Etiket arşivi: tania aebi

Tania’nın Zaferi

New Yorklu gözüpek genç kız Tania Aebi‘nin yelkenle tek başına dünya turu yaparken asıl aradığı, kendi kimliğiydi…

22 yaşındaki Tania Aebi, 2,5 yıl süren tek başına yelkenle dünya turunu tamamladığında tüm cesareti ve irileşmiş gözleriyle, “Neden bütün bu insanlar benimle bu kadar ilgililer?” diye sordu. 8 metrelik (26 ft.) yelkenlisi Varuna‘yla denizde tamamen yalnızdı. Ama New York’a döner dönmez, ani gelen şöhreti tattı.

Tania, bütün TV ve radyo haberlerinde, aralarında Today ve David Letterman’la Late Night’ın da olduğu sayısız talk show programında, New York Times, The Washington Post ve daha yüzlerce gazetenin manşetlerinde ve onlarca ulusal dergide yer aldı. Başkan Ronald Reagan’ın kutlama telgrafı, “İnsan ruhunun sınırlarını zorlayıp yeni bir standart getirdiniz” diyordu. Benzer mesajlar başka ünlülerden, örneğin, uzaya giden ilk kadın Sally Ride’dan, dünyayı yelkenle hiç durmadan dolaşan ilk adam Robin Knox-Johnston’dan ve tek başına dünya turu yapmış en genç erkek denizci Robin Lee Graham’dan da geldi. İnsanlar elini sıkmak ve imza almak için yolunu kesiyorlardı.

Açıkça Tania, denizcilerin ve hatta denizci olmayanların hayallerini gerçekleştirmiş, rekor kırdığı için gönülleri fethetmişti. Sadece küçük bir teknik ayrıntı vardı. Teknesi karaya oturan bir denizciye yardım ederek Güney Pasifik’teki ara seyirlerinden birinde, bir adadan bir başkasına 80 mil götürmüştü. Bu nedenle tek başına dünya turu resmi rekor kitaplarına giremeyebilirdi. Ama o yine de tek başına dünya turunu tamamlayan en genç ve ilk Amerikalı kadındı.

Halkın ilgisi herhangi bir rekorun ötesine geçmişti. Yaşıtı pek çok gencin uyuşturucu kullanımı veya diğer suçlar ya da skandallar yüzünden manşetlere çıktığı bir dönemde Tania, adeta bir modern yarı-tanrıça gibi gelmişti herkese. Dahası, insnlar bu kadar ufak tefek bir kızın (yola çıktığında sadece 18 yaşındaydı) bu kadar küçük bir tekne ve o kadar az seyir deneyimiyle, böylesine büyük bir macerayı başarmış olmasının şaşkınlığı içindeydiler. Aslında, yolculuğunun başlangıcında aralarında, küçümsediği Tania’dan bugün özür dileyen Today (Bugün) programının yapımcısı Jane Pauley’in de bulunduğu pek çok insan alenen bu işin altından kalkabileceğine inanmadıklarını söylemişti.

Ailesi ve arkadaşlarının coşkuyla uğurladığı cesur Tania, yolculuğunun ilk etabına, ilkbaharın sonlarına doğru New York’tan başladı. Bermuda’ya 10 günde ulaşmayı umuyordu. 14 gün sürdü.

Başıma gelme olasılılığı olan her şey, daha okyanusa çıkar çıkmaz gerçekleşti. Varuna New York Limanı’nın hemen dışındaki Ambrose Feneri’ni henüz bordalamıştı ki, motoru bozuldu. Ama bu Tania’yı rahatsız etmedi. Tabii ki geri dönebilirdi ama bu çok kolay olurdu. Yelkenleri açıp, yalnızca ona rehberlik edip yol almasını sağlayacak olan rüzgâr, güneş ve yıldızlarla yola devam etti.

Motoru boş yere tamir etmeye çalışmasının ardından, ikinci gün fırtınaya yakalandı. İki gün boyunca, sağanaklarda hızı daha da artan 45 knot’luk rüzgârla, fırtına yelkenleriyle donanmış teknenin başı denizlere batıp çıkarken teknenin üstünde kırılan dalgalar havuzluğu, oradan da kamarayı doldurdu. Gökyüzünün bulutlarla kaplı olması yüzünden konumunu belirleyecek görsel navigasyonu da yapamadı. Elle kumanda edilen sintine pompası tıkanana kadar çılgınlar gibi pompalayan Tania, sonunda motor bozuk olduğu için akülerde kalan son elektriği de kullanarak, elektrikli pompayı çalıştırmak zorunda kaldı.

Kısa süren sükûnetin ardından neredeyse aynı şiddetle ikinci bir fırtına daha vurdu. Gökyüzünün nihayet sıyırmasının ardından rasat alabilen Tania, rotasından neredeyse 100 mil kuzeydoğuya saptığını gördü. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, birden aşırı derecede heyecanlandığını farketti. Acaba Varuna’yı yeniden rotaya sokmak ne kadar sürerdi?

Bir sonraki hafta hava daha iyiydi ve Tania yaklaşık 200 mil uzaktan, Bermuda’nın radyo kerteriz sinyallerini yakalamayı başardı. Ama sorunları bitmemişti. Yaklaştıkça, adanın sisle kaplı olduğunu gördü ve kafadan gelen güçlü rüzgârlar, St. George Limanı’nın dar girişinden geçmesine olanak vermedi. İstemeye istemeye, bir balıkçı teknesinden kendisini yedekleyip çekmesini rica etti.

-Çok küçük düşürücüydü.

Ama limana varmak yine de rahatlattı Tania’yı. Korkmamıştı.

-Sonunda başaracağımı biliyordum. Bütün her şey zaten bana yol gösteriyordu. Korkamazdım, yoksa zekice davranamaz ve yaptıklarımı yapamazdım.

Bermuda’ya ulaşmak, Tania’ya hem kendine, hem de teknesi Varuna’ya güven verdi.

-İşte o zaman bunu gerçekten başaracağıma inandım.

Böyle genç bir kız, neden böyle riskli bir işe atılmak isterdi ki?  Koca New York bölgesinde doğup büyümüş, dört çocuğun en büyüğü ve belki de anne – babanın ayrı olduğu bir yuvadan geliyor olmanın etkisiyle, biraz isyankâr bir gençti. New York’taki okulundan 1984’te mezun olduğunda, bir yazar olmayı istediği için çoktan üniversite seviyesindeki İngilizce ve tarih derslerini almıştı.

-Okuldan nefret ettim ve üniversiteye gitmek istemedim. Hafta sonları, uzun saatler boyu ders çalışmak ve bunu bedavaya yapmak…

Tania seyahatin, yazmak için sıradışı bir deneyimle yazarlık kariyerine kestirme bir başlangıç olacağını hissetmişti ve işte bunun tam zamanıydı. Böylece, bir SoHo sanatçısı olan İsviçre doğumlu olan babası Ernst ile bir anlaşma yaptı: Üniversiteye girmek yerine, yanına alacağı daktiloyla yol boyunca makaleler yazmak kaydıyla, babası olan seyahat için tekne verecekti.

– Bu gözardı edemeyeceğim bir fırsattı. Aksi halde üniversite eğitimi almadan bir geleceğim yoktu. Hayatımın geri kalanını bisikletli kurye olarak geçirmek istemiyordum.

Geçen bahar birkaç ay Manhattan’da bisikletli kurye olarak çalışmıştı. Ama bu işte, yolculuğunda çok işine yarayacak deneyimler de kazanmıştı.

– Bana zorda kalındığında çabuk davranmayı öğretti.

Babası, “Tania’nın bu yolculukla, okulun vereceğinden çok daha fazlasını kazanacağını fark ettim” diyor. Ernst Aebi, 20 yaşındayken otostopla dünyayı dolaşmış, yol boyunca resim satarak ya da acayip işlerde -gerçekten de acayip- çalışarak para kazanmıştı: “Beyrut’ta bir eşcinsel barında dansözlük yaptım ve profesyonel Japon güreşlerinde Alpler’in kâbusu oldum.”

Aebi’ye göre 4 çocuğundan yalnızca Tania, böyle bir macera için gerekli karakteristik özellikleri bir arada barındırıyordu. “Diğerlerinden birini böyle bir şeye göndermek, cinayete teşebbüs olurdu.” Tania’nın sağduyusuna, becerikliliğine ve özellikle azmi ve kendine güvenine işaret ediyor: “Yapamayacağı hiçbir şey yokmuş gibi hisseder.”

Tania’nın annesi Sabine de kendine göre destek veriyordu kızına: “Hiç endişe etmedim. Sadece kızımla gurur duydum. Onu, denizin çok korkunç olabileceği konusunda uyardığımda bana, – anne, dünya okyanustan daha korkunç. – demişti. Ben de ona, bunun söyleyebileceği en iyi şey olduğunu söyleyip ‘git’ dedim, ‘git ve yap’.”

Tania, tek başına dünya seyahatine çıkmadan yalnızca bir yıl önce, onun gibi bir acemi olan babası Ernst’le birlikte, 11,5 metrelik (38 ft.) Rival marka yelkenlisiyle Atlantik’i geçerken yelkene başlamıştı.

– Babamla birlikte deneme  yanılma metoduyla öğrendik yelken yapmayı.

Bermuda açıklarında büyük klasik yelkenli Marques’i batıran ciddi bir fırtınayı atlatmayı başarmışlardı. Dünya turu hazırlıklarına ek olarak Tania, 4 aylık kıyı seyri ve göksel navigasyon kurslarına katılmış, ayrıca teknesini Toronto’dan New York’a getirmişti.

Varuna ( Hindu Su Tanrısı’nın adı), Tania’nın seyahati için özel olarak değiştirilmiş, Toronto’daki J.J. Taylor Yatları tarafından imal edilmiş bir David Sadler tasarımıydı. İsveç Kuzey Denizi Folkboat tasarımı temel alınmış, tam boyu 7,8 metre, genişliği 2,3 metre olan, 2,5 tonluk deplasmanıyla nispeten hafif bir tekneydi. Zor denizlerde denge sağlaması ve rotayı iyi tutması için derin ve tam boy omurga salması vardı. Projeyi denetleyen Ernst için bu ana kıstastı. Teknenin batmazlığını arttırmak için poliüretan köpük takviyesi yapılmıştı. 28 metrekare yelken alanı, limanlarda ve acil durumlarda (yolculuğun önemli bir kısmında zaten hiç çalışmamıştı) kullanılmak üzere 8 beygirlik Bukh marka dizel motoru vardı. Teknenin hızı 6 knot’tu. Tam donanım ve cihazlarla 40 bin dolar civarına mal olmuştu ki bu miktar, o sıralarda özel bir üniversitede 4 yıl sürecek eğitim ücretinin yarısından bile azdı.

Varuna’da, Monitor marka bir rüzgâr dümeni ve bir de Autohelm otopilot donatılmış olmasına karşın, çok az elektronik vardı. Tania yola bir derinlik göstergesi, VHF telsiz, kısa dalga radyo alıcısı ve RDF ile çıktı ve yalnızca yolculuğun son bölümünde bunlara bir de Argos uydu transponderi eklendi. Radar yansıtıcısı vardı ama radarı yoktu. Temel navigasyon yardımcıları, bir pusula, pusulalı bir dürbün, Rolex su geçirmez saat, bir hesap makinesi, bir barometre, iki sekstant ve tabi bir sürü de harita ve akıntı cetvelinden oluşuyordu.

– Hiçbir şey bilmeden yola çıktım. Her şeyi yolculukta öğrendim. Galapagoslar’a gelene kadar navigasyon bilmiyordum ve bilmediğimi orada fark ettim.

O noktaya kadar geçen gemilerden mevki aldı ve radyo yön bulucudan yararlandı.

– Tamamen acemi şansıydı.

Babasının postayla aldığı çok basit göksel navigasyon kitabını kullanarak, teorileri seyahat esnasında anlamaya başladı.

– Güneşin ve yıldızların hareketlerini izleyerek neyin nasıl olduğunu anladım.

Aralarında EPIRB’in de bulunduğu standart güvenlik donanımlarına ek olarak, Tania davetsiz misafirleri korkutmak için bir de sahte el bombası taşıyordu. Ve yalnız başına bir genç kızla ilgili kötü emelleri olanlara karşı da önlemi vardı: Takma sakal!

Teknede bol su ve yiyecek (et hariç, çünkü Tania denizde vejetaryendi), bol sigara (bırakmayı planlıyordu) depolanmış ve deniz tutmasına karşı cilde yapıştırılan bantlardan da bolca stoklamıştı. Tania, deniz tutmasına meyilli olmasına rağmen bantların kendisine hayal gördürttüğünü fark etmişti. Yazmaktan ayrı olarak, Tania’nın kendisini sakin zamanlarda oyalayacak pek çok şeyi vardı. (Müzik kasetleri, gitar, flüt, mızıka, pek çok kitap ve ufak tefek oyunlara kadar pek çok şey.)

İlk etaptaki zorlu Bermuda yolculuğundan sonra Tania’nın, kendisi Dinghy’yi aldığı Karayipler’deki St. Thomas üzerinden Panama’ya gidişi nispeten keyifli olmuştu. Güvertede düşüp dış raylara çarptığı başına 6 dikiş atılmasının dışında Panama’da geçirdiği güzel zamandan sonra Tania, Güney Pasifik’te Galapagos ve Markiz Adaları’na dümen tuttu.

“Gittiğim her yeri sevdim” demesine rağmen bu iki yer doğal güzellikler açısından en sevdiği yerler oldu. Galapagos, “volkanik, ay yüzeyi gibi manzarası, kafessisz koca bir hayvanat bahçesine benzeyen vahşi yaşamıyla” ve Markizler de, “inanılmaz güzellikler sunan becerikli, yemyeşil dağlarıyla”. Ayrıca 3 kuvvetindeki havalarla en iyi yelken koşullarını da yine dünyanın bu bölgesinde buldu.

Bir sonraki muhteşem yer, teknede çalışıp yeni dostluklar edinerek ve adanın tropik atmosferinin tadını çıkararak 5 ay geçirdiği Tahiti oldu. Ne acı ki burada geçirdiği zaman annesi Sabine’nin kanserden ölmesiyle bölünmüş, Tania bir haftalığına eve gidip gelmek zorunda kalmıştı.

Tahiti’den ayrıldıktan sonra bir dizi aksilik Tania’nın peşini bırakmadı: Düşüp elini yaraladı, çok kötü bir kulak ağrısı çekti ve 20 metrelik klasik bir yelkenliyle çarpışan Varuna’nın baş pulpiti kırıldı. Bütün bu olanlar nedeniyle, Güney Pasifik’teki bir sonraki durağı Vanuatu’ya vardığında kendini çok bunalmış hissediyordu. Ama uzun sürmedi. Oradaki bir arkadaşının tanıştırdığı 34 yaşındaki İsviçreli jeolog ve uzunyol denizcisi Oliver Berner, hayatını değiştirdi.

– Vanuatu birdenbire gördüğüm en güzel yer oluverdi.

Aşkları, Tania Varuna’sıyla, Oliver de 9,4 metrelik yelkenlisi Akka’yle zaman zaman birbirlerinin görüş alanına girerek ve yol boyunca limanlarda görüşerek gelişti.

Avustralya’nın Mercan Denizi’ni keşfettikten sonra birlikte Bali ve Tania’nın babasının da bir fil safari için onlara katıldığı Sri Lanka üzerinden Hint Okyanusu’na geçtiler.

Sri Lanka’dan ayrıldıktan sonra hava sertledi ve Tania hayatının ilk devrilme deneyimini yaşadı.

– Ödüm patladı!

Varuna aniden bir su duvarı tarafından yutulup takla atınca kamaranın tavanına savrulmuştu. Her şeyi yeniden bir araya getirmek iki gününü aldı.

Sıradaki büyük engel Kızıl Deniz’di. Kafadan gelen zorlu rüzgârlara karşı yorucu bir dayanıklılık sınavı. Ve Varuna’nın küçülmüş olmasına rağmen, paçavraya dönen anayelkeni… Süveyş Kanalı’na gelmeden babası ona yeni bir yelken gönderdi.

Akdeniz’e girdikten hemen sonra Varuna, dev bir şileple çarpıştı ve az daha direksiz kalıyordu. Tania, kamaranın havuzluğuna çıktığında, karanlıklar içindeki Varuna’nın tam üstüne gelmekte olan dev bir geminin pruvasını gördü. Geminin başı, 3 metre yanından geçti ama bu kez kıç tarafı Varuna’nın baş ıstralyasını yakalayıp ikiye ayırdı. Tania, ıstralyayı eğreti tutturup, tamir için ağır aksak Girit’e varmış olsa da yaşadığı korkuyu üzerinden atması çok zamanını aldı.

Yolculuğun bu etabında Tania’nın duygusal açıdan en zor anı, Malta’da son durağına gelen Oliver’den ayrılmak oldu. Başına gelmiş “en iyi şeyden” koparken, kendini paramparça hissetti.

Akdeniz geçişi en zoruydu. Yoğun gemi trafiğinin arasında durmadan manevra yapmak ve sürekli yelkenleri değiştirmekten tükenmiş bir halde Cebelitarık’a yaklaşırken şartların kötüleştiğini fark etti.

– Kısa zamanda rüzgâr uğuldamaya başladı. Yıldırımlar çevreme disko ışıkları gibi çakarak düşüyordu.

Ama hiçbir fırtına uyarısı yoktu ve Tania, bunun geçen bir bora olduğunu fark edip yelkenleri indirdi, kamaraya girip istemeden uyuyakaldı.

Ardından, cehennemin bütün zincirleri boşalırken Varuna, kudurmuş doğanın hışmına uğradı.

– Aniden, büyük bir dalga bizi kaldırdığı gibi fırlattı, sonra da üzerimizde kırılarak tekneyi suyla doldurdu. Tam bir felaketti. İçeride diz boyu su vardı ve teknenin içinde ne varsa, tepeme yığılmıştı, Adamakıllı korkmuştum… Paniğe kapıldım.

Sonunun geldiğini düşünen Tania, tehlike çağrısı göndermek üzere EPIRB’i aldı. Fakat birkaç saniye sonra, yaşamakta olduğunu fark etti. Kendini toparladı, sintine pompasının tıkalı olduğunu görüp, suyu kovayla boşaltmaya başladı.

Dalga, tekneye zarar verdiği, alet edevatı denize sürüklediği ve elektronik cihazları bozduğu için Tania, İspanya’nın Almeria limanına uğramak zorunda kaldı. Tam havlu atmanın eşiğindeyken, çıldırmış gibi telefon ettiği babası, onunla Cebelitarık’da buluşmaya ve yeni malzemeler getirerek tekneyi onarmaya söz verdi.

Varuna hazır olur olmaz Tania, tam bir kasırga sezonunun ortasında, yolculuğunun 3100 millik en uzun etabında Atlantik’i geçmek üzere yola çıktı. 50 günlük geçişi boyunca her ne kadar kasırgalara rastlamamayı başardıysa da, en kötüsü okyanusun orta yeridne olmak üzere iki büyük fırtınanın şamarını yedi.

– Çok rüzgâr vardı, belki 45 knot. Ve tepeleri köpük içinde 6 – 7 metrelik dalgalar…

Fırtınanın en civcivli anlarında Varuna, baş pulpitive küpeştesi tamamen suyun altına girecek şekilde, on dakikada bir birkaç kez suya yapıştı.

– İlerlemeye devam ederken dalgalar da havuzluğu ağzına kdar dolduracak şekilde üzerimize kırılmayı sürdürüyordu. Üç gün boyunca endişeliydim. Ama bir gün, düpedüz korktum.

Fırtınadan bir süre sonra, denizler hâlâ yüksekken, endişelenen Ernst Aebi bir tekne kiralayıp kızını aramaya çıktı ama bulamadı. Varuna’nın Argos transponderi de bir günlüğüne arızalanmış ve bu, New York Post’un manşetine şöyle yansımıştı: “Kayboldu!”

Daha sonra yeniden temas kurulmasına rağmen Tania, yine de eve dönüş yolunda kesinlikle rahat değildi. Gemi yolunda uykusuz geçirdiği 4 günün ardından, bu kez de New York’a yaklaşırken dondurucu soğukla, kafadan gelen 30 knot’luk rüzgâr ve 2,5 metrelik dalgalarla mücadele etmek zorundaydı. Aslında, kahramanı karşılamak için hazırlanan törene zamanında yetişebilmek için New Jersey, Sandy Hook’dan Manhattan’ın Güney Caddesi Rıhtımı’na kadar 12,5 metrelik bir kotra tarafından çekilmek zorunda kaldı. Çünkü motoru, yine bozulmuştu.

Tania rıhtıma ulaştığında kolluk halatlarını, üstüne şampanya fışkırtan babası ve sürpriz yapmak için New York’a gelmiş olan Oliver aldılar. “Eve döndüğüm için mutluyum” diyerek seslendi orada toplanan yüzlerce hayranı ve basın mensuplarına, “Bu demektir ki yaşıyorum!”

Seyahatini anlatırken Tania insanları ayrı tutarak en çok özlediği şeyin (kendini sürekli iyi tutacak yiyeceklerle zaman geçirdiği için) Çin yemeği olduğunu söyledi. Ama uyku, yemekten daha büyük bir sorundu. Radarı olmadığı için Tania sadece, hiçbir gemi trafiğinin olmadığı okyanus ortasında geceleri iyi uyuyabilmişti. Akdeniz gibi bölgelerde birkaç saatten fazla uyuduğu pek olmamıştı.

– Seyrin zor kısmı, fiziksel şartları değildi. Asıl zorluk işin psikolojik yanıydı.

Bitkinliğin ötesinde, Tania’nın üstesinden gelmek zorunda kaldığı en büyük sorunlar korku ve yalnızlıktı.

– O kadar cesur muyum bilmiyorum, çünkü sık sık korkuya kapıldım. Ama okyanusun kendisinden asla korkmadım. Ona saygı duydum. Beni korkutan bir fırtınaydı.

Okyanusu daha çok arkadaş olarak gördü. Ayrıca, her şeye hakim olan yüce bir varlığa da inandığını söylüyor.

– Hep dua ettim. Yıldırımlar düştüğünde, fırtınadan kurtulmak için, iyi hava için, her şey için.

Yolculuk boyunca geliştikçe, Tania’nın kendisine olan inancı da arttı. En başta seyahati, “Bakalım ne olacak? Nasıl olsa istediğim zaman eve dönebilirim” diyerek yaklaştığı bir macera olarak gördü. Babasının desteği, güvenini kazanmasına yardım etti.

– Her zaman başarabileceğimi söylüyordu.

Oliver de Tania’nın gereken her şeye sahip olduğu kanısında. “Çok güçlü ve korkuyu yeniyor. Çünkü işlerin yolunda gideceğine inanıyor.”

– Şimdi yapmak için yola çıktığım şeyi yapabileceğimi biliyorum. Temel olarak kendimle nasıl başa çıkacağımı öğrendim. Sorunlardan pek çok şey öğreniyorsunuz. Benim zor anlarım, başka insanlarınkinden daha zor olabilir. Ama işte bu, hayatı daha zengin ve iyi zamanları da daima daha iyi yapıyor.

Tania tamamen yıldığı hatta sıkıldığı, seyahatin bitmesini istediği anlar olduğunu da kabul ediyor.

– Ama eğer yolun herhangi bir yerinde bıraksaydım, hayatımın geri kalanı boyunca “Ne diye bıraktım ki? Bitirmek zorundaydım” diye düşüneceğimi biliyordum.

Yalnızlık ve ev hasreti, tek başına dolaşan denizcinin başındaki beladır. Ama Tania özgür bir ruha sahipti. “Tamamen bağımsız olma duygusunu seviyorum” diyor, okyanusta asla yalnızlık hissetmediğini ekleyerek,

– Çünkü içinde olduğumuz şey mutlak yalnızlıktır. Kimse yok. Hiçbir dış etken yok. Sadece karada, birbiriyle konuşan, iyi vakit geçiren insanları izlerken kimseniz yoksa o zaman yalnızlık hissediyorsunuz.

Yine de her limanda arkadaş ediniyordu.

– Aslında, dünya çok güzel bir yer. İnsanlara saygı gösterdiğimiz sürece, onlar da size saygı gösterip iyi dsavranıyorlar. Karşılaştığım herkes dost canlısıydı.

Tania’ya göre asıl sorun, sonradan ayrılacak olduğunu bildiği için, insanlara fazla yakınlaşmaktan korkmasıydı. Gerçekten de en zor anlar, yeni arkadaşlar edindikten sonra yenniden yalnız kalarak bir yerden ayrılmaktı. Bu da Oliver’inki gibi kalıcı dostlukları daha değerli kılıyordu.

Yolculuğu “hayatımın dönüm noktası” olarak tanımlayan Tania, üniversiteye gitmektense bu işe giriştiği için ve ayrıca, okulda olabilecek bütün dersler, konferanslar ve kitapların hepsinden çok daha fazlasını bizzat yaşayarak öğrendiği için çok memnun. Pratik faydalarının çok ötesinde insan doğasını öğrendi, başka kültürler tanıdı, sıkı çalışmanın ve dostluğun önemini kavradı ve olayları muhakeme etme yeteneği kazandı.

Babası da yolculuğun tam bir başarı olduğu görüşünde:

– En çılgın hayallerimizde canlandırdığımızdan çok daha iyi oldu. Tania, çok şey kazandı. Tuttuğunu koparan başarılı biri haline geldi.

Louisa Rudeen DENİZE KARŞI adlı kitabından alıntıdır.