Etiket arşivi: mavi

İstanbul’da Bir İnci… Büyükada

İstanbul?un incileri Adalar. Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedefadası, Sivriada, Yassıada, Kaşık Adası ve Tavşan Adası… Bu 9 ada Bizans döneminde seferlerde başarısız olan prenslerin sürgün yeriydi, bu nedenle de Prens Adaları olarak bilinirdi. Günümüzde ise İstanbul?un huzur veren nadide yerlerinden.

Adalar içinde en büyüğü ve en bileneni  Büyükadadır. Tarihi köşkleri, kiliseleri ve manastırlarının yanısıra plajı ve gece kulüpleri ile pek çok kesimden ziyaretçiyi kendine çekmektedir.

Büyükada?nın en yüksek tepesi Aya Yorgi Tepesi?dir. Bilindiği üzere Aya Yorgi Kilisesi her yıl 23-24 nisan günleri her dinden insanın akınına uğrar, dilekler dilenir, dualar edilir, mumlar yakılır. Tepeye adını veren de işte bu tarihi kilisedir. Günümüzde ise Yüce Tepe denmeye başlanmıştır. Diğer bir tepe de adını Khristos Manastırı?ndan alır.

14. yy?da inşaa edilen ve yıllar içinde çok yıprandığı için  1868?de yenilenen Aya Nikola Büyükada?nın bir diğer tarihi kilisesidir.

Yüzölçümü 5,4 km2 olan Büyükada?da diğer adalarda olduğu gibi ambülans, arazöz gibi resmi taşıtların haricinde motorlu araç yoktur. Uaşım ise 230 adet faytonla yapılır. Tabii bir de bisiklet… Bisikletlere plaka talılan tek yer Büyükada’dır…

Gezi amaçlı hizmet veren faytonlar küçük ve büyükada turları yaparlar.. Küçük tur beş kilometre, Çankaya caddesi-Nizam yolundan Dil Burnu, Yörükali, Birlik Meydanı (Lunapark), Hagios Nikolaos Kilisesi ve Maden tarafına gidiyor. Lunapark?taki gazinoda mola veriliyor, birşeyler yiyip  içmek için. Büyük tur ise 12 kilometre sürüyor.

Adaların bir diğer keyif veren aktivitesi ise yürümek. Yürümek için herhalde İstanbul?da buradan daha iyisi bulunamaz. Çam ve iyot kokularını ciğerlerinize çekerken, mavi ve yeşilin birbirine ne kadar da yakıştığını keşfedeceksiniz… Bahçeli evler, tarihi konakların arasından geçerek yükseklere çıktığınızda İstanbul bütün haşmetiyle biraz uzaktan kendini gösterecek. Bir yanda da Heybeli…

Büyükada?da dokuz Rum Ortodoks, bir Ermeni, bir Latin kilisesi ile bir Musevi Sinagogu vardır. Adanın en yüksek tepesi olan Aya Yorgi Tepesi?ndeki Aya Yorgi manastırı ve Kilisesi, ikinci yüksek tepe üzerindeki Hristos Kilisesi ve Manastırı ve Rum Yetimhanesi bulunmaktadır. Rum Yetimhanesi’nin binası harap durumda olmasına rağmen halen dünyanın en büyük ahşap monoblok yapılarındandır. Küçük tur yolu üzerinde ve Maden semtinde Aya Nikola Kilisesi, Kumsal semtinde Aya Dimitri Kilisesi, iskeleye yakın San Pasifiko Latin Katolik Kilisesi, Anadolu Kulüp?ün biraz üstündeki Ermeni Katolik Kilisesi başlıcalarıdır. Aya Yorgi Kilisesi bugünkü haliyle 1905 yılında yapılmış. Ancak çan kulesi 1870?lere tarihleniyor. Ancak bazı kaynaklarda, buradaki ilk kilise ve manastırın yapımının Bizans dönemine, 6. yüzyıla kadar gittiği yazılıyor.

2. Abdülhamit tarafıdan yaptırılan Hamidiye Camisi Büyükada?da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en  dikkat çekenidir.

Rum Yetimhanesi

Büyükada denize girmek için de doğru bir seçim. Yörükali, Prenses, Nakibey ve Kumsal plajları size  Akdeniz’i aratmayacaktır.

İstanbul?a çok yakın, deniz otobüsüyle Kabataş?a 55, Bostancı?ya 25 dakika uzaklıkta ve her gün karşılıklı seferler yapılıyor. Mutlaka gidin, görün. Huzurlu bir günün yanı sıra tarihi değerdeki bir çok eseri görebileceksiniz…

Virginia Woolf – Deniz Feneri

Ama tek bir gece nedir ki? Kısacık bir zaman parçası, hele hemen böyle karanlığın rengi solmaya, kuşlar, horozlar, böylesine çabuk ötmeye, dalgaların boşluklarında, kıvnlan bir yaprak gibi, soluk bir yeşillik belirmeye başladığında. Ama yine gecenin ardından gece gelir. Kışın elinde daha böyle bir deste gece vardır, onları yorulmak bilmez parmaklanyla, eşit olarak, hak geçirmeden dağıtır. Bu geceler uzarlar, karanrlar. İçlerinde, yükseklerde, pırıl pırıl, ışıktan tabaklar gibi gezegenler taşırlar. Sonbahar ağaçlan hırpalanmış da olsalar, soğuk katedral odacıklarının alacakaranlığında parıldayan eskimiş bayraklara! ışıltısı vardır üzerlerinde; buralarda mermer sayfalar üstünde, altın harflerle savaşta ölüm anlatılır, uzaklarda Hindistan çöllerinde kemikler nasıl ağarır ve yanar, bunlar anlatılır. Sonbahar ağaçları son ay ışığında, hasat zamanının dolunaylarında pırıldar, bu ışıkta emekçinin çalışması yavaşlar, biçilmiş anızlı tarlalar dümdüz görünür, masmavi dalgalar kıyıyı yalar…

Ama daha fırtınalı bir denize düşen ben, diye haykıracaktı, eğer bunu yaparsa, artık dayanamayacaklar, avaz avaz bağıracaklardı; içinde kaynayan o heyecan bu kez de patlarsa artık dayanamayacaklardı; ama şaşılacak şey; ağzından yalnız bir «Ya!» çıkmıştı o kadar, sanki kendi kendine, böyle bir şey, çevreyi yaygaraya vermeye değer mi? Evet, fırtınalarda insanlar boğuluyor, ama bu işte ne bir hile, ne bir tuzak vardır, sonra denizin dibi de (sandviç kâğıdındaki kırıntıları denize dökerek) önünde sonunda sudan başka nedir ki diye düşünmüştü. Piposunu yakıp cebinden saatini çıkardı. Dikkatli dikkatli baktı; belki de aklından bir bölük matematiksel hesap yaptı.

Sonunda övünçle-. «Aferin!» dedi. «James bizi sanki doğuştan denizciymiş gibi getirdi.»