Etiket arşivi: yelkenle solo dünya turu

Güney Okyanusu – Antarktika


Antarktika ‘en’lerin en çok kullanıldığı bir kıtadır: En soğuk, en buzlu, en hassas, en verimsiz, en uçta, en izole olmuş bu kıta dünya üzerinde kendi rejimi ile idare edilen tek kıta olma özelliğini taşımaktadır. 14 milyon kilometre karelik alanı ile dünyanın beşinci büyük kıtasıdır. Bu büyüklük dünya yüzeyinin %10’una karşılık gelmektedir. Çin ve Hindistan, veya ABD ve Meksika’nın toplamından daha büyük bir alana sahiptir. Dünya buzul kütlesinin %90’ı Antarktika’da bulunuyor, %98’i buzla kaplı olan kıtanın yüzeyi bazı yerlerde beş kilometreye varan kalın bir buz tabakası ile kaplı olup, bu “Buz Kıtası”nın çevresinde 160 kilometreden uzun buzdağları bulunmaktadır. Bundan dolayı dünyadaki içilebilir suların %90’ı Antarktik buzullarının içinde saklıdır.

Muazzam su rezervine ilave olarak, Antarktika suları dünyanın en verimli canlı rezervine sahiptir. Antarktika’da 35 değişik çeşit penguen, 200 değişik balık türü, 12 çeşit balina ve onlarca farklı kuş türü yaşamaktadır. Krill adı verilen Antarktik ekosistemi içerisinde çok önemli bir yeri olan bir tür plankton, açlık tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Üçüncü Dünya ülkeleri için önemli bir besin kaynağı olarak görülmektedir. Şu anda krill avcılığı tehlike oluşturmayacak kadar küçük boyuttadır. Yılda sadece 100 bin ton avlanmaktadır. Antarktik krillerinden dünya toplam balık avlama miktarı olan 70 milyon ton dolaylarında avlansa bile nesilleri tehlikeye düşmeyeceği ifade edilmektedir.

Yaklaşık yarım yüzyıl önce ünlü bir jeolog Antarktika’nın beş kuruş etmeyeceğini söylemişti. Ne var ki. araştırmalar Antarktika’da kobalt, bakır, altın, kurşun, manganez, nikel, titanyum, uranyum ve çinko gibi bir çok çeşit metal ve hidrokarbon bulunduğunu göstermektedir. Jeolojik araştırmalar büyük miktarlarda petrol ve doğal gaz bulunduğunu göstermiştir. Bunlara ilave olarak sera etkisinin giderek arttığı günümüzde, dünyadaki fazla karbondioksit miktarının yaklaşık %30’unu Güney Okyanusunun soğuk suları emmektedir.  Ayrıca soğukluğu sebebi ile ekvator bölgesindeki enerjiyi ve ısıyı çekerek yağmur ve rüzgarların oluşmasına neden olur.

Son olarak, kuraklığın tehlikeli boyutlara vardığı ülkelerde, buzul kütleleri alternatif içme suyu kaynaklarının başında gelmektedir. Buz dağlarının ekonomik amaçlarla kullanılması 1970’li yıllara kadar uzanır. Bu konuda ilk konferans Suudi Arabistan’ın desteği ile 1977 yılında toplanmıştır. 1982 yılında Suudi Arabistan Prensi 100 milyon ton buzdağını Suudi Arabistan’a çekmeyi hayal ettiğini söylemişti.8 Yapılan hesaplamalara göre, yaklaşık yarım dönümlük buzul kütlesi 20 Dolara mal edilmektedir. Mesela, yaklaşık 150 metre su üstü yüksekliği, 900 metre uzunluğu olan bir buzdağı 90 milyon ton ağırlığındadır ki, tonu 50 centten 45 milyon Dolar ettiği hesaplanmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 40’nı oluşturan 80 ülke tatlı su sıkıntısı çekmektedir. Buna karşın her yıl Antarktika’nın buzullarından kopan buz dağları 5 milyar insanın ihtiyacını karşılayacak kadar çoktur. Bu miktar 688 km3lük bir büyüklüğe eşittir ki, dünya üzerindeki bütün nehirlerin sahip olduğu tatlı sudan daha fazla bir miktara tekabül etmektedir.

NASA uzaktan algılama ile izlediği bir buzdağının Kaliforniya’nın 1100 yıllık su ihtiyacını karşılayacak kadar büyük olduğunu ifade etmiştir. Bu kadar büyük ekonomik değerler uzun süre hukuki ve politik platformlarda tartışılmadan kaderlerine terk edilmiş durumda bırakılmayacaklardır. Yukarıda açıklanan tabii ve mineral zenginlikleri dolayısıyla yaklaşık yarım asırdır bir tartışma süregelmektedir: Antarktika’nın tabi olduğu hukuki rejim. Bu çalışmanın konusu Antarktika üzerinde bu yüzyılın ortalarından itibaren devam etmekte olan hukuki ve politik gelişmelerin kısa bir özetini yaparak, Antarktika’nın ve çevresindeki buzulların ve sularındaki balık türlerinin uluslararası hukuktaki durumunu belirlemek; daha sonra, Antarktika ile ilgili olarak ortaya atılan değişik rejim teorilerinin ne ölçüde geçerli olduğu sorusuna cevap aramak, ve nihayet Antarktika’nın geleceği ile ilgili olarak en ideal rejimin özelliklerini araştırmaktır. 2001 yılı Antarktika kıtası açısından iki bakımdan önem arzetmekteydi. İlki, Antarktika’nın hukuki anlamda geleceğini belirleyen Antarktika Antlaşmasının yürürlüğe girişinin 40. yılıydı, ikincisi ise, Antarktika’da maden araştırma ve işletmesini yasaklayan 1991 Çevre Koruma Protokolü’nün kabul edilişinin 10. yılı olmasıydı.

Yrd. Doç. Dr. Kemal BAŞLAR* (aynı isimli yazısından alıntı)

Yelkenle dünya turumun kalbini oluşturan yer.. Güney Okyanusu.

Ünlü Gezginler (Kâşifler) ve Keşifleri

984 yılında Grönland’ı bir koloni haline getiren kaşif Kızıl Eric’in oğlu Leif, tahminen 1000 yılında, Kuzey Amerika ya ayak basan ilk Avrupalı oldu.

El İdrisi, gençlik yıllarında Küçük Asya ile İngiltere arasında bol bol seyahat etti. El İdrisi, The Book of Roger adıyla bilinen kitabını 1154 te tamamladı.

Müslüman gezgin İbni Batuta, 1325 te ilk kez hacı olmak için Mekke ye gitmek üzere Tanca dan hareket etti. 30 yılda 121 bin kilometre yol katetti ve Arabistan ın büyük bir bölümünü, Doğu ve Kuzey Afrika yı, Timbuktu, Küçük Asya, Hindistan, Maldiv Adaları, Sri Lanka ve Çin i ziyaret etti.

Venedikli tüccar Niccolo Dei Conti, 1419 yılından itibaren Şam dan Bağdat a ve Babil e seyahat etti. Venedikli tüccar, Cava ya, Sumatra ve Burma ya kadar gitti.

Christoph Colombus, uzun yıllar İspanya ve Portekiz hükümdarlarına batıya doğru denizden gidildiği takdirde doğuya ulaşılabileceğini kabul ettirmek için büyük çaba harcadı. 3 ağustos 1492 de İspanyol bayrağını taşıyan üç gemiyle yola çıktı ve 12 ekim 1492 de Bahama Adaları na ulaştı. Kolomb, Asya nın uzak doğusuna ulaştığına inandı.

Vasco de Gama, 1497 de, 1488 de Ümit Burnu nu geçmiş olan Bartolemeu Diaz ile birlikte Hindistan a giden deniz yolunun haritasını çizmek için Portekiz den yola çıktı. De Gama, 1498 yılında Calicut a vardı ve Goa da karaya çıktı.

1519 un şubat ayında, istilacı gezgin Hernan Cortes, Meksika daki Aztek İmparatorluğu na ulaştı. 1521 de başkent Tenochtitlan ı istila etti. İmparator Montezuma öldürüldü ve kent Yeni İspanya nın başkenti oldu.

İlk yedi Cizvit misyonerinden biri olan Francis Xavier, 1542 de Roma dan ayrıldı ve Hristiyanlığı Hindistan a Doğu Hint Adaları na ve Japonya ya taşıdı. Xavier nin Japonya ya giden ilk Avrupalı olduğu iddia ediliyor.

Sir Francis Drake, 1577-1580 tarihleri arasında dünyayı denizlerden dolaşan ilk kaptan olmakla kalmadı, İngiltere de keşif yapmayı da gelenek haline getirdi. Francis Drake, Tierra del Fuego nun Terra Australis ten ayrı bir kara parçası olduğunu keşfetti.

Arktika yolcularının öncüsü olan Willem Barents, 1595 te Ayı Adası nı keşfetti ve Novaya Zemlya nın kuzey ucuna kadar gitti. 1596 da, Barents in gemileri buzlar arasında yolculuğa devam etti. Gemi mürettebatının büyük bir bölümü onun başarılı liderliği sayesinde donmaktan kurtuldu.

Holandalı denizci Abel Janszoon Tasman, 1642-1643 te Tasmanya, Yeni Zelanda ve Fiji yi keşfetti. Daha önce Tierra Australis olarak adlandırılan bölgeye gitti.

Robert de la Salle, 1679 dan 1681 e kadar Kanada nın büyük göllerini keşfetti ve 1681 yılında da Mississippi Nehri ni bir boydan bir boya geçti ve nehrin vadisinin tümüne Fransa adına sahip çıktı. Bu bölgeye Louisiana adı verildi.

Kaptan James Cook, 1768 de başladığı ilk yolculuktan, 1779 daki son yolculuğunda Hawaii de ölünceye kadar, kaşiflerin hepsinden çok daha fazla yer görmüştü. 1770 de Avustralya ya İngiltere adına sahip çıktı, 1773 te Antartika bölgesini geçen ilk denizci oldu.

İskoç kaşif Mungo Park, 1795 te Segou da Nijer Nehri ni keşfetti. Nehirden aşağı 130 kilometre yol aldıktan sonra Bamako ya döndü. Daha sonra bir köle tüccarının yardımıyla Gambia ya gitti.

Alman asıllı kaşif Heinrich Barth, 1847-55 yılları arasındaki dönemde Sahra Çölü, Orta ve Batı Afrika, Nijer, Timbuktu ve Çad Gölü ve Libya düzlüklerini içine alan 16 bin kilometrelik bir yolculuk yaptı.

Cesur İskoç misyoner David Livingstone, 1849 da Afrika yı Luandai den Mozambik e kadar katetti. Victoria Çavlanı ve Malawi Gölü dahil pek çok yeri keşfetti.

Sir Richard Burton jeolog, etnolojist, asker ve şairdi. 25 yabancı dil biliyordu ve Binbir Gece Masalları nı İngilizceye tercüme etmişti. Bu arada Nil Nehri nin kaynağı dahil pek çok keşifte bulundu. Tanganika Gölü nü keşfetti ve Afgan kılığında gizlice Mekke ye gitti.

Robert Burke ve William Wills, 1860-61 de Avustralya yı ilk kez güneyden kuzeye kateden kişiler oldular. Adelaide a dönerlerken birbirlerinden ayrıldılar ve ikisi de öldü.

Henry Morton Stanley bir gazeteciydi. Afrika da kaybolan Livingstone u bulabilmek için bu kıtaya gitti. Mayıs 1871 de Livingstone u bulan Stanley, 1874 te Doğu Afrika ya dönmek istedi. Stanley, Victoria Gölü nün çevresini dolaştı ve Nil in kaynağının bu göl olduğunu belirledi.

Norveçli kaşif Fridtjof Nansen, 1888 de Grönland ın buzlarla kaplı üst ucunu ilk kez geçti. 1893 te Kuzey Kutbu na ulaşmak istedi, fakat hedefinden dört derece şaştı.

Yüzme bilmeyen kaptan Joshua Slocum, 11.2 metre uzunluğunda bir filikayla dünyanın çevresini dolaşmak istedi. 1895 in nisan ayında yola çıktı, yolculuğunu 1898 de tamamladı.

Robert Falcon Scott un ikinci Antartika yolculuğu, Shackleton un 1908 de Güney Kutbu na ulaşma girişiminden sonra gerçekleşmişti. Bu uzun ve zahmetli yolculukta köpekleri kullanmanın acımasızlık olacağını düşünerek motorlu kızaklarla yola çıktı. Motorlar bozulunca, atlar kullanıldı ama kısa bir süre sonra atları da vurmak gerekti. Grup Kutup noktasına ulaştığında, Amundsen in diktiği Norveç bayrağı dalgalanıyordu.

Robert Peary nin başkanlığında Matt Henson, dört eskimo ve 40 köpekten oluşan ekip, 6 nisan 1909 günü Kuzey Kutbu na ulaşan ilk ekip oldu.

Roald Amundsen, 1903 te Oslo dan yola çıktı ve Alaska ya giden kuzey-batı geçidini keşfetti. 1911 de Güney Kutbu na ulaşma yarışına katıldı. Dört arkadaşı ve 50 kızak köpeğiyle 14 aralık 1911 de Kuzey Kutbu na ulaştı.

Citroen firmasının kurucusu olan Andre Citroen, 28 ekim 1924 te motorlu taşıtla, Kuzey Afrika da Colomb-Bechar dan yola çıkarak kara yolculuklarında yeni bir dönemi başlattı. 1931 de sadece deve kervanlarının geçebildiği İpek Yolu nda da yarışlar başladı.

Amelia Earhart, Pasifik Okyanusu nu tek kişilik bir uçakla geçen ilk kadın pilottu. Honolulu dan yola çıkıp California da uçuşunu tamamlamıştı. 1932 de yılında Atlantik Okyanusu nu geçen ilk kadın pilot oldu. 1937 de dünyayı uçakla katetme denemesi sırasında, 35 bin 400 kilometre yol gittikten sonra uçağı kayboldu.

Kon-Tiki adı verilen ve sazlardan örülmüş bir sal ile Peru dan ayrılan Thor Heyerdahl, 97 gün sonra, Polenezya ya vardı. 1977 yılında, Sümerlerin kamıştan yaptıkları teknenin bir kopyası olan Tigris ile Karaşi ve Cibuti ye gitti.

Ben Carlin, 1951-58 döneminde dünyanın çevresini hem karada hem de suda çalışan bir ciple dolaştı. Avustralyalı gezgin, karada 62 bin 765 kilometre, denizde ise 15 bin 450 kilometre katetti.

Dr. Jacques Piccard, Ocak 1960 ta teğmen Donald Walsh ile birlikte babası Auguste ün icat ettiği batiskaf adındaki küçük bir denizaltı ile Dünya da en derine inen insan oldu.

18 mart 1965 te Sovyet kozmonot Alexei Leonov, Voshkod-II adlı uzay aracından çıkıp uzayın boşluğunda yaklaşık 10 dakika yürüdü.

Apollo-11 uzay aracının kumandanı Neil Armstrong, 20 temmuz 1969 da Ay a giden ilk insan oldu. Armstrong, Ay modülünden inerken, “insan için küçük, ama insanlık için çok büyük bir adım” diyerek adını tarihe yazdırdı.

Sir Ranulph Fiennes, Charles Burton ile birlikte yeryüzünü uzunlamasına katetti. İki arkadaş, 2 eylül 1979 da Greenwich ten yola çıktı, 15 aralık 1980 de Güney Kutbu na ulaştı. 10 nisan 1982 de Kuzey Kutbu na vardılar ve 29 ağustos 1982 de de Greenwich e döndüler.

Emilio Scotto, motosikletle en uzun dünya yolculuğunu yaptı. 17 ocak 1985 te Buenos Aires ten yola çıktı ve 735 bin kilometrelik bir yolculuktan sonra 2 nisan 1995 te geri döndü.

Gezgin Jean-Felix Piccard ın torunu Bertrand Piccard, 16 kasım 1999 da Breitling Orbiter 3 adlı balonuyla, hiç durmadan 19 günde dünyanın çevresini dolaştı. 42 bin 810 kilometre yolu havadan katetti.

Dünyanın en zorlu yelken yarışlarından olan Vendeé Globe..

Asıl olay güney okyanusudur. Antarktika’ya ne kadar yakın dönerseniz yolunuz o kadar kısalır.


wendee globe @ Yahoo! Video

Ama bu durumda ortam daha karanlıktır ve dalgaların da etkisiyle göz gözü görmez. Şimdiye kadar ölçülmüş en yüksek dalga boyu 40 metredir ve bu güney okyanusunda görülmüştür. Karaya en uzak olduğunuz yer güney okyanusudur. Buraya uçaklar bile geri dönmeyi düşünüyorlarsa gelmezler. Çünkü geri dönüş için yakıtınız yetmez. Vendee Globe dünyanın en zor yelken yarışıdır.

Tek başınıza, hiçbir yardım almadan hiçbir zaman durmayan sürekli 20-30 metre dalgalarla boğuşarak Güney Okyanusunu geçmeniz gerekir. Bu arada kulaklarınızın duyacağı en korkunç sesler Kükreyen Kırkların, Çığlık Atan Ellilerin içinden geçersiniz. Bazı yarışçılar artık sesleri duymamak için kulaklarını tıkarlar. Ancak bu sefer de dalgaların gelişini ve yönünü hesaplayamadıklarından tekrar açmak zorunda kalırlar. İşin en kötü kısmı ise bu yaşadıklarınızın sürekli olmasıdır.

Güney Okyanusu denizlerin Everest’idir ve herhangi bir hatada ölüm kesindir. Beş katlı apartman büyüklüğünde dalgalar arasında buzullara çarpma olasılığınız her zaman vardır ve bu durumda tekneniz kâğıt gibi yırtılır. Ne olduğunu bile anlayamaya vaktiniz kalmaz. Daha kötüsü var mı? Evet!.. Yarış yaklaşık 4-6 ay kadar sürebilir, ölmediğiniz müddetçe durmadan çalışmanız hesap yapmanız gerekir. Bu süre zarfında onar, on beşer dakika aralıklarla uyuyabilirseniz şanslı sayılırsınız. Yani 4-6 ay kadar bir süre 10 – 15 dakika nöbetler halinde uyursunuz. Güney okyanusu hiçbir zaman uyumaz sürekli hareketlidir, hata götürmez ve sizi de uyutmaz.

Dalga hızı 50 deniz mili civarı olabilir. 30 ilâ 70 arasında oynar. Bu yarışa katılacak tekneler son teknolojidir ve her yıl hız ve güvenlik amacıyla geliştirilir. Yarışa katılan yelkenciler ise dünyanın en iyi ve profesyonel yelkencileridir. Yarışa katılabilmek için bu yeterli değildir, belli bir mesafe solo deniz yolculuğu yapmış olmanız ve kendinizi kanıtlamanız gerekir. Wendee Globe 20 bin millik bir rotayı kapsar…

Daha detaylı bilgileri ve yaşanmış olayları yakında başka bir yazıda anlatıcam. Şimdilik hoşçakalın..

Güney Denizlerinin Maceraperest Gezgini? BERNARD MOITESSIER

Dr. Selim Yalçın
Dr. Nadire Berker
kaleminden….

?Ben dünyanın en güzel ulusunun bir ferdiyim. Kuralları katı ama basit, asla hile yapmayan, sınırları olmayan, her zaman ?şimdi?yi yaşayan bir ulus bu. Rüzgar, ışık ve barış dolu bu ulusta yalnızca denizin sözü geçer.? Bernard Moitessier

Bernard Moitessier tüm zamanların en meşhur denizcilerindendir.

Yaptığı yolculuklar ve yazdığı kitaplardan başka kişiliği ile de milyonlarca insana deniz sevgisi aşılamıştır.

Moitessier 1925?te Vietnam?da Hanoi?de doğdu, daha sonra ailesiyle Saygon?a yerleşti. Babası Vietnamlı çiftçilere mal satan bir Fransız tüccardı ve oğlunun eğitimini tamamlayıp aile işinin başına geçmesini istiyordu.

Bernard ise denize aşıktı, çocukluğunda Vietnamlı balıkçılardan denizcilik sanatını öğrendi. 1947?de motorsuz bir ?junk? (Güneydoğu Asya denizlerinin geleneksel yelkenli yük taşıma teknesi) satın alıp Siyam Körfezi?nde yelkenle deniz taşımacılığı yaptı. Harita ve pusula kullanmadan uzun yolculuklar yapan yerel denizcilerden kısıtlı olanaklarla büyük yolculuklar yapmanın sırlarını öğrendi.

Çok iyi bir yüzücüydü: 100 metre serbestte Güneydoğu Asya birincisiydi, aklı denizde olduğu için okulda pek başarılı değildi ama Fransızca, İngilizce, Hollandaca, Almanca, Vietnam ve Siyam dillerini konuşuyordu. Klasik eserlerin çoğunu okumuştu, edebiyat sohbetlerine katılmayı seviyor, deniz yazarlarının tümünü takip ediyor, özellikle Slocum, Pidgeon, Gerbault ve Dumas gibi ünlü denizcilerin kitaplarını sayfa sayfa inceliyordu.

1951?de bir arkadaşı ile birlikte Snark ismini verdikleri eski bir tekne ile Avustralya?ya doğru yola çıktılar, ama kurtlanmış ve çürümekte olan teknenin çok su yapması üzerine 6 ay sonra Endonezya?dan geri dönmek zorunda kaldılar.
Moitessier 1952?de Kamboçya?da satın alıp Marie-Therese adını verdiği 9 metre boyunda randa yelkenli bir keç ile bu kez tek başına Hint Okyanusu?na açıldı.
Teknede pusulası ve sekstantı vardı ama kronometresi yoktu.
Bu şekilde boylamını belirleyemiyor, sadece enlemini saptıyordu. Pusulası ve ipe bağlı bir tahta parçasından oluşan basit bir parakete ile navigasyon yapıyordu. Bu yetersiz navigasyon yöntemi ile zor koşullarda tek başına seyir yapıp Hint Okyanusu?nun batısındaki Chagos Takımadaları?na doğru yol alırken bir geceyarısı Diego Garcia kayalıklarında teknesi parçalandı.
Kendi deyişiyle ?güzel Marie-Therese kayalarda parçalanırken hüngür hüngür ağlayan bir zavallı? haline gelmişti.
Karaya vurduğu ada çok küçüktü, bu nedenle yılda birkaç kez uğrayan gemilerin birine binip yakınlardaki Mauritius Adasına yerleşti. Birçok arkadaş edindiği bu adada bulduğu her işe girdi, ağaç kesip mangal kömürü yapmak, çekeklerde çıraklık gibi işlerde çalışıp para biriktirdi. Ahşap tekneleri karaya çekmeden kalafatlamak için yaşlı denizcilerden öğrendiği bir yöntemi geliştirerek bu işten büyük kazanç sağladı.
Bu arada köpekbalığı dolu kayalıklarda gözlük ve şnorkelle dalarak zıpkınla balık avlayıp satıyordu. Günde 70-80 kg kadar balık zıpkınlıyordu. Sonunda korkulan oldu ve 1953?te 6 metre derinlikte avlanırken bir köpekbalığının saldırısına uğradı. Ayağını ısıran köpekbalığının kafasına zıpkınının kabzası ile vurarak canını kurtardı. Bir ay hastanede yattıktan sonra iyileşti ve bir balıkçı filosunun yöneticisi olarak iş buldu. Ayrıca ayda bir gelen bir yük gemisine guano yüklemesini hızlandıracak yöntemler geliştirdi. Bu sayede şirketin karı ciddi miktarda artınca çok para kazandı.
Biriktirdiği parası ile Marie-Therese II?yi inşa etti. Hiçbir plana başvurmadan, bir marangoz ve yerli işçilerin yardımı ile 9 ayda bitirdiği teknenin dizaynı, arması ve bütün donanımını kendisi yaptı. Marie Therese II civadrası ile birlikte 9.60 metre boyunda, bermuda yelkenli bir keçti.
Moitessier gerek bütçesinin yetersizliğinden gerekse 1950lerde Mauritius?ta istediği gereçleri bulamadığı için teknesini vinç, ırgat gibi araçlarla donatamadan denize indirmek zorunda kaldı.
2 Kasım 1955?de Marie-Therese II ile tek başına Güney Afrika?ya gitti, orada 2 yıl çalışıp para biriktirdi. 

O kadar parasızdı ki çarmık teli olarak ?telefon direklerini tutan telleri? kullandı, bu basit şeyleri alabilmek için kendi deyişiyle ?boyunduruğa vurulmuş öküz? gibi çalışıyordu.

Eksiklerini en ucuz yoldan gidermek için her yolu deniyordu, bütün gün bir fabrikada çalışıyor, öğlen tatilinde veya akşam paydostan sonra fabrikanın atelyesinde teknesinin eksik ve tamir gerektiren havalandırma, vinç, lomboz, ırgat gibi parçalarını kendi imal ediyordu.

Akşamları limana uğrayan balina gemilerini gezip gemicilerle dostluk kuruyor, bu gemilerin çöpe atmak için ayırdığı eski naylon halatlardan kendisi gibi küçük teknesi ile tek başına sefer yapan bir arkadaşı ile birlikte sabahlara kadar sağlam lifleri çıkartarak bunlarla Marie-Therese II?nin kenevirden yapılmış koltuk halatı ve ıskotalarını yeniliyordu.

Önce Durban ve daha sonra Cape Town?da çalışarak teknenin iki yıllık erzak ve malzeme gereksinimini satın alacak kadar para biriktirdi. Masrafını azaltmak için sapanıyla penguen ve karabatak avlayarak beslendiği dönemler oldu.

1958?de yeniden okyanusa yelken açtı, Saint Helena ve Ascension adalarına uğrayarak Karaibler?e ulaştı.

Trinidad?dan Grenada?ya geçerken yorgunluktan dümende uyuyakaldı ve bu kez de Marie-Therese II yine kayalıklarda parçalandı. Ertesi gün teknesi yakın bir  köyde oturan yerliler tarafından yağmalandı.

Bir kez daha beş parasız ve eşyasız kalan Moitessier adada çalışıp para kazanacak bir iş de bulamadı. Avrupa?ya gitmek istiyordu. Eski gazete kağıtlarından okyanusu aşabilecek nitelikte bir yelkenli tekne inşa etmeyi planladı.
Tam bu sırada Avrupa?ya giden bir Norveç tankerine tayfa olarak girdi. Fransa?ya varınca Paris?e yerleşti, doktorlara ilaç tanıtımı, yelkenli tekne satışı gibi işlerde çalışarak para biriktirdi.

Uzun yıllar sonra karşılaştığı çocukluk sevgilisi Françoise ile evlendi ve Françoise?ın ilk evliliğinden olma üç çocuğu ile mutlu bir aile yaşantısı başladı.

Bu sıralar Vietnam?dan yola çıktığından beri denizde geçen maceralarını anlattığı ?Vagabond Des Mers du Sud? (Güney Denizlerinin Maceraperest Gezgini) isimli ilk kitabını yayınladı.

En çok satılan kitaplar arasına giren bu eser sayesinde açıkdeniz yelkenciliğinin ünlü isimleri arasına katılan Moitessier?nin kitabı İngilizce?ye de çevrilerek 1960?da ?Sailing to the Reefs? (Yelkenle Kayalıklara Doğru) ismiyle yayınlandı.

Bu eser tüm dünyada amatör denizciler tarafından halen ilgiyle okunmakta, yelken ve deniz edebiyatının başta gelen eserleri arasında yer almaktadır.

Bu kitapla modern toplum hayatına alternatif olarak denizlerde macera, barış ve dostluk dolu bir yaşam öneren Moitessier açıkdeniz yelkenciliğinin idolu haline gelmiştir.

Moitessier kitabının satışından biriktirdiği para, arkadaşlarının desteği ve zengin bir yelkencinin yardımları ile 1961?de iki yıldır planları üzerinde çalışıp hayalini kurduğu 12 metrelik bermuda armalı saç keçi yaptırdı.

Bu tekneye dünya denizlerini tek başına dolaşarak amatör açıkdeniz yelkenciliğini başlatan Joshua Slocum?un ön ismini verdi.

Tekne daha kızaktayken Akdeniz?de yelken okulu olarak çalıştırmak üzere ilanlar verip avans aldı. Bu paralar sayesinde inşaatı tamamlanan tekne planlanan ilk seferden iki gün önce seyre hazırlanabildi.

Joshua iki yaz sezonu yelken okulu olarak hizmet verdi, bu sayede Moitessier?in okyanuslara açılmadan önce teknenin tüm eksiklerini giderme ve donanımını geliştirme şansı oldu.

Ekim 1963 –  Mart 1966 arasında eşi Françoise ve köpekleri Yuki ile birlikte ?balayı seyahati? olarak adlandırdığı yolculuğa çıktı. Kazablanka, Kanarya Adaları, Karaibler, Panama Kanalı, Galapagos Adaları üzerinden Tahiti?ye ulaştı. Kanarya Adaları?ndayken çocuklarını bir aylığına yanlarına aldırdılar, onlarla gezip tatil yaptılar.

Tahiti?den dönerken rüzgarlar uygun olduğu için tercih edilen batı rotasını değil, daha zor ama kısa olan doğu rotasını izlediler, hiçbir limana uğramadan Horn Burnu?nu dönüp Atlantik?i aşarak 4 ayda Fransa?ya geri dönüler. Bu sayede çok sevdikleri çocuklarının Paskalya tatiline ucu ucuna yetiştiler.

Bu geçişte nonstop toplam 14261 deniz mili yol yaparak küçük bir yelkenli ile hiç durmadan o güne dek yapılan en uzun seyri gerçekleştirdiler.

Bu bir dünya rekoruydu.
1966?da bu yolculuğun anılarını ?Kestirme Yol: Cape Horn? isimli kitapta yayınladı.

Denizi anlatan yazılarında aldığı keyfi elle tutulur derecede hissettiren Moitessier Paris?e geldiğinden kısa süre sonra derin bir depresyona girdi. Bir kez daha Joshua ile dünya denizlerine açılma hayali ile yaşıyordu.

1967?de Sir Francis Chichester yelkenlisi ile tek başına sadece tek bir kez Avustralya?da durarak dünya turu yapmıştı.

Bu hikaye denizseverleri öylesine etkiledi ki İngiliz ?Sunday Times? gazetesi ertesi yıl ilk ?Tek başına ? Nonstop Dünya Turu Yarışı??nı düzenledi.

Golden Globe (Altın Küre) adı verilen bu yarışta İngiltere?de herhangi bir limandan başlayıp aynı limana dönülecek, Güney Pasifik Okyanusu?nda seyredilecek ve yolda Ümit Burnu, Leeuwin Burnu ve Horn Burnu geçilecekti. Bu tam da Moitessier?in gitmeyi düşündüğü rotaydı.
Tekneler 1 Haziran ile 31 Ekim arası istedikleri gün yarışa başlayabilecekler, en hızlı geçişi yapana 5000 İngiliz sterlini ödül verilecekti.

Moitessier bu yarışa katılmaya karar verdi, Fransa?daki hayranları dünya denizlerinde İngilizler?e karşı yarışacak olan Moitessier?yi destekliyor, gazeteler ona telsiz, fotograf makinası gibi araçlar vermeyi teklif ederek karşılığında yarış haberleri ve fotografları istiyordu.

Moitessier ise tam tersine teknesini hafifletmeye ve sadeleştirmeye çalışıyordu, önce yolda süratini azaltacağı için pervaneyi söktü, uzun yolda gerekli olmayacak herşeyi tekneden çıkarttı.

Telsiz sayesinde dünya ile iletişim kurabileceği, hava durumu ve navigasyon bilgileri alabileceği halde telsizi çalıştırmak için jeneratör, yakıt, aküler gibi ağırlıklar da gerekeceği için bu yardımı reddetti. Hatta yola çıkmadan kısa bir süre önce Joshua?nın motorunu da sökerek tekneyi doldrumlardan en az etkilenecek şekilde hafifletti.

Bir süre rüzgar bekledikten sonra 1968 Ağustos ayında Plymouth?dan yola çıktı.

Eşi Françoise gazetecilere ?Onun buna ihtiyacı vardı, denize çıkmalıydı? dedi.

Altı ay sonra Moitessier her üç burnu da dönmüş, Atlantik Okyanusu?nda eve dönüş yolundaydı. Dünya turunu başarıyla tamamlamak üzereydi, en öndeydi ve yarışı kazanmasına çok az bir zaman kalmıştı.

Birdenbire yarışı kazanmak bir yana, bitirmek hevesini bile yitirdiğini farketti.

?Şimdi Avrupa?ya, şehir hayatına dönmek, hiç terketmemiş olmakla eş anlamlı, yarışı bitirmek için geri dönmek, başkalarının kurallarını sessizce kabul etmek, kendimi inkar etmek demek. Güneş, deniz, rüzgar, gökteki yıldızlar ve albatroslar bana doğru yolu gösteriyor, ruhum çok uzun zamandır aydınlık sessizliğin şarkısında yelken açıyor.? diye düşünüyordu.

Yaşamı boyu aradığını Güney Pasifik?te bulacağını anlayarak rotasını değiştirip ikinci kere Ümit Burnu?na yöneldi.

Cape Town açıklarında demirde duran bir tankere yaklaşarak güvertesine sapanla, plastik bir kutu içinde, Londra?daki yarış yetkililerine verilmek üzere yazılmış bir mesaj attı;

bu mesajda ?Hiç durmadan Pasifik Adaları?na doğru yola devam ediyorum, çünkü denizde mutluyum. Belki de ruhumu kurtarmak istiyorum.? yazılıydı.

?Ruhunu kurtarmak için? yarışı bıraktı, rota değiştirdi ve hiçbir yere uğramadan Tahiti?ye vardı. Böylece 40 ftlik teknesiyle dünyanın etrafında hiç durmadan birbuçuk tur attı, teknesinde tam 10 ay tek başına yaşadı.

O yarışı bıraktığı için ödül İngiliz Robin Knox-Johnston?a verildi, ama Moitessier?in tüm arzusu denizle içiçe yaşamak olduğu için yarışı bırakması, çok ihtiyacı olduğu halde ödül parasını ve ünü reddederek ?yenilmeyi? bilinçli olarak tercih etmesi ona dünyanın gözünde çok farklı bir yer kazandırdı.

Davranışı birçok insanın yüreğini titretti, onların gözlerinde gerçek galip ve kahraman Moitessier?di.

Sonraları ?A Voyage for Madmen? (Çılgınlara Göre Bir Yolculuk) adı verilen bu yarışa dokuz yelkenci birbirinden çok farklı teknelerle katılmıştı.

Aralarından sadece üçü denizle ilgili mesleklerdeydi, bir tek Moitessier?in Güney Okyanusu?nda yelken seyri tecrübesi vardı.

Ticari gemilerde kaptanlık yapan İngiliz Robin Knox-Johnston ?Suahili? adlı 32 ft ahşap keç ile, İngiliz Donanması?nda kaptan olan Nigel Tetley ise ?Victress? adlı kontrplaktan yapılmış 37 ft bir trimaran ile yarışıyorlardı. 42 ft boyundaki ahşap uskunası ?Galway Blazer II?nin armasını Çin ?junk?larını örnek alarak çarmıksız direklerle donatan Bill King ve 30 ft randa yelkenli saç kotra ?Captain Browne? ile yarışan Loick Fougeron da Moitessier?le aynı limandan yola çıkmışlardı.

Bu ilk nonstop tek başına dünya turu yarışı yaşanan dramatik olaylar nedeniyle hafızalardan hiç silinmedi.

Yarışçıların biri hariç tümü çeşitli nedenlerle yarışı bırakmak zorunda kaldılar, elektronik mühendisi Donald Crowhurst kendi dizaynı olan trimaran teknesi Teignmouth?un Güney Okyanusu?na dayanamayacağını anlayınca önce telsizden yalan söyledi, seyir defterini ayrıntılı şekilde sahte bilgilerle doldurdu.

Atlantik?te oyalanarak zaman geçirmeye, diğerleri finişe yaklaşırken sanki dünyanın çevresini dönmüş gibi onlarla birlikte İngiltere?ye dönmeye karar verdi, sonra yalanının anlaşılacağı endişesiyle delirerek teknesinden atladı.

Nigel Tetley?in teknesi Victress yarışı bitirmesine ramak kala okyanusta parçalandı, zor kurtulan Tetley yenilgiye dayanamayarak bir yıl sonra intihar etti.

Robin Knox-Johnston yarışın birincisi ve tek bitireni oldu, ama gerçek kahraman Moitessier?di.

Yarışı bıraktığında ?Denize bakıyorum ve büyük bir tehlike atlattığımı görüyorum. Mucizelere pek inanmasam da bazen gerçekten mucizeler oluyor. Eğer hava biraz daha doğudan esseydi şimdi kuzeye, Londra?ya dönüyor olabilirdim. İnsan bazen doğru yolu kıl payı bulabiliyor. Bu yüzden vazgeçenleri ve devam edenleri yargılamasak daha iyi olur. Ben kendim için doğru olanı bir mucize sonucu buldum, Tanrı?nın bizim için yarattığı denizde huzur içinde ilerliyorum.? diyordu.
Moitessier Güney Pasifik?te bir atole yerleşti, kendine bir ev yaptı, hindistan cevizi ağaçları dikti, atolünü yeşil bir cennete dönüştürdü ve uzun yıllar burada yaşadı.
Kısa bir süre A.B.D.?ne gitti, sıkıntıları bitmiyordu, bir fırtınada Joshua parçalanınca ?Tamata? isimli 32 ft boyunda yeni bir saç (sloop arma) yelkenli yaptırdı.

Son yıllarını hatıralarını yazdığı Fransa?da geçirdi, 1994?te ?A Sea Vagabond?s World: Maceraperest Bir Denizcinin Dünyası? adlı kitabını bitiremeden öldü.

Brittany?de küçük bir balıkçı kasabasında gömülüdür.

Ölümünden sonra hakkında kitaplar yazıldı ve ismi asla unutulmadı, 2000li yıllarda Güney Okyanusu?nda çılgınca yarışan, bazıları çok medyatik olan yelkencilerin öncülerindendi, fakat onlardan çok farklı bir yaşam yolu izledi.

Moitessier yaşantısını deniz ve doğanın kurallarına göre düzenleyen gerçek bir deniz insanıydı.

Yazdığı kitaplarda insanın daima doğa kurallarına göre, ihtiyaçlarına göre yaşaması gerektiğini işledi.

Barış içinde, sınırlar, pasaportlar, hükümetler, savaşlar, bürokrasiler olmadan yaşayan bir insanlığın hayalini kurdu.

Denizcilikle ilgili hiçbir resmi eğitim almayan, her şeyi kendi başına öğrenen Moittesier kendi deyişiyle ?bir deniz gezgini?ydi.

Tüm kitaplarında tecrübeleriyle veya başka denizcilerden öğrendiklerini okurlarına en ince ayrıntısına kadar aktarma, öğretme çabası vardır.

Moitessier gerçek bir deniz aşığı, yazar ve çevrebilimciydi.

Ölümünün onbirinci yılında onu sevgiyle anıyor, kitaplarının bir an önce dilimize kazandırılmasını diliyoruz.

?Avrupa toplumuna ve onun yalancı Tanrı?larına dönmeyi hiç istemiyorum. Para kazan, para kazan, ne için? Hala kullanabildiğim arabamı değiştirmek, daha güzel giyinmek, televizyon almak gibi amaçlar için yaşayamam ben. Ben teknemi istediğim yere bağlayabileceğim, güneşin, soluduğum havanın ve yüzdüğüm denizin bedava olduğu, bir mercan atolünde güneşin altında rahatça uzanabileceğim bir sahile gidiyorum.?


Dee Caffari Hayallerini Gerçeğe Dönüştüren Bir Kadın..


Hiç karaya çıkmadan, tek başınıza kaç gün denizin ortasında kalabilirsiniz?
Peki, ya okyanusun ortasında, 23 metrelik bir yelkenlide tek başınıza  dev dalgalara karşı mücadele etmeniz gerekse,   fırtınanın ortasında oto pilotunuz bozulsa, yelkenlinizi  bir anda öldürücü buzullarla çevrelenmiş bulsanız, teknenizin direğine yıldırım düşse ?.
Bu sözcükler kulağınıza  ürkütücü, heyecanlı bir filmden alınmış sahneler gibi geliyor değil mi?
Ama bunlar  film kareleri değil,  Dee Caffari?nin inanılmaz başarısından kesitler.
Dee Caffari,   tek başına yelkenlisiyle  rüzgara ve akıntıya karşı hiç durmaksızın dünyayı dolaşan ilk kadın denizci.
Yüzyılımızın yaşayan kahramanı, cesaret ve azmin simgesi  Dee Caffari?nin yaşamını okurken  zaman zaman ürperdim. Kendimi onun yerinde düşlemeye çalıştım, başaramadım.
Dee Caffari, beni öylesine heyecanlandırdı ki,  kendi sınırlarını aşarak, henüz otuzüç yaşındayken,  ismini deniz tarihine  altın harflerle yazdırmayı başaran bu yürekli insanı sizlerle de tanıştırmak istedim.
Sonunda  Dee Caffari?nin menajeri Jo Uffendell?den , Dee Caffari?nin Bütün Dünya okurlarıyla tanışmaktan büyük mutluluk duyacağını bildiren iletisini alınca sevinçten havalara uçtum. Dee Caffari?nin yaşam öyküsünden hepimizin öğreneceği çok şey var.
Dee Caffari?nin tüm çocukluğu denizle iç içe geçti. Yüzmeyi babasının teknesinin arkasında öğrendi. Daha o yıllarda, kendi yelkenlisi ile  tek başına dünya turu yapmanın düşlerini kuruyordu.  Ama üniversite eğitimini tamamladıktan sonra meslek olarak  denizciliği değil, çok saygı duyduğu öğretmenliği  seçti. Bir ortaokulda beden eğitimi öğretmeni olarak çalışmaya başladı.  Deniz aşığı olan babasına sık sık  ? Ben kışları kayak yapmak, yazlarımı da yelken yaparak geçirmek istiyorum ? diyordu.
Babasını kaybetmeden kısa bir süre önce babası  Dee ?yi karşısına aldı ve ?Bir karar vermelisin ? dedi. ?Düşlerinle ilgili konuşmaya mı devam edeceksin, yoksa  çok yaşlanmadan düşlerini gerçekleştirmek için bir şeyler yapacak mısın??
Dee, düşlerinden vazgeçmek istemiyordu. Denizcilikte şansını denemeye karar verdi.
Tüm eğitimleri, kursları tamamlayarak yelken eğitimcisi oldu ve yelken sporcusu olarak çalışmaya başladı.

Doğudan batıya yani akıntıya ve rüzgara karşı ilk dünya turunu 18 kişilik bir ekiple yaptığında, yavaş yavaş kafasında bu yolculuğu tek başına yapma fikri oluşmaya başladı.
İlk kez 34 yıl önce 1971 yılında Sir Chay Blyth dünyayı akıntıya ve rüzgara karşı doğudan batıya teknesiyle tek  başına hiç durmaksızın   dolaşmayı başarmış ve adını  tarihe yazdırmıştı.
Şu ana dek bu yolculuğu dünya üzerinde yalnızca dört kişi başarmıştı ve bu dört kişinin arasında hiç kadın yoktu.
Chay Blyth, Dee Caffari?ye düşlerinden vazgeçmemesini ve bu zorlu mücadeleyi başaran ilk kadın olarak   denizcilik tarihinde adını kendi adının yanına yazdırabileceğini söyleyince Dee Caffari kesin kararını verdi.
Çıkacağı yolculuğun ne denli zorluklarla dolu olduğunu çok iyi biliyordu ama insanın istedikten sonra her şeyi başarabileceğine inanıyordu.
120 ile 170 gün arasında sürebilecek bu  zorlu yolculuğu başarıyla sonuçlandırmak için yalnızca teknik bilgilere sahip olmak, teknik donanıma sahip olmak yetmiyordu. Tek başına cesarette yetmezdi. Sonuna dek soğukkanlılıkla, sabırla, cesaretle dayanabilmek , en zor anlarda tek başına karar verebilmek için  güçlü bir kişilik gerekiyordu.

Sonunda tüm hazırlıklar tamamlandı ve Dee Caffari, 20 Kasım 2005 te  İngiltere?nin en büyük sigorta şirketi Aviva?nın  sponsorluğunda,  tüm elektronik donanımlara sahip, 23 metre uzunluğundaki  Aviva adlı yelkenlisiyle İngiltere?den okyanusa  açıldı.
Altı ay boyunca hiç durmaksızın akıntıya ve rüzgara karşı inanılmaz bir mücadele verdi. An geldi dağlar gibi dalgaların ortasında  oto pilot arızalandı ve yolculuğu erken bitirme tehlikesiyle baş başa kaldı. An geldi, kendisini öldürücü buzullarla çevrelenmiş buldu.  Buzulların ortasından geçinceye  dek gözünü bir saniye bile kırpmadı,  tam 60 saat uykusuz kaldı. Dokuz günde toplam dokuz saat uyuyabildi.
Kimi zaman  zorluklar karşısında öfkeyle ağlamak istedi ama okyanusun ortasında, tek başına ağlamanın  boşa enerji kaybından başka işe yaramayacağını bildiği için  tüm enerjisini  sabırla ve soğukkanlılıkla doğru kararlar alarak  sorunların üstesinden gelmek için kullandı.
Her şeye kendisi  çözüm bulmak zorundaydı çünkü yardıma gelecek başka kimse olmadığını biliyordu.

Yükseğe çıkmayı hiç sevmese de, gerektiğinde yükseklere tırmanması gerektiğini biliyordu.
Teknesinin direğine yıldırım düşünce onarım için tepeye çıktığında, dengesini sağlamaya çalışırken, aşağıda teknesinin otopilot denetiminde tek başına yol almasını izlemek tuhaf bir duyguydu.
23 Ocak Dee Caffari?nin doğum günüydü. Yer, gök masmaviydi. Kendisini mavi bir sonsuzlukta kaybolmuş gibi duyumsadı. Bu öylesine bir yalnızlık duygusuydu ki, en yakın komşularının  uzay istasyonundaki astronotlar olabileceğini  düşündü.
O gün günlüğüne ? doğum günü partime astronot komşularımı davet ettim ama  sanırım davetiyem uzayın boşluğunda kayboldu, böylece doğum günümü tek başına kutlayacağım. Olsun, en azından çikolatamı kimseyle paylaşmak zorunda değilim!? diye yazması,  onun içinde bulunduğu koşullarda moralini ne denli yüksek tutabildiğini gösteriyordu.

Tam 178 gün süresince 24 saatte yirmişer dakikalık nöbetler halinde  dört saat uyuyabildi.
Yolculuk süresince Dee Caffari  ile iletişim bilgisayara yüklenen özel uydu iletişim sistemi ile sağlandı.
Bu süre içinde fotoğraf çekimi için helikopterle yapılan kısa ziyaret dışında hiç insan yüzü görmedi.
Yalnızca iki kez karayı gördü, birincisi Cape Horn, ikincisi ise Yeni Zelanda?yı geçerkendi. Üçüncü kez karayı görüşü ise bitiş noktasındaki İngiltere kıyıları oldu.
Dee Caffari,   178 gün, 17 saat, 55 dakika, 42 saniye boyunca  hiç durmaksızın rüzgara ve akıntıya karşı 54.000 km yol alarak, zoru başardı.

Dee Caffari , ?Yaşamda insanın karşısına çıkan pek çok olanak olduğunu öğrendim. Onları seçmek ya da seçmemek sizin elinizde. ? diyor.
Dee Caffari, ortaokul öğretmeni olarak çalışırken, düşlerinin çağrısına uydu ve insanın kendi sınırlarını zorlayarak en zorlu engellerin üstesinden gelebileceğini  tüm dünyaya gösterdi.
Şimdi sıra bizim içimizdeki gizli kahramanları bulup, düşlerinin peşinden gitmeleri için yüreklendirmekte.