Etiket arşivi: yolcu

Benden Sor Sırrını Mesafelerin..

kim bilir hangi yıldızın kısır çöllerinde şimdi
beyhude hatırlıyoruz bu hiç olmamış şeyleri

belki rüyalarındır bu taze açmış güller
bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde
bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde
rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner

hep burada, ömrün her merhalesinde
hapsolmuş bir şafak gibi derinde
zamana gülecek neşen ve hüznün

harap mezarlıklarda ölülerin rüyası
gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
anlarsın, ölüm yoktur geçen zamandan başka

uzakta, aya çok yakın bir yerde
çılgın ve muhteşem harabelerde
büyük sükutların fırtınası var

ve bir kadın, beyaz, sakin, büyülü
göğsünde kanayan bir zaman gülü
mahzun bakışlarla dinler derinde
olup olmamanın eşiklerinde
garip telaşını, binlerce fecrin
ocağında nezir güvercinlerin
hülyam o kıvılcım ve kül yağmuru
çırpınır bu beyaz mahşere doğru

bakışın, gülüşün, neşen ve hüznün
ay altında bir gül nağmesi yüzün

benden sor sırrını mesafelerin
benden sor ve benden dinle akşamı

ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları
değişmenin ebedi olduğu yerde
güzeldir hayat

kabrimi gösteren taş parçasından
yıllarla silinmiş olsa da adım
bir zaman, ey yolcu, ben de yaşadım
çılgın heveslerim vardı benim de
benim de raşeler gezdi tenimde
alnımda bahtımın kırılmaz tacı
ben de ey yolcu, şen, yahut kavgacı
adımlarla gezdim hayat yolunu
ve bir avuç toprak oldum en sonu

Kaynak: http://piktobet.blogspot.com

Ahmet Hamdi Tanpınar

Yelken.. Yolcu(luk)..

Yelken doğayla mücadele etmek gibi görünse de aslında, insanın kendiyle mücadelesidir. Bir sabır işidir. Sabretmeyi bilmeyen biri yelkenci olamaz. Rüzgâr, akıntı gibi kuvvetler gözle görülmez ancak hissedilir. Bunlara nasıl tepki vereceğinizi bilmek tabi ki tecrübe gerektirir. Denizde zaman geçirmek, onunla başbaşa kalmak gerekir. Yelken göründüğü kadar kolay değildir ancak zor da değildir. “Zor olan yelken yapmamaktır.”

Sürekli hesap yapmanız gerekebilir, sürekli düşünmeniz gerekir. Rüzgârı anlamak, dalgaları anlamak, duymak demektir. Hayat gibidir. Kitaplardan öğrenemezsiniz, orada olmanız gerekir. Hissetmeniz gerekir. Bir kere anladıktan, hissettikten sonra artık bağımlısınızdır. İster kişisel olarak, ister ekip olarak yapın, her türlü sınırlarınızı zorlayacağınız bir spor, bir yaşama biçimi, bir anlayıştır. Yelken bir arayıştır.. Kimine göre bir kaçış..

Şartlar sürekli değişir. Değişen şartlara çok çabuk cevap vermek gerekir. Hızlı düşünmek hızlı hareket etmek gerekir.

Denizcilik yelkenle başlamıştır. Bazıları için hayat da öyle…

Kalbin sessizliği, denizin sesi, rüzgârın, dalgaların sesi.. Hayatın, bir rüyanın, hülyanın, belirsizliğin sesidir. Yolculuktur yelken.. Yolcudur.. Yolcu, yolculuğun gidilecek yerden önemli olduğunu bilir. (Nihavent makamında şarkılar da yok mu yolcu, ya onun sesi…) Bu rüzgârı anlamak, rotaya bakmak sanki elindeymiş gibi yol..

Okyanus bu, damla damla su.. Herşeye açılabilir yelken. Denize, okyanusa, sevgiye, kâbusa, huzura, her ne arıyorsan bu hayatta onun için açarsın yelkenleri. Gitme vakti günün birinde gelir, ancak mesele gitmek değildir. Yolcu, yolculuk bilendir. Gitmek çok basit bir kelimedir. Herşey daha farklı görünür sen gerçekten özgür olduğunda, ama anlamak hayal nicedir.. Kaybolup gitmek, bulup gelmek gibidir. Gelememek gibidir, gözlerin kapalı olsa bile görmek, ama anlatmak hata nicedir. Hanidir gözlerim yolda, hanidir tek seferde yazılır kelimeler.. Yolunu kaybetmiş, sürüklenen bir yelken gibidir insan.. Bulup bulup yitirmek gibidir, çözmek gibi, çözülmek gibidir.. Dertten değil, kederden değil, gerçekten boğulmak gibidir.. Düş gibi, rüya gibi, hayal gibidir, hayat kadar gerçek hayat kadar yalan gibidir.

Rüzgâra bırakırsam kelimeleri ben en sonunda.. Dalgalarla kaybolan bir yelkenlinin ortasında.. Hanidir aklıma mukayet bu fırtına, hanidir..

Bilmemek En İyisi

Zen Ustası Hogen’ın amaçsız yolculuğu onu nasıl evine geri getirdi

(“İşte Bu,” 1. bölümden)

Masumiyetin sıra dışı zekası üzerine



TAHTA ÇIKAN DOGEN ZENJİ DEDİ Kİ:

“ZEN USTASI HOGEN KEİSHİN ZENJİ’DEN DERS ALDI.

KEİSHİN ZENJİ ONA, ‘JOZA, NEREYE GİDİYORSUN?’ DİYE SORDU.

HOGEN DEDİ Kİ,’AMAÇSIZ BİR HAC YOLCULUĞUNA ÇIKIYORUM.’

KEİSHİN DEDİ Kİ, ‘HAC YOLCULUĞUNUN HEDEFİ NEDİR?’

HOGEN, ‘BİLMİYORUM,’ DEDİ.

KEİSHİN, ‘BİLMEMEK EN MAHREM OLANI,’ DEDİ.

HOGEN ANİDEN MÜTHİŞ AYDINLANDI.”


Zen sadece Zen’dir. Hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Benzersizdir ? şu bakımdan benzersiz, insan bilincinin başına gelen en sıradan ve aynı zamanda en sıradışı fenomen olduğu için. Sıradan çünkü bilgiye inanmaz, beyne inanmaz.

Felsefe veya din değildir. Tüm kalbiyle sıradan varoluşu kabullenmektir, insanın tüm benliği ile, tamamen hayal ürünü olan başka dünyaları arzulamadan. Ezoterik saçmalıklar ile ilgilenmez, metafizik ile de. Karşı kıyıya geçmek için çırpınmaz; bu kıyı fazlasıyla yeterlidir. Bu kıyıyı kabullenişi öylesine müthiştir ki bu kabullenme sayesinde kıyı da değişime uğrar – ve bu kıyı karşı kıyıya dönüşür.

Bu bedenin ta kendisi buda. Bu toprağın ta kendisi lotus cenneti.

Böylece sıradandır. Belli bir türde spiritüellik, bir kutsallık yaratmanı istemez. Senden tek istediği hayatının her anını spontan bir coşku içinde yaşamandır. İşte o zaman sıradan olan kutsallaşır.

Bugün, zamanın bir parçası değil. Bunu hiç düşündün mü? Bugün ne kadar sürer? Geçmişin bir süresi vardır, geleceğin de öyle. Bugünün süresi nedir? Ne kadar devam eder? Geçmiş ile gelecek arasında, bugünü ölçebilir misiniz? O ölçülemez; neredeyse yok. O zamana ait değil: o sonsuzluğun zamanı delmesi oluyor.

Zen bugünde yaşar. Tüm öğreti şudur: bugünde nasıl olunur, artık varolmayan geçmişten nasıl kurtulunur ve henüz olmamış gelecek ile nasıl uğraşılmaz, ve varolan anın içinde odaklanarak nasıl kalınır.

Zen’in tüm yaklaşımı bugüne aittir, ama bunun sayesinde geçmiş ile gelecek arasında köprü oluşturabiliyor. Pek çok şeye köprü oluşturabiliyor: geçmişle gelecek, Doğu ile Batı, beden ile ruh arasında. Birleşemez gibi duran sözcükleri birleştirebiliyor: bu dünya ve o, sıradan ve kutsal.

Şu ufak anektoda girmeden evvel birkaç şeyi anlamamız iyi olacak. İlk önce: Ustalar doğruyu söylemiyor. İsteseler de bunu yapamazlar; imkansızdır. O zaman işlevleri nedir? Ne yapıyorlar? Doğruyu söyleyemiyorlar, ama senin içinde uyumakta olan gerçeği açığa çıkarabiliyorlar. Onu kışkırtıyorlar, ona meydan okuyorlar. Seni sarsıp uyandırabiliyorlar. Sana Tanrı’yı, nirvanayı, gerçeği veremiyorlar çünkü her şeyden önce bunlar zaten senin içinde var. Sen onlarla birlikte dünyaya geliyorsun. Onlar birer parçan olarak senin içinde yer alıyor. Senin öz varlığına aitler. O nedenle sana gerçeği veriyor numarası yapan birisi senin saflığını, kolay inanırlığını suistimal ediyor. Kendisi çok kurnaz – hem kurnaz hem de tamamen cahil. Hiçbir şey bilmiyor; gerçeğin en ufak bir noktasını bile görmüş değil. O yalancı Usta.

Gerçek verilemez; o zaten senin içinde. Ortaya çıkarılabilir, kışkırtılabilir. Bir ortam yaratılabilir, böylece gerçek uyanıp içinden yükselme fırsatını bulur.

Ustanın görevi sandığından daha karmaşıktır. Eğer gerçek aktarılabilseydi her şey çok daha basit ve kolay olurdu. Ama aktarılamıyor, o nedenle dolaylı yol ve yöntemler bulmak gerekiyor.

Yeni Ahit’te Lazarus’un güzel öyküsü yer alıyor. Hristiyanlar bu öykünün ana fikrini tamamen kaçırıyorlar. İsa öyle şanssız ki – yanlış ellere düşmüş durumda. Lazarus’un öyküsünü, ölüm ve dirilişinin öyküsünü tek bir Hristiyan din alimi bile anlayamamıştır.

Lazarus ölür. Mary Magdalene ile Martha’nın erkek kardeşi ve İsa’nın tutkulu bir takipçisidir. İsa uzak diyarlardadır; haberi ve “hemen gel” davetini aldığında iki gün geçmiştir bile, ve Lazarus’un evine vardığında dört gün geçmiştir. Ancak Mary ile Martha onu beklemektedirler – ona olan güvenleri sonsuzdur. Bütün köy onlara gülmektedir. O ikisi diğerlerinin gözünde aptaldır çünkü cesedi bir mağarada saklıyorlardır; günlerdir cesedin başında nöbet tutmaktadırlar. Ceset kokmaya başlamıştır; çürümektedir. Yazının Devamı İçin Tıkla! »

Hanidir Ufukta Yelkenler

Açma yollarımı kelimelerim kanatlı.. Dokunduğum her ten bir başka bahara meraklı.. Ağaçlar, kuşlar sabahtan mahmur.. Ben daha kör olmuş uykularda.. Cümle kuşlar uykuda…

Beni peşi sıra hükümlere boğ.. Üstüme kapansın kapılar.. Sürgüler ardınca..

Herşeyin tadı başka artık. Ağır çekimde hayat.. Siyah beyaz.. Anla beni hafız… Hanidir ufukta yelkenler.. Yıldızdan gizli.. Sabahtan yalnız.. Susmaya görsün gönül ağaçları. Hiç konuşmuyor.. Nasıl günler bunlar, nasıl akşamlar, nicedir kelimeler ufukta sallanır..

Gökyüzü bir başka sema.. Hayatım ellerimden akıp giderken. Derman ellerinde çaresizce seyreder . Aşkın baharları, solmuş çiçekleriyle bir gül bahçesinin dar yollarında..Geceler sanki tatlı bir rüya.. Hepsinden ayrı, hepsinden başka, hepsi gibi aynı düşlerimde bülbül revaçta..

Bir kendimi arıyorum bir seni bu yarı aydınlık gecede..

Sonsuz Boşluk..

Sonsuz bir boşluğun kıyısındayım.. Sonsuz bir boşluğun kıyısında ruhum..

Gidiyorum zannederken olduğum yerde kıvranıyorum.. Sonsuz bir boşluğun içine düşüyorum, günler geçtikçe dibe doğru..

Aynı yazıyı yazıyorum hergün. Aynı soru dolaşıyor aklımda. Tüm zamanımı bırakıyorum avuçlarına. Yüzüm artık suya dönük.. Suya bakıyorum, ne eksik ne fazla. Herşey tam anlamıyla burada. Buna rağmen bulmak bir meseledir..

Deliler gibi olmayan bir salıncakta sallanıyorum.. Akılsız bir çocuk olmak için artık çok geç.. Birçokları gibi.. Sabır çok yavan bir kelime olarak günlerime gömülmüş.. Sahibi olduğumu sandığım bedenden adım adım kopuyorum. Ben kimim hafız.. Ruhumun bir rengi var mı.. Bu bir soru cümlesi mi şimdi.. Bir anlamı var mı bütün bu olanların.. Cevabı biliyorum.. Bulduğumda bunu da sormalıyım kendime.. Kan rengi bir sıvı var bardakta.. Geceler artık kızıl bir sonla hatırlanmaya razı.. Kar yağıyor -zaman- hepimizi öldürmeye yemin etmişken.

Ne düşler yaşar içimde.. Kör kuyulara atılmış aşklarım var peşimde..

Her gün mü gidilir bir şehirden, her gün mü kapanır kapılar ardınca..

Bazı hesaplar mezarda ödenir.. (iltiyam)

Ben bölümlere ayrılamam hafız, tutulamam kimseye.. Şarkılar yazamam adına.. Ölü bedenler karada yaşar ben kuruyamam, ıslanmışım bir kere..  Şimdi sanki herşey doğru gidiyormuş gibi yürüyorum aynı sokakta.. Geceler sanki tatlı bir rüya, düş-peşime….

Bazen herşey gitmekten geçer, bazen bütün yollar.. Geceler şimdi şiir gibi bir yolculuk.. Esme rüzgâr, bekle ki açılsın yelkenler. Bekle ki yüzümde tuhaf bir tebessüm.. Bekle ki ben geldiğinin farkına bile varmayayım.. Bekle ki apansız ölüversin herkes.. Karaya doğru son bir kez bakıyorum, dümende ellerim..

Dümende ellerim, sanki benim elimdeymiş gibi gittiğim yer.. Her yer sonsuz bir boşluk.. Rüzgâr, su ve gökyüzü..

Yolcu üçünden de geçeceğini biliyormuş gibi elleri dümene sıkıca sarılmış, bizim ufka baktığımız tarafa doğru usulca seyrediyordu..

Geceler..

Tıpış tıpış gidiyorum bir denizin ortasına, burada ne arıyorum diye sorma.. Herkesin bir hikâyesi var, paylaşılmış, sönmüş.. Herkes başrol oyuncusu kendi filminin..

Teknede hiç hareket yoktu.. Olduğu yere çakılı kalmış gibi.. Yolcunun varacağı son yer burası oldu.. Sabahın ilk ışıkları ve ölüm eskimiş yelkenleri dolduruyor.. Eski yağmurlar yağıyor artık..

Bölünüyor bazı uykular, geceler artık dolunay..Son gecenin çıkışı bu ruhum bedenimden ayrılıyor yavaşça.. Hangi mevsimdeyiz bilmiyorum, ama mümkün olan en güzel sonu yazmak isterdim sana.. Ölüm, ölüm dediğin de alt tarafı ruhun bedenden ayrılması değil midir.. Kendi ölümümü seviyorum dedi yolcu.. Şu anda dünya üzerinde onca insan varken kendisinin ölmesi ona tarifsiz bir huzur veriyordu.. Tam zamanı, iyi ki sıra bende diye düşünüyordu. Artık sadece başka bir yoldayım.. Ben yine kendimle başbaşayım.. Sonsuzluğa doğru açıyorum eskimiş yelkenlerimi.. Sıradaki fırtına dayanılır gibi değil.. Ne yapsak yeri değil…

Bana hiç duymadığım bir masal anlat baba.. Sabahtan akşama kadar anlat.. Sürüp giden, bir türlü bitmeyen bir masal olsun.. İçinde Pamuk Prenses…. Mutlu bir sonla bitmesin, bir ihtimal daha olsun.. Hayal gibi, rüya gibi, düş gibi, roman gibi olsun. Hiç yabancısı olmayan bir masal olsun.. Öyle bir anlat ki inandırıcı olsun.. Kapkara geceleri, siyah beyaz gündüzleri olsun..

Geri dönüşü olmayan bir yoldayım artık.. Bilinmez bir sona doğru yelken açtım.. Okyanus ortası düşlerdeyim. Simsiyah tel tel saçlarınla örülmüş gecelerdeyim… Burada savruluyorum rüzgârınla. Ayrılık değil kavuşma.. Yoldukça yoluyorum yaralarımın kabuklarını..

Tuzlu su iyi geliyor, çok dertsiz duruyorum burada. Uzaktan bakınca bir başka görünür ruhum.. Tuzaklarla örülmüş bir rotada, üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalganın peşindeyim.. Denizlerden deniz beğen cemo.. Fırtınalar ezberlesin adını.. Açma artık saklı duygularını.. Dertler kederler en yakın limanda beklesin..

Artık geceler isimsiz bir korkuya gebe.. Artık geceler uzun mu uzun.. Simsiyah saçlarınla örülmüş sefil geceler, güzelleştikçe güzelleşir bende artık.. Duy sesimi her yerden.. Ben aşk?ı selim… Isıt içimi her nefeste.. Bugün gözlerin geceye hasret.. Bugün geceler uykusuz.. Bugün bir kaç hatıra, anılar gözlerimde karabulut, -kümülüs-

Gece

İşte gidiyorum, kucak kucak gecelere sarılmış kollarım, sesim kısık. Unutulmuş kelimeler var dilimin ucunda.. Hatırı sayılır bir kaç sayfa açılır geceye.. Denizin üstünde gece.. Sesin uzaklaştıkça gece.. Bu gün geceler gözlerimde kümülüs.. Yorgun kuşlar kanat kanat kayboluyor ışığımızı söndüren geceyle.. Akıyorum ruhumu savursun diye.. İşte gidiyorum ruhum biçare.. Kederden boğuluyorum tek dostum gece..

Geceler şimdi bir tatlı huzur.. Geceler şimdi yapayalnız hüzün, salt huzur..

Geceler şimdi huzur… Geceler şimdi yolcunun sırtında kambur.. Ellerin şimdi yokluğu, yalnızlığı yoğurur..

Geceler şimdi perişan olmuş. Hangi sese kulak kesilse hep ama, hep eğer..

Geceler şimdi parıltılı bir bahçe.. Yıldızlar gökyüzünde değil, denizin üstünde.. Artık gündüzlerim olmuş gece..

Artık geceye yazılırken aşklar, masal olmuş bir bir tanık olduğum hayatlar.. Pamuk pamuk gömülmüş hayatlar..

Artık geceler hep parıltılı, masallar karanlık..

Artık geceler bir sokak lambasının aydınlığında kaybolur. Artık geceler kâbus.. Artık geceler paramparça aydınlık…

Artık geceler ne acıdır.. Yalnızlık deniz olur, okyanus olur, kaplar tüm benliğini.. Yağmur damlası gibi dağılır hayat… Unutulmak için sıraya girer aklındaki tüm isimler.. Daha önce adına şarkılar şiirler yazılan bütün isimler unutulur birer birer. Düşlerde hep masal gibi bir hayat.. Kelebek kanatlarında bir hayat tadımlık..

Artık geceler adınla başlayan birer hikâye.. Aynı sonla biten sabahlara gebe.. Ellerin ellerimde..

Artık geceler şarap rengi.. Şarap rengi hüzünler.. Artık saçların tutam tutam gece..

Artık geceler tuzlu suyla doludur.. (kadehler önümüzde bir dolu bir boştur)

Artık geceler geri dönüş yoludur.. Şarkı sonudur.. Bu gece büyür gölgeler, bu gece ben tarumar. Bu gece yalan olmalı sevgiler.. Bu gece okyanus ortasında suya hasret gözlerim.. Yağmurlar yağıyor üzerime.. Damla damla ıslatıyorum ruhumu..

Bu gece bir varmışım bir yokmuşum.. İmkânsıza vurulmuşum.. Gitmem lazım hafız, masal gibi sonlara vurulmuşum..

Artık yar yine bana haram geceler.. Artık geceler isyan.. Artık geceler zarar ziyan.. Artık şarkılar seni söyler. Bir bakışın yeter. Artık geceler Allah Allah..

Artık geceler sağdan soldan estarabim..

Artık geceler kefenim olur, sarılır kucaklar en derinden..

Artık geceler ne gelir elden…

Artık geceler eski yağmurlarla ıslanır..

Artık geceler mazide bir hatıra.. Kapanmayan bir yara..