Etiket arşivi: vendeé globe

Ellen MacArthur

Yarışın en güzel ve en kötü anları hangisiydi?” diye sordular. “En güzeli tam şu an, en kötüsü ise 5 dakika sonra tekneyi terk etmem gerektiğinde olacak, ondan ayrılmak istemiyorum” diye yanıtladım. İçim titriyordu gideceğim diye.

Mike Turner bana doğru geliyordu, onsuz tüm bunları başarmamız mümkün değildi. Yüzündeki ifadeden Kingfisher‘dan ayrılma zamanının geldiğini anladım. Birden mideme birşeylerin düğümlendiğini hissettim ve oradan kaçmak, zaman içerisinde geriye dönmek, kendimi çimdikleyip yeniden uzakta, okyanusta uyanmak istedim. Ama bunun mümkün olmadığının bilincindeydim, zamanım dolmuştu.

Gözyaşlarım kontrolüm dışında dolup taştı, içimde yanan bir acıyı hissedebiliyordum. Mark omuzuma dokunduğunda adeta uyuşmuş gibiydim ama ayaklarım istemim dışında puruvaya gitmeye ve oradan atlayıp inmek üzere beni taşımaya başladı. Adeta kâbus gibi, bacaklarım beni dinlemiyordu. Ben durmak ve orada kalmak istiyordum. Ayrılmaya hazır olmadığımın bilincindeydim.

Mark’ın kolunun altından çekilip geriye doğru döndüm, gözyaşlarımdan etrafı göremiyordum. Etrafımdaki gürültünün ve patlayan yüzlerce kameranın farkındaydım. Kingfisher’ı nasıl terk edebilirdim? Onu bırakıp da nasıl gidebilirdim? Yolculuğumuz bitmişti ama taa içimdeki derinliklerde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ya da olamayacağını biliyordum.

Adeta kör gibi havuzluğa yürüdüm. Hayatımda hiçbir zaman şu anki gibi yok olmak istememiştim. Kingfisher’ın pruvasında durdumve gözlerimi kapattım, alnım güvertesine sıkıca dayalıydı. Yalnız olmaya ihtiyacımız vardı. Ona teşekkür etmek, her şeyin bittiği ve onu terk etmek zorunda olduğum için ne kadar üzgün olduğumu söylemek istiyordum. Hayatımda hiç yapmadığım kadar yoğun bir şekilde tek bir şeyi düşünerek geçirdiğim o dakikalar bana adeta birkaç saat gibi geldi. Üzüntü, yorgunluktan çok daha farklı bir histi. Acıyı tam kalbimde duyuyordum oysa daha önceleri duyduğum acı yalnızca vücudumdaki tüm kemiklerin sızlamasıydı.

Bu son üç ay adeta sonsuzluk gibiydi, yarıştan önceki hayatım nasıldı, hiç hatırlamıyorum bile. Varış hattını geçtiğimden bu yana ilk kez tüm duygularım boşalıyordu, yoğunluğu saklanabilir gibi değildi, can dostumdan ayrılıyordum ve acısı içimi parçalıyordu.

Kalbimin taa derinliklerinde, ona en iyi şekilde bakmak için elimden gelen her şeyi yapmış olduğumu gayet iyi biliyordum. Kalabalığın gürültüsünü yeniden duymaya başladığımda yapabileceğim tek şey, orada başım önde durup, ona son teşekkürlerimi iletmekti. Şu an hayatta olup yanında duruyor olabilmem bile, benim için, onun da bana ne kadar iyi bakmış olduğunun yeterli kanıtıydı.

O ana kadar varış hep bir rüya gibi gelmişti, binlece insan, kalabalıktan gelen tezahüratlar ve devamlı yanan parlak ışıklar. Ama şu an tüm bu görüntü, acıyla buğulanmakta ve parçalanmaktaydı. Dişimi sıktım ve kendimi zorlayarak ondan ayrıldım.

Kingfisher’ın yanı başında attığım o son adımları hatırlayamıyorum ama üç aydır ilk kez vardevelalardan dışarı adım attığım anda adeta bedenimin büyük bir kısmını geride bırakıyormuş gibi hissettim. Pontona ayak bastığımda vardavelaya sıkıca tutundum ve başımı gövdesine dayadım. Gövdesini okşamak için elimi uzattığımda gözlerim sıkı sıkı kapalıydı, yumuşak kıvrımlı küpeştesi serin ve sakinleştiriciydi ve son defa olmak üzere dünyadan koptum.

Arkamdan birisinin kolunu etrafıma doladığını ve “Hadi Ellen” diye seslendiğini duyunca yavaşça döndüm ve elim sessizce Kingfisher’ın gövdesinden ayrıldı. Vendée Globe yarışımız artık bitmişti.

Ellen MacArthur, Avucumdaki Dünya, Naviga Yayınları,  Sayfa; 28-29, Çeviri; Hülya Leigh

Michel Desjoyeaux

Vendée Globe yarışı, okyanus yelken yarışlarının Everest?i kabul edilir. Her defasında start alan teknelerin yarıdan fazlası bitiş çizgisini göremeden yarıştan çekilmek zorunda kalır. 2008-2009?da yapılan son yarışta çıkış alan 30 tekneden sadece 11?i bu yarışı bitirebildi. İnsanı gerek fiziksel gerekse de psikolojik olarak en uç noktalarda zorlayan bu yarışı 2 kez kazanan tek bir kişi var. Üstelik 2. zaferini yarış rekoru kırarak kazanan bu usta denizci kim mi? İşte karşınızda ?Profesör? Michel Desjoyeaux.

16 Temmuz 1965?te Fransa?da doğan Desjoyeaux kısaca okyanus yarışlarının patronu kabul ediliyor. Rakiplerinin umutsuzlukla yelkenlerini dolduracak hava aradıkları yerde Profesör tecrübesini konuşturarak her zaman ilerleyebilmeyi başaran bir denizci oldu. Son Vendée Globe yarışındaki rakiplerinden Roland Jourdain durumu çok güzel anlatıyor.

?Horn Burnu?nu döndükten sonra Atlantik?te doldrumlara düşmeyi bekliyordum zaten. Ama Michel her seferinde bunlardan sıyrılmayı bildi. Sanki doldrumlara girerken kendisine yol açtı, geçtikten sonra da yolu kapadı.?

Tabii bu tür uzun mesafeli solo yarışlar, katılanları sadece fiziksel olarak değil psikolojik olarak da çok zorluyor. Haftalar süren bir yalnızlığın ve devamlı değişen hava ve deniz koşullarında yelken yapabilmenin yanı sıra olması muhtemel arızalar ve kazalar karşısında gerekli çözümü en kısa zamanda bulmak ve uygulamak gerekiyor. Desjoyeaux ise bu konuda rakipleri tarafından da takdir edilen bir soğukkanlılığa sahip olmakla biliniyor. Son Vendée Globe yarışında Christmas günü yarışı ve hatta tekneyi kaybetmesine neden olabilecek bir dümen arızası karşısında özgüvenini kaybetmeden gerekli onarımları hem de yarış komitesine haber vermeden kendi başına yaptı. Bu konuda yarıştan sonra anlattıkları ise bu özgüvenini ispatlıyor.

?Bu tekneler devrildiklerinde (diğerlerine göre) çok daha az tehlikeliler. Bu yüzden hız konusunda kaygılanmamıza gerek yoktu. Bunu (Vendée Globe?u) 8 sene önce de yapmış olabilirim ama hala inanılmaz. Güneyde bazı zor koşullarla karşılaştık ama bundan çok zevk alıyordum ve bu yüzden her şey çok daha basit geliyordu. Kendine karşı sert olmamak en iyisi, sadece devam ediyorsun. Dümen arızasıyla karşılaştığımda bile oturup ağlayıp sızlanmadım.?

Desjoyeaux?un başarıları sadece Vendée Globe ile sınırlı değil. Tam bir okyanus kurdu olan Profesör?ün diğer başarıları arasında aşağıdakiler sayılabilir.

  • 2004 Transat galibi
  • 2002 Route du Rhum galibi
  • 2000 ? 2001 Vendée Globe galibi
  • 2008 ? 2009 Vendée Globe galibi
  • 2003 ve 2004 Orma çokgövdeli şampiyonasında 2.lik
  • Figaro solo yarışlarında 3 galibiyet (1992, 1998 ve 2007)
  • 1992 Transat Agr2r galibi (Jacques Caraës ile)
  • 2007 Transat Jacques Vabre galibi (M. Le Borgne ile)
  • 2007 Transat B to B 3.lük
  • 2007 SNSM Record SNSM 5.lik
  • 2008 Artemis Transat?tan bir deniz memelisi ile çarpışma nedeniyle terk

Kaynak: Can Komar
İstanbul, 2009 pdf

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=aMvoZ43x7gU&feature=related[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=vDzKSdL7KSg&feature=related[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=nWYPwq5Ctz0[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=HkmhVi_hsZE[/youtube]

Philippe Jeantot

 

Philippe Jeantot, kariyerine petrol platformlarında derin deniz dalgıcı olarak başladı. Hatta bir keresinde 501 metreye dalarak ortak bir rekora sahip oldu. Bernard Moitessier?in ?The Long Way? kitabını okuduktan sonra yelkenle ilgilenmeye başladı. Kendisine keç (ketch) armalı çelikten yapılma 44 ayak uzunluğunda bir yelkenli inşa etti. Bu teknesiyle tek başına dünya turu yapmayı planlıyordu. 2 yıl boyunca denizlerde seyir yaptıktan sonra 1982?de BOC Challenge yarışlarının ilkine katıldı. (BOC Challenge artık VELUX5 Oceans Race olarak adlandırılmaktadır.) Bu yarışı daha önceki tek başına yelkenle dünya turu rekorunu 159 gün 2 saatlik derecesiyle kırarak kazandı. 1986-1987?de düzenlenen ikinci BOC Challenge yarışına da katıldı ve yine birinci oldu.

BOC Challenge yarışının etaplı formatından hoşlanmayan Jeantot, 1989 yılında artık dünyanın en ünlü yelken yarışlarından biri olan Vendée Globe yarışlarını başlattı. Credit Agricole IV adlı teknesiyle katıldığı yarışı dördüncü sırada bitirdi. Ertesi sene 1990?da katıldığı BOC Challenge yarışında yine Credit Agricole IV teknesiyle üçüncü oldu ve böylece dördüncü kez yelkenle tek başına dünya turunu tamamlamış oldu. Bu yarışın ardından, artık yarışlardan çekildiğini ve tekne yapım işinin başına geçeceğini bildirdi.

Kaynak: Can Komar
İstanbul, 2009 pdf

Vendée Globe

Tek başına, 24 saat boyunca durmadan, herhangi bir limanda mola vermeden ve dışarıdan herhangi bir yardım almadan okyanuslardaki her türlü fırtınayı ya da tam tersi durgun havayı sağ salim geçip dünyanın çevresini dolaşmak. Dünyada bunu yapabilecek fiziksel ve psikolojik donanıma sahip yelkenci sayısı çok fazla değildir ve bu gözü pek insanlar her 4 senede bir Vendée Globe yarışında gerek doğayla gerekse de birbirleriyle mücadele ederler.

Vendée Globe ilk defa 1989 yılında Philippe Jeantot tarafından düzenlendi. Jeantot daha önce ilki 1982?de düzenlenen BOC Challenge yarışmasına katılmış ve hem 1982-1983 hem de 1986-1987 yarışlarında birinci olmuştu. Yarışın etaplı formatını beğenmeyen Jeantot, bunun yerine Golden Globe Race organizasyonuna benzer şekilde hiç durmaksızın solo yarışılmasından yanaydı. Böylece denizciler için nihai mücadele ortamı oluşabilecekti.

İlki 1989-1990?da yapılan Vendée Globe yarışını Titouan Lamazou kazandı. Yarışa katılan ve çeşitli arızalarla karşılaşan Jeantot ise yarışı 4. sırada bitirdi. Bir sonraki Vendée Globe yarışı 1992-1993?te düzenlendi ve bundan sonra da düzenli olarak her 4 senede bir yapıldı. En son 2008-2009?da yapılan ve müthiş mücadelelere sahne olan Vendée Globe yarışını Michel Desjoyeaux kazandı.

Vendée Globe yarışı Open 60 sınıfı tekneler arasında yapılmaktadır. Yarışın başlangıç ve bitiş noktası Fransa?nın Vendée bölgesindeki Les Sables d?Olonne?dur. Yarışmacılar buradan yola çıkıp Atlantik Okyanusundan aşağıya Ümit Burnu?na inerler. Buradan Leeuwin ve Ümit burunlarını iskelede bırakıp Antarktika?nın çevresini saatin ters yönünde dolanarak bitiş noktasına geri dönerler. Bu genel rotanın yanı sıra güvenlik amacıyla her yarışta ek kapılar rotaya eklenebilir.

Yarışma boyunca yarışmacılar demir atmakta serbesttir ancak bir şamandıraya bağlanmak ya da başka bir tekneye bordalamak yasaktır. Hava ve rota durumu dahil dışarıdan herhangi bir yardım alamazlar. Bu kuralın tek istisnasında yarışmacılar sadece yarışın başlangıcını takip eden 10 gün boyunca bir tamirat için başlangıç noktasına dönüp daha sonra yarışa tekrar başlayabilirler.

Yarışmacılar özellikle Güney Okyanusundaki sert havalar nedeniyle çok zor şartlar altında yarışırlar. Katılımcıların büyük çoğunluğu yarıştan çekilmek zorunda kalır, 1996-1997 yarışında ise Kanadalı Gerry Roufs denizde kaybolmuştu. En son düzenlenen 2008-2009 yarışında start alan 30 tekneden sadece 11 tanesi yarışı bitirebildi. Bu nedenle yarışmacılar, karşılaşılacak durumlarla başa çıkabileceklerini göstermek için yarışa katılacakları tekneyle daha önceki açık deniz deneyimlerini yarış komitesine sunmak zorundadırlar.

Merlan ya da Marlink

Nispeten yakın dönemlerde, özellikle Britanya?da kullanılan marlink bir ucu çatallı güçlü bir açevele gönderdir. Tabanı teknede rüzgâr altında bir eğriye veya bazen bir kademeli ağaca dayanır. Mandar gönder ucunda bulunan çentiğe geçirilir ve marlink bordadan dışarı uzatılır. Bir alt baskı ile aşağı basılır. Mandar palangası boşu alınır. Böylece mandar birkaç santim daha gerilir. Aynı zamanda direk dibinde oldukça dar olan tekne eninde mandarın düşey açısı yükseltilmiş güçlü bir çarmıh elde edilmiş olur. Bu uygulama Vendée Globe ve diğer modern yarış teknelerinde de uygulanıyor.

Marlink, mizena çatalında olduğu gibi aynı kontrada uzun süre seyir yapılacak ise uygulanır. Sert havada direk cundasının rüzgâr altına bükülmesini ve nispeten zayıf direğin sert sağanaklarda kırılması önlenmiş olur.Deneyimler göstermiştir ki iyice gerilmiş bu yelken yardımcı elemanları ahenkle çalışır ve bu şekilde donatılmış armalar çalkantılı denizde tekneyi rahatlatarak çok iyi randıman verirler.

Aşağıdan Boş Almak

Baş tarafa gidip rahat hareket edilemeyecek kadar küçük teknelerde çelik bir tele bağlı ve geriye doğru uzanan hafif bir palanga sistemi öngörülebilir. Sert davada pek de kolay olmayan yelkenin orsa yakası boşunu almak bu palanga sayesinde çok daha kolay olur. Böylece rüzgâr üstüne gidildiğinde orsa yakası boşu gereğince alınır ve apaz seyire dönüşte biraz boşlanır. Bu aparat küçük yelken&kürek teknelerinde ve Plougastel şalupalarında yaygın olmakla birlikte her boy teknede de rahatlıkla kullanılabilir.

Durmaksızın Dünya Turu

Her projenin kendine ait sıkıntıları, aşılması gereken  zorlukları vardır. Bir proje hikayeye dönüşmesi  içinse başlangıçtan sona uzanması gerekir. Başarılı  veya başarısız?

Mini 650 teknesi ile, şu an Barcelona World Race?de bulunan IMOCA 60?ların Vendee Globe rotasından ve aynı mantıkla,  yani  hiç durmadan, tek başına 268 günde dünyayı dolaştı. Öyküyü Tolga Ekrem Pamir kaleme aldı.

Fransa?daki yelkencimiz Tolga Ekrem Pamir, Mini Transat?a hazırlandığı 6.50?lik ?Yakamoz?un bir eşi ile tek başına dünya turuna çıkan İtalyan Alessandro Di Benedetto?nun gerçekleştirdiği serüveni Naviga dergisine anlattı.

Solo, hiçbir yardım almadan ve hiçbir limana uğramadan durmaksızın dünya turu? İlk defa bu kadar küçük bir tekne ile…

Bu sitenin kuruluş amacı olan dünya turunun bir benzeri…

Geç de olsa açık deniz yarışçılarını  hayranlık içinde bırakan bir hikayeyi  paylaşmak istiyorum sizlerle. Tek başına,  dışarıdan yardım almadan ve hiçbir  limana uğramadan dünya turu. İlk defa  bu kadar küçük bir tekne ile…

Bu anlayışı Vendee Globe, Around the  World Alone gibi yarışlardan tanıyoruz.  Franko-İtalyan Allessandro Di Benedetto  ise bu kavramı çok farklı bir açıdan  yaşatarak dünya rekorları arasında yer  almayı başardı. ?Açık deniz yarışçılarını  hayranlık içerisinde bıraktı? diyorum,  çünkü bu adam -hepimizin yakından tanıdığı, şu an hazırlıklarını yaptığım ve  tüm açık deniz yarışçılarının üzerinde en  az bir kere yer aldığı- Mini 650 sınıfı 6,5  metrelik yelkenli teknesiyle dünyanın en  zorlu parkurlarından biri olarak anılan,  Vendee Globe yarışının rotasını takip  ederek dünya turunu tamamladı.

Daha önce kimsenin hayal edemediği,  hayal etse bile cesaret gösterip de  girişemediği bu projeyle Alessandro,  hepimize yeni bir ders vermiş oldu.  1971 doğumlu Alessandro,  yelken hayatına 1992 yılında sportif  katamaranlarla başlamış. 1996?da  Guadeloupe adalarında yelken  eğitmenliği brövesini tamamladıktan  sonra sportif katamaranla tecrübelerine devam etmiş. Alessandro?nun 2002  ve 2006 yıllarında 6 metreden küçük  katamaranlarla tek kişilik Atlantik ve  Pasifik okyanusu geçişleri bulunuyor.  Bu iki deneme de başarılı bir şekilde  Dünya Yelken Hız Rekorları/ISAF (World  Sailing Speed Record/ISAF) tarafından  onaylanmış. Basılan dört kitabıyla  seyir tecrübelerini ve anılarını paylaşan  Alessandro, son projesi olan tek başına  dünya turuna 2008 yılında başlamış.

Seyir kadar zorlu hazırlık süreci

Mini 650 tasarımı, konsepti ve  üretim teknolojisiyle bu tip girişimler  için en uygun teknelerden biri  sanırım. Batmazlığı, sürati, tek kişi  tarafından abranabilmesi ve 30 yılı  aşan tecrübesiyle benzer zorlukların  aşıldığı Mini 650, tüm bu özelliklerinin  yanı sıra Alessandro?nun projesi için  başka avantajlara da sahip olacak ki,  tecrübeli denizci seçimini bu tekneden  yana kullanmış. Alessandro?nun Mini?si  de teknem Yakamoz?un mimarı Pierre  Roland tarafından tasarlanmış. 1995?te  üretilen ve Sebastien Josse tarafından  Minitransat yarışında kullanılan tekne,  farklı kaptanların da elinden geçtikten  sonra Alessandro?nun projesinde yerini  almış. Alessandro, 2008 yılında parkurun  uzunluğu ve zorluğunu göz önüne  alarak gerekli donanımların yerleşimi  ve güvenlik düzenlemeleri için şantiye  çalışmalarına başlamış.

Yolculuğun uzunluğu ve Vendee  Globe rotasının keskinliği, altı ila dokuz  ay arasında bir yolculuğu göze almayı  gerektiriyor. Aynı rotada, bir Open 60?ın  şu ana kadar gerçekleştirdiği en iyi  zamanlama yaklaşık üç ay. Üç kat daha büyük olan ve neredeyse iki kattan  fazla ortalama sürate ulaşabilen bu  teknelerle karşılaştırınca, zamanın yanı  sıra meteorolojik koşulları da göz önünde  bulundurmak lazım. Vendee Globe filosu  gibi Alessandro da başlangıç tarihini  ekim ayı olarak kesinleştiriyor. Denizci,  kuzeyli ticaret rüzgârlarıyla Afrika?nın  batısına kadar hızlı bir iniş yapıyor.  Daha sonra doğu alizeleri yakalayarak  Ümit Burnu?na inip, Avustralya ve Yeni  Zelanda?nın güneyine kadar soğuk,  peşinden Horn Burnu?na kadar da  buzullarla dolu büyük ve acımasız  denizlerden geçiyor. Güney Amerika?dan  tırmanırken ise ters akıntıların etkisi ve  orsa seyrin zorluğu nedeniyle, psikolojik  savaş başlıyor. Allessandro?nun nisanmayıs aylarında yaptığı bu çıkış, fırtına  döneminin başına rast geliyor. Yani bu  tırmanışı iyi organize etmek gerekiyor.  Kısaca deli işi diyebiliriz!

İradenin böylesi

Bu parkurda, motoru bile olmayan  bir teknede ihtiyaçları karşılayabilecek  bir ortam sağlayabilmek için ciddi bir  hazırlık süreci geçirmek kaçınılmaz.  Tekne hazırlığının yanı sıra, psikolojik  ve fizyolojik ihtiyaçların öngörüsü de  kolay değil. Alessandro, teknesinin  hacmini büyütmenin bir yolunu bularak  işe başlamış. Bu sınıfta yarışan bizlerin  geleneksel geniş kokpit ve ağırlık  taşımaktan kaçınan yaklaşımımızın  tersine, kapalı alanı genişletmek için  teknenin kıç bölümünü tamamen  değiştirmiş. Böylece yolculuğu süresince  yanında bulundurması gereken toplam  600 kiloluk yiyecek, su arıtma sistemi,  tamirat malzemesi, haberleşme ve  elektronik sisteminin enerji altyapısını  koruyabileceği bir alan elde etmiş.  Böyle zorlu seyirlerde ve denemelerde limandan ayrılmanın işin en kolay yanı olduğu söyleniyor. Hazırlık dönemindeki  stres bitmiş olsa bile, harekete  geçildiğinde gerçek ortamın evdeki  hesapla uyuşmaması kaçınılmaz senaryo. Alessandro yolculuğu sırasında,  uykusuzluk, fiziksel ve psikolojik direncin yanı sıra yalnızlığın ve sürenin getirdiği psikolojik etkiyi iki Fransız üniversitesinden uzmanlarla paylaşarak bazı sorulara yanıt arıyor. Bu gibi zorlu projeleri gerçekleştirenler, kimi zaman rahatsız kişilikler olarak görülse de, çetin geçen bir dokuz ayın sonunda, limanda karşılamaya gelenlere teknesinden gülücükler atan (hatta tıraş olmayı bile  ihmal etmemiş) birini görünce ?Ne irade!? dememek mümkün değil.

268 gün 19 saat 36 dakika 12 saniye.  Rekorun adı…

26 Ekim 2009 tarihinde Les Sables  D?Olonne Limanı?nın önündeki hattı  geçen Alessandro, Kanarya Adaları,  Ümit Burnu, Yeni Zelanda?nın güneyi ve  Horn Burnu?nu aşan rotasının sonunda,  22 Temmuz 2010 günü, 06:02:40??da  tekrar aynı hattı geçerek, bu büyük  hikayeye imzasını attı. Mart ayında  direk kırmış olmasına rağmen, elinde  kalan direk parçası ve boyut olarak biraz  daha küçülen yelken alanıyla parkurunu  tamamlamayı başardı. Les Sables  D?Olonne valisi tarafından vatandaşlık onuruna layık görülen ve Cruising Club of America?dan Rod Stephens Denizcilik  Trofesi şanını alan Alessandro, bu keyifli hikayeyi anlattığı kitabını da tamamladı.

Alessandro Di Benedetto, 4-12 aralık tarihlerinde gerçekleştirilen Paris Boat Show sırasında teknesini sergilerken kitabını da imzaladı. 24 teknik partnerinin yanı sıra, ana sponsoru Findomestica Banca?nın da en az Alessandro kadar tebrik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonucunun başarılı veya başarısız olacağının öngörüsünde dahi bulunamadan bu tip bir projeyi destekleme cesaretini göstermenin, saygıyla karşılanması gereken bir davranış olduğuna inanıyorum.

Alessandro?nun hayranlık verici dünya turunun hazırlık sürecini ve etraflı hikayesini internet sitesinden      (www.alessandrodibenedetto.net) okuyabilirsiniz.

Yelken yapalım, yelkenle büyütelim…

KAYNAK : NAVİGA – ROTA AÇIK DENİZ  Tolga E. Pamir


Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz – Tony Bullimore

1997 yılının ocak ayı başlarında tek başına yarışan 13 Vendeé Globe denizcisi Güney Okyanusu’nda, Avusturalya’nın güneyinden neredeyse Cape Horn’a kadar, yaklaşık 6000 millik bir mesafeye yayılmıştı. Yarışçılar, iki ayı aşkın bir süredir denizdeydi. Başlangıçtaki 16 tekneden sadece 10 tanesi halen resimi olarak yarıştaydı. Teknelerden üçü, tamir amacıyla şu ya da bu limanda durduğu için, (yarış kurallarına göre tamamen yasak) diskalifiye olmuştu. Ama yine de yoluna devam ediyordu. Dinelli, Vendeé Globe’un ön koşulu olan 2000 millik mesafeyi kat etmeye zamanı olmadığından, gayrıresmi katılımcı olarak yarışıyordu. İki tekne ise start günü olan, bir önceki yılın 3 Kasım tarihinden hemen sonra, Biscay Körfezi’nde yakalandıkları şiddetli fırtınada gördükleri hasardan dolayı daha başta yarıştan çekilmek zorunda kalmıştı.

Güney Okyanusu’nun derinliklerinde geniş bir sahaya yayılmış teknelerden her biri farklı hava şartlarıyla boğuşuyordu ve bunların hiçbiri de iyi havada seyretmiyorlardı. En iyi durumda sayılacak olanlar yüksek enlemlerde bitmek tükenmeksizin esen fırtına şiddetindeki depresyonların önünde, tehlikeli sayılmasa da, son derece rahatsız bir şekilde gidiyordu. Diğerleri, azgın dalgalarda tekneyi idare edecek kadar yeterli rüzgâr olmamasından dertliydi. Kötü hava geçip durum normale dönse dahi aşırı yüksek dalgalı denizin normale dönmesi epey zaman alır. Şiddetli rüzgârın yönetici disiplini ortadan kalkınca, tekneler her bir taraftan vuran dalgaların anarşisi arasında yalpalayıp duruyordu.

Diğer skipper’lar ise bizim Virgine Adaları’na giderken karşılaştığımız “yatçı fırtınasını” son derece mülaim bir boraya benzetecek olağanüstü sert alçak basınç sistemlerinin tam ortasına düşmüştü. Kasırga şiddetinde esen rüzgârda dimdik dalgaların tepesinden aşağıya 25 knot’luk baş döndürücü hızla kayan teknelerini kontrol etmekte güçlük çekiyorlardı.

İşte tam bu şartlarda, 4 ocak gecesi, Vendeé Globe teknelerinden ikisi alabora oldu. Avusturalya’nın en güney batı noktası olan Leeuwin Burnu’nun 1400 mil güney batısında, 51 derece güney enleminde, yani “Öfkeli Ellilerin” tam kıyısında seyretmekteydiler. Tekneler birbirinden yaklaşık kırkar mil uzakta serpimliş filonun hemen arkasındaydı.

Exide Challenger teknesinde (iki direkli arması olan komplike bir keç) yarışan Tony Bullimore birdenbire şiddetli bir gürültü duydu. Fırtınada teknesinin kayarken çıkarttığı çığlık gibi seslerin dahi üstündeydi. Karbon fiber salma, teknenin bitmez tükenmez hareketlerinden ölümcül şekilde yorulmuş ve birdenbire yerinden kopup,  oldukça sığ ılan Güneydoğu Indian Ridge bölgesinde okyanusun 500 kulaçlık derinliklerine doğru kaymaya başlamıştı. 4,5 tonluk salmadan kurtulan tekne, üst kısmı ağır gelince bir anda inanılmaz bir hızla (sadece birkaç saniye içerisinde) alabora oldu.

Tam bu dakikada, yani alabora olmadan biraz önce, 57 yaşındaki Bullimore kamarasında bir kenara dayanmış, bir yandan sallanan tekli ocağında ısıtmayı becerdiği çayını yudumluyor, bir yandan da sarma sigaralarından birini içiyordu. Tekne yuvarlanırken o da aynı hızla teknesiyle beraber döndü ve birdenbire kendini kamaranın tabanı yerine tavanında buldu.

Olayın bu denli çabuk olması onu hayrete düşürmüştü. Aşağı doğru, şu anda gövdenin alt kısmını oluşturan, kocaman kamara pencerelerine baktı ve hızla içeri giren deniz suyunu gördü, ayaklarının altında adeta hızla akan bir nehir gibiydi. Teknenin iki direği ve çarmıhları arasından 70 knot hızla geçen rüzgârın uğultusu birdenbire kesilmişti. Hatta -teknenin sallanıp savrulmasına rağmen- inanılmaz bir sessizlik hakimdi.

Çay bardağı kaybolmuştu ama sigarası halen elindeydi. Alt üst olmuş teknesinde kamaranın tavanına dikildi, sigarasından bir iki duman daha çekti, sakin ve mantıklı bir şekilde durumu gözden geçirdi. Yapabileceğim pek bir şey yok diye düşündü. Kısaca durumun olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirip, nasıl hayatta kalabileceğini hesaplamaya başladı. Dışarıdaki dünyayabir şekilde EPIRB sinyali yollaması gerekiyordu. Belkide gövdede delik açmak için kendi aletlerini kullanabilirdi. Derken teknenin ağır bumbasını farketti. Teknenin altında direk ve çarmıhların arasına dolanmıştı. Su altındaki çalkantıyla birlikte savruluyor ve kamaranın büyük pencerelerinden birine çarpıyordu.

Birdenbire şiddetli bir yalpa sonucu bumba camı patlattı. Deniz adeta Niagara Şelalesi gibi içeriye doğru akmaya başladı. Alaboradan bu yana halen yanmakta olan kamara lambaları birden söndü. Karanlık kamara birkaç saniye içinde sıfır dereceye yakın soğukluktaki sularla dolmuştu. Aslında kamaranın zemini olan şimdiki tavanda sadece birkaç feet’lik bir hava boşluğu kalmıştı. Bullimore, birdenbire çok üşüdüğünü hissetti. Artık suların içinde yürüyordu, hayatta kalma giysisini buldu, üstündeki kötü hava kıyafetini çıkarttı ve giysiyi soğuk ve ıslak iç çamaşırının üstüne giydi. Ellerini ve ayaklarını açıkta bırakan bir modeldi ve yapabileceği tek şey şimdiden donmuş ayaklarını ıslak denizci çizmelerine sokmaktı.

Birkaç çikolata ve bir iki ufak su poşeti dışında tüm yiyeceği ve içeceği gitmişti. Kamaradaki diğer malzameler gibi onlar da kırılan pencerelerden giren dalgaların dışarı çıkarken oluşturduğu güçlü anafor ile denizin karanlığına doğru çekilmişti.

Artık EPIRB sinyalini başlatmak için gövdeyi kesmesine gerek yoktu, bumba bu işi onun için halletmişti. ARGOS’larından birini bulduğu bir halat parçasına bağladı. Kamaradaki buz gibi suya dalıp kırılan camdan dışarı doğru itti ve deniz yüzeyi olduğunu ümit ettiği yere doğru gönderdi. Ne var ki dışarıdaki çarmıh karmaşasının arasında takikıp kalması da mümkündü. Bullimore yardım sinyallerinin gerçekten gidip gitmediğinden emin değildi.

Exide Challenger’in su yüzeyinde kalıp kalmaması, su geçirmez bölmelerine bağlıydı, özellikle de teknenin ön bölmesine. Eğer bu bölmeler dayanmayacak olursa havuzluğa bağladığı can salına ulaşması gerekiyordu. Gözleri ve kulakları soğuktan uyuşmasına rağmen, birkaç kere dalıp kamara girişindeki kaportadan geçerek, bağlantıları kesmeye çalıştı. Ama can salı yerinden oynamayacak kadar ağırdı ve kendi kaldırma gücüyle, altüst olmuş havuzluğun tabanına çakılmıştı. En son dalışında kaporta kapağı, gelen dalganın hızıyla elinin üzerinde kapandı ve sol elinin işaret parmağını alt ekleminden koparttı. Kanama buz gibi suda kısa sürede durdu ve soğuk dayanılmaz acıyı uyuşturdu.

Bullimore, yeni tavanının en üstünde ve şimdilik olabildiğince kuru kalan bir bölmeye sığındı. Fakat sular yükseliyordu ve kısa bir süre sonra onu bu son barınağında bulup, düzenli aralıklarla ıslatmaya başladı. Artık dayanılmaz derecede yorgundu ve üşüyordu. Kurtuluş için en büyük ümidinin Avusturalyalılar olduğunu biliyordu ama onların gelmesi en az dört beş günü alırdı. Tabii ki eğer EPIRB gerçekten su yüzeyine ulaştıysa ve verdiği sinyaller de bir yerlere gidiyorsa.

Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz Sf: 32-35

Güney Okyanusu – Vendeé Globe

Güney Okyanusu hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki hepsini tek bir yazıda ele almak mümkün değildir. Hakkında bilgimiz çok sınırlı olmasına rağmen söyleyecek çok şeyimiz olduğu da kesindir. Dünyanın en güçlü rüzgârları bu okyanusta esmektedir ve dünyanın en büyük okyanus akıntılarından olan Antarktik Kutup Çevresi Akıntısı, Antarktika çevresini batıdan doğuya dolaşır. Küresel okyanus ve ısı dolaşımında büyük bir önem arz eder. Kuzeyinde daha sıcak sularla karıştığı yerde yeni bir zon oluşturur. Antarktik Bileşke adı verilen bu yer oldukça kesin bir sınır teşkil eder ve mevsimlere göre yeri değişir. Burası ayrı bir su kütlesi özelliğindedir ve eşsiz bir çevredir. Deniz altı bitki ve hayvanları bakımından yoğundur. Sadece bu bile Güney Okyanusu‘nun ne kadar önemli olduğunun kanıtı olabilir. Dünyada ısıyı dağıtan iki şey vardır; bunlardan biri okyanus akıntıları, digeri rüzgârlardır. Okyanus akıntıları ve rüzgârlar bulundukları yerin sıcaklığını gittikleri yerlere taşırlar.

Okyanus; insanlar -ki solungaçları yoktur- için yaratılmış dünyanın üçte ikisini kaplayan büyük deniz.. Ambrose Bierce…

Güney Okyanusu daha 2000 yılında resmen isim verilip tanımlanmıştır ve halen sınırları bazı kaynaklarda farklılık gösterir. Dünyanın en yeni ve dördüncü büyük okyanusudur. Ayrıca sınır çizgisi bir kara parçasıyla değil de bir enlemle belirtilen tek okyanustur. IHO’nun (Uluslararası Hidrografi Organizasyonu) tanımına göre ABD’nin hemen hemen iki katı büyüklüğündedir.

Yaklaşık 20 çeşit balina ve yunusa, altı fok türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yaklaşık 120 balık türü ile Güney Okyanusu yaşam doludur. Bilinen 21 albatros türünün 18’i Güney okyanusunda yaşar ve planktonbakımından çok zengin bir okyanustur.

Vendeé Globe yarışlarının kalbini oluşturur. Sürekli rüzgârlar ve okyanus akıntılarıyla Güney Okyanusu’nun fırtınaları hiç durmaz. Burada en süper tasarlanmış, yapılmış ve hazırlanmış teknelerdeki en deneyimli denizciler dahi, kör talih ve kaba güç bir araya geldiğinde, denizin almak isteyeceği her şeyi alacağını bilir. Güney Okyanusu’nda kesin olan tek bir şey vardır, o da hiçbir şeyin kesin olmadığıdır. Denizci, her fırtınanın, öyle ya da böyle tekneyi mahvedebilecek dalga veya dalga kombinasyonları oluşturduğunu bilir. Bu buluşmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini adına ister şans deyin ister kader, kimse bilemez.

İşin özü şu; Güney Okyanusu’nu tek başlarına geçen bu denizcilerin, son derece cesur ve aynı zamanda kesinlikle üst düzey teknik ve yelken bilgisine de sahip olmaları lazım. Ama eğer sürekli olarak aniden ölüm veya kötü bir kaza olasılığının gerginliğine dayanabilecek çelik gibi sinirleri yoksa tüm bu diğer yetenekleri onları fazla uzağa götüremez. Ateş hattındaki asker gibiler. Olası ölümü göze almak, yaptıkları işin kaçınılmaz koşuludur. Ya da sözleşmenin bir parçası da denebilir. Gerçi tek başına giden denizcilerden hiçbiri, bir askerin yaşadığı gibi, gözünün önünde ya da kucağınca bir arkadaşının ölümüne tanık olmamıştır, ama yine de pek çok yakın arkadaşlarını denizde kaybetmiştir. Buna rağmen yine de katılıyorlar. Ve her biri, normal bir insanın erken gelen vahşi ölüm karşısında duyacağı korkuyu yenebilmek için kendince yöntemler bulmak zorunda kalıyor. Ama aynı zamanda Güney Okyanusu, tehlikeleri aşılıp da sağ kalındığında denizcinin hissettiği; imbikten geçirilerek arıtılmış, duru bir coşkudur.

Tek başına giden denizcilerin, aniden çöken tehlike karşısında, bu seferlik kefeni yırttıklarını hissettikleri yüce anlar olmalı. O an gelmeden önce kim bilir nasıl tarif edilmez, nefes kesen bir boşluk yaşıyorlar. Sağ kalıp kalamayacaklarından emin olamadıkları o an, her şeyin mümkün olduğu o an, dengenin iki tarafa da gidebileceği o an. Bullimore, Dubois ve Dinelli‘nin hisetmiş olduğu ya da kötü havada teknesi tamamen yan yatan diğerlerinin yaşadığı gibi. Hayatta kalacaklarınıo fark ettikleri o an, kutsal bir bağışlanma gibi olmalı. İşte böyle anlardaki yaşama sevinci ve gücü, onu tekrar aramaya değiyor olmalı. O anı tekrar tekrar yakalamayı denemek belki de kaçınılmaz bir olgu…

Derek Lundy “Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz”

Önce Güney Okyanusu…

Bu hikâyeyi anlatabilmek için Güney Okyanusu’nu ve ufak bir tekneyle orada yelken açmanın ne demek olduğunu anlamamız lazım.

Güney Okyanusu’nun kapsadığı engin deniz sahası, Pasifik Okyanusu, Hint Okyanusu ve Güney Atlantik Okyanusu’nun en uç kısımlarına dayanır. Resmi kayıtlarda 40 derece güney enlemiyle sınırlıdır. Denizcilerin yıllar öncesinde, “Kükreyen Kırklar”, “Öfkeli Elliler”, “Çığlık Atan Altmışlar” diye adlandırdığı enlemleri içerir. Rüzgârın sürekli olarak şiddetli estiği, sıklıkla “hurricane” derecesine ulaşan fırtınaların ardı ardına koptuğu bir bölgedir. Bu şiddetli fırtınalarda dalgalar yükselir, yükselir ve neredeyse hayal dahi edilemeyecek boyutlara ulaşır. Bu güne kadar kesin olarak kaydedilmiş en yüksek dalga 120 feet (yaklaşık 40 metre) işte bu denizlerde görülmüştür. Güney Okyanusu’ndaki dalgalar, hiç bir kara parçası tarafından durdurulmadan dünya etrafında döner durur. Buz dağları ve tepesi su üstüyle aynı seviyede duran daha ufak buz kütleleri de bu buz gibi sularda dolanır durur. Asırlar boyunca bu bölge, denizcilerin mezarlığı olmuştur. Kabasorta yelkenli gemilerdeki denizciler Güney Okyanusu’nun Cape Horn’a kadar uzanan kısmına “ölü adamın yolu” demişlerdi. Melville’in dediği gibi “Orası, denizin tüm korkunçluğunu yansıtan duygu”yu şekillendirir.

Dünyanın herhangi bir kara parçasından en uzak nokta Güney Okyanusu’ndadır. Antarktika’daki Dart Burnu ile Bounty Gemisi’ndeki isyan olayıyla meşhur Pitcairn Adası arasındaki mesafe 1660 mildir. Vendeé Globe yarışlarının çoğu, Cape Horn’a doğru giderken bu adanın yakınlarından ve hatta bazen tam üzerinden geçerler. Sadece birkaç astronot, bu teknelerin pozisyonunda bulunan insanlardan daha uzak bir mesafe ile karadan uzaklaşmıştır. Bu bile, gezegenin bu bölgesinin ne denli uzak olduğunu anlatmaya yetmez. Bazı denizciler, Güney Okyanusu’nun büyük bir kısmını “delik” diye adlandırır. Uzun mesafeli uçaklar için dahi, eğer tekrar karaya dönmeyi düşünüyorlarsa, bu ulaşılmaz bir mesafedir. Dünyanın büyük bir bölümü henüz Avrupalılar tarafından keşfedilmediği zamanlarda çizilmiş haritalarda, bilinmeyen bu engin bölgede “Hic sunt dracones” yani “Burada ejderhalar var” diye yazılıydı. Tahmin edilemeyen ve korkutucu tehlikelerin kesinliğini vurgulayan bu ifade Güney Okyanusu için halen geçerlidir.

Gezegenimizde halen tarih öncesi vahşiliğin ve yalnızlığın hüküm sürdüğü bir bölge olduğu fikrini kabullenmek bizler için oldukça güç olsa gerek. Dünyamızda ulaşılması büyük başarı sayılan pek az yer kalmıştır; yürüyerek veya kar kızağıyla Antarktika’nın, Sahra Çölü’nün henüz keşfedilmemiş bölgeleri ve Güney Okyanusu, yelkenli bir tekne ile. Buzun, kumun veya suyun oluşturduğu bu vahşi yörelerde doğa, insanı ürkütecek ve hatta yokedecek derecede güç kazanır ki; bu güç yakın tarihimize kadar her tarafımızı kapsıyordu.

Denizcileri, Güney Okyanusu’nun tam kalbinden geçiren sadece iki – dünya etrafında – tek başına yelken yarışı var. Bunlardan biri, dört ayrı bacaktan oluşan Around Alone Yarışı. Tekneler yol boyunca  üç yerde durur ama tamir veya kırılan bir parçayı değiştirmek gerektiğinde. Diskalifiye olmaksızın, planda olmayan bir rotaya kaçabilirler. Vendeé Globe’da ise yarışçıların hiç durmaksızın ve hiçbir yardım almaksızın seyretmeleri gerekmektedir. Uzun mesafe yelken yarışlarında şartları en zor olanıdır. Teslim derecesinde basit kuralları olan bu yarış, “denizcilerin en ulaşılmaz sınırları zorlama hırsı” doğrultusunda oluşmuştur. Daha kısa yarışlarda görülen karışık engeller veya gizli saklı yarış kurallarının hiç biri yoktur. Vendeé Globe da varış hattına ilk ulaşan kazanır. Bir insan, bir tekne ve ilk gelen…

Yarışan skipper’lar için Güney Okyanusu olayın kalbini oluşturur. 27 bin millik toplam yarış mesafesinin neredeyse yarısını oluşturan bu bölgeden geçmek “eğer bir terslik olmazsa” altı – yedi haftalık müthiş bir çabayı gerektirir. Yarışın diğer bölümleri de kendine göre mücadeleyi ve gerçek anlamda tehlikeleri içerir ama bunların çoğunluğu aşılabilir derecededir. Denizciler, Güney Okyanusu’na vardığında her an her şeyin olabileceği bir ülkede seyrederler. Rüzgâr ve dalgalar azdığında, böyle bir durumla karşılaşacak kadar şanssız olan en iyi tekne ve skipper’ını mahvedebilir. Yarışçılar sıklıkla kendilerini ölüm kalım savaşı içerisinde bulurlar. İpler yıkıcı rüzgâr ve denizlerin elindedir, bu durumda denizcinin yapabileceği tek şey dayanmak ve ümüdini kaybetmemektir. Gerçek anlamda yarış üç bölümden oluşur; Atlantik, Güney Okyanusu, Atlantik. Öldürücü olanı ortadakidir.

Vendeé Globe skipper’larından Christophe Augin “Ondan sonrası tatil” diye ifade ediyor.

Derek Lundy, Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz, sf 27-30