Vendeé Globe.. Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz…

KAPLAN YÜREĞİ

“Fırtına ile ‘hayatta kalma’ fırtınası arasındaki fark şudur; ilkinde rüzgâr şiddeti 8, belki 9’u bulur. (30 ilâ 40 Knot arasındaki gerçek hız), dümenci ve ekibi halen tekneyi kontrol altında tutabilir ve o şartlarda en iyisi olduğunu düşündüğü önlemleri alabilir. Oysa 10 ve üstü hatta kasırga şiddetine ulaşan ‘hayatta kalma’ fırtınasında ipler tamamen rüzgâr ve dalgaların elindedir.”

K. Adlard Coles, Heavi Weather Sailing

Fırtınanın şiddeti herkesi şaşırttı. Raphael Dinelli‘nin yaklaşık 400 mil arkasından giden Catherine Chabaud, batıdan doğuya doğru üfüren havaya ilk tutunanlardandı. Derhal önünde giden diğer denizcilere ve Dinelli’ye telsizle anons yapıp, üzerinden ard arda geçen alçak basınç sistemlerindeki rüzgâr yönünü ve hızını bildirdi. Dinelli’ye yaptığı bu anonsunda (yarışın 7. haftasında ve tam Noel arifesinde), gece yarısı ona ulaşacak bir alçak basınç uyarısı yapıp, soğuk cephe geçerken rüzgârın her zamanki gibi kuzey batıdan aniden güney batıya döndüğünü ve 40-45 knot şiddetine ulaştığını söyledi. Beklenmedik birşey değildi, orta yoğunlukta tipik bir Güney Okyanusu fırtınası.

Bundan sonra olanlar ise tamamen alışılmışın dışında ve tüyler ürperticiydi.
Alçak basınç merkezi Dinelli’nin üzerinden geçerken, kuzeyinde bulunan yüksek basınç aşağıya doğru inerek alçak basınç merkezini sıkıştırmaya başladı. Yüksek basınçtaki soğuk hava alçak basıncın taşıdıuğı sıcak havanın altına girerek, onun dikine yükselişini hızlandırıyordu. Havanın bu yükselişi de deniz seviyesindeki basıncın hızla düşmesine neden oluyordu. Rüzgâr, basınç eğiminin etkisi ile alçak basınç merkezine doğru hareket eder. Yüksek ve alçak basınç eğimi ne kadar fazla ise havanın akışı da o kadar hızlı olur. Tıpkı suyun eğimi dik olan bir yerden daha hızlı akması gibi. Alçak ve yüksek basınç merkezleri birbirine ne kadar yakın ise eğim o kadar fazla olacağından hava da o kadar hızlı akar ve rüzgârın şiddeti de o denli artar. Alçak basınç merkezi yaklaştıkça basınç eğimi de uğursuz bir şekilde artmaya başladı.

Bu sistem Dinelli’nin pozisyonuna ulaştığında, rüzgâr şiddeti ‘Hurricane‘ gücüne erişmişti(65 knot üstü ve arada 80’i bulan sağanaklar). Ve bu rüzgâr, Güney Okyanusu‘nun sabit soluğanlarını olağanüstü büyük denizlere dönüştürecek şekilde kırbaçlıyordu. Dinelli’nin teknesi 50-60 feet’i bulan, altı katlı beton binaların devrilmesini andıran dalgaların üzerinden kayıyordu. Tam da kıyamet gününde seyir yapmak gibiydi.

Dinelli artık güvertede duramıyordu, çünkü bu durumda güvertede olmak son derece tehlikeliydi. Kamaradan dışarıdaki dalgaların şeklini ve yüksekliğini kestirmeye çalışıyor, yay gibi fırlayan tekneyi idare edebilmek için, otopilotuna ince ayarlar yapıyordu. Ne var ki tekneyi kontrol edebilmek sözkonusu değildi. Algimouss birkaç saniye içerisinde şiddetle dönerek alabora oldu. Bu inanılmaz basınç ana direğin içeri doğru itilerek güverteyi delmesine sebep oldu. Bumba ise kamara camlarından birini parçalamış, içeriye sular doluyordu. Tam Noel sabahıydı…

Alabora sırasında yırtılıp parçalanan hayatta kalma kıyafetiyle Dinelli, kendini alt üst olmuş kamaranın bir köşesine dayamıştı. Dolmakta olan su, gövdede sıkışmış, havayı milim milim itiyordu. Ters dönme sırasında direk, güverte seviyesinin birkaç feet yukarısından kopmuştu ama teller onu o haliyle tekneye bağlı tutuyordu. Ne var ki bu durumdaki direk, adeta bir omurga görevi yaparak Algimouss’un tepe taklak bir şekilde olmasına rağmen dengeli durmasına yardımcı oluyordu. Yaklaşık üç saat sonra ise, teknenin olağanüstü savrulmaları sonucu direk çarmıhlarla birlikte tekneden tamamen koptu. Direk ve çarmıhların direncinden kurtulan üç tonluk salma en sonunda dengesini bulup tekneyi yeniden düzgün pozisyona çevirdi. İçeride biriken sulardan dolayı bu işlem son derece yavaş bir şekilde gerçekleşti. Bu sırada vücudunun büyük kısmı su altında kalan Dinelli, kısmen yüzerek, kısmen yürüyerek teknenin tavanından tabanına doğru indi. Artık ‘acil durum uydu sinyal cihazı’nı (EPIRS) aktive edebilirdi. Daha önce bunu yapması mümkün değildi, çünkü sinyaller teknenin ters dönmüş karbon fiber gövdesinden geçemezdi.

Düzeldikten sonra birkaç saat içerisinde teknenin içerisi neredeyse tamamen sularla dolmuştu. Dalgalar, tavandaki masa büyüklüğünde delikten öylesine şiddetle vuruyordu ki, gövdenin suya dayanıklı panelleri kırılmaya başladı. Wendee Globé katılan tüm 60 feet’lik teknelerde, bu tip durumlar için içeri dolacak su miktarını kısıtlayacak, teknenin içini bağımsız bölmelere ayıran su geçirmez panellerin olması gerekiyor. Fakat hiçbir malzeme denizlerin gücüne dayanamaz. Kısa zamanda güverte su seviyesine indi. Ardı ardına gelen kocaman dalgaların her biri tekneyi batırmaya kararlı gibi görünüyordu.

Dinelli güverteye tırmandı, tekne savrulup yuvarlandıkça zorlukla ayakta durmaya çalışarak kendisini kırılan direğin teknede kalan kısmına bağladı. Dalgalar sürekli olarak üzerinden aşıyordu. Parçalanmış giysisi kısa zamanda suyla doldu. Algimouss‘un gövdesi artık tamamen su altındaydı ve güvertesi kırılan, dalgaların köpükleri arasında zorlukla seçiliyordu. Bir yandan Güney Okyanusu‘nun sırılsıklam ıslatan buz gibi dalgaları, öte yandan ise iliklerinde kadar işleyen sıfır altı derecelerde esen rüzgârın etkisiyle Dinelli yavaş yavaş vücut ısısının düşmeye başladığını hissetti.

Noel gününün kalan kısmında yüksek enlemlerin haşin yaz gecesinde ve tüm ertesi gün boyunca teknesinin güvertesinde dikildi durdu ve dondurucu rüzgâr bir an olsun fırtına şiddetinden aşağılara düşmedi. Neredeyse 50 derece Güney Okyanus enleminde, Avusturalya kıtasından 1200 mil uzakta, Antarktika yakınlarında sürüklenen Dinelli, dünyada olabilecek en yalnız, en zavallı ve hava
koşulklarının tün etkilerine en açık insandı. İkinci gece yaklaştığında 28 yaşındaki denizci tükenmişti ve hipotermiye girme aşamasındaydı. Bu şekilde sabaha sağ çıkamayacağından artık tamamiyle emindi. Ölüm çok yakınlarda dolaşıyordu.*
*Derek Lundy, Tanrının Terk Ettiği Deniz, sf. 25-27


Bir cevap yazın