Etiket arşivi: sadun boro

Sadun ? Oda Boro

Türkiye?de yelkenle dünya turu denilince akla gelen ilk isim Sadun Boro olacaktır. Eşi Oda Boro ile çıktığı 1962?de çıktığı dünya turunu 1965?te tamamladı. Ardından bu seyahatinin anılarını bizlere rehber olacak mükemmel bir kitap olan ?Pupa Yelken?de topladı. Burada hayatlarını kısaca aktarmaya çalıştığımız dünya turu yapan diğer Türk yelkencilerin hepsi hayatının bir döneminde bu kitapla tanıştı. Bazılarının çocukluğunda okuduğu bu kitap içlerinde yelkenle dünya turu tutkusunu ateşledi. Bizler burada ne her kadar onu tanıtmaya çalışırsak çalışalım hep bir şeyler eksik kalacaktır bu yüzden burada kısaca verdiğimiz Pupa Yelken kitabından alıntı hayat hikâyesi ile yetinmeyin. Sadun Boro?nun her biri ayrı güzellikteki kitaplarını alın ve okuyun diyoruz, hatta şiddetle öneriyoruz.

Sadun Boro, 1928?de İstanbul, Erenköy?de doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan ve Marmara kıyılarında geçti. Denizcilik hayatına önce sandalla başladı, liseye geçtiği yıl ilk yelkenli teknesine sahip oldu. Galatasaray Lisesi?ni bitirdikten sonra, 1948?de İngiltere?ye gitti. Manchester Üniversitesi?nin Tekstil Mühendisliği Bölümü?nü bitirdi. 1952?de ?Ling? adlı 11 m.?lik bir yelkenli ile İngiltere?den Karaip Adaları?na kadar uzanan ilk açık deniz, Atlantik aşırı yolculuğu bir İngilizle beraber gerçekleştirdi. O zaman Cumhuriyet Gazetesi?nde tefrika olan bu gezinin anıları 2004 yılında ?Bir Hayalin Peşinde? adlı eserinde neşredildi.

Bugünkü yelkenlisi 10,5 m. boyunda ve keç armalı ?Kısmet? 1963?te Salacak?ta, Athar Beşpınar?ın atölyesinde kızağa kondu. Hayatta en büyük emeli olan dünya seyahatine 1965?te Alman asıllı eşi Oda ile beraber çıktı. Onlara Kanarya Adaları?nda aldıkları ünlü kedileri ?Miço? eşlik etti. Üç yıl süren bu yolculuğunun anılarını önce Hürriyet gazetesine yazdı; sonra Pupa Yelken adlı eserinde topladı. Boro ailesi 1977-1979 yılları arasında, o zaman 8 yaşında olan kızları Deniz?le beraber, Karaip Adaları?nı, Amerika?nın doğu sahillerini gezdi. 1980?den beri Bodrum?da yaşayan Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek gibi Güney Ege koylarının korunması için çok çalışmıştır. Boro, gazete ve dergilere yazdığı sayısız yazı ile genç kuşağa deniz ve doğa sevgisini aşılamayı amaç edinmiş, onlara örnek olmuş bir denizcidir.

Dünyayı Dolaşan Türk Denizciler

Sadun Boro?nun ?Pupa Yelken? kitabını okumayan Türk yelkenci yoktur diye düşünüyoruz. Hele de eğer hayallerinde dünya turu yapmak isteyen ve okyanusların engin ve azgın dalgalarında yelken yapmak isteyenler için tam bir başucu kitabıdır.

Cumhur Gökova, Sadun Boro’nun izinden Dünya’yı gezmeye çıkan ikinci Türk oldu. Kendisi bu etkinliğini “Dünya Gezisi” olarak niteliyor: “Zira biz Singapur’dan Kızıldeniz’e gelmeyi planlarken Araplar birleşerek İsrail’e savaş açtılar ve İsrail Kızıldeniz’i kapattı. Biz de çok daha uzun bir yol izleyerek Japonya Midway Adaları, Hawaii üzerinden tekrar Amerika’ya döndük. Bu dönüş hayatımıza renk kattı ve değiştirdi, ama “Dünya Turu” yaptık dersek yanlış olur.”

Yelken Sınıfları

OPTIMIST:

1947 yılında Clark Mills tarafından dizayn edilen optimist, 8 yaş ve üzeri çocukları deniz ve yelkenle tanıştırmak, onlara denizi sevgisini aşılamak ve yelken sporunu öğrenmelerini sağlamaktır. Optimist sınıf, tüm dünyada rakipsiz şekilde yayılmıştır. Ayrıca ISAF tarafından ?16 yaş altı sınıfı? olarak resmen kabul edilmiş tek sınıftır.

2.31 m boyunda,1.13 m eninde ve maksimum 35 kg. ağırlığındaki Optimist sınıfının ilk dünya şampiyonası Danimarka, İngiltere ve İsveç?in katılımı ile 1962 yılında düzenlenmiş ve bu sayı 2000 yılında yapılan Millenium Worlds?de 58 ülkeye çıkmıştır. Bu katılım bütün yarış sınıfları içinde bu güne dek ulaşılan en yüksek ülke katılım rakamıdır.

1965 yılında Uluslararası Sınıf Birliği (IODA) kurulmuş ve 1973 yılında 20 ülke daha optimist sınıfını kabul etmiştir. Türkiye?nin de 1970?li yılların başında kabul ettiğini düşünürsek, bu hızlı gelişmenin ilk üyelerinden olduğumuzu söyleyebiliriz.

İlk Avrupa Şampiyonası 1983 yılında düzenlenmiş ve aynı yıl Dünya Şampiyonaları’nda takım yarışı uygulamaları başlamıştır. Günümüz kayıtlarında 110 ülkede 150.000 den fazla sporcunun kullandığı bu sınıfı kullanmaktadır.

2004 Atina Olimpiyatları?nda yelken dalında madalya alan sporcuların % 70?i bu spora optimist ile başlamışlardır. Günümüzde yelken sporunun en önemli isimlerinden olan sayısız pek çok kez dünya şampiyonu iki kez de Olimpiyat şampiyonu olan Robert Scheidt, 1986 yılında Dünya Şampiyonası?nda 42. Ben Ainslie ise 1992 yılında yine Dünya Şampiyonası?nda 20. olan eski optimistlerdir.Ülkemizde optimist sınıf en güçlü ve kalabalık sınıfımızı oluşturmaktadır. 2005 yılı rank yarışları sonrasında 270 sporcunun rank listesine girmeyi başardığını ve bu sayının büyük bir yüzdesinin 1993 ve altı doğumlu sporcular olduğundan yola çıkarsak, yakın gelecekte bu sayının katlanarak büyüyeceğini ve üst sınıflara güçlü bir kaynak oluşturacağını öngörebiliriz.

LASER:

Tek kişilik, hızlı ve yüksek performanslı bir sınıftır. Hafif bir salmaya sahiptir ve dengeleyici özelliği olmadığı için dengeyi kurma tekneyi kullanana kalmıştır. Bu durum durgun havalarda çok zor olmasa da sert havalarda, özellikle de rüzgâra karşı tırmanılan seyirlerde tekne her yelkenli gibi rüzgâr altına doğru bayılır. Bu bayılmayı hafif salma karşılayamadığı için kullanan kişinin vücudunu teknenin dışına atarak dengeyi bu şekilde sağlaması gerekir. Denge sağlanamadığı zaman devrilen ve düzeltilmesi gereken bir sınıf olma özelliği taşır. 85’ten fazla ülkede ve 160.000’den fazla sporcu tarafından yapılmaktadır. Laser borduna 3 farklı tipte yelken takılabildiği için çok yaygın olarak kullanılır. Sporcular kilolarına göre 4.7,5.76 ve 7.06 metrekarelik yelken kullanabilirler. Laser+5.7 metrekarelik yelkenli lasere Laser Radial ve Laser+7 metrekarelik yelkenli lasere Laser Standart denir. Laser’ın en büyük özelliği tek tip olmasıdır. İlk tasarlandığından bugüne tasarımında donanım geliştirmeleri haricinde fazlaca bir değişiklik olmamıştır. Fiberglas malzemeden yapılan laser; hafif olması, kolay taşınabilmesi ve yelken yarışları için uygun olması nedeniyle çok popüler bir yelkendir.

Laser 4,7:
Yelken alanı en ufak kategoridir, daha ziyade çok gençler ve yeni başlayanlar için kullanılır.
Laser Radial:
Yelken alanı biraz daha büyüktür, bayanlar ve vücut yapısı çok iri olmayanlarca kullanılır.
Laser Standart :
Yelken alanı en fazla olan kategoridir. Bu kategorinin Olimpiyatlarda yarışları yapılmaktadır.

470:

iki kişilik bir mürettebat için tasarlanan, kontra omurga ve Bermuda donanımına sahip olan ve tek gövdeli bir kayık/bottur.

İsmini botun santimetre olarak uzunluğundan alan 470, (bot tam olarak 4.7 metre uzunluğundadır), 1976 Olimpiyatlarından beri olimpik sınıftadır. Söz konusu sınıf başlangıçta açık bir sınıf olarak kabul edilmiştir, ancak 1988 Olimpiyatlarından beri erkekler ve kadınlar için ayrı etkinlikler düzenlenmektedir. 470, dâhili sephiye depolarıyla birlikte camla güçlendirilmiş plastikten meydana gelmiştir. Ön güverte oldukça hafif şekilde inşa edilmiştir ve üzerinde durmakta olan kişinin ağırlığını destekleyecek şekilde tasarlanmamıştır.

Gemicilik okulları arasında oldukça popüler olan bir sınıf olan 470, aşırı bir kontrol zorluğu olmadan yüksek performanslı botlar arasında güzel bir başlangıç teşkil etmektedir. Yeni başlayanlar için uygun bir bot değildir, çoğu 470 kullanıcısı daha stabil ve daha kolay bir botta deneyim kazandıktan sonra 470’e geçmektedir. 470’in kullanımı zorluklar içerebilmekte ve çoğu zaman büyük yelken alanı ve trapeze bağlı olabilmektedir.

420 de, 470 için gençleri yetiştirmek , onları yelkenciliğe hazırlamak amacıyla tasarlanan daha küçük bir bot sınıfıdır.

DRAGON:

Yaklaşık 2 ton ağırlığında, 3 kişilik,  yıllarca olimpik kalmış bir sınıftır.

RADYO/KONTROL:

Tekneyi içinde bulunmadan, dümencinin uzaktan kullandığı, fakat yelken yarış kurallarının harfiyen geçerli olduğu, radyo kontrollü tekneler, çeşitli boy ve sınıflardadırlar. En yaygını, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları yapılan, uluslararası 1 metre sınıfıdır.

Bazı tekne ve sahipleri , yarışmak yerine uzun veya kısa geziler yapmayı tercih ederler. En uzun gezi ise dünya turudur . Bu turu, ilk yapan Türk denizcisi, Kısmet isimli yatıyla Sadun BORO’dur. Daha sonra Zuhal – Osman Atasoylar, Uzaklar isimli tekneleri ile dünya turunu tamamladılar.

EUROPE:

Optimist dönemini bitiren gençleri daha üst sınıflara hazırlayan ve teknik bilgilerini pekiştiren bir sınıftır. Ayrıca, bayanlar kategorisinde Olimpiyatlarda yarışları yapılan bir sınıftır. Tek kişi tarafından kullanılır.

FINN:

1952 den bu yana Olimpik olan, tek kişilik,  çok teknik ve güçlü bir fizik isteyen bir sınıftır. Sürekli olarak geliştirilmektedir.

PİRAT:

Almanlar tarafından yapılmış, iki kişilik ve çok denizci bir teknedir.Yelkene gönül vermiş ve dengeli bir tekne arayanların tercih ettiği, iki kişilik bir yelken sınıfıdır. 1938’de Alman Carl Martens tarafından  tasarlanmış ve sonrasında geliştirilmiştir. Diğer sınıflardaki benzer özellikleri (balon, donanım, makara sistemi vb) taşıyan Pirat’ın, Türkiye’de teknenin kalıbının da alınmasıyla birlikte son zamanlarda üretimi arttı ve pirat sınıfına ait yelken malzemelerinin de bulunması oldukça kolaylaştı. Olimpik bir sınıf olmamasına rağmen gerçekten yelkeni seven kişiler tarafından tercih edildiği için oldukça fazla organizasyona sahne olan sınıfların başında geliyor.

HANDİKAP SINIFLARI:

Handikap sınıfı tekneler, içinde genellikle kamara, mutfak, tuvalet gibi yaşam ortamları bulunan, çok kişiyle kullanılan, daha büyük ve ağır yelken tekneleridir. Birbirlerinden farklı olan özellikleri, handikap denilen ve ölçüye dayanan hesap sistemleri sonucu eşit hale getirilir ve farklı farklı tekneler, birbirleriyle yarışabilirler

Türkiye’de Yelken

Kıyılarımızda 16., 17. ve 18. yy’larda nakliye, ulaşım ve gezi amacıyla yelkenli teknelerin kullanılmaya başlanması Türkiye’de yelken sporunun başlangıcı olarak sayılabilir. 19. yy’da deniz subaylarının eğitiminde yelkenli okul gemilerini kullanan Osmanlılar da Bahriye Mektebi’ne ait, “Nüvid-i Fütuh” adlı bir yelkenli eğitim gemisi ve “Belkıs”, “Yunus”, “Martı” adlarında kotralar vardı. Bu sayede yelkenli teknelerle tanışan öğrencilerle subay adayları, okulda öğrendiklerini tatil günlerinde sandal kiralayarak uygulamaya çalışırlardı. İstanbul’da o zamanlar yelkenli teknelerin sadece yabancı ve gayri müslimlere ait olması, sayılarının azlığı, Türklerin bu sporu fazlaca uygulamalarına engel oluyordu.Moda ve Yeşilköy’de yabancılar tarafından düzenlenen yarışlara da Türkler kabul edilmezdi. Bu yarışların ilki İngilizler tarafından 1912 yılında yapıldı ve 1915 yılında Harbiye Nezareti’nin İngilizlere ait teknelere el koymasına kadar devametti. Yalnız, 1850 ile 1913 yılları arasında sık olmamakla beraber büyük yelkenli tekne sahibi bazı Türkler de bu yarışlara katıldı ve hatta 1898 yılında Faik Bey’in Afacan adlı yelkenlisi, Prinkipo (Büyükada)Yacht Kulübü’nce düzenlenen 2 haftalık seri yarışlarda birinci oldu. Bu yarışların kendine özgü sınıfları vardı. İstanbul Moda Koyu’nda yapılan 7 Eylül 1913 tarihli “Moda Büyük Deniz Yarışları’nda şu sınıflar öngörülmüştü:

  • Yelken ve Motorlu Yachtçılar Sınıfı Yarışı,
  • Savaş Gemileri “Cig”leri Sınıfı Yarışı,
  • Yelkenli Gaz Gemileri Yarışı,
  • Savaş Gemileri ŞALOPA’ları Sınıfı Yarışı,

Türk yelken sporu ilk kez 1921 yılında Atter See’de temsil edildi. Osmanlı Devleti’nin Stockholm elçisi Asım Turgut Bey’in 12 yaşındaki oğlu Demir Turgut, gençler kategorisinde şampiyon oldu.

I.Dünya Savaşı’yla durgunlaşan yelken sporu, Cumhuriyet’le birlikte gelişmeye başladı. 1923 yılında Su Sporları Federasyonu faaliyet programına alındı ve 1930 yılında ilk one desing teknelerle modern yachtçılığa geçildi. 1931 yılında Demir Turgut, Almanya ‘da katıldığı uluslar arası bir yarıştan dönerken, 12 metrekare şarpi sınıfına ait yelken yarışma kurallarını ve tekne planlarını getirerek arkadaşları Şeref Birgen, De Lagrange, Harun Ülman, Behzat Baydar ve Refik Çullu ile uygulamaya başladı. Bu kurallara göre 1932 yılında Moda’da düzenlenen ilk resmi yarışta yelkenleri 12 metrekare Şarpi, 12 Kadem Denizci ve 15 metrekare Yole Sınıflarına ayrıldı. Bundan sonra Moda’daki ikinci yarış 2 Eylül, üçüncüsü ise 16 Eylül 1932 tarihlerinde yapıldı. Aynı yıl İzmir Karşıyaka’da da 12 metrekare şarpi sınıfında bölgesel bir yarış düzenlendi.

Türk sporcularının katıldıkları ilk uluslar arası yarışma 1936 Berlin Olimpiyatları‘ydı. Star boat sınıfında yarışmaya katılan sporcularımız Harun Ülman ve Behzat Baydar çifti, tekneyi ilk defa kullanmalarına rağmen 14 tekne arasında 7. oldu. 1937 yılında İstanbul’da düzenlenen Balkan Yelken Şampiyonası, Türk yelken sporuna ayrı bir canlılık kazandırırken bu spora ilginin artmasını sağladı.

İzmir bölgesinde yapılan 9 Eylül 1938 tarihli ilk KABA YOLE yarışında ise Muzaffer Kakış (Göztepe) 3 tekne arasında birinci oldu. Bu dönem yelkenciliğin ülkemizde gelişme göstermesini sağlayan en önemli kişiler Burhan Kunt ve Nejat Yulkarslan’dır.

1952 yılında ilk yelken ihtisas kuruluşu “İstanbul Yelken Kulübü (İYK)”Kuruldu. Bu olay, Kalamış Yelken Kulübü, Fenerbahçe, Galatasaray ve Karşıyaka Spor Kulüpleri yelken şubeleri ile İzmir Denizgücü Kulübü başta olmak üzere 30’a yakın ihtisas kulübünün açılmasına önayak oldu(1952-1972 yılları arası).

Yine 1952 yılında ilk defa bir Türk yelkencisi Sadun Boro, bir İngiliz’le beraber dünyanın etrafını teknesiyle dolaştı. 1965 yılında da ikinci kez, karısı ve kendisi yanında olmak üzere tamamiyle yerli malı olan Kısmet adlı teknesiyle dünya turuna çıktı ve 1968’in Haziran ayında başarıyla gezisini bitirerek İstanbul’a döndü. Bundan başka Haşim Mardin‘in 7-7-1956 tarihinde 102 gros tonluk ve 120 kadem boyundaki Markoni Yawl armalı “Rüyam” adlı yatıyla, torbay-Lizbon arasında düzenlenen 5 gün ve 800 mil süren yarışta üçüncü olması, Türk yelken sporcularının Offshore yarışlarındaki ilk başarılarıydı.

Yelken sporunun “Türkiye Yelken Federasyonu” adıyla bağımsız bir federasyona kavuşması 25 Mayıs 1957 tarihinde oldu. Orhan Saka ilk federasyon başkanıydı ve 1968 yılına kadar bu görevini yürüttü. Bu arada 1958 yılında ilk yelken ihtisas yayını olan Yelken Gazetesi İzmir’de, bunu takiben Yacht Dergisi de 1964 yılında yayın hayatına başladı. Vakti zamanında, Yelken Dünyası dergisi bu spor dalında çıkan tek yayındı. 1961 yılında İzmir’de düzenlenen Avrupa Gençler Şampiyonası’nda Altan Yalman-Hayri Karabilgin ikilisi Snipe’ta Avrupa Şampiyonluğu’nu kazandı.

1965 yılında Deniz Kuvvetleri ve yelken yarışçılarının işbirliğiyle yapılan Çakalbey, Gölcük-İstanbul, İzmir, İstanbul, Kuşadası ve Bodrum yarışları yelken sporunun Türkiye’de gelişimine büyük katkıda bulundu.

One desing sınıfta Avrupa Gençler Şampiyonalarında ülkemize ilk birinciliği 1966 yılında Hayri Karabilgin-Altan Yalman ekibi kazandırdı. Bu başarıları 1971 yılında ilk offshore kulüp olan Açıkdeniz Yarış Kulübü’nün kurulması izledi. Bu kulüp 1993 yılında ismini Bakanlar kurulu kararı ile Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü olarak değiştirdi. Bu sınıfta ilk uluslar arası başarımız, 1972 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiğimiz üçüncülük ve dördüncülüklerdir.

Bunların dışında gerek dünya çapında gerekse bölgesel olarak birçok yelken yarışında türk yelkenciler dereceler almışlardır.

Tekne Almak İstiyorum

Aşağıdaki yazı dizisi Yelken Dünyası’nın Ocak ve Şubat 1986 sayılarında yayınlanmıştır. Aradan geçen yıllara rağmen, bu analitik ve tecrübeye dayalı yazının güncelliğinden hiçbir eksilme olmadığını görüyorum. İster hazır bir tekne almayı düşünün ister kendi teknenizi yaptırmayı/ yapmayı düşünün. Sormanız ve yanıtını bulmanız gereken sorulardan en önemlileri aşağıda sıralı… Bu yazıyı, Sadun Boro’nun izniyle camiaya tekrar kazandırmaktan dolayı son derece mutluyum.

Yusuf Civelekoğlu


NASIL BİR TEKNE ALAYIM?

Sadun BORO

Bir seçim yaparken en önemli nokta, kendine göre, kendi ihtiyaç, tecrübe, bilgi ve imkanlarına göre en elverişli olanı seçmektir.

İster yeni hevesli olsun, ister tecrübeli; maddi imkanı ölçüsünde, denize açılmayı düşünen her kimsenin karşılaşacağı ilk sorun, “Nasıl bir tekne alayım?” olur. Onun için ilk mevzumuzu tekne seçimine ayırdık.

Her nedense, bu en mühim konu üzerinde, pek durulmaz veya gereken inceleme yapılmaz. Bilen, bil­meyen eşin dostun görüşüne göre tekne yaptırılır veya alınır. Ekseriya, hissi davranılır. Hakikatler kulak ardı edilir. Bunca yıldır, gördüğüm kadarı ile, en fazla hata isabetli tekneyi seçmede yapılıyor.

Nice emek ve uğraşlar neticesi, hayal edilen tekne denize iner. Üç, beş gezinti sonunda ne yazık ki yıllardır kurulan düşler, dümen suyundaki kabarcıklar gibi sönüp gider.. Ya, kafi deniz ve yelken bilgisi olmayan bir kimse, koca armalı bir yelken teknesi yaptırmıştır. Sıkı bir havada yelkenler basılıp ta, küpeşte suya girince, çoluk çocuk feryadı basar, bet beniz uçar… Ertesi yıl güzelim tekne satılır veya bir daha yelken açmadan motorla dolaşılır. Ya da tekne yapılır, hakikaten işinin ehli, doğru dürüst bir kaptan bulamaz onun bunun ellerinde maskara olur, burnundan getirirler. Hele yaz sonu olup, lodoslar başlayınca, içinde emniyetle barınacak bir liman bulmak, en mühim sorun olur, adamın gece uykularını kaçırır.

Bir başka kimse, artık şehir hayatından usanmıştır. Kendini doğaya atmak ister. Tekne yapılır, bu sefer hanım rahat etmez, hoşlanmaz, deniz tutar… Çocuklar arkadaşlarından, muhitlerinden ayrılamaz. Adamcağız kuş gibi ortada kalır… Onları bırakıp gitse, bir türlü, gitmese hepten yıkılır. Ve sonu gelmeyen daha nice dertlerle karşı karşıya kalınır.

Bu tip hatalara, yalnız, ilk defa tekne sahibi olanlar değil, yıllarca denizde dolaşmış birçok kimse de, yeni tekne seçerken düşebilir. Onun için bir seçim yaparken en mühim nokta, kendine göre, kendi ihtiyaç, tecrübe, bilgi ve imkanlarına göre, en elverişli olanı seçmektir.
NE TİP BİR TEKNE?

Fazla derine ve teknik ayrıntılara inmeden, dilimiz döndüğü, tecrübemiz el verdiği nisbette, müstakbel tekne sahiplerine, belki bir ışık tutabilir ümidi ile, bu mevzuya giriyoruz. Okyanus aşırı uzun seyahatlere çıkacaklar veya esas yarış gayesi ile tekne yaptıran yelken meraklıları, nasıl olsa ne yaptırdıklarını bildikleri için, konumuz haricinde kalırlar. Ayrıca, denizle hiçbir ilgisi olmayıp, sırf zamanın modasına uymak ve gösteriş için, veya “işinde yem” olarak kullanmak gayesi ile tekne yaptıranlara, gayet tabii, bu satırların hiçbir anlamı yoktur. Zaten onları okumaya da ihtiyaçları yoktur!

Gelelim sadede. Şüphesiz ki tekne yaptırabilmek için en mühim sorun maddi olanaktır. Kel merhemi bulsa, önce kendi başına süreceği için, o hususu burada hiç tartışacak değiliz… Gayemiz eldeki maddi imkana göre, en müsait tekne tipini seçebilmektir.

İŞTE SORULARIMIZ

Aşağıda sıralayacağımız sorulan, hissiyata kapılmadan, kendi kendinizi kandırmadan, cevaplarsanız, zannedersem en az hatayı yapmış olursunuz. Şöyle bir dökelim soruları, ana hatlarıyla:

1- Nasıl bir tekne istiyoruz? Yelken-motor?

2- Ne büyüklükte ve tipte olacak?

Aile durumu nedir, yani kaç kişiyle gezilecek?

Deniz tecrübe ve bilginiz nedir? Kaptan alınacak mı?

3- Nerede kullanılacak, Marmara’da mı, Ege’de mi?

Yılda ne kadar zaman kullanılacak?

4- Ne malzemeden yapılacak, ağaç, sac, fiberglas.

Her ne kadar, bu soruların çoğu birbirine bağlı ise de, şimdi bunları ayrı ayrı açalım:

1. NASIL BİR TEKNE İSTİYORUZ?

Bu soruyu üç guruba ayırabiliriz

a- Esas yelken, motor yardımcı

b- Esas motor, yelken yardımcı

c- Sırf motor

ESAS YELKEN,  MOTOR YARDIMCI

Denizlerde yelkenle dolaşmak, motorla gezmeye nazaran, çok daha bilgi, tecrübe ve hatta bedeni üstünlük ister. Yelken meşakkatlidir, zordur, sabır ister, zaman ister, bakım ister. Ama keyfine de payan yoktur. Şöyle güzel bir rüzgarla yelkenler şişmiş, tekne bir yanına yaslanmış, yol alırken, yekeyi koltuğunun altına aldın mı, kendini dört iklimin sultanı sanırsın!

Yelken öğrenmenin yaşı yoktur, yeter ki, mani olacak, bedeni bir sakatınız olmasın. Ancak yelken, bir bilenin yanında, uzun tecrübelerden sonra, öğrenmeye başlanır. Yoksa parayı verip, yelken teknesi yaptırmakla, hele bir iki de yabancı yat mecmuası okuyup, ağızda dolma bilgi ile, yelkencilik yapılmaz. Hele fırtınalı havada, emniyetle yelken kullanmak, elde içki kadehi sıcacık koltukta, mangal yellemeye hiç benzemez… Bunun güzel bir örneği, birkaç yıl evvelki Kuşadası-Pire yarışında, birazcık yaşanmış galiba… Onun için, bizde, yelken teknesi sahibi olup da yelkenle dolaşıp parmakla gösterilecek kadar azdır. Sülün gibi yelkenli tekneler, prangaya vurulmuş gibi, motor gücü ile dolaşırlar, yelkenleri güneş yüzü görmez…

Şayet kendinizin kafi yelken bilgi ve tecrübeniz yoksa yelkenden doğru dürüst anlayan kaptan, gemici bulmak, bugün çok zorlaştı artık ve yetişmiyor. Eskiden motor pek olmadığı için, gemiciler de, hakiki bir denizci, yelkenci olarak yetişirdi. Şimdi bastın mı marşa, dayan git!… Kim uğraşacak yelkenlerle!…

Ayrıca Ege’ de Akdeniz’ de dolaşacaksanız, rüzgarların keyfine tabisiniz. Ya hiç esmez, ya çok eser veya gideceğiniz yönden, kafadan gelir. Nadiren müsait rüzgar bulursunuz. Ancak hafif deplasmanlı, modern fiberglas yelkenliler, hafif havadan daha fazla istifade ederler. Ege’ de, kendi tecrübem, bir yaz boyu gezinin ancak yüzde yirmi beşinde sırf yelkenle yol alabilmişizdir. Yüzde ellisi yelken-motor, geri kalanı da yalnız motor. Ancak denizaşırı uzun seyahatlerde bütün yük yelkene biner.

Ayrıca, esas yelken teknesinin, uyulması icap eden, birçok kaideleri vardır. En başta, gövde biçiminden tutun da, altındaki safrası, kamara içinde yerleşim, güvertenin tanzimi, kumanda mevkii, direkleri, donanımı, velhasıl tümü ile, yelken ve sürate en elverişli biçimde olması icap eder. Dolayısıyla, bu kaidelere uymak için, hem konfor bakımından fedakarlık edeceksiniz, hem de maliyeti çok daha yüksek olacaktır.

Durum böyle olunca, hakikaten yelkene gönül vermiş bir kimse iseniz ve bizzat kendinizin doğru dürüst yelken tecrübeniz varsa, ve de hakkıyla ondan istifade edeceksiniz, yapın bir yelken teknesi, bakın keyfinize!… Yoksa makul olarak, gelin ikinci ve üçüncü şıklara…

MOTOR ESAS YELKEN YARDIMCI

Kanaatimce, bizim sularımızda, büyük bir ekseriyetin ihtiyacına, bu tip cevap verir. Hemen her havayı söktürecek kuvvetli bir motor ve ona yardımcı olacak, küçük bir arma. Bir makina arızasında, yelken sizi bir limana getirir. Hele arma akıllıca yapılmışsa, mesela, muhtelif ebatlarda flok, cenoa gibi yelkenlerle donatılmışsa, müsait havayı buldunuz mu, yelken zevkini de tatmin edersiniz. Ayrıca, küçük bir yelken, motora yardımcı olur. Denizli havalarda, teknenin sert dövünmesine mani olur. Yelkenler daha küçük boyutlarda olduğu için, abraması, kullanması daha kolaydır. Temel denizcilik bilgisi, daima elzem olmakla beraber, fazla bir yelken bilgisine sahip olmadan, gezebilirsiniz. Yani, derin bir yelken bilgisine sahip olmadan, gezebilirsiniz. Yani, derin bir yelken tecrübesine ihtiyacınız yoktur.

Aynı boyuttaki esas yelkenli bir tekneyle mukayese ederseniz, yelken sürati önemli olmadığı için, gövde biçimi rahat, klasik olur. Dolayısıyla gerek kamaranın içi, gerekse güverte, havuz, çok daha kolay tanzim edilebilir. Tekne daha kullanışlı, içinde yaşamaya daha elverişli olur. Ona mukabil, daha büyük ve güçlü motora ihtiyaç vardır. Motor farkına rağmen umumi maliyeti esas yelkenliye nazaran takriben yüzde yirmi beş daha ucuza çıkar.

Tatillerinizde Ege’ye gidip gelmeyi veya teknenizi orada tutup ta, gidip gezmeyi düşünüyorsanız, zaten, kuvvetli bir motora ihtiyacınız olacağını daha evvelce belirtmiştik. Kısacası, esas yelken ağırlıklı tekne de yaptırırsanız, bu gezilerinizde bütün yükü gene motor çekecek. Onun için her halükarda, bizim sularımız ve Akdeniz’de, kuvvetli bir motor büyük kolaylıktır. Hele, zamanınız mahdut ise, şarttır!

Bizim de başımızdan geçti. Dünya seyahatini yaparken, 10 tonluk Kısmet’in içinde 20 beygirlik bir dizel motor vardı. Bütün yol boyunca, yalnızca Kızıldeniz’ de, Tiran Boğazı hariç, tam devirde kullanmadığım halde, hiçbir zaman az gelmedi. Çünkü devamlı yelkenle yol alıyorduk. Ancak limanlara girerken veya pek kısa mesafede, rüzgar olmayınca, kullanıyorduk ve kafi geliyordu. Ama Türkiye’ye döndükten sonra, yazın tatilde, Ege’ye gidip gelirken, veya Boğazı çıkarken, biraz kafadan rüzgar, deniz olunca, apışıp kalıyordu. Mecbur olduk, daha kuvvetli, büyücek bir motor koymaya.

TEKNENİN TİPİ ve BOYU NASIL OLMALI?

Tekne tipi ve boyunun seçiminde en önemli nokta, tekneyi ne şekilde nerede kullanacağınız olmalı ve buna göre karar vermelisiniz.

Geçen yazımızda, yaptırılacak tekne tipini seçerken, esas yelken, motor yardımcı ve esas motor, yelken yardımcı olan tiplerden söz etmiştik. Bugün, diğer tip ve soruları ele alacağız.

YALNIZCA MOTOR TEKNELERİ

Bu gurubu ikiye ayırabiliriz:

I- Sürat tekneleri. Özellikle boş zamanı çok kısıtlı ve otomobilde olduğu gibi, yüksek süratten zevk alan kimselerin seçeceği tekne tipidir. Müsait havayı yakaladı mı, gayet çabuk, istediği yere, denizde fazla kalmadan ulaşabilir. Ona mukabil, sert ve denizli havada, nazik bedenleri birazcık incinir…

II- Gezinti tipi motor tekneleri.

Denizci, oturaklı, 10-12 mil seyir süratine sahip bu tipler, bizim sularımız için pek elverişlidir. Emniyet bakımından çift motorlu olabilir. İçi geniş, rahat, her konforu haiz, üstelik de sür’atli. Hiçbir yelken bilgisine ihtiyaç yoktur. Ona mukabil motorun dilinden biraz anlamak gerekir. Yardımcı bir yelken olmadığı için, motor dairesine azami itina gösterilmeli, her tedbir alınmalıdır.

Böylece tekne tiplerini gözden geçirmiş olduk. Her birinin olumlu ve olumsuz noktalarını basit bir şekilde izah etmeye çalıştık.
Eğer, tip üzerinde bir fikir oluşturabildinizse, şimdi geçelim diğer önemli soruya:

2. TEKNENİN EBADI ve BİÇİMİ NE BOY, NE BÜYÜKLÜKTE OLACAK?

Denizciliği yönünden, bir teknenin ebadı mühim değildir. Yeter ki, bilinçli, doğru dürüst yapılmış olsun. Bugün, Adaya gitmeye çekindiğiniz boydaki teknelerle, dünyayı dolaşıyorlar.

Tabii ki, tekne ebadı büyüdükçe, içindeki imkanlar artar, daha rahat ve kullanışlı olur. Ayrıca, denizli havada küçüğe nazaran, daha az dövünür, hırpalanır. Ona mukabil, unutmayın ki, tekne büyüdükçe, derdi de beraber büyür. Yaptırması için gerekli maddi imkandan gayri, gemici derdi, bakımı, çekimi, limanı, bağlaması gibi, birçok derdi de, beraberinde getirir Tekne ebadını tayin ederken bizzat, sizin şahsi durumunuz, konuya en büyük ağırlığı verir. Maddi sorunların dışında, şöyle bir sıralayalım soruları.

I- Tecrübe ve deniz bilginiz kafi olup, tekneyi yalnız veya aile efradınla beraber mi kullanacaksınız, yoksa kaptan, gemici alacak mısınız? Bir gemici, yabancı bir adam, daima yanı başınızda, bir rahatsızlık, bir ayak bağı olabilir. Ama bilginiz kifayetsiz veya tekneniz büyükse, buna katlanmak zorundasınız. Açık denizde, bir kişi, yalnız başına, modern teçhizatla donatılmış, 12-13 metrelik bir tekneyi bile rahatlıkla kullanabilir. Ama limanlara girip çıkarken, hele kalabalık marinalarda, çok zorluk çeker.

II- Aile durumunuz nedir, kaç ki­şiyle gezeceksiniz? Gece yatısına misafir alacak mısınız?

Birçok kimse yalnızlıktan hoşlanmaz, ailesinin yanısıra, arkadaşlarını da alır. Dolayısıyla kamara ve yatak adedi, sizin şahsi yaşamınıza göre tespit olur. Bilhassa çocuklu ve kalabalık gezecek aileler için, havuzu ortada, arkada kendiniz için ayrı kamarası olan tekne tipleri çok daha elverişlidir.

III- Tekneden ne kadar ve ne şekilde istifade edeceksiniz? Hafta sonunda veya birkaç günlük gezilere çıkacaksanız, içi daha az konforlu ve basit, daha küçük bir tekne işinizi görebilir. Şayet uzun geziler, Ege’ ye inmeyi veya mevsimi içinde geçirmeyi düşünüyorsanız, kamara teşkilatı, konforu ona göre olmalı. Dolayısıyla tekne biraz daha büyük olur. İçinde uzunca bir zaman yaşanacak teknenin, gövdesi, dışı kadar, içinin de muntazam, rahat, derli toplu olması, çok mühimdir. Kuzinesi, tuvaleti, gerek dışarıda, gerekse içinde oturma yerlerinden tutun da, dolabına, çekmecesine kadar, azami itina ve düşünce ile yapılıp, kullanışlı olmalıdır. Dünya seyahatini yaparken, bunun acısını biz çok çektik. Elimizdeki maddi imkan ve tecrübemiz kamarayı istediğimiz gibi yapmaya el vermemişti. Yol boyunca uydurma kamara ile çok sıkıntı çektik. Ancak dönüşte içini toparlayabildik.

3. TEKNEYİ NEREDE KULLANACAKSINIZ?

Bu sayımızda üç sorunun cevabı, teknemizin boyunu, ebadını tesbit eder.

Üzerinde durulacak daha başka noktalar da vardır. Mesela:

Teknenizi nerede kullanacaksınız? Marmara’da mı, Ege’de mi? Marmara’ da kullanmayı düşünüyorsanız, mevsim çok daha kısadır, akşamları soğuk olur, yağmur fazladır. Onun için önü, üstü, yanları kapalı veya kapanabilir bir havuz, eğer tekne büyükse, güvertede salon şayanı tavsiyedir. Gezi teknelerinde, kumanda yerinin yağmur ve çırpıntıdan korunmalı olması, pek faydalıdır. Ege’de gezecekseniz, hava sıcaktır. Bilhassa kamaraların havalandırmasına ayrıca önem verilmelidir.

Bir hususta liman mevzuu. Bulunduğunuz yerde, teknenizi nasıl barındıracaksınız? Emniyetli, mevsim fırtınalarına kapalı bir koy, liman civarınızda var mı? Yoksa, nereye götürüp bırakacaksınız? Bilhassa İstanbul için, çok önemli bir sorun. Devamlı kalabileceğiniz bir yer varsa, oranın su derinliği sizi etkileyebilir. Sığ bir koysa, tekne derinliğini ona göre ayarlamanız icap edebilir.

4. TEKNE HANGİ MALZEMEDEN YAPILACAK?

Sıra geldi teknenin hangi malzemeden yapılacağına. Burada, memleketimizin şart ve imkanlarını göz önünde tutmak gerek. Dış ülkelerde, hergün yeni bir malzeme piyasaya çıkar, eskilerin kalitesi daha iyileşir. Ayrıca, dünyanın her tarafına hitap eden, çok geniş pazar vardır.

Ülkemizde birçok sahil şehirlerinde, köylerinde, ağaç tekne tezgahları mevcuttur. O yörenin şartlarına göre, asırların tecrübesi ile tekne yapılır. Ağaç teknelerin bakımı zordur. Daima eliniz üstünde olacak. Hele karinanın zehirlisini biraz ihmal ettiniz mi, hemen kurt vurur, eleğe döner.

Batıda, ağaç ve işçiliği pahalı olduğu için, önce saç, sonra da fiberglas tekneler rağbet gördü. Son zamanlarda, bizde de, kaliteli ağaç ve işçiliği çok arttı, îyi bir ağaç tekne, bir hayli pahalı olmaya başladı. Herhalde, yakın zamanda, saç ve fiberglas tekne yapımına daha fazla ağırlık verilecek Şimdi çok iyi saçı koruyacak malzemeler mevcut. Eskiye nazaran, saçın bakımı, daha kolaylaştı. Ayrıca kurt vurma derdi yok, yapımı daha kolaydır.

Fiberglas tekneler ise, plastik çağının denize yansıyan yönü. hakkıyla yapılmışlar sağlam ve uzun ömürlü olur. Bakımı hepsinden basittir. İki veya üç kat ahşap lamine üzerine fiberglas, pahalı olmasına mukabil, hem ağacın, hem fiberglasın iyi yönlerini aldığı için, en güzeli.

Beton tekne, ülkemizde tek tük yapıldıysa da, fazla yayılmadı. Alüminyum alaşımları henüz bizde kullanılmıyor.

ACEMİLERE TAVSİYEMİZ

Deniz tecrübesi olmayıp da, ilk defa tekne sahibi olacaklara tavsiyemiz:

Büyük ve masraflı bir tekne yaptırmadan, bir iki yaz için, daha ufak çapta, hatta hazır bir tane alıp, bir tecrübe devresi geçiriniz. Hem kendinizin ve ailenizin, arzu etmenize rağmen, ne kadar denize intibak edebiliyorsunuz, bunu görürsünüz.

Hem de deniz tecrübeniz artar ve tekneler hakkında pratik bilgi edinirsiniz. Sizin ihtiyaçlarınıza cevap verecek müstakbel tekneniz kafanızda şekillenmeye başlar. İleride, yaptıracağınız büyük tekne, daha az hatalı, size daha elverişli olur. Birkaç tekne yaptırmış, fiilen kullanmış tecrübeli arkadaşlarınızın size çok yardımı dokunabilir. Ama dikkatli olun, hakikaten bilgilisinden istifade edin. Yoksa, iki yaz sandalla balığa çıkmış, veya birkaç yarışa girmiş birisinin zararı, faydasından çok olur.

EN ÖNEMLİ YAN GÖVDE

Birçok kimsenin hataya düştüğü bir noktaya daha temas etmek isteriz. Bir teknenin tümü içinde, gövde en mühim yerdir. Bilhassa İstanbul haricinde, Ege veya Karadeniz de, tekne sipariş edilirken, aman ucuz olsun diye, yapımına, işçiliğine, kullanılan malzemeye gerekli ehemmiyet verilmez. Sonra, sıra teferruata gelince, kesenin ağzı açılır. Bodoslaması yamuktur, bağlan zayıftır, sandık gibi kaplanmıştır, ama paslanmaz çelik vardevelalar, sanki yelken basacakmış gibi, arma takımları, vinçleri, içinde videosu, banyo küveti vardır.. Halbuki tersine önce teknenin kendisini imkanlarınız ölçüsünde, en iyi şekilde yaparsanız, arması olsun, kamarası olsun, ileride imkanlarınız el verdikçe, daima daha iyi yapılabilir. Onun için, teknenin gövdesini, esasını yaparken, maddi imkanınızın azamisini kullanın, iyi işçilik ve malzemeye çok önem verin.

PLAN SEÇİMİ

Biraz da, plan seçiminden söz edelim: Beğendiğiniz plan, hakikaten çok meşhur bir dizaynırın, nefis bir planı olabilir. Ama unutmayın ki, adamcağız, o planı, sizin ihtiyaçlarınız için değil. Coni efendinin arzusuna göre yapmıştır… Belki sahibi, onu, Atlantik yarışı için düşündü. Belki, yılda ancak üç beş gün güneş yüzü görülebilen Kuzey Denizi’ nde, veya Manş’ ta kullanacak. Belki alfanı, med cezirin çok yüksek olduğu limanda kullanabilmek için değişik yaptırdı. Belki vakti yok, hafta sonlarında istifade edecek, veya alıp başını dünya seyahatine çıkacak!.. Onun için, bir hazır planı değerlendirirken, sizin kendi şart ve ihtiyaçlarınıza uygun olmalı, yoksa Coni’ninkine değil…

Eh bu, kadar laftan sonra düşlerinizdeki, tekne tipi, artık belli olmuştur herhalde!… Gerisi nasıl olsa kolay, bütün iş, üç nala, bir ata bir de arabaya kaldı!…

Size yeni teknenizde, mutlu, sıhhatli, neşeli, hayırlı yolculuklar temenni ederim… Rüzgarınız kolayına, deniziniz sakin olsun!*

*Kaynak: yachtworks.info

Cumhur Gökova Yeniden Dünya Turunda

Sadun Boro’dan sonra dünya turu yapmayı başaran ikinci Türk Cumhur Gökova.  62 yaşında olan Cumhur Gökova NTV spor’un medya sponsorluğunda dünya turuna başladı. 9 Ekim 2010 saat 16:00’da Marmaris Netsel Marina’dan 17 ay sürecek olan yolculuğuna başladı. Dünyayı batıdan doğuya doğru dolaşacak olan Gökova yelkenlisi Türk yapımı ve 12,45 m. boyunda. Türk bayraklı ve yerli imalat olan Gökova yelkenlisi ile gerçekleşecek olan dünya turunda Cumhur Gökova’ya eşi Mayısa Gökova ve Şenol Acar (yelken eğitmeni) eşlik edecek.

9 Ekim tarihinde dünya turu öncesinde Netsel Marinada kendisine bir veda kokteyli düzenlendi. Dünya turunun başarılı bir şekilde geçmesini dileyen arkadaşları ve öğrencileri kendisine çeşitli hediyeler verdiler. Hediyeler arasında en anlamlı olanlardan biri ise ünlü denizci Sadun Boro?nun kendisine gönderdiği bir şişe şarap oldu. Sadun Boro notunda  Gökova?nın turunun başarılı geçmesini dileyerek  şarabı Havai adasına geldigin de kendisini hatırlayarak içmesini istediğini belirtti. Öte yandan arkadaşları Cebeli Tarık, Panama ve Suveyş kanallarından geçtiği zaman kutlama yapmaları için birer şişe şarap da hediye ettiler.

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cumhur Gökova yarım kalmış bir turu tamamlamak için yola çıktığını ifade ederek ?Daha önce yaptığım dünya turu sırasında Kızıldeniz?den geçerken İsrail Arap savaşı nedeniyle bu turu tamamlayamamıştık. Bu nedenle bu dünya turu değil dünya seyahati olmuştu. Bu sefer tam bir dünya turu yapmayı istiyoruz. Atlantik?i geçerken  bir de yarışa katılacağız. Turumuz tam bir kültür turu olacak. Yarısı karada yarısı denizde geçecek olan bu turu 17 ayda tamamlamayı planlıyoruz? dedi.

Büyük Sahrayı geçen ve Kuzey Kutbu’na giden ilk Türk olan Cumhur Gökova, ilk dünya turunu 1970 – 1976 yılları arasında yapmıştı. 20 yaşında Atlantik Okyanusu’nu geçmiştir. Yelkenle dünya turu yapan ikinci Türk ünvanını taşıyor. Türk pasaportu nedeniyle yaşadığı güçlüklerden ötürü Kanada pasaportu aldı, Kanada’da denizcilik ile ilgili okullara giderek yurtdışında Kanada’yı temsilen okul açabilen 7 kişiden birisi oldu. Kanada Yelken Akademisi adıyla açmış olduğu okulda, yetiştirdiği denizcilere dünya turuna çıkma yetkinliği kazandırmaktadır.

17 ay sürecek olan bu yolculuk internetten de gün gün takip edilebilecek. http://www.gokovaworldtour.com adresinden rota, mürettebat bilgileri, fotoğraflar ve seyirle ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşılabilir.

Yaşayan Efsane – Sadun BORO

Dünyayı dolaşan ilk Türk denizcisi olan Sadun Boro, 1928?de İstanbul?da doğdu. Caddebostan kıyılarında büyüdü ve denizciliğe sandalla başladı. Galatasaray Lisesi?nde okudu. 1948?de İngiltere?ye giderek tekstil üzerine eğitim gördü. İngiltere?deki eğitimi sırasında, 1952?de, bir İngiliz ile beraber LING adlı 11 metrelik yelkenli ile 6 ay süren ilk açık deniz Atlantik seyahatini yaptı.

1963?te kendi yelkenlisi Kısmet?i yaptırdı. Kısmet, Salacak?ta Athar Beşpınar?ın atölyesinde kızağa kondu. 1965?te Alman asıllı eşi Oda Boro ile birlikte 10,5 metrelik Kısmet yelkenlisi ile dünya seyahatine çıktı. Kanarya Adalarında aldıkları ve Miço adını verdikleri bir kedi de kendilerine eşlik etti. Seyahat 3 yılda tamamlandı. Hürriyet gazetesi seyahat anılarını tefrika olarak yayınladı. Seyahat sırasında Deniz adını verdiği bir kızı oldu. Kızı 8 yaşına geldiğinde 2 senelik bir seyahat yaparak Karayipler ve Kuzey Amerika?nın doğu kıyılarını gezdi.

Sadun Boro’ya göre, dünyayı yelkenliyle gezmek için “cesaret”e ihtiyacınız yok! Kolay olduğu için değil… Öncelikle ihtiyacınız olan bir şey var: deniz sevgisi ve hatta deniz tutkusu. Denize tutku düzeyinde bağlanmış birinin artık cesarete ihtiyacı yoktur. Sevgi, bilgi ve deneyim onun boşluğunu doldurur.

Evet, çocukluğumuzun kahramanı, gençlik çağımızın idolü, yaşama, denizin ufuk çizgisinden bakmak isteyenlerin “deniz feneri” sayın Sadun Boro böyle diyor.

“Sadun kaptan” (sevenleri ona böyle hitap ediyor) oldukça alçak gönüllü. Yaptığı ve pek çoğumuz için olağanüstü sayılacak şeyleri bile anlatırken, sanki çok sıradan bir şeymiş gibi ya da “Ayıptır söylemesi…” tarzında anlatıyor. Ayrıca çok espritüel ve şen kahkahalı biri. Görüşmemiz sırasında zaman zaman kahkaha atıyor ve o anlarda gözleri ışıl ışıl parlıyor. Ama anladığım kadarıyla biraz kırgın ve biraz da bıkkın. İnsanlarımızın denize karşı ilgisizlikleri, ya da aşırı (ve tabii ki olumsuz) ilgileri (!) onu biraz umutsuzluğa itmiş gibi görünüyor. Ama o yine de denizlerimizin korunması için hala bireysel olarak mücadelesini sürdürüyor. Gerektiğinde ilgililere görüşlerini aktarıyor, Yelken Dünyası’nda ve zaman zaman da Yeni Yüzyıl’da denizlerimizin güncel sorunları ile ilgili uyarıcı, çözüme yönelik ve çevre bilincini artırıcı yazılar yazıyor. Ona göre, denizlerimiz gibi, zaten çok gelişmiş olmayan denizciliğimiz de ölüyor. İnsanlarımız denizi severmiş gibi yapıyorlar. Teknelerine cep telefonu muamelesi yapıyorlar. Tekneleri, deniz sevgisinden çok, statü göstergesi için alıyorlar. Hafta sonu uçağa atlayıp güneye gidiyorlar, kaptan ve tayfalaryardımıyla tekneyle denize açılıyor, belki biraz denize giriyor, daha çok kumar oynuyorlar.

Sadun kaptan, çocukken geçirdiği kızılcık hastalığı yüzünden pek dalamamış.Bunu biz dalgıçlar için büyük bir şanssızlık olarak görüyorum. Düşünsenize, Sadun Boro dalıyor olsaydı, dünyanın her köşesinden ne güzel anıları ve fotoğrafları olurdu. Üstelik onun gibi azimli bir insan, bu konuda da mutlaka, ne yapar eder dünyaya, denizcilikte olduğu gibi, bu konuda da sesimizi duyururdu. Ünlü Fransız ve İtalyan dalgıçların yanında bizim de övünebileceğimiz bir dalgıcımız olurdu…

Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek, Fethiye gibi güney Ege kıyılarının korunması için çok uğraşmıştır. Özellikle gazete ve dergilerde yayınladığı yazılarla gençlere doğa ve deniz sevgisi aşılamayı amaç edinmiştir. Bir Gökova aşığı olan Sadun Boro’nun Gökova’daki Okluk Koyu’nun ortasına yaptırıp körfeze armağan ettiği Denizkızı heykeli ünlüdür

Sadun Boro, dünya seyahatinin anılarını Pupa Yelken adlı eserinde de topladı. 2004?te Bir Hayalin Peşinde adlı kitabı yayınlandı. Vira Demir adlı son kitabı, İstanbul?dan Antalya?ya denizciler için rehber niteliğinde.

Sadun Boro?nun 22 Ağustos 1965′te başlayıp 15 Haziran 1968?de tamamlanan dünya seyahatinin rotası aşağıdaki şekilde gerçekleşmiştir:

  • İstanbul
  • Cebelitarık
  • Kanarya Adaları
  • Barbados
  • Karaip Adaları
  • Panama Kanalı
  • Galapagos Adaları
  • Markiz Adaları
  • Tuamotu Adaları
  • Tahiti ve Rüzgaraltı Adaları
  • Tonga Adaları
  • Fiji Adaları
  • Yeni Hebrid Adaları
  • Yeni Gine Adası
  • Torres Boğazı
  • Timor Adası
  • Endonezya
  • Singapur
  • Bengal Koyu
  • Seylan Adası
  • Arap Denizi
  • Kızıldeniz
  • İsrail