Etiket arşivi: yolculuk

Sureyelken

gale-sail4

Dünyanın geçilmesi en zor denizinde, en uzun soluklu solo okyanus turu için, insanın sınırlarının ötesinde insan üstü bir çabayla gerçekleştirilecek bir yolculuk hayaliyle kolları sıvadık ve zannederim ki uzun bir zamandır da çabalamaktayız. Bu yolculuk bir ölüm kalım yolculuğudur. Bu yolculuk yaşamayı delicesine seven çocuk ruhlu insanların korkulu – korkusuz yolculuğudur. Bu yolculuk hayallerimizin ötesinde gökyüzünde bulutların ardında sonsuz bir evrende tek başına bir yolculuktur. Mesele sadece gitmek değil, sonbaharın sarı yaprakları gibi savrulduğumuz şu hayatta özgürlüğümüzün suya yazılan yazısı, imzasıdır. Mesele başarmak ya da başaramamak değil, günü geceye katıp özgürlüğe, hayata yelken açmaktır.

Ne kadar çabalarsak çabalayalım, hayat bir de bakmışsınız hiç ummadığınız bir yere getirir sizi ve ne yapacağınızı bilemezsiniz. Çaresiz hissedersiniz, yorgun, bitkin, üzgün hissedersiniz, gitmek de korkulu bir rüyadır bazen kalmak da.. Sonu geldi zannederken, savaşın daha yeni başladığını görürsünüz ve ayağa kalkıp yürümeye devam edersiniz. Artık aceleniz yoktur bilirsiniz.. yol iz bitmez… yolculuk çok önceden başlamış da habersizdir yolcu.. Kendine yetişmek için yürümektedir.. yürümektedir…

Resim: http://www.google.com.tr/imgres?q=sailing+south+pacific+storm&sa=X&hl=tr&noj=1&tbm=isch&tbnid=R17oDdllnWvqXM:&imgrefurl=http://www.atninc.com/atn-gale-sail-sailing-equipment.shtml&docid=H_SA8aW1ErQpBM&imgurl=http://www.atninc.com/images/products/gale-sail4.jpg&w=450&h=301&ei=1X-HUdC7B8nKOOvGgdAC&zoom=1&ved=1t:3588,r:25,s:0,i:164&iact=rc&dur=2513&page=2&tbnh=184&tbnw=275&start=15&ndsp=26&tx=109&ty=100&biw=1360&bih=667

Fırtına

titreyen rüzgar kanatlarında.. fırtına içimizden geçerken,

yorgun bir denizci okyanus ortasında, ne yapacağını bilmez bir halde.. hiç telaşlı görünmüyor. anlatacak çok şeyi var belki, belki hiçbir şey yok.. okyanus ortası çaresizlik… tekne sulara gömülsün mü yoksa kaldığımız yerden devam mı edelim yaşamaya.. elinde midir her zaman karar vermek yoksa bu sefer tamam mı? daha da var mı nefesin alınacak.. yarım bardak suyun var, yemekse hiç… tükenmişim hafız.. daha yolun yarısına gelmemiş bir denizci, kabul et çok zordu herşey.. yolculuğa çıkmak mı yoksa devam edebilmek mi daha zor.. denizin merhametine mi ihtiyacın var şimdi yoksa mola vermek mi geçiyor aklından söyle.. üzgün değilsin, mutlu da değil.. huzur parmak uçlarında damlalar..

sesinde rüzgar…

kapkaranlık bir gecedeyim.. etrafımda durmadan yer değiştiren tepeler dağlar.. kapatın yollarımı geçemeyeyim, bitmesin dalgalar.. kükreyen, çığlık atan, çıldırmış gibi dalgalar…

Resim: http://mytvmoments.com/view.php?v=250959

Dünya Turu Projesi

Sureyelken yelkenle dünya turu projesi tüm hızıyla yoluna devam ediyor. Yaza girilirken yelken eğitimleri ve tekne konularına daha fazla ağırlık vermeye başladık. Bu yazımda dünya turu projemiz hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Sitemizin daimi takipçileri az çok ne yapmaya çalıştığımız hakkında bilgi sahibi olabilirler, ancak projenin ne duruma olduğu hakkında bir fikirleri yok. Bu konuyu sitede yeni bir sayfa açarak sponsor olmak isteyen firma ve kuruluşlar için detaylı bir şekilde anlatacağım. Şu an projenin devamı için asıl sorunumuz maddi yöndeki sıkıntılarımızdır. Bu sıkıntılar da site gelirleri ve sponsor desteğiyle ve özellikle de ana sponsorumuzu belirlediğimizde ortadan kalkacaktır.

  • Projenin hazırlık aşamalarından ilki yaklaşık 6,5 metrelik bir tekneyle (mini 6,50) Türkiye çevresi sularında uzun seyirler yaparak, eksiklerimizi gidermek ve hatalarımızı görmek. Bu seyirler 25, 50 ve 75 günlük durmaksızın seyirler olarak üç ayrı seviyede planlanıyor. ( Güzergah detaylı bir şekilde siteye açacağımız yeni sayfada anlatılacak )
  • Projenin en önemli ve son hazırlık kısmı olacak olan, Atlantik Okyanusu’nda durmaksızın 100 günlük bir seyir. (Dikkat ettiyseniz bunları bir yolculuk olarak nitelendirmiyorum, bu seyirler tamamiyle asıl hedefimiz olan dünya turu için hazırlık mahiyetindedir.) Bu 100 günlük durmaksızın seyir asıl dünya turumuzun çok küçük bir bölümü olarak planlanıyor. Neden hazırlık aşaması bu kadar uzun süreçli: Çünkü hedefimiz şimdiye kadar yapılmayanı yapmak, durmaksızın mesafe ve gün bazında en uzun solo dünya turunu gerçekleştirmek.
  • Asıl hedefimiz olan dünya turu:
  • Türkiye/İstanbul’dan başlayıp, Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Atlantik Okyanusu‘nu Karayipler‘e kadar geçtikten sonra, rotayı güneye çevirip Atlantik Okyanusu boyunca güneye inerek Horn Burnu‘ndan geçip tekrar kuzeye yönelip Ekvator ve 30 derece kuzey ve güney enlemleri arasında S çizerek ilerleyip, Kuzey Mariana Adaları‘na yaklaşıldığında tekar güneye dönüp Avustralya‘nın güneyinden geçtikten sonra, (artık yolculuğun bundan sonraki kısmı tamamen Güney Okyanusu’nda iki tur olacak şekilde) artık bütün karalar kuzeyimizde kalacak şekilde batıya doğru ilerleyerek 50 ve 60 derece enlemleri arasında tam bir dünya turunu tamamladıktan sonra, daha da güneye inerek, yaklaşabildiğimiz kadar Antarktika‘ya olabildiğince yaklaşarak bir tam tur daha yaptıktan sonra tekrar Atlantik Okyanusu’nda kuzeye doğru yönelip Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Akdeniz’den Türkiye’ye ulaşmak.

Böyle bir dünya turu için gereken sponsor desteği 300 – 350 bin TL’dir. Bu para yolculuk için gereken her şeyi (tekne dahil) kapsar.

Bu yolculuk için Hans Christian 33 ya da Bristol Channel Cutter teknelerinden herhangi birisini kullanmayı düşünüyorum. Belki Ingrid 38 de olabilir ya da benzeri bir tekne…

Yelkenle solo dünya turu yapan ilk ve tek denizcimiz Kayıtsız III adlı muhteşem teknesiyle Özkan Gülkaynaktır. Fakat şimdiye kadar durmaksızın solo dünya turu yapan denizcimiz yoktur. Sureyelken projesiyle bu hedefimi, bir daha kırılamayacak bir rekor dünya turuyla gerçekleştireceğim.

Bu hedefimin oluşmasında, hayat görüşümün şekillenmesinde rol oynayan, bana denizi sevdiren, denize olan özlemimi ve aşkımı alevlendiren, her ne kadar tanışmamış olsam da kendileriyle gurur duyduğum, kendilerine inanılmaz bir sevgiyle bağlı olduğum, onları okumuş ve anlamış olmaktan onur duyduğum denizci dostlarımı, ustalarımı da buradan sevgiyle selamlıyorum;

Ben dünyanın en güzel ulusunun bir ferdiyim. Kuralları katı ama basit, asla hile yapmayan, sınırları olmayan, her zaman ?şimdi?yi yaşayan bir ulus bu. Rüzgar, ışık ve barış dolu bu ulusta yalnızca denizin sözü geçer. 

?Avrupa toplumuna ve onun yalancı Tanrı?larına dönmeyi hiç istemiyorum. Para kazan, para kazan, ne için? Hala kullanabildiğim arabamı değiştirmek, daha güzel giyinmek, televizyon almak gibi amaçlar için yaşayamam ben. Ben teknemi istediğim yere bağlayabileceğim, güneşin, soluduğum havanın ve yüzdüğüm denizin bedava olduğu, bir mercan atolünde güneşin altında rahatça uzanabileceğim bir sahile gidiyorum.? Bernard Moitessier

Her atlattığın fırtınadan sonra, denizi daha çok seversin, bağlanırsın. Hayatımın en müthiş deneyimi diyebilirim. Sadun Boro.

Türk yelkenciliğinde “Hocaların Hocası” olarak anılan Cumhur Gökova.

51 yaşında iken Spray adlı teknesiyle tek başına çıktığı yelkenle dünya turunu üç yılda tamamlayarak, dünya denizcileri için efsane olan Kaptan Joshua Slocum.

Dünya denizlerinde yelkeninde ay ve yıldız olan böylesine ilgi çeken bir tekne ile, hiç bir elektronik aygıt kullanmadan yapılacak seyirlerde Türkiye’de de iyi yetişmiş, kendi yöntemlerini geliştirmiş, yaratıcı, özgün denizcilerin olduğunu ve kuvvetli bir deniz kültürünün gelişmekte olduğunu göstermek benim için ülkem adına en büyük tanıtım ve gurur kaynağıdır. Özkan Gülkaynak.

Garip gelecek, ama okyanus geçişlerinde hiç yalnızlık hissetmedim. Yalnızlığı en çok limanlarda hissettim. Etrafınız insanlarla çevriliyken aslında tek başına oluşunuz daha çok etkiliyor. Yani, şehirlerde hissedilen yalnızlıktan hiç farklı değil. Hakan Öge.

Vazgeçmemecesine çıktığı yolculukta, inatla, her şeye rağmen sonuna kadar gitmeyi başaran, hayallerini gerçekleştiren akılalmaz bir kadın. Ellen MacArthur.

Ve daha nice deniz insanı… İnsanın aklı bir kere denize düştü mü, bundan gayrısı yalandır. Hayat bir yolculuktur durmaksızın hem de tek başına..


Ne İçindeyim Zamanın..

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmış akışında

İçindeyim zamanın belki de büsbütün dışında, akıp giden rüzgâr kadar yorgun, masa başında hatıralar, hatıram olsun sana bu şarkılar.. Yekpare geniş bir anın içinde parçalanmış bakışlarım.. Ben, nerede yaşadım, anılarımda kelebekler, anılarımda ellerin bekler.. Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında, her yer yakın, hepsi aynı uzaklıkta bana.. Yarım kalmış cümleler var aklımda.. Duymalıyım, dinlemeliyim bir daha, bir daha..

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

Dinmeyen bir fırtınaya tutulmuşum hafız, rüya renginde her şey, uyuşmuş gibi her şekil.. Rüzgârda uçan bir tüy bile benim kadar hafif değil.. Rengine tutulduğum denizler kadar yalnız düşlerdeyim.. Uyuşmuş bir haldeyim, şimdilerde kim bilir nerdeyim, kimleyim.. Rotadan sapmış gibiyim, şimdi nereye giderim, bir yere mi gitmeli? Suyla gökyüzü arasında bulutlar ağlar şimdilerde.. Fırtınadan çıkmak da neymiş, kim ister ki böyle bir şeyi. Sulara gömülüyorum bir akşam üzeri, suyundayım zamanın.. Bir hâl var bende bugün, denizlerden deniz beğeniyorum, mânidar bakışlarına nispet yapar gibi.. Şekiller karmakarışık.. Her şey o kadar aydınlık, o kadar belirgin ki gökyüzü.. Hiç bitmeyen bir yolculuktayım, yarım bırakılmış cümlelere nokta atıyorum.. Anlatıyorum, anlatıyorum?

Yelken.. Yolcu(luk)..

Yelken doğayla mücadele etmek gibi görünse de aslında, insanın kendiyle mücadelesidir. Bir sabır işidir. Sabretmeyi bilmeyen biri yelkenci olamaz. Rüzgâr, akıntı gibi kuvvetler gözle görülmez ancak hissedilir. Bunlara nasıl tepki vereceğinizi bilmek tabi ki tecrübe gerektirir. Denizde zaman geçirmek, onunla başbaşa kalmak gerekir. Yelken göründüğü kadar kolay değildir ancak zor da değildir. “Zor olan yelken yapmamaktır.”

Sürekli hesap yapmanız gerekebilir, sürekli düşünmeniz gerekir. Rüzgârı anlamak, dalgaları anlamak, duymak demektir. Hayat gibidir. Kitaplardan öğrenemezsiniz, orada olmanız gerekir. Hissetmeniz gerekir. Bir kere anladıktan, hissettikten sonra artık bağımlısınızdır. İster kişisel olarak, ister ekip olarak yapın, her türlü sınırlarınızı zorlayacağınız bir spor, bir yaşama biçimi, bir anlayıştır. Yelken bir arayıştır.. Kimine göre bir kaçış..

Şartlar sürekli değişir. Değişen şartlara çok çabuk cevap vermek gerekir. Hızlı düşünmek hızlı hareket etmek gerekir.

Denizcilik yelkenle başlamıştır. Bazıları için hayat da öyle…

Kalbin sessizliği, denizin sesi, rüzgârın, dalgaların sesi.. Hayatın, bir rüyanın, hülyanın, belirsizliğin sesidir. Yolculuktur yelken.. Yolcudur.. Yolcu, yolculuğun gidilecek yerden önemli olduğunu bilir. (Nihavent makamında şarkılar da yok mu yolcu, ya onun sesi…) Bu rüzgârı anlamak, rotaya bakmak sanki elindeymiş gibi yol..

Okyanus bu, damla damla su.. Herşeye açılabilir yelken. Denize, okyanusa, sevgiye, kâbusa, huzura, her ne arıyorsan bu hayatta onun için açarsın yelkenleri. Gitme vakti günün birinde gelir, ancak mesele gitmek değildir. Yolcu, yolculuk bilendir. Gitmek çok basit bir kelimedir. Herşey daha farklı görünür sen gerçekten özgür olduğunda, ama anlamak hayal nicedir.. Kaybolup gitmek, bulup gelmek gibidir. Gelememek gibidir, gözlerin kapalı olsa bile görmek, ama anlatmak hata nicedir. Hanidir gözlerim yolda, hanidir tek seferde yazılır kelimeler.. Yolunu kaybetmiş, sürüklenen bir yelken gibidir insan.. Bulup bulup yitirmek gibidir, çözmek gibi, çözülmek gibidir.. Dertten değil, kederden değil, gerçekten boğulmak gibidir.. Düş gibi, rüya gibi, hayal gibidir, hayat kadar gerçek hayat kadar yalan gibidir.

Rüzgâra bırakırsam kelimeleri ben en sonunda.. Dalgalarla kaybolan bir yelkenlinin ortasında.. Hanidir aklıma mukayet bu fırtına, hanidir..

Sonsuz Boşluk..

Sonsuz bir boşluğun kıyısındayım.. Sonsuz bir boşluğun kıyısında ruhum..

Gidiyorum zannederken olduğum yerde kıvranıyorum.. Sonsuz bir boşluğun içine düşüyorum, günler geçtikçe dibe doğru..

Aynı yazıyı yazıyorum hergün. Aynı soru dolaşıyor aklımda. Tüm zamanımı bırakıyorum avuçlarına. Yüzüm artık suya dönük.. Suya bakıyorum, ne eksik ne fazla. Herşey tam anlamıyla burada. Buna rağmen bulmak bir meseledir..

Deliler gibi olmayan bir salıncakta sallanıyorum.. Akılsız bir çocuk olmak için artık çok geç.. Birçokları gibi.. Sabır çok yavan bir kelime olarak günlerime gömülmüş.. Sahibi olduğumu sandığım bedenden adım adım kopuyorum. Ben kimim hafız.. Ruhumun bir rengi var mı.. Bu bir soru cümlesi mi şimdi.. Bir anlamı var mı bütün bu olanların.. Cevabı biliyorum.. Bulduğumda bunu da sormalıyım kendime.. Kan rengi bir sıvı var bardakta.. Geceler artık kızıl bir sonla hatırlanmaya razı.. Kar yağıyor -zaman- hepimizi öldürmeye yemin etmişken.

Ne düşler yaşar içimde.. Kör kuyulara atılmış aşklarım var peşimde..

Her gün mü gidilir bir şehirden, her gün mü kapanır kapılar ardınca..

Bazı hesaplar mezarda ödenir.. (iltiyam)

Ben bölümlere ayrılamam hafız, tutulamam kimseye.. Şarkılar yazamam adına.. Ölü bedenler karada yaşar ben kuruyamam, ıslanmışım bir kere..  Şimdi sanki herşey doğru gidiyormuş gibi yürüyorum aynı sokakta.. Geceler sanki tatlı bir rüya, düş-peşime….

Bazen herşey gitmekten geçer, bazen bütün yollar.. Geceler şimdi şiir gibi bir yolculuk.. Esme rüzgâr, bekle ki açılsın yelkenler. Bekle ki yüzümde tuhaf bir tebessüm.. Bekle ki ben geldiğinin farkına bile varmayayım.. Bekle ki apansız ölüversin herkes.. Karaya doğru son bir kez bakıyorum, dümende ellerim..

Dümende ellerim, sanki benim elimdeymiş gibi gittiğim yer.. Her yer sonsuz bir boşluk.. Rüzgâr, su ve gökyüzü..

Yolcu üçünden de geçeceğini biliyormuş gibi elleri dümene sıkıca sarılmış, bizim ufka baktığımız tarafa doğru usulca seyrediyordu..

Sürü İnsanı

Genelin dahil olduğu bir konuda yazmak benim için zor ve zahmetli bir iş olsa da, sessiz kalamayacağım bir konudur sürü insanı. Neden sessiz kalamam; çünkü hergün içlerinden geçerim, hergün mecburen yanlarında bulunurum, hergün muhattap olurum, yani her gün sürekli içli dışlı olduğum, bir türlü (henüz) aralarından sıyrılıp gidemediğim güruh?un hakkında yazmamak düşünülemezdi.

Sürü insanından kurtulamazsınız. İstediğiniz yere gidin, kaçmayı deneyebilirsiniz ama asla başaramazsınız. Her yerin sahibi onlardır. Bir yerin sahibi olmaları için çaba göstermeleri gerekmez. Orada doğmaları bile oranın sahibi olmalarına yeterlidir. Düşünmeleri, araştırmaları gerekmez. Hazır bulduklarını yerler. Dedeleri, babaları önlerine ne koyduysa odur aslolan onlar için, başka birşey aramaları gerekmez. Beyin gelişimi beş yaşından iyibaren durur. Bu yaş uydurulmuş, lafın gelişi öyle söylenmiş değildir. Kesinlikle tarafımdan tecrübeyle sabittir, bu beş yaş seviyesine erişenler, konuşulabilir olan kesimdir. Sürü insanının ulaşabileceği zeka yaşı beş yaşındaki çocuğunkiyle aynıdır. Sürü insanı her meslekte her kesimde sayısız çoklukta bulunur. Hiç farketmez, profesör de olur, öğretmen, polis, doktor, mühendis her meslekte çalışabilir. İnanılmaz derecede büyük bir çoğunluğu sürü insanı olan bu dünyada zaten iyi dediğimiz yerlere gelmek hakkında da yorum yaparım ama hiç gereği yok daha fazla söylemenin, anlayan, yorum yapabilen buyursun devamını kendi yazsın…

Sürü insanının hayatı tamamen bencillik üzerine kurulmuştur. Bencilliği, sevdiği kişilere karşı daha yoğun görülür fakat bunun farkında olmak istemez. Onları sevdiği için, onların iyiliği için böyle davrandığını, yaptığını söyler. Örneğin, ülkemiz bazında düşünelim, anlamak kolay olsun; liseden çıkmış öss galibi biri, meslek tercihi yaparken (öss de kupon doldururkenki halden bahsediyorum meslek tercihi derken yanlış anlamayın) gerçekten istediği mesleği mi seçer yoksa ailesi tarafından onay göreceği, çevresi yakınları tarafından olumlu bakacakları bir meslek tercihi mi yapar. Ya da diyelim ki çöpçü olmak istedi. Hayalindeki meslek çöpçülük. Çocuğunuz çöpçü olmak isteseydi, ne yapardınız. Ona engel olurdunuz değil mi? 20 yıl okumuş, üniversite bitirmiş, ?ben çöpçü olmak istiyorum? diyor. Ne yaparsınız. (Çöpçülüğü küçümsediğimi falan düşünecek bazı sivri zekalılar, bu parantez onlar için açıldı, böyle düşünenler gerçekten empati kurmaya çalışarak düşünsünler, acaba çocuğunuz gelip böyle söylese ne dersiniz, tepkiniz ne olur. O anı bir hayal etmeye çalışın. Şimdi acaba ben mi çöpçülüğü küçümsüyorum siz mi?) Küçüklüğünden beri çocuklara ne öğretilir, yoldan çevirin gani gani çocuk her yer, ne olmak istiyormuş sorun, bir tanesi çöpçü olmak istiyorum diyecek mi? Hepsi öğretmen, doktor, mühendis vb. olacak. Ya da biraz daha ülkemizin dışından bakalım; 14 yaşındaki kızınız yelkenle dünya turuna çıkacağını söyleseydi ne yapardınız? Onun iyiliği için karşı çıkardınız değil mi? O?nun iyiliği… O?nın iyiliği için mesleğine karar verirsiniz, ona neyi yapıp neyi yapamayacağını söylersiniz.. Siz herşeyi çok iyi bilen insanlar olduğunuz için, herşeyden çok emin olduğunuz için..

Durun, daha da kızacağınız örnekler var sırada. 20-30 yaşındaki çocuğunuz (halen daha çocuğunuz çünkü) gelip ben artık sizin inandığınız dine inanmıyorum, deseydi? Empati kurmaya çalışın diyorsam da bunu anlamak gerçekten çok zor.

Kaç tane iyi eğitim almış iyi bir işi olan kadının bir inşaat işçisiyle beraber olduğunu, evli olduğunu gördünüz. (aaaa ne ayııııp, ben onun iç güzelliğini seviyorum)

(Gerçi, bu yazıyı ramazan ayında yemek yiyiyor diye (yolda değil yanlış anlamayın lokantada) dayak yiyenlerin, dayak atanların ülkesinden yazıyorum, kusuruma bakmayın.)

Dünyanın sorunu akıllılar hep kuşku içindeyken, aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır. Bernard Russel.

Sürü insanı umudunu öbür dünyaya bağlamıştır. Amma velakin ömrü boyunca inandığını söylediği, hararetle savunduğu, uğruna öldüğü din konusunda bile tutarlı değildir. Çünkü babasından atasından gördüğünün üzerine konmuştur. Sorgulamaz, sorgulamayı dinden çıkmakla eş tutar. Ona göre inandığı herşey kesin doğrudur. O kadar emindir ki inandığını söylediği dinin kitabını bile okumaya gerek duymaz. Ne yazdığı mühim değildir. Okumasına, anlamasına gerek yoktur. İnandığını söylediği kitabın ilk cümlesi, sonraki cümlesi oku olsa dahi, okumaz. Bu şekilde yıllarca yaşar, yaşlanır ve ölür..

Kendi görüşünün, inancının dışında bir görüşü asla kabul etmez. Hatta gerekirse cezalandırmaktan yanadır. Çünkü kendisi gibi olanlar çoğunluktadır. Bunu toplumun refahı için yaptığını, bazı ulvi değerler için, yaptığını söyler. Ama kendisinin azınlıkta olsaydı ve diğerlerinin ona böyle davrandığında neler hissedeceğini düşünmez. O şanslı doğmuş kesimdendir. Doğarken verilmiştir ona verilen, doğuştan şanslıdır. Allah sürü insanını doğuştan doğru yola bırakmıştır. Emin oldukları yola.. Ve tabi atalarını da.. Milliyetçilik tabi ki..

Aslında milliyetçilik konusuna pek fazla girmek istemiyorum ama kısaca geçiyorum;

Milliyetçilik = doğduğun yerle övünmek (değil de nedir). Doğacağın yeri sen mi seçtin, sen seçtiysen eyvallah, yok eğer seçmediysen bu nedir. Almanya?da doğmuş olsaydın da milliyetçi olacaktın o zaman. Sen seçmedin ki! Fransız milliyetçisi de olabilirdin…

Konuya dair hoşunuza gitmeyebilecek çeşitli alıntılar,

Nietzsche: Sürü dünyaya egemendir ve özgür olanı dışlayan bir tavırla hareket eder. Bu tip insanlar hayatın sertliğine karşı tek başlarına karşı koyamaz. Mutlaka bir çobana ihtiyaçları vardır. Büyüğü dinler, koşulsuz, sorgulamasız saygı gösterirler. Kendilerinde sorgulama, düşünme, yaratma gibi özelliklerin kırıntısı bile bulunmaz. Sürüye göre iyi olanlar kendileri gibi olanlardan başkaları değildir.

Yine Nietzsche: Hayat Bir neşe pınarıdır. Lakin ayak takımı da içince tüm pınarlar zehirlenir, bozulur.

Özgür insan yaşadığı toplumun geleneklerinden tamamen sıyrılmış, kendince düşünebilen, ama hala kendini bulamamış insan tipidir. Sürüyle beraber yaşasa da sessiz başkaldırışlarıyla sürüden ayrılmıştır.

Sürü insanı tamamen cahildir. Kendisinin cahil olduğunun da farkında değildir. Bunu asla kabul etmez. Gerçek insan makama mevkliye değer katarken, makam ve mevki sürü insanına sözde değer katar. (Sen benim kim olduğumu biliyor musun? diyen birileriyle mutlaka karşılaşmışsınızdır. Bunu özellikle belirtmek isterim.. Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?)

Heraklitos: Kitle sığır gibi tıkınmakla geçirir gününü..

Sürekli konuşur ancak hiç dinlemezler.

Hoffer: Kesin inançlılar zaten herşeyi bilir der.

Hayat bir yolculuktur ve yolculuk gidilecek yerden kat be kat önemlidir.

Jonathan Swift: Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz, tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir.

Sürü , dünyaya egemendir ve özgür olanı dışlayan bir tavırla hareket eder. Ahlak , sürü insanın önemli bir düşünsel yapısı olup , sürünün tür korunumunda önemli bir araçtır.

Bu tip insanlar , hayatın sertliğine karşı tek başlarına karşı koyamazlar.Mutlaka bir çobana ihtiyaçları vardır.Bu çoban , genellikle din adamlarıdırlar.

Nihilistik bir yaşam tarzı ile yaşar, büyüğü dinler, saygı gösterir. Hayvani içgüdülerini, ahlak ve din maskesi altında ehlileştirmiştir. Kendi başınayken sürü insanında hiçbir hastalık yoktur. Hatta çok değerlidir. Ama yönetilmeye ihtiyaç duyduklarından dolayı, bir çobana gereksinimleri vardır. -papazlar bunu bilir-..” Tanrı’ya inanır, onu över, din adamlarını Tanrı’nın sözcüsü sayarak onlara sığınırlar. Değer yaratıp yıkamaz, önlerine konulan anlam ve tanımlarca yaşarlar.

Schopenhauer:  İçinde ışığı olmayan insanlar kalabalığa karışıp ışık edinmeye çalışırlar.

Admin Hakkında

Adı Cemo, bu sitenin mimarı. Orada ne aradığını bilmediğim ve asla ait olmadığına inandığım bir yerde tanıdım onu. Ne arıyordu acaba orada, bu kendisiyle hiç alakası olmayan insanların içerisine onu getiren neydi? İşin ilginci ben de oradaydım, yoksa benim onu onun beni tanıması için mi oradaydık bilmiyorum? İnsanlara karşı tüm umutlarımı yitirdiğim bir anda, her şeyin bittiğini düşündüğüm, bir daha bir dost edinebileceğim ihtimalini aklımdan tamamen çıkardığım bir süreçte çıktı karşıma, hem de o akıl dışı yerde. Akıl dışı yerde akıllı bir insan? Oldu ama çok kısa sürede yakınlaştık, zaten onunla ilk konuştuğumda anlamıştım diğerleri gibi olmadığını, o günden bugüne 1 yıldan fazla zaman geçti, yanılmadım?

Her şeyiyle diğerlerinden farklıydı hali, tavrı konuşması, hayata bakışı, evet her şeyden önemlisi hayata bakışı. Diyorum ya diğer insanlar gibi değil, kelimelerle onu anlatmak benim için gerçekten zor, öyle ki kullandığım kelimelerle klişelere düşmekten, basit cümleler kurmaktan, yani nasıl anlatsam, onu sıradanlaştırmaktan öyle korkuyorum ki bu yazıyı yazarken. Abartılı bulunabilir söylediklerim ama onu tanımıyorsunuz, ha tanışsanız da benim kadar tanıyabilir misiniz onu da bilmiyorum. Bazen yıllardır  en yakınımızda bulunan sıradan insanları bile tanıyamazken, Cemo?yu öyle hemen tanıyıp da anlamlandırabileceğinizi düşünmüyorum  zaten, zaman alacaktır ve size izin vermesi gerekir onu tanıyabilmeniz için, eğer izin vermediyse ne yapsanız nafile olacaktır.

Zaten kendiyle ilgili pek konuşmaz, bana bile hala tam olarak içini açmadığını düşünüyorum, ama ben onun bir bakışından, duruşundan, ses tonundan hemen ruh halini anlayabiliyorum. Bence pek çok konuda da onunla birbirimize benziyoruz, belki de o yüzden ona yakın olmak bana büyük bir huzur veriyor, kendimi onun yanında çok iyi hissediyorum, diğer insanların yanındayken  aniden  üzerime çöken o  “yabancılaşma” yaşanmıyor onunlayken, bir huzur bir dinginlik hali hediye ediyor sanki her görüşmemizde?

Cemo?yla  ilk takılmaya başladığımız günlerde onda ilk keşfettiğim ve çok hoşuma giden özelliği insanlara teşekkür etmeyi bilmesiydi, kendisine yapılan ufacık bir nezaket karşısında öyle içten öyle samimi ve nazik bir şekilde teşekkür ediyordu ki çok hoşuma gitmişti. Fakat bunun yanında öyle sert bir duruşu ve bakışı vardı ki peşin hükümlü insanlar onun bu sert ve ilgisiz gibi görünen duruşuna aldanıp hakkında yanlış düşünebilirler, düşünüyorlar da. Ama ne demişler, ?Dış görünüş daima aldatıcıdır??

Onunla ilk zamanlarımızdı bana bir planı olduğunu söyledi, her insanın vardır ya bir yaşama amacı öyleydi onunki de işte, onu bu hayata bağlayan tek şeydi anlattığı. Siz de bu site vasıtasıyla öğrendiğiniz biliyorsunuz, çılgın bir fikri var küçücük bir tekneyle kendisini rüzgara bırakıp adına ?imkansız? dediği bir rotayla dünya turu yapmak. Önceleri itiraf ediyorum pek anlam verememiştim, ne bileyim yani ilk defa böyle bir isteği olan biriyle karşılaşıyordum, daha önce kimseden duymamıştım, sadece televizyon, gazete ve dergilerden görüp okumuştum bu türlü bir düşüncesi olan insanları. Sürekli olarak bu isteğinden bahsediyordu, o zaman anlamıştım işte o tanıştığımız, onun adını “Silent Hill” koyduğu yerde ne aradığını? O anlattı ben dinledim, dinledikçe anladım, anlattıkça hoşuma gitti.

Neden gidiyor artık biliyorum ben, ama size burada anlatamam, çünkü çok derinliği olan bir konu bu, okyanuslar kadar, Cemo kadar derin? Kelimelerle tarif edilemeyecek derecede manalı, manevi?

Siteyi takip edin, onunla iletişime geçin belki o size anlatabilir bir şeyler, deneyin, kendisini tanımak için ondan izin isteyin, siz iyi niyetle, hesapsız kitapsız, tüm maddi çıkarlardan, isteklerden arınmış bir şekilde ona yaklaşırsanız, dinlemeyi de biliyorsanız size anlatacaktır hem kendini hem de her an çıkabileceği imkânsız yolculuğunu…