Etiket arşivi: su

Deniz Neden Mavidir?

Denizlerin neden mavi olduğunu anlamak için suyun ışığa ne tür bir etki yaptığını ana hatlarıyla özetleyelim. Bütün renklerin spektrumu beyaz ışığı oluşturur. Bu renkler; kırmızı. turuncu, sarı, yeşil, mavi, çivit mavi. mordur. Mavi görünen bir nesneye baktığımızda bu nesneden yansıyan spektrumun mavi ışığını görürüz. Bu nesnedeki diğer bütün renkler emilmiştir, sadece mavi yansır. Yani, kırmızı ışık, deniz yüzeyinden kırılır kırılmaz emilmiştir. Yaklaşık 7.5 metreye gelindiğinde kırmızı ışık tamamen kaybolur. Örneğin dalgıcın kullandığı parlak kırmızı dalış tüpü bu metrelerde donuk koyu kahverengi renkte görülür. 22 metrede sarı bir dalış tüpü daha çok yeşilimsi mavi bir renkte görülür. Çünkü görülebilir sarı ışık su tarafından emilmiştir. Bununla beraber daha kısa dalga boylu ışınların hemen hemen hepsi 30 metreye kadar emilir. Geriye kalan en kısa dalga boylu ışınlar: mavi, çivit mavisi ve mor, 30 metre ve daha altında emilir. Bundan sonra bütün ışınlar tek renk yani mavi renkte görülür. Bu yüzden deniz saf ve berrak olduğunda, spektrumdaki mavi, su tarafından en az emildiği için gözümüze ulaşan tek renk olarak kalır.

Buna rağmen deniz her zaman mavi değildir. Bazı denizler mavimsi-yeşil, yeşil, veya kahverengi hatta kırmızı görünürler. Bu renklenme kısmen bulutların yansıttığı ışığa bağlıdır. Ancak ana nedeni; suyun içinde karışım halinde bulunan çeşitli parçacıklar, mineraller veya organiklerdir. Bazı bölgelerde, özellikle sahil kesimlerinde ve sığ sularda organik maddeler toplanmıştır. Bunlar sarı pigment meydana getirirler. Bu pigmentlere ortamın mavi rengi ile karışarak suda mavimsi yeşil veya yeşil renk meydana getirirler. Tabandan kalkıp su içinde asılı vaziyette duran sedimentler tabanın rengini yansıtarak kahverengi görünüş oluştururlar. Bir çok kıyıda belli zamanlarda plankton üremesine bağlı kırmızılaşma meydana gelir.

Işık, daha az yoğun olan havadan. 800 kat daha yoğun olan suya geçtiğinde; hızı yaklaşık olarak 186 000 mil/saniye?den 140 000 mil/saniyeye düşer. Işık yüzeyi geçerken aynı temel sebeple kırılır, buna yansıma denir. Spektrumdaki her renk farklı bir dalga boyuna sahiptir. Kırmızının dalga boyu daha büyük ve en çok kırılan renktir. Mavi ve mor en kısa dalga boyuna sahiptir ve en az kırılır.

Denize giren ışınlar yalnızca yansıyıp emilmez, aynı zamanda su molekülleri ile hafifçe yayılır, fakat asıl olarak sudaki karışım içinde bulunan kum, tuz ve mineraller ile yayılır (bazı yayılmalar distile sularda da oluşur). Işık ışını bir parçacıktan diğer parçacığa enerjisi tükenene kadar sıçramaya devam eder. Işığın suda yayılması kişinin görüşünü sınırlar. Güneş ışınlarının direk olarak suya girişlerini azaltır. 30 metre derinlikte gölgeler yoktur.
Mesafenin etkilenmesine ek olarak, ışığın kırılması nesnelerin su altında büyük görülmesinin de sebebidir. Genellikle bu büyüme faktörü yaklaşık %25 dir. Dalgıçların şekil ve mesafenin ölçüsünde meydana gelen değişiklikleri dengelemeyi öğrenmeleri gerekir. Bu da tecrübe ve eğitimle mümkündür. Işığın kırılması öğle saatlerinde bile ışığın miktarını ve yoğunluğunu etkileyebilir. Sualtı fotoğrafçıları dalış için bu periyodu önermektedir. Bu olayla ilgili olarak, sürekli değişen küçük dalgacıklar değişik ışık konsantrasyonlarına neden olurlar. Kumlu diplerde, bu yüzeydeki dalga hareketleri bir cins mercek etkisi oluştururlar. Dalga kabardığında ışık üzmelerinin toplanmasına ve deniz tabanında parlak bir çizgi oluşmasına neden olurlar. İki dalga arasındaki çukurluklar ise yerdeki bölüme gelen ışık huzmeleri dağılacak ve gölge etkisi meydana getirecektir.*

*Kaynak: denizcigunlugu.com

Sonsuz Boşluk..

Sonsuz bir boşluğun kıyısındayım.. Sonsuz bir boşluğun kıyısında ruhum..

Gidiyorum zannederken olduğum yerde kıvranıyorum.. Sonsuz bir boşluğun içine düşüyorum, günler geçtikçe dibe doğru..

Aynı yazıyı yazıyorum hergün. Aynı soru dolaşıyor aklımda. Tüm zamanımı bırakıyorum avuçlarına. Yüzüm artık suya dönük.. Suya bakıyorum, ne eksik ne fazla. Herşey tam anlamıyla burada. Buna rağmen bulmak bir meseledir..

Deliler gibi olmayan bir salıncakta sallanıyorum.. Akılsız bir çocuk olmak için artık çok geç.. Birçokları gibi.. Sabır çok yavan bir kelime olarak günlerime gömülmüş.. Sahibi olduğumu sandığım bedenden adım adım kopuyorum. Ben kimim hafız.. Ruhumun bir rengi var mı.. Bu bir soru cümlesi mi şimdi.. Bir anlamı var mı bütün bu olanların.. Cevabı biliyorum.. Bulduğumda bunu da sormalıyım kendime.. Kan rengi bir sıvı var bardakta.. Geceler artık kızıl bir sonla hatırlanmaya razı.. Kar yağıyor -zaman- hepimizi öldürmeye yemin etmişken.

Ne düşler yaşar içimde.. Kör kuyulara atılmış aşklarım var peşimde..

Her gün mü gidilir bir şehirden, her gün mü kapanır kapılar ardınca..

Bazı hesaplar mezarda ödenir.. (iltiyam)

Ben bölümlere ayrılamam hafız, tutulamam kimseye.. Şarkılar yazamam adına.. Ölü bedenler karada yaşar ben kuruyamam, ıslanmışım bir kere..  Şimdi sanki herşey doğru gidiyormuş gibi yürüyorum aynı sokakta.. Geceler sanki tatlı bir rüya, düş-peşime….

Bazen herşey gitmekten geçer, bazen bütün yollar.. Geceler şimdi şiir gibi bir yolculuk.. Esme rüzgâr, bekle ki açılsın yelkenler. Bekle ki yüzümde tuhaf bir tebessüm.. Bekle ki ben geldiğinin farkına bile varmayayım.. Bekle ki apansız ölüversin herkes.. Karaya doğru son bir kez bakıyorum, dümende ellerim..

Dümende ellerim, sanki benim elimdeymiş gibi gittiğim yer.. Her yer sonsuz bir boşluk.. Rüzgâr, su ve gökyüzü..

Yolcu üçünden de geçeceğini biliyormuş gibi elleri dümene sıkıca sarılmış, bizim ufka baktığımız tarafa doğru usulca seyrediyordu..

Varamıyorum..

Böyle mi yaşamalı insan.. Her şeye baştan mı başlamalı.. Nasıl gideceğini bilmiyorsan eğer, bil ki gitmekler değildir aslolan.. Hayat uçup gider kalanların ardından.. Her şeyi mi bırakır insan giderken.. Hep bir şeyler eksik birşeyler fazla..

Keşke sözcüklerden başka yolu olsaydı bilmenin. Yanılmış olmanın damakta bıraktığı acı lezzetin alacaklılığı adına, duya duya, keşke diye başlayan yazılar yazmasaydı Nilüfer, keşke!

Sessizlik sahip olduğumuz (ya da olamadığımız) en güzel şey.. Herkes için farklı bir anlam ifade eden (benimse bir türlü anlam veremediğim) mevsimler gibi akşamlar.. Hiç gitmediğim uzakları özleyen ben..

Ne kadar güçlü de olsa ağaç, vakti geldiğinde yaprağının düşmesine mani olamaz. Düşerken bir büyük boşluk kalır. Ki ancak düşerken anlaşılır. Hiçbir bulduğunu kâr, hiçbir yitiğini zarar hanesine kaydetmeyişi..

Oysa insan istediği kadardı..

Günler geçiyor kağnı hızıyla.. Günler, kelebek kanatlarında.. İçinde olmamıza rağmen bir türlü dokunamadığımız, hayal gibi günler.. Bir eski resim gibi daima hatırımda.. Hatıram olmuşsun vakti zamanında… Ne yapsam geceye giden bir yazının başlangıcındayım, sabret hafız, cümleyi getiriyorum..

Ben sana dayanaman yarim ben sana aldanamam.. Gece olmuş gündüz olmuş artık anlayamam.. Su gibi geçiyor geceler.. Hiçbir yere varmıyor yolum.. Varamıyorum…

“Geride kalan: Her biten şeyin ardından geriye kalan; hüzünlerin leylâsı. Bir zamanlar bir boşluğu doldurmuş olan ve gerçek hayattaki lâlelere benzemeyen garip ve mavi bir lâlenin hatırası” dır yaşanamayan.. Kendi üzerime yumdum gözlerimi.. Duymuyor artık hiçbir uzvum.. Ellerim geceden kayıp.. Önüm karanlık, ardım kayıp… Vakti zamanında içimi dolduran sesin (şimdi her yere tam vaktinde gelirken ben) yağmur kadar ıslak.. Gölgeli hayatlar yaşıyorum hep.. Yumdum gözlerimi, geceyi arıyorum delice… Yıllardır yaşadığım hayattan sessiz sedasız çıkıp gitmenin zamanını arıyorum.. Delice.. Su gibi, suyla geçecek yine..