Etiket arşivi: rüya

Hayat..

İnsan hayatı anlamaya başladığında, artık herşey için çok geçtir..

Şimdiye dek hiç duyulmamış sesler var kulaklarımda.. Düşüp peşine ardı sıra, giderim nasıl olsa. Bu ağaçlar, bu yollar, bu, bu yeryüzünde ne aradığını bilmeyen insan(lar), bu içine düşülesi deniz… Hepimiz, gidiyoruz sessizce her birimiz..

Burada yalandan başka bir şey yok hafız.. İnsanlarla dolu bir dünyanın ortasındayım.. Milyarlarca yıldır dönüp duran bir dünya. Giderek daha hızlı dönüyor sanki, daha çabuk akşam, daha çabuk sabah.. Ben yavaşladıkça daha da hızlı geçiyor zaman..

Önünde durduğun bu yol, sayısız dönemeçlerle dolu hayat yoludur. Yolun başındasındır, beklemeye devam edersin. Herşeyin, hepsinin sonucu belli.. Yürümekte, koşmakta ya da durup beklemekte özgürsün.. Senin gibi başka bekleyenler de var. Bazen onlarla karşılaşıyorsun. Hangi yoldan gitmen gerektiğini bilmiyorsun. Durup durup yürüyorsun.. Yollar ilerledikçe sapaklar artıyor. Dallanıp budaklanıyor. Herşey karmakarışık görünüyor. Arkadaşların, eşin dostun sana tavsiyelerede bulunuyor. Ne yapman gerektiğini sana söylüyorlar. Ama bakıyorsun ki onlar da yolda, kimse nereye gittiğini bilmiyor. Üzerinde durduğu yol bir yere gitmeyen insanlar sana yolu tarif ediyorlar. Sana hayatın anlamını söyleyecekler bıraksan, durma hadi onları dinle. Duydukların yabancı kelimeler değil, gideceğin yolu biliyor musun? Bu yol nereye gidiyor?

Herhangi bir yol ayrımında öleceksin. Bunu adın gibi biliyorsun. Bunun hangisi olduğunu bilmiyorsun. Belki bilmeyi de istemezsin. Ama belki sıradaki dönemeçte ölüm bekliyor.

Yolların sahibi seni izliyor. Attığın tüm adımları ve sonunda ne olacağını biliyor.Yaşın ilerledikçe, önceleri nasıl korkmadığını söylediğine gülüyorsun. Önceleri nasıl da uzaktı her şey. Artık telaşa gerek olmadığını biliyorsun. Acele etmene gerek yok. Hayat yeterince aceleci zaten, giderek yorulduğunu hissediyorsun. Zaman içinden akıp geçiyor sanki.

Bütün bunlar ne için… Nereye gidiyorum.. Belki de zaman diye birşey de yok. Güneş doğup batıyor diye, saati icat ettin diye nasıl emin olabilirsin aslında her şeyin geçip gittiğine. Belki de hala başladığın yerdesin. Geçip gittiğini düşündüğün her şey… Hepsi bir rüya gibi. Yaşarken ne kadar da uzun, nasıl da zor gelmişti oysa. Oysa şimdi hepsi bir anda olmuş gibi. Bir saniye sürmüş sanki. Sadece öyle olduğunu düşünmüşüm gibi. Beynin sana bir oyun oynuyor olabilir mi?

Bu güne kadar öğrendiğin her şeyi başkalarından öğrenmedin mi? Onların doğru olduğunu düşündükleri her şeyi. Sen de başkalarına anlatmadın mı?

İnandığın, bildiğini düşündüğün, emin olduğun her şeyi, sana başkaları aşılamadı mı?

Başka insanlardan bağımsız olarak bildiğin bir şey var mı?

Belki de yolun herhangi bir yerindesin. Duruyor ya da yürüyorsun. Belki sıradaki yol ayrımından sonra (gitmeyi seçeceğin – seçtirileceğin) artık yazdıklarımı okuyamayacaksın. Yarın belki yaşamıyor olacaksın. Bir kısmımız için bu bir gerçek.. Halen daha yaşıyorken, ya da bu rüyanın içinde yaşadığın anda, bir şey seç. Gerçekten istediğin bir şey olsun. Nerde olmak istiyorsun. Yarın burada olmayacaklardan biri olma ihtimalini düşünerek, bugün kendin için bir şey yap. Neden buradasın? Diğer insanları bir anlığına unut. Sen kimsin, burada ne arıyorsun? Neyi bekliyorsun?

?Hayat kendini bulmakla alakalı değildir. Hayat kendini yaratmakla ilgilidir.?

“Yaptığınızı,, bir başka budalanın,, bunları sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız,, onun sizden bunları beklemesi de, sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sandığından ileri geliyorsa, herkes istemediği birşeyi yapıyor demektir.. o zaman ortaya budalaca bir durum çıkar..”

Biz öğrenim görmüş değil, sınavı kazanmış insanlarız, hayır! biz temiz değiliz sadece süsleniyoruz…!

Sükûtun kudretine inanıyorum. Bu mevzuu üzerine saatlerce konuşabilirim.

Bernard Shaw

Benden Sor Sırrını Mesafelerin..

kim bilir hangi yıldızın kısır çöllerinde şimdi
beyhude hatırlıyoruz bu hiç olmamış şeyleri

belki rüyalarındır bu taze açmış güller
bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde
bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde
rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner

hep burada, ömrün her merhalesinde
hapsolmuş bir şafak gibi derinde
zamana gülecek neşen ve hüznün

harap mezarlıklarda ölülerin rüyası
gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
anlarsın, ölüm yoktur geçen zamandan başka

uzakta, aya çok yakın bir yerde
çılgın ve muhteşem harabelerde
büyük sükutların fırtınası var

ve bir kadın, beyaz, sakin, büyülü
göğsünde kanayan bir zaman gülü
mahzun bakışlarla dinler derinde
olup olmamanın eşiklerinde
garip telaşını, binlerce fecrin
ocağında nezir güvercinlerin
hülyam o kıvılcım ve kül yağmuru
çırpınır bu beyaz mahşere doğru

bakışın, gülüşün, neşen ve hüznün
ay altında bir gül nağmesi yüzün

benden sor sırrını mesafelerin
benden sor ve benden dinle akşamı

ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları
değişmenin ebedi olduğu yerde
güzeldir hayat

kabrimi gösteren taş parçasından
yıllarla silinmiş olsa da adım
bir zaman, ey yolcu, ben de yaşadım
çılgın heveslerim vardı benim de
benim de raşeler gezdi tenimde
alnımda bahtımın kırılmaz tacı
ben de ey yolcu, şen, yahut kavgacı
adımlarla gezdim hayat yolunu
ve bir avuç toprak oldum en sonu

Kaynak: http://piktobet.blogspot.com

Ahmet Hamdi Tanpınar

Ne İçindeyim Zamanın..

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmış akışında

İçindeyim zamanın belki de büsbütün dışında, akıp giden rüzgâr kadar yorgun, masa başında hatıralar, hatıram olsun sana bu şarkılar.. Yekpare geniş bir anın içinde parçalanmış bakışlarım.. Ben, nerede yaşadım, anılarımda kelebekler, anılarımda ellerin bekler.. Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında, her yer yakın, hepsi aynı uzaklıkta bana.. Yarım kalmış cümleler var aklımda.. Duymalıyım, dinlemeliyim bir daha, bir daha..

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

Dinmeyen bir fırtınaya tutulmuşum hafız, rüya renginde her şey, uyuşmuş gibi her şekil.. Rüzgârda uçan bir tüy bile benim kadar hafif değil.. Rengine tutulduğum denizler kadar yalnız düşlerdeyim.. Uyuşmuş bir haldeyim, şimdilerde kim bilir nerdeyim, kimleyim.. Rotadan sapmış gibiyim, şimdi nereye giderim, bir yere mi gitmeli? Suyla gökyüzü arasında bulutlar ağlar şimdilerde.. Fırtınadan çıkmak da neymiş, kim ister ki böyle bir şeyi. Sulara gömülüyorum bir akşam üzeri, suyundayım zamanın.. Bir hâl var bende bugün, denizlerden deniz beğeniyorum, mânidar bakışlarına nispet yapar gibi.. Şekiller karmakarışık.. Her şey o kadar aydınlık, o kadar belirgin ki gökyüzü.. Hiç bitmeyen bir yolculuktayım, yarım bırakılmış cümlelere nokta atıyorum.. Anlatıyorum, anlatıyorum?

Estarabim..

Hayat kendi ellerinle doldurmadığın müddetçe boştur.. Bu boşluk tüm bedenini, ruhunu sarmış olabilir. Ve sen bunun farkında olmayabilirsin. Belki kendini çok iyi hissediyorsun..

Gitanjali’de Rabindranath Tagore şöyle söyler:

“İnatçılık engeldir fakat onu kırmaya çalıştığımda kalbim acır. İstediğim şey özgürlüktür ancak onu umut etmek beni utandırır. Sende paha biçilmez bir zenginlik olduğuna eminim ve senin tarzın benim en iyi dostumdur. Ancak odamı dolduran sahte parlaklığı süpürüp atacak yüreğe sahip değilim. Üzerimi kaplayan kefen, toprağın ve ölümün kefenidir. Ondan nefret ediyorum ancak yine de ona sevgiyle sarılıyorum. Çok borcum var, hatalarım büyük, utancım saklı ve ağır. Ancak kendi iyiliğimi istemeye sıra geldiğinde dualarım kabul olursa diye korkudan dizlerim titrer.”

Şimdi gözlerimde hiç olmadığım yerlerin hüznü. belirsizlik sarhoşluğunda gergin dakikalar, _sayıyorum_

karanlıkta yürümek gibi, yolun sonunu görmek, hiç değilse şimdi diyebilmek, bulup bulup yitirmek, tüm saflığınla kalabilmek gibi,

rüya gibi, yosun tutmuş bir kaya gibi, iki birayla sarhoş gibi, değermiş gibi, arada kalmış gibi, hayalmiş gibi, anlamamış gibi, unutulmuş bir kenara fırlatılmış gibi, tüm hayatın kızıla boyanmış gibi, saçların gibi, eski sevgili gibi,

kör olası çöpcüler gibi,

sağdan soldan estarabim gibi,

şaşkın gibi,

öyle bir geçer zaman ki….

Geceler..

Tıpış tıpış gidiyorum bir denizin ortasına, burada ne arıyorum diye sorma.. Herkesin bir hikâyesi var, paylaşılmış, sönmüş.. Herkes başrol oyuncusu kendi filminin..

Teknede hiç hareket yoktu.. Olduğu yere çakılı kalmış gibi.. Yolcunun varacağı son yer burası oldu.. Sabahın ilk ışıkları ve ölüm eskimiş yelkenleri dolduruyor.. Eski yağmurlar yağıyor artık..

Bölünüyor bazı uykular, geceler artık dolunay..Son gecenin çıkışı bu ruhum bedenimden ayrılıyor yavaşça.. Hangi mevsimdeyiz bilmiyorum, ama mümkün olan en güzel sonu yazmak isterdim sana.. Ölüm, ölüm dediğin de alt tarafı ruhun bedenden ayrılması değil midir.. Kendi ölümümü seviyorum dedi yolcu.. Şu anda dünya üzerinde onca insan varken kendisinin ölmesi ona tarifsiz bir huzur veriyordu.. Tam zamanı, iyi ki sıra bende diye düşünüyordu. Artık sadece başka bir yoldayım.. Ben yine kendimle başbaşayım.. Sonsuzluğa doğru açıyorum eskimiş yelkenlerimi.. Sıradaki fırtına dayanılır gibi değil.. Ne yapsak yeri değil…

Bana hiç duymadığım bir masal anlat baba.. Sabahtan akşama kadar anlat.. Sürüp giden, bir türlü bitmeyen bir masal olsun.. İçinde Pamuk Prenses…. Mutlu bir sonla bitmesin, bir ihtimal daha olsun.. Hayal gibi, rüya gibi, düş gibi, roman gibi olsun. Hiç yabancısı olmayan bir masal olsun.. Öyle bir anlat ki inandırıcı olsun.. Kapkara geceleri, siyah beyaz gündüzleri olsun..

Geri dönüşü olmayan bir yoldayım artık.. Bilinmez bir sona doğru yelken açtım.. Okyanus ortası düşlerdeyim. Simsiyah tel tel saçlarınla örülmüş gecelerdeyim… Burada savruluyorum rüzgârınla. Ayrılık değil kavuşma.. Yoldukça yoluyorum yaralarımın kabuklarını..

Tuzlu su iyi geliyor, çok dertsiz duruyorum burada. Uzaktan bakınca bir başka görünür ruhum.. Tuzaklarla örülmüş bir rotada, üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalganın peşindeyim.. Denizlerden deniz beğen cemo.. Fırtınalar ezberlesin adını.. Açma artık saklı duygularını.. Dertler kederler en yakın limanda beklesin..

Artık geceler isimsiz bir korkuya gebe.. Artık geceler uzun mu uzun.. Simsiyah saçlarınla örülmüş sefil geceler, güzelleştikçe güzelleşir bende artık.. Duy sesimi her yerden.. Ben aşk?ı selim… Isıt içimi her nefeste.. Bugün gözlerin geceye hasret.. Bugün geceler uykusuz.. Bugün bir kaç hatıra, anılar gözlerimde karabulut, -kümülüs-

Gece

İşte gidiyorum, kucak kucak gecelere sarılmış kollarım, sesim kısık. Unutulmuş kelimeler var dilimin ucunda.. Hatırı sayılır bir kaç sayfa açılır geceye.. Denizin üstünde gece.. Sesin uzaklaştıkça gece.. Bu gün geceler gözlerimde kümülüs.. Yorgun kuşlar kanat kanat kayboluyor ışığımızı söndüren geceyle.. Akıyorum ruhumu savursun diye.. İşte gidiyorum ruhum biçare.. Kederden boğuluyorum tek dostum gece..

Geceler şimdi bir tatlı huzur.. Geceler şimdi yapayalnız hüzün, salt huzur..

Geceler şimdi huzur… Geceler şimdi yolcunun sırtında kambur.. Ellerin şimdi yokluğu, yalnızlığı yoğurur..

Geceler şimdi perişan olmuş. Hangi sese kulak kesilse hep ama, hep eğer..

Geceler şimdi parıltılı bir bahçe.. Yıldızlar gökyüzünde değil, denizin üstünde.. Artık gündüzlerim olmuş gece..

Artık geceye yazılırken aşklar, masal olmuş bir bir tanık olduğum hayatlar.. Pamuk pamuk gömülmüş hayatlar..

Artık geceler hep parıltılı, masallar karanlık..

Artık geceler bir sokak lambasının aydınlığında kaybolur. Artık geceler kâbus.. Artık geceler paramparça aydınlık…

Artık geceler ne acıdır.. Yalnızlık deniz olur, okyanus olur, kaplar tüm benliğini.. Yağmur damlası gibi dağılır hayat… Unutulmak için sıraya girer aklındaki tüm isimler.. Daha önce adına şarkılar şiirler yazılan bütün isimler unutulur birer birer. Düşlerde hep masal gibi bir hayat.. Kelebek kanatlarında bir hayat tadımlık..

Artık geceler adınla başlayan birer hikâye.. Aynı sonla biten sabahlara gebe.. Ellerin ellerimde..

Artık geceler şarap rengi.. Şarap rengi hüzünler.. Artık saçların tutam tutam gece..

Artık geceler tuzlu suyla doludur.. (kadehler önümüzde bir dolu bir boştur)

Artık geceler geri dönüş yoludur.. Şarkı sonudur.. Bu gece büyür gölgeler, bu gece ben tarumar. Bu gece yalan olmalı sevgiler.. Bu gece okyanus ortasında suya hasret gözlerim.. Yağmurlar yağıyor üzerime.. Damla damla ıslatıyorum ruhumu..

Bu gece bir varmışım bir yokmuşum.. İmkânsıza vurulmuşum.. Gitmem lazım hafız, masal gibi sonlara vurulmuşum..

Artık yar yine bana haram geceler.. Artık geceler isyan.. Artık geceler zarar ziyan.. Artık şarkılar seni söyler. Bir bakışın yeter. Artık geceler Allah Allah..

Artık geceler sağdan soldan estarabim..

Artık geceler kefenim olur, sarılır kucaklar en derinden..

Artık geceler ne gelir elden…

Artık geceler eski yağmurlarla ıslanır..

Artık geceler mazide bir hatıra.. Kapanmayan bir yara..

bir akşam üstü geldin ve gün batmadan gideceksin..

tutunmaya çalışıyorum..sanki gerçek gibi.

nefes aldığımı hissediyor ve dinliyorum.. kafamın içinde bütün ağırlığın. her düşündüğümde başka birisin. bir akşam üstü geldin, gece gibi gündüz gibi… gün gibisin..

dalgalar vuruyor kalbimin kapılarına.. herşey o kadar gerçek gibi ki, tekne dalgaların içinde kaybolup gidecek sanki.!  – yolcu bugün herşeyi kendisinin yapması gerektiğini düşündü…

aradığım herşey burada diye düşündü. herşey bu uçsuz bucaksız denizde.. gizli değil, bir sır değil var ya da yok değil.. sadece burada. aramak gerekmiyor olsa da (aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır) buradayım.. nereye kadar giderim bilmiyorum. duracağımı sanmıyorum. ben bir yolcuyum. her zaman da öyleydim..

tüm varlığımı sarıyor bu soğuk rüzgâr. istediği yere doğru gidiyorum.. beni istediğin yere götür ey rüzgâr; bedenimi, ruhumu, saçlarımı.. Tanrım! yine saçlarımı…  bulanık gözlerimi, bildiklerim – bilmediklerimi, bu kahrolası kuşları, balıkları ve evet bu dilimden bir türlü düşürmediğim şarkıları, ah bu şarkıları.! ışıkları, yıldızları.. tüm ruhuma dol yelkenlere dolduğun gibi..

kanatlarınızdan yakaladım sizi kuşlarikimize de yeter artar bile bu rüzgâr. hiçbir yere yetişmek zorunda değilim. geç kalamam. erken de gidemem. olmam gereken yerdeyim.. içimden mi konuşuyorum.. belki… ama kelimeleri duyuyorum. tek başımayım. okyanusun ortasında tek başımayım.. gece. gece.. herşey durmuş. zaman sanki akmıyor.. tekne hareket ediyor mu? her yer karanlık.. duyuyorum ne söylüyorsan bana, hepsi kulaklarımda daha… deniz, konuşmasını çok iyi biliyor…

buraya kadar getirdim herşeyi.. bu dünyada ne yaptım bilemedim. bir romana mı masala mı ait olduğunu anlayamadığım dakikalar yaşıyorum. çok gerçekçi geliyor hepsi de.. ama yine de inanmıyorum. her adımda biraz daha yaşlanıyorum. mutluluk değil ama, yine de ağlıyorum..

belki şimdi belki asla anlayamayacakları gibi yaşıyorum.. hayat bir şarkı çalıyor.biz oturduğumuz yerden dinliyoruz. belki sadece bir enstruman adı sadece hayat.. söz yok, ama mana var. sadece çalıyor. anlamadan dinliyorsun. uyurken bile duyuyorum.. belki bir gün birlikte uyanırız. yaz gelir belki.. ya da daha iyisi olur.. eylülü görürüz, eylülde ölürüz..

bu konuyu aramızda bir ceset varken konuşalım..

her yanımızı sardı bu rüzgâr. göz kapaklarımın arasında kalan şarkılar kadar.. belki biraz daha az… nazlı bir kır çiçeği gibi.. gözlerin gözlerimde (belki de hayal kuruyorum şimdi) üzgün bulutların gözyaşlaı dökülüyor üstümüze.. biz bu yağmura ezelden alışığız, her gün daha bir aşığız… aç kapıyı bezirgân başı, dışarısı çok soğuk.. yağmurlar yağıyor üzerimize.. biz hep aynı şarkıyı mı duyuyoruz, neyse..

yer su, gök su, hasret su, dert su, ben su.. yağdı saçlarıma genç yaşımda su.. dalgalar, nihayet hepsi, herşey su… şimdi arkadaş oldu bana su.. su gibi geçti günler, zaman…sabah olmadan su… yaşla doldu gözlerim su.. yolcu su.. yol su.. sevinçlerim acılarım da su.. yağmur öncesi su.. yağmur öncesi gibi su.. senin gibi benim gibi Tanrım bu gözler ne.!

karardı gece üstüme.. gündüzlerim gibi isyan. yağdı gece üstüme.. kelime kelime.. toplasan tüm konuştuklarım belki değil bile bir cümle.. yapıştı cümleler böğrüme böğrüme.. nasıl olsa duymuyorsun.  ben aşk’ı selim… yazıyorum yine kelime kelime.. bir haller içindeyim, tarifsiz.. tarif gereksiz.. ama yine de denedim.. söze gerek yok diyor bir yanım.. öbür elimde kalem…

bütün kalemler susmaya meyilli, bugün günlerden pazar.. öykülerimin çarşambası.. göz damlası, biraz kan damlası, arıyorum seni olmadığını bildiğim yerlerde.. buralarda bir yerde mutlak varlığım.. rüyalarım.. her yerde aynı ağlıyorum.. bunlar benim gözyaşlarım.. takip ettim, ağlıyorum..

dalgalar..

aklıma gelmeyen rüyalar kadar.. hepimize ait olan, ama bir türlü paylaşamadığımız yaralar.. her gün her sene.. gözlerinde sonlanıyor bir şeyler, bir şeyler..

korka korka attığım adımlar kadar.. etrafımı sardı bütün duygular.. kalacaklar sandım bulutların etkisinde.. sıkı sıkı tembih edip gittiler evhamlarımın etkisinde.. yükseklerden uçtu kuşlar.. gözlerimde yine durgunluk var.. bu aralar.. kapkara bir endişe.. bilemiyorum.. keyifsizim nicedir.. hanidir geleceksin.. (yokluğundan soldu gönlüm.. ) (bin bir dertle doldu gönlüm…)  ne varsa harap bir kalpte var..

senin yüzünden battığım kanlar kadar.. mona roza.. bugün bende bir hâl var… karanlık ellerinde başlar.. bıraksan kemiklerimde hissederim..

suskun bir kelime, bir şiir kadar.. biraz gül, bir eylül, sararmış kuru bir yaprak kadar.. ne söylesem boş ne desem yanlış, değil ki hepsi bu kadar.. sonsuza dek orada kalacak ruhum, duyduğu anladığı kadar.. hayat rüyâ gibi, benden bu kadar.. bu sazlar, şarkılar, bu pamuk pamuk bulutlar ve yine şiirler kadar…

üstüme örtülen dalgalar kadar.. buraya kadar bütün duyduğum dalgalar.. deniz, okyanus, su.. kayıp sevgili, bulduğum aşk kadar..

ardı ardına gelen, beni özgürlüğüme kavuşturan dalgalar kadar.. bırak artık kollarımı yoruldum işte yüzemeyecek kadar..

ruhumu savuran rüzgârlar kadar.. yüzüme dokunup, saçlarımı okşayan, hepsi senin marifetin mi bu rüzgâr..