatta yola çıkmadan kısa bir süre önce Joshua?nın motorunu da sökerek tekneyi doldrumlardan en az etkilenecek şekilde hafifletti.

Bir süre rüzgar bekledikten sonra 1968 Ağustos ayında Plymouth?dan yola çıktı.

Eşi Françoise gazetecilere ?Onun buna ihtiyacı vardı, denize çıkmalıydı? dedi.

Altı ay sonra Moitessier her üç burnu da dönmüş, Atlantik Okyanusu?nda eve dönüş yolundaydı. Dünya turunu başarıyla tamamlamak üzereydi, en öndeydi ve yarışı kazanmasına çok az bir zaman kalmıştı.

Birdenbire yarışı kazanmak bir yana, bitirmek hevesini bile yitirdiğini farketti.

?Şimdi Avrupa?ya, şehir hayatına dönmek, hiç terketmemiş olmakla eş anlamlı, yarışı bitirmek için geri dönmek, başkalarının kurallarını sessizce kabul etmek, kendimi inkar etmek demek. Güneş, deniz, rüzgar, gökteki yıldızlar ve albatroslar bana doğru yolu gösteriyor, ruhum çok uzun zamandır aydınlık sessizliğin şarkısında yelken açıyor.? diye düşünüyordu.

Yaşamı boyu aradığını Güney Pasifik?te bulacağını anlayarak rotasını değiştirip ikinci kere Ümit Burnu?na yöneldi.

Cape Town açıklarında demirde duran bir tankere yaklaşarak güvertesine sapanla, plastik bir kutu içinde, Londra?daki yarış yetkililerine verilmek üzere yazılmış bir mesaj attı;

bu mesajda ?Hiç durmadan Pasifik Adaları?na doğru yola devam ediyorum, çünkü denizde mutluyum. Belki de ruhumu kurtarmak istiyorum.? yazılıydı.

?Ruhunu kurtarmak için? yarışı bıraktı, rota değiştirdi ve hiçbir yere uğramadan Tahiti?ye vardı. Böylece 40 ftlik teknesiyle dünyanın etrafında hiç durmadan birbuçuk tur attı, teknesinde tam 10 ay tek başına yaşadı.

O yarışı bıraktığı için ödül İngiliz Robin Knox-Johnston?a verildi, ama Moitessier?in tüm arzusu denizle içiçe yaşamak olduğu için yarışı bırakması, çok ihtiyacı olduğu halde ödül parasını ve ünü reddederek ?yenilmeyi? bilinçli olarak tercih etmesi ona dünyanın gözünde çok farklı bir yer kazandırdı.

Davranışı birçok insanın yüreğini titretti, onların gözlerinde gerçek galip ve kahraman Moitessier?di.

Sonraları ?A Voyage for Madmen? (Çılgınlara Göre Bir Yolculuk) adı verilen bu yarışa dokuz yelkenci birbirinden çok farklı teknelerle katılmıştı.

Aralarından sadece üçü denizle ilgili mesleklerdeydi, bir tek Moitessier?in Güney Okyanusu?nda yelken seyri tecrübesi vardı.

Ticari gemilerde kaptanlık yapan İngiliz Robin Knox-Johnston ?Suahili? adlı 32 ft ahşap keç ile, İngiliz Donanması?nda kaptan olan Nigel Tetley ise ?Victress? adlı kontrplaktan yapılmış 37 ft bir trimaran ile yarışıyorlardı. 42 ft boyundaki ahşap uskunası ?Galway Blazer II?nin armasını Çin ?junk?larını örnek alarak çarmıksız direklerle donatan Bill King ve 30 ft randa yelkenli saç kotra ?Captain Browne? ile yarışan Loick Fougeron da Moitessier?le aynı limandan yola çıkmışlardı.

Bu ilk nonstop tek başına dünya turu yarışı yaşanan dramatik olaylar nedeniyle hafızalardan hiç silinmedi.

Yarışçıların biri hariç tümü çeşitli nedenlerle yarışı bırakmak zorunda kaldılar, elektronik mühendisi Donald Crowhurst kendi dizaynı olan trimaran teknesi Teignmouth?un Güney Okyanusu?na dayanamayacağını anlayınca önce telsizden yalan söyledi, seyir defterini ayrıntılı şekilde sahte bilgilerle doldurdu.

Atlantik?te oyalanarak zaman geçirmeye, diğerleri finişe yaklaşırken sanki dünyanın çevresini dönmüş gibi onlarla birlikte İngiltere?ye dönmeye karar verdi, sonra yalanının anlaşılacağı endişesiyle delirerek teknesinden atladı.

Nigel Tetley?in teknesi Victress yarışı bitirmesine ramak kala okyanusta parçalandı, zor kurtulan Tetley yenilgiye dayanamayarak bir yıl sonra intihar etti.

Robin Knox-Johnston yarışın birincisi ve tek bitireni oldu, ama gerçek kahraman Moitessier?di.

Yarışı bıraktığında ?Denize bakıyorum ve büyük bir tehlike atlattığımı görüyorum. Mucizelere pek inanmasam da bazen gerçekten mucizeler oluyor. Eğer hava biraz daha doğudan esseydi şimdi kuzeye, Londra?ya dönüyor olabilirdim. İnsan bazen doğru yolu kıl payı bulabiliyor. Bu yüzden vazgeçenleri ve devam edenleri yargılamasak daha iyi olur. Ben kendim için doğru olanı bir mucize sonucu buldum, Tanrı?nın bizim için yarattığı denizde huzur içinde ilerliyorum.? diyordu.
Moitessier Güney Pasifik?te bir atole yerleşti, kendine bir ev yaptı, hindistan cevizi ağaçları dikti, atolünü yeşil bir cennete dönüştürdü ve uzun yıllar burada yaşadı.
Kısa bir süre A.B.D.?ne gitti, sıkıntıları bitmiyordu, bir fırtınada Joshua parçalanınca ?Tamata? isimli 32 ft boyunda yeni bir saç (sloop arma) yelkenli yaptırdı.

Son yıllarını hatıralarını yazdığı Fransa?da geçirdi, 1994?te ?A Sea Vagabond?s World: Maceraperest Bir Denizcinin Dünyası? adlı kitabını bitiremeden öldü.

Brittany?de küçük bir balıkçı kasabasında gömülüdür.

Ölümünden sonra hakkında kitaplar yazıldı ve ismi asla unutulmadı, 2000li yıllarda Güney Okyanusu?nda çılgınca yarışan, bazıları çok medyatik olan yelkencilerin öncülerindendi, fakat onlardan çok farklı bir yaşam yolu izledi.

Moitessier yaşantısını deniz ve doğanın kurallarına göre düzenleyen gerçek bir deniz insanıydı.

Yazdığı kitaplarda insanın daima doğa kurallarına göre, ihtiyaçlarına göre yaşaması gerektiğini işledi.

Barış içinde, sınırlar, pasaportlar, hükümetler, savaşlar, bürokrasiler olmadan yaşayan bir insanlığın hayalini kurdu.

Denizcilikle ilgili hiçbir resmi eğitim almayan, her şeyi kendi başına öğrenen Moittesier kendi deyişiyle ?bir deniz gezgini?ydi.

Tüm kitaplarında tecrübeleriyle veya başka denizcilerden öğrendiklerini okurlarına en ince ayrıntısına kadar aktarma, öğretme çabası vardır.

Moitessier gerçek bir deniz aşığı, yazar ve çevrebilimciydi.

Ölümünün onbirinci yılında onu sevgiyle anıyor, kitaplarının bir an önce dilimize kazandırılmasını diliyoruz.

?Avrupa toplumuna ve onun yalancı Tanrı?larına dönmeyi hiç istemiyorum. Para kazan, para kazan, ne için? Hala kullanabildiğim arabamı değiştirmek, daha güzel giyinmek, televizyon almak gibi amaçlar için yaşayamam ben. Ben teknemi istediğim yere bağlayabileceğim, güneşin, soluduğum havanın ve yüzdüğüm denizin bedava olduğu, bir mercan atolünde güneşin altında rahatça uzanabileceğim bir sahile gidiyorum.?