Etiket arşivi: yelkenli tekneler

Salmanın Tekne Üzerindeki Etkisi

Kaynak: Boğaziçi Üniversitesi Yelken Takımı

Oytun Babacan

Ağustos 2009

http://www.sailing.boun.edu.tr/html/arastirmalar.html

Salma yelkenli teknenin vazgeçilmez bir parçasıdır. Teknenin ihtiyaç duyduğu safraya ev sahipliği yapar. Taşıdığı safranın yerleştirilmesi teknenin baş ile kıçının yatay çizgiye göre konumunu belirler. Taşıdığı safranın büyüklüğü ile teknenin su hattını çizer. Tekneye etkiyen yanal kuvvetlere karşı kaldırma kuvveti üreterek direnç gösterir ve aynı zamanda teknenin bu kuvvetlere karşı gösterdiği toplam direncin merkezini belirler. Ürettiği kaldırma kuvveti ile teknenin hızına katkıda bulunur. Teknenin ağırlık merkezini derine çeker ve teknenin dengesini arttırır. Salmanın tüm bu işlevleri yerine getirmesi elbette belli başlı fiziksel kurallara bağlı olarak gerçekleşebilmektedir fakat özellikle salmanın su akışıyla ilgili tasarımında teorik çalışmalar yapmak hesaplamaların karmaşıklığından ötürü tercih edilmemektedir ve bazı zamanlar mümkün bile değildir. Bu yüzden çağdaş salma üretimi ağırlıklı olarak su havuzlarında uygulanan deneysel yöntemler ile birlikte yürütülmektedir. Buna karşın teorik çalışmalar tasarımcıya temel bazı görüşleri edinmesinde yardımcı olması açısından önemlidir. Zira tasarımcının neyin işe yarayıp neyin yaramayacağını örnek üretimden önce kestirebilmesi ona hem zaman kazandıracaktır hem de son ürünün maliyetini düşürecektir.

Kaldırma Kuvveti

Tasarımcının salma tasarımında yararlandığı en temel teorik ilişki kaldırma kuvveti hakkındadır. Kaldırma kuvveti ihtiyacını karşılayacak bir tasarım yaratmak için üç değişkeni belirleyebilmek önemlidir. Bu değişkenler tasarım için öngörülen alan, tasarımın hızı ve tasarım etrafından akacak akışkanın yoğunluğudur. Bu üç değişkenin kaldırma kuvveti ile olan ilişkisi Denklem 1?de verilmiştir.

Kaldırma Kuvveti (KK) = 0.5 x KK Sabiti x Akışkan yoğuluğu x Salma Alanı x (Salma Hızı)2         (1)

İlk olarak akışkan yoğunluğunu irdeleyelim. Eski dönemlerde yelkenli tekneler yöresel olarak üretilip yöresel olarak kullanılırken değişik coğrafyalarda benzer amaçlar için kullanılan tekneler arasında birçok farklılık yakalamak mümkündü. Bu farklılıkların bazıları bölgenin kültürüyle yakından ilgili olsa bile çoğu farklılıklar tamamen bölgenin özelliği ile ilintiliydi. Suyun niteliğinin salma üzerindeki etkisi de bu tür bölgesel bir ilişkidir. Örneğin göl suyunun yoğunluğu deniz suyundan azdır. Bu yüzden bir göl yelkenlisi kendisine benzer bir deniz yelkenlisinden değişik (büyük, uzun vs.) bir salmaya ihtiyaç duyar. Başka bölgesel bir farklılık suyun sıcaklığıdır. +4°?ye kadar suyun sıcaklığı düştükçe suyun yoğunluğu artar. Bu durumda Avrupa?nın kuzeyinde kullanılacak bir yelkenli teknenin ülkemizde kullanılacak eş bir yelkenli tekne ile benzer bir salma kullanmaları beklenmemelidir. Günümüzde küresel bir kullanım alanı yakalayacak tekneler üreten tasarımcıların tasarımlarında bu değişkeni göz önünde bulundurması gereklidir. Küçük teknelerde bazı zamanlar göz ardı edilebilecek bu değişken üstün başarım beklenen büyük teknelerde önemli bir etken olabilir.

Denklem 1?de görüleceği üzere salma hızı üretilen kaldırma kuvveti üzerindeki en etkili değişkendir. Dolayısıyla hıza yatkın bir tekne yavaş teknelere kıyasla daha küçük bir salma ile daha büyük bir kaldırma kuvveti üretebilir. Tasarımcı için salma alanı ve hızının arasındaki ilişki hakkında önemli bir denge ise şu şekildedir: Salma alanının büyümesi salma üzerinden akan suyun yarattığı sürtünme kuvvetini arttıracak ve tekneyi yavaşlatacaktır. Yani salma alanı arttığı için büyüyen kaldırma kuvveti, salma hızı azaldığı için küçülecektir. Eğer artan salma alanına göre tekne bir hayli yavaşlıyorsa sonuçta elde edilen kaldırma kuvveti öncekinden küçük olacaktır. Öte yandan eğer salma alanı büyüdükçe hızda önemli bir değişiklik olmuyorsa kaldırma kuvveti öncekinden yüksek olabilir. Görüldüğü üzere tasarımcının en uygun tasarıma karar verebilmesi için akışkan direnci hakkında da yeterli bilgisinin olması gerekmektedir.

Akışkan Direnci

Salmanın temel bir işlevi kaldırma kuvveti üretmektir. Öte yandan kaçınılmaz bir durum salmanın akışkan direnci ile karşılaşmasıdır. Bu istenmeyen direnç, tekneyi ilerletmek için yelkenler aracılığıyla dönüştürülen gücün israfına neden olur ve tekneyi yavaşlatır. Yelkenli tekneler, içten yanmalı motor kullanan teknelere kıyasla hız odaklı işlevlere sahip olmasalar bile koşulların izin verdiği azami hıza erişmek yelkenli tekne tasarımlarında birincil amaçlar arasında gelir. Sadece tasarım safhasında değil, kullanım sırasında da temel amaç tekneyi verimli, yani çoğu zaman hızlı kullanmaktır. Bu nedenledir ki yelkenciliğin özü olan trim, anlık değişken şartlarda eldeki tekne ile rüzgar kuvvetinden azami ölçüde yararlanmayı amaçlar. Tasarımcı da tekne suya inmeden onu yavaşlatacak her etkeni kısıtlamaya gayret eder. Salma ise tasarımcının aşması gereken zorlu engellerden biridir. Yazının ilerleyen kısımlarında göreceğimiz üzere akışkan direnci tasarımı çoğu açıdan kısıtlayan sonuçlar yaratır.

Akışkanların içinde yol alan katı cisimler hareketlerini azaltan akışkan direncine maruz kalırlar. Yelkenli tekne salmalarını ilgilendiren akışkan direnci iki temel tür olarak görülür: Asalak direnç ve indüklenmiş direnç.

Asalak Direnç

Asalak direnç büyüklüğü ne olursa olsun sürekli varolması nedeniyle ?asalak? olarak tanımlanmıştır. Temel olarak iki alt türden oluşur: Akış halindeki suyun salma yüzeyine teması ile oluşan sürtünme direnci ve tasarım şeklinden kaynaklanan biçim direnci. Asalak direnç orsa, apaz veya pupa seyirlerinde koşullardan bağımsız hep varolacağı için bu direnci düşük tutmak tasarımın genel başarımını arttıracaktır. Bu dirençlerin tasarımda oluşumu çeşitli örnekleri irdeleyerek görebiliriz. Teknenin su ile temas eden yüzey büyüklüğü arttıkça oluşan sürtünme direnci de artacaktır. Bu nedenle salmayı olabildiğince küçük tutmak gerekir. Diğer yandan hatırlayacağımız üzere salmayı küçültmek üretilecek kaldırma kuvvetini de küçültür. Tasarımcı salmayı daha çok küçültemediği durumlarda sürtünme direncini azaltmak için yüzeyi daha pürüzsüz yapabilir fakat bu da salmanın üretim maliyetini arttıracaktır. Bu değişkenler arasındaki dengeyi tasarımın neye ihtiyaç duyduğu belirleyecektir. Asalak direncin ikinci üyesi olan biçim direncinin oluşmasında salmanın kalınlığı ve bıçak kesiti önemlidir. Kaba bir deney düzeneği ile basitçe kanıtlayabileceğimiz üzere kalın bir cismin suyu yarması daha ince bir cisme göre zordur. (Örneğin bir bıçağın keskin ucu ile yan kısmının suyu yarma kolaylığını kıyaslayabiliriz.) Buradan çıkarabileceğimiz bir sonuç şöyledir: Salmanın kalınlığının artması biçim direncini arttıracaktır. Nitekim dikkatle yapılmış deneysel çalışmalar da bunu kanıtlar. Buna ek olarak salmanın neresinin kalın neresinin ince olacağı da önem taşır. Yapılan araştırmalar bıçak kesitlerinin azami kalınlıkları değişmese bile en kalın yerlerinin suyu kestiği uca uzaklığının biçim dirençlerini değiştirdiğini saptamıştır.

Tekne gövdelerinde önemli bir etkisi olan dalga oluşumdan kaynaklanan direnç salma gibi tamamen su içinde bulunan ve dolayısıyla dalga üretmeyen uzantılar için önem taşımamaktadır. Diğer yandan seyir esnasında gövdenin ürettiği dalgalar teknenin hareketine gösterilen toplam direnç içerisinde ciddi bir paya sahiptir.

İki direnç çeşidi hakkında bilinmesi gereken önemli bir bilgi iki çeşidin birbirine sıkı bir şekilde bağlı olduğudur. Şekil 3 ?fin? tipi salma tasarımlarında görülen balbın çap/uzunluk oranına göre değişen biçim direncini göstermektedir. Biçim direnci, balb ince ve düz bir şekle sahipken tasarımın inceliğinden dolayı azdır fakat toplam yüzey alanı yüksek olduğu için sürtünme direnci fazladır. Balb daha dolgun, yağmur damlasına benzer bir biçim aldıkça yüzey alanı ve dolayısıyla sürtünme direnci azalmakta, kalınlaşan şeklinden ötürü ise biçim direnci artmaktadır. Şekil 3?de görüldüğü üzere ve benzer örnekler incelendiğinde görüleceği üzere ne sürtünme direncini ne de biçim direncini azaltmak için bağımsız kararlar verilemez. En az biçim direncine veya en az sürtünme direncine sahip bir tasarım gerçekte en az asalak dirence sahip bir tasarım olmayabilir. Nitekim şekil 3?de yuvarlak içine alınmış nokta asgari direnç noktasını belli etmektedir. Tasarımcının arzuladığı ?iki direncin toplamının? asgari olduğu bu noktaya ulaşmaktır.

Uçak kanadı bıçak kesitlerinin farklı etkileri Ira H. Abbot ve A.E. von Doenhoff?un ¨Theory of Wing Sections¨ adlı eserinde ayrıntılı bir şekilde incelenebilir. Birçok salma tasarımcısı kanat bıçak kesitlerinin deneysel verilerini yorumlayarak uygun gördükleri bıçak şekillerini salmaya uyarlamaktadır.

Şekil 3?de sadece asalak direnç ile balbın çap/uzunluk oranı arasındaki ilişki irdelenmiştir. Etkin tüm değişkenler hesaba katıldığında ilişkiler bu kadar basit kalmamaktadır. Buna ek olarak indüklenmiş direnç ile asalak direnç arasında da ideal bir nokta bulunması gerekir. Salmanın en/boy oranı, tekne hızı, suyun hücum açısı gibi birçok değişkenin bu dirençler üzerindeki farklı etkisini düşündüğümüzde tasarımın birçok açıdan kısıtlandığını, tasarımcının işinin ise gittikçe karmaşıklaştığını aklımızda canlandırabiliriz.

İndüklenmiş Direnç

İndüklenmiş direnç asalak direncin aksine salma üzerinde her zaman etkili değildir. İndüklenmiş direnç, kaldırma kuvveti üretimi sırasında oluşur. Belli bir hücum açısı ile sürüklenmekte ve bu sayede kaldırma kuvveti üretmekte olan salmanın derin kısmına (uç bölgeye) doğru ilerledikçe su akışının denetimsiz bir şekilde gerçekleştiğini görürüz. Bu durum Şekil 4?de gösterilmiştir. Uç bölgenin aksine salmanın tekne ile birleştiği bölge daha düzgün bir akışa sahiptir çünkü tekne gövdesinin alt yüzeyi, salmanın yardığı su akışı karşısında bir duvar görevi görür ve su akışının sadece salma boyunca ilerleyip kuyruk kısmında birleşmesine izin verir. Salmanın uç kısmında ise suyun akışını denetleyici bir etken yoktur. Salmanın rüzgaraltında oluşan yüksek basınçlı su akışı salma boyunca ilerlemek yerine salmanın açık olan ucundan rüzgaraltındaki alçak basınç bölgesine doğru yönelir. Akışın gitmeyi seçtiği bu ?kestirme? yol yüzünden salma kuyruğunda bir girdap oluşur ve bu girdap oluşumu teknenin enerjisini ?harcar?. Bu olayın önemli bir sonuçu salmanın uç kısmında basınç farkının korunamaması nedeniyle üretilen kaldırma kuvvetinin azalmasıdır.

Rüzgaraltına düşmenin daha az olduğu veya olmadığı geniş seyirlerde indüklenmiş direnç etkisini göstermez fakat dar seyirlerde teknenin başarımını arttırmak için tasarımcı indüklenmiş direncin etkisini azaltacak önlemler almalıdır. Örnek olarak salma uzunluğunu arttırmak etkili bir yöntemdir. Zira indüklenmiş direnç etkili salma uzunluğununun karesi ile ters orantı içindedir. Buna rağmen tasarımcı her zaman uzun bir salma tercih etmez. Üretilecek teknenin sığ sularda seyir yapabilmesi ve yat limanlarına girebilmesi için salma boyunun belli ölçülerde olması gerekir. Özellikle koy koy gezmeyi seven yelkenciler için her salma boyu uygun değildir. Yine de şartların el verdiği ölçüde uzun bir salma kullanmak dar seyirlerde tekne başarımını oldukça arttıracaktır.

Kaynaklar

[1] S. Killing and D. Hunter, Yacht Design Explained, W.W. Norton, New York, 1998
[2] C.A. Marchaj, Aero-Hydrodynamics of Sailing, Adlard Coles, London, 1988
[3] L. Larsson and R.E. Eliasson, Principles of Yacht Design, International Marine, Great
Britain, 2000
[4] D. Vacanti, Keel Parameters and Performance, Sail Magazine, Boston, August 1985
[5] B. Gladstone, Performance Racing Trim, North U., Madison CT, 2003
[6] C. Hamlin, Preliminary Design of Boats and Ships, Cornell Maritime Press,
Maryland, 1989
[7] A.J. Alexander, J.L. Grogono and D.J. Nigg, ¨Hydrofoil sailing¨, Juanita Kalerghi,
London, 1972

Yelkenli Teknelerde Yarışçılığın Kuralları

Yelkenli teknelerde yarışçılığın kuralları The International Sailing Federation (ISAF)?ın hazırladığı kitapta toplanmıştır. Bu kurallar her yıl değiştirilmeye müsait olup aşağıda açıklananlar en genel ve önemlileridir. Yarışan bir yat da ISAF kural kitabının bulundurulması ve bu kuralların en azından dümenci tarafından net bir şekilde bilinmesi gereklidir.

Yelkenli tekneler arasında yol hakları:

  • Sancak- iskele kontra geçiş önceliği; farklı kontralarda seyreden (rüzgarı farklı bordadan kullanan) iki yelkenli çatışma tehlikesi doğuracak şekilde karşılaştığında, iskele kontra seyreden tekne, diğerinin yolundan çıkacaktır. (Sancak kontra yol hakkına sahiptir!)
  • Çatışmadan kaçınma; tekne sancak kontra olarak geçiş önceliğine sahip dahi olsa, mutlaka çatışmadan kaçınmak için elinden geleni yapmalıdır, bu kural, ISAF kural kitabının birinci kuralı olup, ihlali halinde tüm kurallara karşı öncelik taşır.
  • Aynı kontra geçiş önceliği; her iki tekne de aynı kontrada seyrediyorsa, rüzgar üstünde olan tekne, rüzgar altında olan teknenin yolundan çıkacaktır. (Rüzgar altı yol hakkına sahiptir!)
  • İskele kontra seyreden bir yelkenli rüzgar üstünde başka bir yelkenli görür ve rüzgarı hangi bordadan kullandığını anlayamazsa, onun yolundan çıkacaktır.
  • Şamandıraya yaklaşma sırasında; iki tekne boyuna girildiğindeki durum kıyas alınmak üzere iç tekne yol hakkına sahiptir, sancak iskele kuralı bu kurala karşı üstün olmasına rağmen, tekneler aynı kontra seyir ediyorlarsa, dış tekne mutlaka iç tekneye manevrasını sorunsuz tamamlayabileceği yeri sağlamakla yükümlüdür.

Yelkenli tekneler arasındaki en temel çatışma kuralları bunlardır. Bu kurallara her zaman uymalı ve rakip teknelere haksız yere zor anlar yaşatmamalısınız. Hatırlayınız ki bu kuralları yeri geldiğinde avantajınıza da kullanabilir ve rakip tekneleri avantajsız duruma düşürebilirsiniz.

Herhangi bir kural ihlali durumunda, mağdur tekne kural ihlalinde bulunan tekneye protesto çekebilir. Protesto çeken tekne, sözkonusu tekneye sesli bildirimde bulunmalıdır (?Protesto!? diye bağırmak gibi). Daha sonra görülebilir şekilde kırmızı bayrak toka etmelidir. Yarış sonunda yarış hakemlerine yazılı deklarasyonla bu protestoyu bildirmelidir. Bu deklarasyonda hangi teknenin hangi kuralı ihlal ettiği açıkça belirtilmelidir.

Protestoların karara bağlanma süreci mahkeme adabıyla gerçekleşir. Protesto çeken teknenin dümencisi (skipper) olayı ayrıntılarıyla anlatarak ifadesini verir. Suçlanan tekne savunmasını yapar. Eğer varsa şahitler dinlenir ve protesto karara bağlanır. Bu karar protesto çekilen teknenin suçsuzluğu yönünde olabileceği gibi diskalifiye oluşuna kadar gidebilir.

Yarış komitesi yarıştan bizzat sorumlu merciidir. Yarışçıların komiteyle sürekli irtibat içinde olması gereklidir (telsizle vb.). Yarış komitesinden gelecek uyarılar dikkate alınmalıdır. Mesela erken start alan bir tekne (fodepar) komite tarafından uyarıldığında o tekne startını tekrarlamakla yükümlüdür. Komitenin uyarısını duymamak gibi bir mazeret söz konusu olamaz.

www.su-sail.org

Tekne ve Yelken Bakımı

Yelken ve teknenin eskimesine neden olan faktörler (tuz- güneş- rüzgar)

Denizde kullanılan her şey gerekli şekilde korunmadığında tuzlu su, güneş ve rüzgarın etkilerine maruz kalır ve hızlı bir şekilde yıpranır. Yelkenler de teknede en çok kullanılan ve yıpratıcı faktörlere en çok maruz kalan malzemeler olduklarından korunmaları için özel bir çaba gerekir. Deniz suyu ve hava şartlarının yıpratıcı etkileri teknenin kendisi, yelken yaparken kullanılacak elbiseler gibi diğer malzemelerin de yıpranmasına neden olur. Yelkenlerin bu etkilerden korunması daha detaylı bir konudur. Ama genel olarak malzemelerin kullanıldıktan sonra tatlı suyla yıkanması kullanılmadığı zaman kuru ve dış etkilere kapalı bir yerde tutulması genel kurallardır.

Yelkenin bakımı ve diğer donanımların bakımı

Yelkenlerin bakımı yelkenleri uzun süre kullanmak istiyorsak çok önemlidir. Yelkenler, özellikle yarış teknelerinde kullanılan kevlar gibi malzemelerden yapılan performans yelkenleri hem daha çabuk yıpranır, hem de çok pahalıdır. İnce liflerin çabuk yıpranması ve yelken üzerinde kırıkların meydana gelmesi yelkenin ömrünü azaltan en büyük etkenlerdir.

Yelkenler eğer seyir esnasında ıslanmışsa tatlı suyla yıkayıp kurutmamız gerekecektir. Yelkenlerin doğru katlanıp torbalanması da yelkenlerin ömrünü uzatacaktır. Eğer yelkenler teknenin üzerinde kalacaksa üzerleri mutlaka yelken örtüsü ile örtülmelidir. Bazı gezi teknelerinde ön yelken baş ıstralya üzerine ?furling sistemi? ile sarılıdır. Böyle yelkenlerde yelken sarılı olduğunda tamamını örtecek şekilde bir koruyucu bant bulunmaktadır.

Yelkenler harici diğer donanım ve kullanılan malzemeler de aynı etkiye maruz kalırlar. Bu malzemelerin uzun süre kullanılmasını istiyorsak bunların korunmasında da maksimum dikkati göstermeliyiz.

Seyir sonrası tekne temizliği

Teknenin temizliği de hem yelken yapmaktan daha çok zevk almak için hem de düzenli ve temiz bir ortamda problem çıkma olasılığı daha az olacağı için önemlidir. Örneğin güvertenin düzenli olarak temizlenmesi ve kontrol edilmesi malzeme kaybı ya da kazara bir şeyin üzerine basıp sakatlanma gibi durumları engeller. Teknede temizlikle ilgili diğer işler de angarya gibi görülse de düzenli olarak yapılması çok önemlidir ve diğer yapılan işleri direkt olarak etkiler.

Bir seyir sonrası yapılacak başlıca işleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Yelkenlerin katlanması, branda veya torbalanması
  • Tüm halatların neta edilip, rodalanması, tatlı suyla yıkanması
  • Etraftaki çöplerin (su şişesi, bisküvi kutuları) atılması
  • Teknenin iç kısmının düzenlenmesi, güvertenin yıkanması
  • Bir sonraki seyir için eksikliklerin belirlenmesi
  • Tekneden ayrılırken, teknenin iyi bağlandığından emin olunması

Orsa Seyri

Yelkenli tekneler rüzgarın geldiği yöne doğrudan ulaşamazlar. Yelkenler rüzgarla dolmaz, tıpkı direkte sallanan bir bayrak gibi sallanır ve ses çıkarırlar. Ancak rüzgar 45 dereceden daha büyük bir açıyla geliyorsa, yelkenli tekneler yol alabilir. İşte rüzgara en dar açılarla yapılan bu seyre, ?orsa seyri? denir. Bu seyirde tüm yelkenler olabildiğince gergin duruma getirilir. Varsa genoa arabaları geri alınır, Anayelken ve cenoa iskotaları olabildiğince alınır. Ancak özellikle hafif havada, yelkenlerin rüzgar yakalayabilmesi için tüm yelkenler biraz boşlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, fazla kasılmış bir yelken tıpkı fazla boş bir yelken kadar verimsizdir. Rüzgar gelme açısı büyüdükçe yelkenler de paralel olarak boşlanır.

Orsa seyrinde tekne üzerinde büyük bir bayılma kuvveti olusturur, tekne yana yatar. Bu nedenle özellikle hafif teknelerde, orsa seyrinde ekibin ve ağırlıkların yeri önemlidir. Tüm ekip ve ağırlıkların teknenin yattığı yönün tersinde (rüzgarüstünde) durması hatta mümkünse trapez yapılması gerekir.

Orsa seyrinde anayelken ve floğun mümkün olduğunca gergin olması gerekir. Ancak tekne çok fazla yatıyor, dümen kontrolü zorlaşıyorsa anayelken bir miktar boşlanabilir. Özellikle bol sağanaklı denizlerde anayelkencinin çok dikkatli davranması ve sağanağa girmeden biraz önce anayelken iskotasını bir miktar boşlaması gerkemektedir. Aynı şekilde, sağanaktan çıktığında anayelkeni tekrar kasmalıdır. Orsa seyri anayelkenci ve dümenci arasında maksimum koordinasyon gerektiren, oldukça zahmetli, bir o kadar da keyifli bir seyirdir.

Yelken Seyirleri

Halk arasında bilinen genel yargı, yelkenli teknelerin rüzgarı arkadan almaları gerektiğidir. Oysa modern yelkenli tekneler rüzgara karşı gidemeseler de rüzgara karşı 45 derece açıdan başlamak üzere, rüzgarı çaprazdan ve yandan da alabilirler. Yelkenli tekneler yön değiştirmek istediklerinde dümenlerini kullanarak dönerler. Ancak eğer o şekilde gitmeye devam etmek istiyorlarsa, mutlaka yelkenlerini de o seyre göre ayarlamalılardır.

Yelken üzerindeki ayarların çoğu rüzgarın geliş yönüne göre yapılır. Bu nedenle gidilecek yöne karar verildikten sonra ayarlar rüzgarın geliş yönüne göre yapılır.

Orsa Seyri

Yelkenli tekneler rüzgarın geldiği yöne doğrudan ulaşamazlar. Yelkenler rüzgarla dolmaz, tıpkı direkte sallanan bir bayrak gibi sallanır ve ses çıkarırlar. Ancak rüzgar 45 dereceden daha büyük bir açıyla geliyorsa, yelkenli tekneler yol alabilir. İşte rüzgara dar açılarla yapılan bu seyre, ?orsa seyri? denir.

Apaz Seyri

Rüzgarın yandan, 55 ila 160 derece arasında geldiği seyir tipidir. Apaz seyri bayılma kuvvetinin orsaya göre daha düşük olduğu, dolayısıyla da en hızlı seyir tipidir. Apaz seyri kendi altında iki ara seyir barındırır.

Dar Apaz: Rüzgarın 55 ila 80 derece açı ile geldiği seyir tipidir.

Genis Apaz: Rüzgarın 110 ila 160 derece açı ile geldiği seyir tipidir.

Pupa Seyri

Tarihin ilk çağlarından beri kullanılan, en eski seyir tipidir. Rüzgarın tam arkadan geldiği bu seyir oldukça dikkatli olmayı gerektirir. Dümende yapılacak küçük bir hata veya rüzgarın yönündeki küçük bir değişme, anayelkenin tersten dolup, çok şiddetli bir şekilde diğer tarafa geçmesine neden olabilir. Buna istemsiz kavança denir.

Türkiye’de Yelken

Kıyılarımızda 16., 17. ve 18. yy’larda nakliye, ulaşım ve gezi amacıyla yelkenli teknelerin kullanılmaya başlanması Türkiye’de yelken sporunun başlangıcı olarak sayılabilir. 19. yy’da deniz subaylarının eğitiminde yelkenli okul gemilerini kullanan Osmanlılar da Bahriye Mektebi’ne ait, “Nüvid-i Fütuh” adlı bir yelkenli eğitim gemisi ve “Belkıs”, “Yunus”, “Martı” adlarında kotralar vardı. Bu sayede yelkenli teknelerle tanışan öğrencilerle subay adayları, okulda öğrendiklerini tatil günlerinde sandal kiralayarak uygulamaya çalışırlardı. İstanbul’da o zamanlar yelkenli teknelerin sadece yabancı ve gayri müslimlere ait olması, sayılarının azlığı, Türklerin bu sporu fazlaca uygulamalarına engel oluyordu.Moda ve Yeşilköy’de yabancılar tarafından düzenlenen yarışlara da Türkler kabul edilmezdi. Bu yarışların ilki İngilizler tarafından 1912 yılında yapıldı ve 1915 yılında Harbiye Nezareti’nin İngilizlere ait teknelere el koymasına kadar devametti. Yalnız, 1850 ile 1913 yılları arasında sık olmamakla beraber büyük yelkenli tekne sahibi bazı Türkler de bu yarışlara katıldı ve hatta 1898 yılında Faik Bey’in Afacan adlı yelkenlisi, Prinkipo (Büyükada)Yacht Kulübü’nce düzenlenen 2 haftalık seri yarışlarda birinci oldu. Bu yarışların kendine özgü sınıfları vardı. İstanbul Moda Koyu’nda yapılan 7 Eylül 1913 tarihli “Moda Büyük Deniz Yarışları’nda şu sınıflar öngörülmüştü:

  • Yelken ve Motorlu Yachtçılar Sınıfı Yarışı,
  • Savaş Gemileri “Cig”leri Sınıfı Yarışı,
  • Yelkenli Gaz Gemileri Yarışı,
  • Savaş Gemileri ŞALOPA’ları Sınıfı Yarışı,

Türk yelken sporu ilk kez 1921 yılında Atter See’de temsil edildi. Osmanlı Devleti’nin Stockholm elçisi Asım Turgut Bey’in 12 yaşındaki oğlu Demir Turgut, gençler kategorisinde şampiyon oldu.

I.Dünya Savaşı’yla durgunlaşan yelken sporu, Cumhuriyet’le birlikte gelişmeye başladı. 1923 yılında Su Sporları Federasyonu faaliyet programına alındı ve 1930 yılında ilk one desing teknelerle modern yachtçılığa geçildi. 1931 yılında Demir Turgut, Almanya ‘da katıldığı uluslar arası bir yarıştan dönerken, 12 metrekare şarpi sınıfına ait yelken yarışma kurallarını ve tekne planlarını getirerek arkadaşları Şeref Birgen, De Lagrange, Harun Ülman, Behzat Baydar ve Refik Çullu ile uygulamaya başladı. Bu kurallara göre 1932 yılında Moda’da düzenlenen ilk resmi yarışta yelkenleri 12 metrekare Şarpi, 12 Kadem Denizci ve 15 metrekare Yole Sınıflarına ayrıldı. Bundan sonra Moda’daki ikinci yarış 2 Eylül, üçüncüsü ise 16 Eylül 1932 tarihlerinde yapıldı. Aynı yıl İzmir Karşıyaka’da da 12 metrekare şarpi sınıfında bölgesel bir yarış düzenlendi.

Türk sporcularının katıldıkları ilk uluslar arası yarışma 1936 Berlin Olimpiyatları‘ydı. Star boat sınıfında yarışmaya katılan sporcularımız Harun Ülman ve Behzat Baydar çifti, tekneyi ilk defa kullanmalarına rağmen 14 tekne arasında 7. oldu. 1937 yılında İstanbul’da düzenlenen Balkan Yelken Şampiyonası, Türk yelken sporuna ayrı bir canlılık kazandırırken bu spora ilginin artmasını sağladı.

İzmir bölgesinde yapılan 9 Eylül 1938 tarihli ilk KABA YOLE yarışında ise Muzaffer Kakış (Göztepe) 3 tekne arasında birinci oldu. Bu dönem yelkenciliğin ülkemizde gelişme göstermesini sağlayan en önemli kişiler Burhan Kunt ve Nejat Yulkarslan’dır.

1952 yılında ilk yelken ihtisas kuruluşu “İstanbul Yelken Kulübü (İYK)”Kuruldu. Bu olay, Kalamış Yelken Kulübü, Fenerbahçe, Galatasaray ve Karşıyaka Spor Kulüpleri yelken şubeleri ile İzmir Denizgücü Kulübü başta olmak üzere 30’a yakın ihtisas kulübünün açılmasına önayak oldu(1952-1972 yılları arası).

Yine 1952 yılında ilk defa bir Türk yelkencisi Sadun Boro, bir İngiliz’le beraber dünyanın etrafını teknesiyle dolaştı. 1965 yılında da ikinci kez, karısı ve kendisi yanında olmak üzere tamamiyle yerli malı olan Kısmet adlı teknesiyle dünya turuna çıktı ve 1968’in Haziran ayında başarıyla gezisini bitirerek İstanbul’a döndü. Bundan başka Haşim Mardin‘in 7-7-1956 tarihinde 102 gros tonluk ve 120 kadem boyundaki Markoni Yawl armalı “Rüyam” adlı yatıyla, torbay-Lizbon arasında düzenlenen 5 gün ve 800 mil süren yarışta üçüncü olması, Türk yelken sporcularının Offshore yarışlarındaki ilk başarılarıydı.

Yelken sporunun “Türkiye Yelken Federasyonu” adıyla bağımsız bir federasyona kavuşması 25 Mayıs 1957 tarihinde oldu. Orhan Saka ilk federasyon başkanıydı ve 1968 yılına kadar bu görevini yürüttü. Bu arada 1958 yılında ilk yelken ihtisas yayını olan Yelken Gazetesi İzmir’de, bunu takiben Yacht Dergisi de 1964 yılında yayın hayatına başladı. Vakti zamanında, Yelken Dünyası dergisi bu spor dalında çıkan tek yayındı. 1961 yılında İzmir’de düzenlenen Avrupa Gençler Şampiyonası’nda Altan Yalman-Hayri Karabilgin ikilisi Snipe’ta Avrupa Şampiyonluğu’nu kazandı.

1965 yılında Deniz Kuvvetleri ve yelken yarışçılarının işbirliğiyle yapılan Çakalbey, Gölcük-İstanbul, İzmir, İstanbul, Kuşadası ve Bodrum yarışları yelken sporunun Türkiye’de gelişimine büyük katkıda bulundu.

One desing sınıfta Avrupa Gençler Şampiyonalarında ülkemize ilk birinciliği 1966 yılında Hayri Karabilgin-Altan Yalman ekibi kazandırdı. Bu başarıları 1971 yılında ilk offshore kulüp olan Açıkdeniz Yarış Kulübü’nün kurulması izledi. Bu kulüp 1993 yılında ismini Bakanlar kurulu kararı ile Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü olarak değiştirdi. Bu sınıfta ilk uluslar arası başarımız, 1972 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiğimiz üçüncülük ve dördüncülüklerdir.

Bunların dışında gerek dünya çapında gerekse bölgesel olarak birçok yelken yarışında türk yelkenciler dereceler almışlardır.