Etiket arşivi: sonbahar

Mümkün Olan En Yakın Sonda İndir Beni Azrail..

Bir gün olsun eylül.. Karanlık kalbimin en derin yerine yaprak yaprak dökülürken… Acılar içindesin eylül.. Halimiz duman, yalan oldu sevdalar bu eylül de aman.. Hatırımdaki bütün resimler yırtılmış.. Bu gece bütün hep eylül.. Benzeri olmayan yılların, ayların, günlerin… Saatlerin.. Aklımda kalan yüzün ellerin.. Belki yalandır herşey, belki yarısı rüyâ.. Yarısı kalbimde yara.. Susmadan hiç gece.. Depremler gece.. Köz gibi, kor gibi gece.. Bilsem ki geceler ardı ardına gelir.. Sanki hep gece.. Geride kaldı ruhum yine gece..”İçimde bin pişmanlık gözlerimde yaş” Gri bir denizin üstünde simsiyah bulutlar.. Hava rüzgârlı, ruhum mutedil dalgalı… Herşey yolunda cemo, az daha sabret..

Sen benim için farketmeyen eylüllerde.. Sabit bedenimin dışarıdan görünen gözlerinde kaybolmuşsun.. Hatırı sayılır mesafelerde, seyir öncesindeyim… Aklım başımda değil, mazide bıraktım kelimeleri.. Mazide kaldı hep.. Yönüm bulutlara doğru, pusulaya gerek yok..

Tekrarı mümkün olmayan sona doğru güzergâh aldım, çırılçıplak bekliyorum.. Son yaprakları bunlar ağacımın.. Son sonbahar bu hafız..

Virginia Woolf – Deniz Feneri

Ama tek bir gece nedir ki? Kısacık bir zaman parçası, hele hemen böyle karanlığın rengi solmaya, kuşlar, horozlar, böylesine çabuk ötmeye, dalgaların boşluklarında, kıvnlan bir yaprak gibi, soluk bir yeşillik belirmeye başladığında. Ama yine gecenin ardından gece gelir. Kışın elinde daha böyle bir deste gece vardır, onları yorulmak bilmez parmaklanyla, eşit olarak, hak geçirmeden dağıtır. Bu geceler uzarlar, karanrlar. İçlerinde, yükseklerde, pırıl pırıl, ışıktan tabaklar gibi gezegenler taşırlar. Sonbahar ağaçlan hırpalanmış da olsalar, soğuk katedral odacıklarının alacakaranlığında parıldayan eskimiş bayraklara! ışıltısı vardır üzerlerinde; buralarda mermer sayfalar üstünde, altın harflerle savaşta ölüm anlatılır, uzaklarda Hindistan çöllerinde kemikler nasıl ağarır ve yanar, bunlar anlatılır. Sonbahar ağaçları son ay ışığında, hasat zamanının dolunaylarında pırıldar, bu ışıkta emekçinin çalışması yavaşlar, biçilmiş anızlı tarlalar dümdüz görünür, masmavi dalgalar kıyıyı yalar…

Ama daha fırtınalı bir denize düşen ben, diye haykıracaktı, eğer bunu yaparsa, artık dayanamayacaklar, avaz avaz bağıracaklardı; içinde kaynayan o heyecan bu kez de patlarsa artık dayanamayacaklardı; ama şaşılacak şey; ağzından yalnız bir «Ya!» çıkmıştı o kadar, sanki kendi kendine, böyle bir şey, çevreyi yaygaraya vermeye değer mi? Evet, fırtınalarda insanlar boğuluyor, ama bu işte ne bir hile, ne bir tuzak vardır, sonra denizin dibi de (sandviç kâğıdındaki kırıntıları denize dökerek) önünde sonunda sudan başka nedir ki diye düşünmüştü. Piposunu yakıp cebinden saatini çıkardı. Dikkatli dikkatli baktı; belki de aklından bir bölük matematiksel hesap yaptı.

Sonunda övünçle-. «Aferin!» dedi. «James bizi sanki doğuştan denizciymiş gibi getirdi.»