Etiket arşivi: kısmet

Sadun ? Oda Boro

Türkiye?de yelkenle dünya turu denilince akla gelen ilk isim Sadun Boro olacaktır. Eşi Oda Boro ile çıktığı 1962?de çıktığı dünya turunu 1965?te tamamladı. Ardından bu seyahatinin anılarını bizlere rehber olacak mükemmel bir kitap olan ?Pupa Yelken?de topladı. Burada hayatlarını kısaca aktarmaya çalıştığımız dünya turu yapan diğer Türk yelkencilerin hepsi hayatının bir döneminde bu kitapla tanıştı. Bazılarının çocukluğunda okuduğu bu kitap içlerinde yelkenle dünya turu tutkusunu ateşledi. Bizler burada ne her kadar onu tanıtmaya çalışırsak çalışalım hep bir şeyler eksik kalacaktır bu yüzden burada kısaca verdiğimiz Pupa Yelken kitabından alıntı hayat hikâyesi ile yetinmeyin. Sadun Boro?nun her biri ayrı güzellikteki kitaplarını alın ve okuyun diyoruz, hatta şiddetle öneriyoruz.

Sadun Boro, 1928?de İstanbul, Erenköy?de doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan ve Marmara kıyılarında geçti. Denizcilik hayatına önce sandalla başladı, liseye geçtiği yıl ilk yelkenli teknesine sahip oldu. Galatasaray Lisesi?ni bitirdikten sonra, 1948?de İngiltere?ye gitti. Manchester Üniversitesi?nin Tekstil Mühendisliği Bölümü?nü bitirdi. 1952?de ?Ling? adlı 11 m.?lik bir yelkenli ile İngiltere?den Karaip Adaları?na kadar uzanan ilk açık deniz, Atlantik aşırı yolculuğu bir İngilizle beraber gerçekleştirdi. O zaman Cumhuriyet Gazetesi?nde tefrika olan bu gezinin anıları 2004 yılında ?Bir Hayalin Peşinde? adlı eserinde neşredildi.

Bugünkü yelkenlisi 10,5 m. boyunda ve keç armalı ?Kısmet? 1963?te Salacak?ta, Athar Beşpınar?ın atölyesinde kızağa kondu. Hayatta en büyük emeli olan dünya seyahatine 1965?te Alman asıllı eşi Oda ile beraber çıktı. Onlara Kanarya Adaları?nda aldıkları ünlü kedileri ?Miço? eşlik etti. Üç yıl süren bu yolculuğunun anılarını önce Hürriyet gazetesine yazdı; sonra Pupa Yelken adlı eserinde topladı. Boro ailesi 1977-1979 yılları arasında, o zaman 8 yaşında olan kızları Deniz?le beraber, Karaip Adaları?nı, Amerika?nın doğu sahillerini gezdi. 1980?den beri Bodrum?da yaşayan Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek gibi Güney Ege koylarının korunması için çok çalışmıştır. Boro, gazete ve dergilere yazdığı sayısız yazı ile genç kuşağa deniz ve doğa sevgisini aşılamayı amaç edinmiş, onlara örnek olmuş bir denizcidir.

Yelken Sınıfları

OPTIMIST:

1947 yılında Clark Mills tarafından dizayn edilen optimist, 8 yaş ve üzeri çocukları deniz ve yelkenle tanıştırmak, onlara denizi sevgisini aşılamak ve yelken sporunu öğrenmelerini sağlamaktır. Optimist sınıf, tüm dünyada rakipsiz şekilde yayılmıştır. Ayrıca ISAF tarafından ?16 yaş altı sınıfı? olarak resmen kabul edilmiş tek sınıftır.

2.31 m boyunda,1.13 m eninde ve maksimum 35 kg. ağırlığındaki Optimist sınıfının ilk dünya şampiyonası Danimarka, İngiltere ve İsveç?in katılımı ile 1962 yılında düzenlenmiş ve bu sayı 2000 yılında yapılan Millenium Worlds?de 58 ülkeye çıkmıştır. Bu katılım bütün yarış sınıfları içinde bu güne dek ulaşılan en yüksek ülke katılım rakamıdır.

1965 yılında Uluslararası Sınıf Birliği (IODA) kurulmuş ve 1973 yılında 20 ülke daha optimist sınıfını kabul etmiştir. Türkiye?nin de 1970?li yılların başında kabul ettiğini düşünürsek, bu hızlı gelişmenin ilk üyelerinden olduğumuzu söyleyebiliriz.

İlk Avrupa Şampiyonası 1983 yılında düzenlenmiş ve aynı yıl Dünya Şampiyonaları’nda takım yarışı uygulamaları başlamıştır. Günümüz kayıtlarında 110 ülkede 150.000 den fazla sporcunun kullandığı bu sınıfı kullanmaktadır.

2004 Atina Olimpiyatları?nda yelken dalında madalya alan sporcuların % 70?i bu spora optimist ile başlamışlardır. Günümüzde yelken sporunun en önemli isimlerinden olan sayısız pek çok kez dünya şampiyonu iki kez de Olimpiyat şampiyonu olan Robert Scheidt, 1986 yılında Dünya Şampiyonası?nda 42. Ben Ainslie ise 1992 yılında yine Dünya Şampiyonası?nda 20. olan eski optimistlerdir.Ülkemizde optimist sınıf en güçlü ve kalabalık sınıfımızı oluşturmaktadır. 2005 yılı rank yarışları sonrasında 270 sporcunun rank listesine girmeyi başardığını ve bu sayının büyük bir yüzdesinin 1993 ve altı doğumlu sporcular olduğundan yola çıkarsak, yakın gelecekte bu sayının katlanarak büyüyeceğini ve üst sınıflara güçlü bir kaynak oluşturacağını öngörebiliriz.

LASER:

Tek kişilik, hızlı ve yüksek performanslı bir sınıftır. Hafif bir salmaya sahiptir ve dengeleyici özelliği olmadığı için dengeyi kurma tekneyi kullanana kalmıştır. Bu durum durgun havalarda çok zor olmasa da sert havalarda, özellikle de rüzgâra karşı tırmanılan seyirlerde tekne her yelkenli gibi rüzgâr altına doğru bayılır. Bu bayılmayı hafif salma karşılayamadığı için kullanan kişinin vücudunu teknenin dışına atarak dengeyi bu şekilde sağlaması gerekir. Denge sağlanamadığı zaman devrilen ve düzeltilmesi gereken bir sınıf olma özelliği taşır. 85’ten fazla ülkede ve 160.000’den fazla sporcu tarafından yapılmaktadır. Laser borduna 3 farklı tipte yelken takılabildiği için çok yaygın olarak kullanılır. Sporcular kilolarına göre 4.7,5.76 ve 7.06 metrekarelik yelken kullanabilirler. Laser+5.7 metrekarelik yelkenli lasere Laser Radial ve Laser+7 metrekarelik yelkenli lasere Laser Standart denir. Laser’ın en büyük özelliği tek tip olmasıdır. İlk tasarlandığından bugüne tasarımında donanım geliştirmeleri haricinde fazlaca bir değişiklik olmamıştır. Fiberglas malzemeden yapılan laser; hafif olması, kolay taşınabilmesi ve yelken yarışları için uygun olması nedeniyle çok popüler bir yelkendir.

Laser 4,7:
Yelken alanı en ufak kategoridir, daha ziyade çok gençler ve yeni başlayanlar için kullanılır.
Laser Radial:
Yelken alanı biraz daha büyüktür, bayanlar ve vücut yapısı çok iri olmayanlarca kullanılır.
Laser Standart :
Yelken alanı en fazla olan kategoridir. Bu kategorinin Olimpiyatlarda yarışları yapılmaktadır.

470:

iki kişilik bir mürettebat için tasarlanan, kontra omurga ve Bermuda donanımına sahip olan ve tek gövdeli bir kayık/bottur.

İsmini botun santimetre olarak uzunluğundan alan 470, (bot tam olarak 4.7 metre uzunluğundadır), 1976 Olimpiyatlarından beri olimpik sınıftadır. Söz konusu sınıf başlangıçta açık bir sınıf olarak kabul edilmiştir, ancak 1988 Olimpiyatlarından beri erkekler ve kadınlar için ayrı etkinlikler düzenlenmektedir. 470, dâhili sephiye depolarıyla birlikte camla güçlendirilmiş plastikten meydana gelmiştir. Ön güverte oldukça hafif şekilde inşa edilmiştir ve üzerinde durmakta olan kişinin ağırlığını destekleyecek şekilde tasarlanmamıştır.

Gemicilik okulları arasında oldukça popüler olan bir sınıf olan 470, aşırı bir kontrol zorluğu olmadan yüksek performanslı botlar arasında güzel bir başlangıç teşkil etmektedir. Yeni başlayanlar için uygun bir bot değildir, çoğu 470 kullanıcısı daha stabil ve daha kolay bir botta deneyim kazandıktan sonra 470’e geçmektedir. 470’in kullanımı zorluklar içerebilmekte ve çoğu zaman büyük yelken alanı ve trapeze bağlı olabilmektedir.

420 de, 470 için gençleri yetiştirmek , onları yelkenciliğe hazırlamak amacıyla tasarlanan daha küçük bir bot sınıfıdır.

DRAGON:

Yaklaşık 2 ton ağırlığında, 3 kişilik,  yıllarca olimpik kalmış bir sınıftır.

RADYO/KONTROL:

Tekneyi içinde bulunmadan, dümencinin uzaktan kullandığı, fakat yelken yarış kurallarının harfiyen geçerli olduğu, radyo kontrollü tekneler, çeşitli boy ve sınıflardadırlar. En yaygını, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları yapılan, uluslararası 1 metre sınıfıdır.

Bazı tekne ve sahipleri , yarışmak yerine uzun veya kısa geziler yapmayı tercih ederler. En uzun gezi ise dünya turudur . Bu turu, ilk yapan Türk denizcisi, Kısmet isimli yatıyla Sadun BORO’dur. Daha sonra Zuhal – Osman Atasoylar, Uzaklar isimli tekneleri ile dünya turunu tamamladılar.

EUROPE:

Optimist dönemini bitiren gençleri daha üst sınıflara hazırlayan ve teknik bilgilerini pekiştiren bir sınıftır. Ayrıca, bayanlar kategorisinde Olimpiyatlarda yarışları yapılan bir sınıftır. Tek kişi tarafından kullanılır.

FINN:

1952 den bu yana Olimpik olan, tek kişilik,  çok teknik ve güçlü bir fizik isteyen bir sınıftır. Sürekli olarak geliştirilmektedir.

PİRAT:

Almanlar tarafından yapılmış, iki kişilik ve çok denizci bir teknedir.Yelkene gönül vermiş ve dengeli bir tekne arayanların tercih ettiği, iki kişilik bir yelken sınıfıdır. 1938’de Alman Carl Martens tarafından  tasarlanmış ve sonrasında geliştirilmiştir. Diğer sınıflardaki benzer özellikleri (balon, donanım, makara sistemi vb) taşıyan Pirat’ın, Türkiye’de teknenin kalıbının da alınmasıyla birlikte son zamanlarda üretimi arttı ve pirat sınıfına ait yelken malzemelerinin de bulunması oldukça kolaylaştı. Olimpik bir sınıf olmamasına rağmen gerçekten yelkeni seven kişiler tarafından tercih edildiği için oldukça fazla organizasyona sahne olan sınıfların başında geliyor.

HANDİKAP SINIFLARI:

Handikap sınıfı tekneler, içinde genellikle kamara, mutfak, tuvalet gibi yaşam ortamları bulunan, çok kişiyle kullanılan, daha büyük ve ağır yelken tekneleridir. Birbirlerinden farklı olan özellikleri, handikap denilen ve ölçüye dayanan hesap sistemleri sonucu eşit hale getirilir ve farklı farklı tekneler, birbirleriyle yarışabilirler

Türkiye’de Yelken

Kıyılarımızda 16., 17. ve 18. yy’larda nakliye, ulaşım ve gezi amacıyla yelkenli teknelerin kullanılmaya başlanması Türkiye’de yelken sporunun başlangıcı olarak sayılabilir. 19. yy’da deniz subaylarının eğitiminde yelkenli okul gemilerini kullanan Osmanlılar da Bahriye Mektebi’ne ait, “Nüvid-i Fütuh” adlı bir yelkenli eğitim gemisi ve “Belkıs”, “Yunus”, “Martı” adlarında kotralar vardı. Bu sayede yelkenli teknelerle tanışan öğrencilerle subay adayları, okulda öğrendiklerini tatil günlerinde sandal kiralayarak uygulamaya çalışırlardı. İstanbul’da o zamanlar yelkenli teknelerin sadece yabancı ve gayri müslimlere ait olması, sayılarının azlığı, Türklerin bu sporu fazlaca uygulamalarına engel oluyordu.Moda ve Yeşilköy’de yabancılar tarafından düzenlenen yarışlara da Türkler kabul edilmezdi. Bu yarışların ilki İngilizler tarafından 1912 yılında yapıldı ve 1915 yılında Harbiye Nezareti’nin İngilizlere ait teknelere el koymasına kadar devametti. Yalnız, 1850 ile 1913 yılları arasında sık olmamakla beraber büyük yelkenli tekne sahibi bazı Türkler de bu yarışlara katıldı ve hatta 1898 yılında Faik Bey’in Afacan adlı yelkenlisi, Prinkipo (Büyükada)Yacht Kulübü’nce düzenlenen 2 haftalık seri yarışlarda birinci oldu. Bu yarışların kendine özgü sınıfları vardı. İstanbul Moda Koyu’nda yapılan 7 Eylül 1913 tarihli “Moda Büyük Deniz Yarışları’nda şu sınıflar öngörülmüştü:

  • Yelken ve Motorlu Yachtçılar Sınıfı Yarışı,
  • Savaş Gemileri “Cig”leri Sınıfı Yarışı,
  • Yelkenli Gaz Gemileri Yarışı,
  • Savaş Gemileri ŞALOPA’ları Sınıfı Yarışı,

Türk yelken sporu ilk kez 1921 yılında Atter See’de temsil edildi. Osmanlı Devleti’nin Stockholm elçisi Asım Turgut Bey’in 12 yaşındaki oğlu Demir Turgut, gençler kategorisinde şampiyon oldu.

I.Dünya Savaşı’yla durgunlaşan yelken sporu, Cumhuriyet’le birlikte gelişmeye başladı. 1923 yılında Su Sporları Federasyonu faaliyet programına alındı ve 1930 yılında ilk one desing teknelerle modern yachtçılığa geçildi. 1931 yılında Demir Turgut, Almanya ‘da katıldığı uluslar arası bir yarıştan dönerken, 12 metrekare şarpi sınıfına ait yelken yarışma kurallarını ve tekne planlarını getirerek arkadaşları Şeref Birgen, De Lagrange, Harun Ülman, Behzat Baydar ve Refik Çullu ile uygulamaya başladı. Bu kurallara göre 1932 yılında Moda’da düzenlenen ilk resmi yarışta yelkenleri 12 metrekare Şarpi, 12 Kadem Denizci ve 15 metrekare Yole Sınıflarına ayrıldı. Bundan sonra Moda’daki ikinci yarış 2 Eylül, üçüncüsü ise 16 Eylül 1932 tarihlerinde yapıldı. Aynı yıl İzmir Karşıyaka’da da 12 metrekare şarpi sınıfında bölgesel bir yarış düzenlendi.

Türk sporcularının katıldıkları ilk uluslar arası yarışma 1936 Berlin Olimpiyatları‘ydı. Star boat sınıfında yarışmaya katılan sporcularımız Harun Ülman ve Behzat Baydar çifti, tekneyi ilk defa kullanmalarına rağmen 14 tekne arasında 7. oldu. 1937 yılında İstanbul’da düzenlenen Balkan Yelken Şampiyonası, Türk yelken sporuna ayrı bir canlılık kazandırırken bu spora ilginin artmasını sağladı.

İzmir bölgesinde yapılan 9 Eylül 1938 tarihli ilk KABA YOLE yarışında ise Muzaffer Kakış (Göztepe) 3 tekne arasında birinci oldu. Bu dönem yelkenciliğin ülkemizde gelişme göstermesini sağlayan en önemli kişiler Burhan Kunt ve Nejat Yulkarslan’dır.

1952 yılında ilk yelken ihtisas kuruluşu “İstanbul Yelken Kulübü (İYK)”Kuruldu. Bu olay, Kalamış Yelken Kulübü, Fenerbahçe, Galatasaray ve Karşıyaka Spor Kulüpleri yelken şubeleri ile İzmir Denizgücü Kulübü başta olmak üzere 30’a yakın ihtisas kulübünün açılmasına önayak oldu(1952-1972 yılları arası).

Yine 1952 yılında ilk defa bir Türk yelkencisi Sadun Boro, bir İngiliz’le beraber dünyanın etrafını teknesiyle dolaştı. 1965 yılında da ikinci kez, karısı ve kendisi yanında olmak üzere tamamiyle yerli malı olan Kısmet adlı teknesiyle dünya turuna çıktı ve 1968’in Haziran ayında başarıyla gezisini bitirerek İstanbul’a döndü. Bundan başka Haşim Mardin‘in 7-7-1956 tarihinde 102 gros tonluk ve 120 kadem boyundaki Markoni Yawl armalı “Rüyam” adlı yatıyla, torbay-Lizbon arasında düzenlenen 5 gün ve 800 mil süren yarışta üçüncü olması, Türk yelken sporcularının Offshore yarışlarındaki ilk başarılarıydı.

Yelken sporunun “Türkiye Yelken Federasyonu” adıyla bağımsız bir federasyona kavuşması 25 Mayıs 1957 tarihinde oldu. Orhan Saka ilk federasyon başkanıydı ve 1968 yılına kadar bu görevini yürüttü. Bu arada 1958 yılında ilk yelken ihtisas yayını olan Yelken Gazetesi İzmir’de, bunu takiben Yacht Dergisi de 1964 yılında yayın hayatına başladı. Vakti zamanında, Yelken Dünyası dergisi bu spor dalında çıkan tek yayındı. 1961 yılında İzmir’de düzenlenen Avrupa Gençler Şampiyonası’nda Altan Yalman-Hayri Karabilgin ikilisi Snipe’ta Avrupa Şampiyonluğu’nu kazandı.

1965 yılında Deniz Kuvvetleri ve yelken yarışçılarının işbirliğiyle yapılan Çakalbey, Gölcük-İstanbul, İzmir, İstanbul, Kuşadası ve Bodrum yarışları yelken sporunun Türkiye’de gelişimine büyük katkıda bulundu.

One desing sınıfta Avrupa Gençler Şampiyonalarında ülkemize ilk birinciliği 1966 yılında Hayri Karabilgin-Altan Yalman ekibi kazandırdı. Bu başarıları 1971 yılında ilk offshore kulüp olan Açıkdeniz Yarış Kulübü’nün kurulması izledi. Bu kulüp 1993 yılında ismini Bakanlar kurulu kararı ile Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü olarak değiştirdi. Bu sınıfta ilk uluslar arası başarımız, 1972 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiğimiz üçüncülük ve dördüncülüklerdir.

Bunların dışında gerek dünya çapında gerekse bölgesel olarak birçok yelken yarışında türk yelkenciler dereceler almışlardır.

Yaşayan Efsane – Sadun BORO

Dünyayı dolaşan ilk Türk denizcisi olan Sadun Boro, 1928?de İstanbul?da doğdu. Caddebostan kıyılarında büyüdü ve denizciliğe sandalla başladı. Galatasaray Lisesi?nde okudu. 1948?de İngiltere?ye giderek tekstil üzerine eğitim gördü. İngiltere?deki eğitimi sırasında, 1952?de, bir İngiliz ile beraber LING adlı 11 metrelik yelkenli ile 6 ay süren ilk açık deniz Atlantik seyahatini yaptı.

1963?te kendi yelkenlisi Kısmet?i yaptırdı. Kısmet, Salacak?ta Athar Beşpınar?ın atölyesinde kızağa kondu. 1965?te Alman asıllı eşi Oda Boro ile birlikte 10,5 metrelik Kısmet yelkenlisi ile dünya seyahatine çıktı. Kanarya Adalarında aldıkları ve Miço adını verdikleri bir kedi de kendilerine eşlik etti. Seyahat 3 yılda tamamlandı. Hürriyet gazetesi seyahat anılarını tefrika olarak yayınladı. Seyahat sırasında Deniz adını verdiği bir kızı oldu. Kızı 8 yaşına geldiğinde 2 senelik bir seyahat yaparak Karayipler ve Kuzey Amerika?nın doğu kıyılarını gezdi.

Sadun Boro’ya göre, dünyayı yelkenliyle gezmek için “cesaret”e ihtiyacınız yok! Kolay olduğu için değil… Öncelikle ihtiyacınız olan bir şey var: deniz sevgisi ve hatta deniz tutkusu. Denize tutku düzeyinde bağlanmış birinin artık cesarete ihtiyacı yoktur. Sevgi, bilgi ve deneyim onun boşluğunu doldurur.

Evet, çocukluğumuzun kahramanı, gençlik çağımızın idolü, yaşama, denizin ufuk çizgisinden bakmak isteyenlerin “deniz feneri” sayın Sadun Boro böyle diyor.

“Sadun kaptan” (sevenleri ona böyle hitap ediyor) oldukça alçak gönüllü. Yaptığı ve pek çoğumuz için olağanüstü sayılacak şeyleri bile anlatırken, sanki çok sıradan bir şeymiş gibi ya da “Ayıptır söylemesi…” tarzında anlatıyor. Ayrıca çok espritüel ve şen kahkahalı biri. Görüşmemiz sırasında zaman zaman kahkaha atıyor ve o anlarda gözleri ışıl ışıl parlıyor. Ama anladığım kadarıyla biraz kırgın ve biraz da bıkkın. İnsanlarımızın denize karşı ilgisizlikleri, ya da aşırı (ve tabii ki olumsuz) ilgileri (!) onu biraz umutsuzluğa itmiş gibi görünüyor. Ama o yine de denizlerimizin korunması için hala bireysel olarak mücadelesini sürdürüyor. Gerektiğinde ilgililere görüşlerini aktarıyor, Yelken Dünyası’nda ve zaman zaman da Yeni Yüzyıl’da denizlerimizin güncel sorunları ile ilgili uyarıcı, çözüme yönelik ve çevre bilincini artırıcı yazılar yazıyor. Ona göre, denizlerimiz gibi, zaten çok gelişmiş olmayan denizciliğimiz de ölüyor. İnsanlarımız denizi severmiş gibi yapıyorlar. Teknelerine cep telefonu muamelesi yapıyorlar. Tekneleri, deniz sevgisinden çok, statü göstergesi için alıyorlar. Hafta sonu uçağa atlayıp güneye gidiyorlar, kaptan ve tayfalaryardımıyla tekneyle denize açılıyor, belki biraz denize giriyor, daha çok kumar oynuyorlar.

Sadun kaptan, çocukken geçirdiği kızılcık hastalığı yüzünden pek dalamamış.Bunu biz dalgıçlar için büyük bir şanssızlık olarak görüyorum. Düşünsenize, Sadun Boro dalıyor olsaydı, dünyanın her köşesinden ne güzel anıları ve fotoğrafları olurdu. Üstelik onun gibi azimli bir insan, bu konuda da mutlaka, ne yapar eder dünyaya, denizcilikte olduğu gibi, bu konuda da sesimizi duyururdu. Ünlü Fransız ve İtalyan dalgıçların yanında bizim de övünebileceğimiz bir dalgıcımız olurdu…

Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek, Fethiye gibi güney Ege kıyılarının korunması için çok uğraşmıştır. Özellikle gazete ve dergilerde yayınladığı yazılarla gençlere doğa ve deniz sevgisi aşılamayı amaç edinmiştir. Bir Gökova aşığı olan Sadun Boro’nun Gökova’daki Okluk Koyu’nun ortasına yaptırıp körfeze armağan ettiği Denizkızı heykeli ünlüdür

Sadun Boro, dünya seyahatinin anılarını Pupa Yelken adlı eserinde de topladı. 2004?te Bir Hayalin Peşinde adlı kitabı yayınlandı. Vira Demir adlı son kitabı, İstanbul?dan Antalya?ya denizciler için rehber niteliğinde.

Sadun Boro?nun 22 Ağustos 1965′te başlayıp 15 Haziran 1968?de tamamlanan dünya seyahatinin rotası aşağıdaki şekilde gerçekleşmiştir:

  • İstanbul
  • Cebelitarık
  • Kanarya Adaları
  • Barbados
  • Karaip Adaları
  • Panama Kanalı
  • Galapagos Adaları
  • Markiz Adaları
  • Tuamotu Adaları
  • Tahiti ve Rüzgaraltı Adaları
  • Tonga Adaları
  • Fiji Adaları
  • Yeni Hebrid Adaları
  • Yeni Gine Adası
  • Torres Boğazı
  • Timor Adası
  • Endonezya
  • Singapur
  • Bengal Koyu
  • Seylan Adası
  • Arap Denizi
  • Kızıldeniz
  • İsrail