Kategori arşivi: cemo

Zamanın Geçişi 2

Hızına yetişmenini mümkün olmadığı kadar hızla bazılarımızın yüzünü yalayıp, bazılarımızın da saçlarını okşayıp geçiyor zaman. Sadece geçip gitse iyi! Neleri alıp götürüyor bizden. Her şey olup bittikten sonra hiçbirimiz eskisi gibi değiliz. Rüzgar gibi geçmek ne demekse öyle geçti.

Gün gelip geriye bakınca bir anlığına da olsa… Her şey bir rüya mıydı yoksa yaşadım mı gerçekten? Mümkün olsa da bir bir saysak günlerin geçişini. Günler ellerimize dokunup, içimizi titretip geçiyorlar, geçip gittiler… Ne çok şey yaşanmış, ne çok şey de yaşanamadan kalmış.

Şimdilerde gökyüzünde bulutlar, martılar.. Şimdilerde gökyüzü karanlık, lakin umutlar yarış halinde martılarla.. Şimdilerde ölüm o kadar naif bir şey ki! Ufacık bir dokunuş o kadar. Loş bir hastane odasının ölüm sessizliği var kafamın içinde. Bu en büyük yolculuğumuz bizim. En zor olanı hem de en kolayı.

Acelesi olan bir yolcu gibiyim. Bir şehirden bir şehire acelesi olmayan otobüslerle gidiyorum. Yol boyunca durmadan yolcu alıp indiriyoruz. Üstümüzde mavi bir gökyüzü. Bembeyaz bulutlar. Kemiklerimize kadar ısıtan bir güneş. Acelem varmış gibi yapmayı seviyorum. Ama ayağımın altındaki toprağı, yemyeşil çimenleri daha iyi hissedebilmek için yavaş yavaş yürüyorum.

Her adımda toprağa daha da yaklaşıyorum.. Bu söylediğimin ne demek olduğunu her adım atışımda daha iyi anlıyorum. Yürümekten yoruluncaya kadar kaç saat geçti bilmiyorum. Sonunda Kalamış Marinadayım. Tekne kuğu gibi beni bekliyor. Bu gün yolculuk yok. Sadece bekleyeceğim. Yanıma bir hafta yetecek kadar yiyecek aldıktan sonra tekneye geçiyorum. Hiçbir şey yapmadan beklemeye başlıyorum. Tekne hafifçe sallanıyor. Müthiş bir sessizlik hakim. Bekleyiş ustası artık beklemeye başlayabilir. Günler böylece geçmeye başlıyor.

Zamanın Geçişi 1

Zaman.. bende eski bir takıntı, günlük taze düşler.. Her gün aynı gevelemeler… Geçti sandığımız anılar.. Çamurdan kulaklarınıza fısıldıyorum zaman, zaman diye. Giderek hızlanan zamanın içinde, yüzükoyun sessizce..

Zor konu seçmişsin kendine zor. Sen kim olduğunu biliyor musun ki zamanı bileceksin.

İnsan sadece etten kemikten bir yığın mıdır? Bir ruhu yoksa eğer öyle alelade bir çamur mudur? Tanımlayabildiğimiz bir şey midir bunlar? Kendimiz dediğimiz şey biz dediğimiz şey nedir?

Ruh diye bir şey yoksa eğer, aşk, sevgi, nefret, hırs, cesaret, türlü duygular da yok mudur? Bir bebeğin doğum anını gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Dünyaya gözlerini ilk açışı, o ilk bakışı, ağlayışı size neler hissettirebilir. Anne babasına yaşattığı duygular nelerdir? Aşkın vücudumuzu sarıp sarmalayıp bizi deli divane ettiği anlar bir hayal midir? Birini sevmek nedir? Tüm bunlara bilimsel yanıtlar verilebilir. Fakat hangi makale bizim yaşadıklarımızı yalanlayabilir. “Aşk, diğer tüm bedensel olaylar gibi, tamamen biyokimyasal bir süreçten ibarettir ve hiçbir madde üstü ve mutlak olarak “soyut” olan bir anlam taşımamaktadır!” Peki bizim için taşıdığı mana önemli değil mi? Bu ya da yapacağınız herhangi bir tanım bizim acılarımızı, heyecanlarımızı geçersiz mi kılar? Tamam o zaman deyip yolumuza hiç acı çekmeden devam edebilir miyiz? İçsel hezeyanlarımız deney yoluyla ölçülebilir mi? O kadar basit bir şekilde tüm bunlar aslında yok hiç olmadı, denilebilir mi?

İnsan sadece bedensel bir varlık mıdır? Acılarımız, sevinçlerimiz, heyecan ve türlü duygularımız biyokimyasal bir süreçten ibaret olsa bile, bu bizim yaşadıklarımızı gerçek dışı mı kılar? Yaşadıklarımız (maddi – manevi) algıladığımız – algılayabildiğimiz ölçüde de olsa bizim için bir gerçekliğe sahip değil midir? Hissettiklerimizi birileri yalanlıyor ya da daha süslü bir şekilde acımasızca anlatıyor diye artık aslında olmadıklarını mı düşüneceğiz.

Türlü duygular sarmış etrafımızı. Zaman bir türlü yakamızı bırakmıyor. Bir yerden başlamalı insan. Gidip gitmemeye karar vermek bir tercih meselesi değildir bazen. Bu bir gidemeyenin hikayesidir. “Bu kendini “ben” zanneden bir başkasının hikayesidir.”

Yaşadığımız hayat sadece bir olasılıktır. Hayal edebileceğimiz ya da edemeyeceğimiz tüm hayatlardan sadece biri. Artık varolmamanın güvenliği içinde değiliz. Kısa bir süreliğine varlık bulmuş ya da yokluğa mahkum olmuş insancıklarız. Zaman içimizden delicesine akıp geçerken. Biz ne kendimizi ne başkalarını anlayamazken. Türlü dertlere gark olmuşken ruhumuz. Evet.. Belki yokuz.. Lakin, acılarımız bildiğimiz tek hakikat – gerçek.. Zaman geçti… Seyrediyordum küçük bir çocuk gibi pencereden. Yağmurlar ardından baktığım cama usul usul vuruyordu. Her türlü yağmuru gördüm. Benim gibi küçük bir insan için büyük sayılabilecek fırtınalar atlattım. Hayatımın sonuna geldiğimde sanki hiç yaşamamışım gibiydi. Ne de çabuk geçtiğini anlayamadım.

Hayatın ne olduğunu siz zavallı ölümlülere anlatmayı denemek, seksen yıllık bir hayat yorgunu olarak ahkam kesmeyi ister miydim? Galiba istemezdim. Aslında bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Bazı sorular cevaptan daha önemlidir. Belki de cevap diye bir şey yoktur. Belki de cevap şah damarımızdan daha yakındır. Bilmemenin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz.

Sureyelken

gale-sail4

Dünyanın geçilmesi en zor denizinde, en uzun soluklu solo okyanus turu için, insanın sınırlarının ötesinde insan üstü bir çabayla gerçekleştirilecek bir yolculuk hayaliyle kolları sıvadık ve zannederim ki uzun bir zamandır da çabalamaktayız. Bu yolculuk bir ölüm kalım yolculuğudur. Bu yolculuk yaşamayı delicesine seven çocuk ruhlu insanların korkulu – korkusuz yolculuğudur. Bu yolculuk hayallerimizin ötesinde gökyüzünde bulutların ardında sonsuz bir evrende tek başına bir yolculuktur. Mesele sadece gitmek değil, sonbaharın sarı yaprakları gibi savrulduğumuz şu hayatta özgürlüğümüzün suya yazılan yazısı, imzasıdır. Mesele başarmak ya da başaramamak değil, günü geceye katıp özgürlüğe, hayata yelken açmaktır.

Ne kadar çabalarsak çabalayalım, hayat bir de bakmışsınız hiç ummadığınız bir yere getirir sizi ve ne yapacağınızı bilemezsiniz. Çaresiz hissedersiniz, yorgun, bitkin, üzgün hissedersiniz, gitmek de korkulu bir rüyadır bazen kalmak da.. Sonu geldi zannederken, savaşın daha yeni başladığını görürsünüz ve ayağa kalkıp yürümeye devam edersiniz. Artık aceleniz yoktur bilirsiniz.. yol iz bitmez… yolculuk çok önceden başlamış da habersizdir yolcu.. Kendine yetişmek için yürümektedir.. yürümektedir…

Resim: http://www.google.com.tr/imgres?q=sailing+south+pacific+storm&sa=X&hl=tr&noj=1&tbm=isch&tbnid=R17oDdllnWvqXM:&imgrefurl=http://www.atninc.com/atn-gale-sail-sailing-equipment.shtml&docid=H_SA8aW1ErQpBM&imgurl=http://www.atninc.com/images/products/gale-sail4.jpg&w=450&h=301&ei=1X-HUdC7B8nKOOvGgdAC&zoom=1&ved=1t:3588,r:25,s:0,i:164&iact=rc&dur=2513&page=2&tbnh=184&tbnw=275&start=15&ndsp=26&tx=109&ty=100&biw=1360&bih=667

Hayat Rüya Gibi…

Başı sonu belirsiz bir durumun içinde seyrediyorum kendimi. Bir ben konuşuyorum bir başka biri(leri).. Kendime karşı dürüst olamadığımın bilincindeyim. Türlü türlü duygular içinde bedenim. Günler nehir gibi akmıyor ki bileyim… Ama yine de bırakmak istiyorum kendimi günlerin insafına. Karşı koyamadiğim, canavar gibi kollarıyla çevrili her yanım. Bir yanım kaçmak ister şimdi bir yanım oluruna bırak der boşver. Bir yanım hüzün bulutlarıyla kaplı bir yanım salt neşe.. Bir yanımda kapkaranlık gece, bir yanım ışıklar içinde.. Kederli miyim şimdi hüzünlü müyüm, mutlu muyum, bir saniye yeter değişmeye, bazen saliseler bile konuşur yırtına yırtına. Bir sürü insan konuşuyor sanki içimden… konuşsam olmaz sussam hep bir uçurum.. Yürüyor muyum şimdi yoksa koşuyor muyum, duruyor muyum öylece bir yerde, yoksa sadece bir düşünceden mi ibaretim.. Her gün gördüklerimi görmezsem var olup olmadığımı bile bilemem belki de.. Tutukluyum kendi bedenimde hapsolmuş ruhum.. Yürüyüp gitsem ben de günler gibi öylece… Rüzgâr gibi geçse hepsi, herşey..

(Acınası suretler görüyorum…)

Huzur dolu içinde bulunduğum zaman ama huzursuz bir rüyadayim ben. Hatırı sayılır düşlere dalmişken gözlerim, şimdilerde hüzünbaz saatleri saniyeleri bile duyar gibiyim.. Günler hepten uçup gittiler… Seyrine daldık, sayamadık artık kaç yıl oldu.. Günler, hatırı sayılır bir dost, kapımızı çalarken ellerin.. Oluruna bırakırken ben her şeyi..Belki kendimdeyim belki değil ama biliyorum ben deniz kıyısında yürümeyi…

Bomboş ellerim, rüzgâr gibi geçip gidiyor günler… Rüzgâr işte ansızın, sarhoşmuşcasına sanki, tarifsiz, belki sadece ufacık bir esinti işte.. Sesin şimdi çok uzaktan gelir bilirim. Bilirim bütün kuşlar yabancı artık. Sayamadim günleri geçip gittiler birer birer.. Elleri mühürlü günlerin dudakları ellerinde.. Ellerin hep bambaşka günlerde.

Ben şimdi sessiz bir huzur ağacının altında serin bir rüzgâr beklemekteyim. Seyreyledim günlerin geçişini yaşli bir ağaç gibi sessizce.. Güllerin yaprakları gibi solup gittiler sessizce, hiç yaşanmamış gibi.. Zaman, hiç geçmemiş, hep aynı yerde beklemişiz gibi.. Kırmızı, sarı güller gibi günler.. Geçip gittiler, öylece bakakaldık…

Günler kimin için geçiyor salınarak, kimlere göz kırpıyor.. Günler hepimizin göğsünü bağ bıçaklarına deşip geçtiler.. Günler çığlık çığlığa kelebek kanatlarıyla geçip gittiler.. Göğsümüzde bağ bıçakları, şahit olduk oluyoruz içimizden geçip gitmelerine..

Ne hissettiğimi bile bilmiyorum şimdi. Hiçbir duygu hissetmiyor muyum yoksa hepsi bir arada mı…

Günler geçip giden bir gemi sahilden.. (Hayat bazen o kadar acıdır ki hiç yaşamamış olmayı dilersin) Tek bir gece, tek bir an, bazen buz gibi bir kurşun bitirebilir işini, ama bilemezsin.. Yine de geçip gider gemiler sahilden..

Günler geçip gittiler, yanıbaşımda karanfiller…

Ben bir roman kahramanıyım.. Yazarın düşlerindeki basit bir kahramanım..

Bülbülüm Altın Kafeste

Göç etti duygularım..

Yazıyorum bir şarkıyla beraber, şimdilerde aheste aheste… Ah neyleyim şu gönlüme..

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=wM_UzIWI2sg[/youtube]

 

Ben sana aldanamam şarkılar yazılır her şiirine, şimdilerde hep kehribar kokusu, şimdilerde kaplı her yanımız bir hazan bulutu.. Öfkeler kusmuyor insanlar, sallanıp durmuyor rüzgârda hatıralar.. Şimdilerde bacakların titrer, bu bastığın toprak, yer.. Ben sana aldanamam belki ama aldanır görkemli parmaklıkların ardından bakanlar.. Aldanır bu şarkıyı yazan, okuyan dudaklar.. Kimbilir belki yine sarıya boyanır bulutlar, ağlar ağlar ama yine açılamaz, beyazlayamaz yaşayanlar..

Hep eski zamanları arıyor şimdi gözlerim. İlk akşam üzeri… Serili önümüzde ilk gece..

Aklım pek soğuk düşler gördürmekte şimdilerde bana.. Üzülerek seyretmekteyim olan biteni.. Biraz daha sessizlik lütfen.

 

 

Belki de bu yüzden..

Esme rüzgar durup dinlenesim var biraz..

Yine sırtımda bütün zamanların yükü, sözsüz bir şarkı çalıyor gibi sanki uzaklarda, yorgunum hâfız.. Manaya yükleyemediği saatleri yazdırmıyor bize zaman.. Zaman? Bir avuç kül, elinde kalan.. Bir başka öykü bu, başka bir şarkı.. Anlatamıyor olabilir dilim, ancak susacak da değilim..

Durduğun yer zordur hâfız.. Olduğu yerde olamaz insan, gitmek ister hep? Ne kalabilirsin ne de bırakıp gidebilirsin, ikisi de zor gelir sana. Gözleri kamaşan bir adamsın kalabalığın ortasında.

Düşünürsün durduğun yerde, dünyanın ritmi bu mu? Birbirinin aynı olmayan bir tek günüm var mı diye.. Sayısız kereler sormuşsundur belki kendine. Her şeyi bırakıp gitsem, hiç hesapsız, ardıma bile bakmadan gitsem? Sadece gitsem.. Bu anlamsız koşuşturma biterdi o zaman.

Bir yolculuk insana ne getirir bilinmez..

Yollar dardır, belki geçit vermez, yol iz bilinmez bir yerde kalır insan.. (Zaten hep orada değil midir ki?)

Bilinen bir sonla yaşamak mı bizi cezbeden, bu yüzden mi bekleyeyim burada.. Yolcu olmak sonu belli olmamak belki de, belki de bu yüzden, bu yüzden gitmekler.. Bu yüzden hep aklımızın bir köşesinde kemirir fare gibi zaman bizi.. Zaman içimizden akıp geçerken hep.. Hep mi aydınlatır gözlerin yolları, yoksa âşık olduğumuz için mi görüyoruz apaçık? Sesimiz kısık yine.. Bir an sessizlik, bir an durup düşünme yoksa kalırsın yine.

Herkes kalmış bir sen git ne çıkar, kim fark eder gittiğini, bugün ölsen kaç gün hatırlanırsan o kadar hatırlanırsın en fazla. En ufak bir kelime bile söyleme istersen, sözcükler bilye gibi dağılsın etrafa, saçılsın, kahrolsun anlatamıyorum kelimeler?

Değişir zaman, değişir insan, ama burada kalan değil mi hep aynı insan. Bırak sen pişman olmamış gibi yaşamayı.. Gözlerde birkaç gün hüzün sadece? Sadece bu ardından bakarlar birkaç gün.. Gidemediklerine değil senin gittiğine üzülürler..

-Zaman: 24 saat, her gün birbirinin aynı. Özgür değilsen eğer, ölene kadar 24 saatler yaşarsın, her günün bir diğerinin kopyasıdır, arada bir değişiklik yaparsın 🙂 (işte ben buna gülerim), ölene kadar 24 saatler yaşarsın sadece.. Ortalama 60 yıllık bir hayat = karbon kâğıdında 24 saat + keşkeler, pişmanlık..

Resim:

1)   http://filizgunduz.blogspot.com/2011/07/zamann-farkndalg.html

2)   http://www.google.com.tr/imgres?q=time&hl=tr&biw=1760&bih=871&tbm=isch&tbnid=6eAu-urZlgW6xM:&imgrefurl=http://www.freelanceapple.com/freelancers-time-analysis/&docid=7HffOAAB-oLIzM&imgurl=http://www.freelanceapple.com/wp-content/woo_uploads/32-daylight-savings-time.jpg&w=500&h=375&ei=VrTWTqvMBorU4QTX2L23AQ&zoom=1&iact=hc&vpx=399&vpy=330&dur=3280&hovh=194&hovw=259&tx=157&ty=110&sig=114417121099800695809&page=2&tbnh=147&tbnw=167&start=36&ndsp=38&ved=1t:429,r:21,s:36

Fırtına

titreyen rüzgar kanatlarında.. fırtına içimizden geçerken,

yorgun bir denizci okyanus ortasında, ne yapacağını bilmez bir halde.. hiç telaşlı görünmüyor. anlatacak çok şeyi var belki, belki hiçbir şey yok.. okyanus ortası çaresizlik… tekne sulara gömülsün mü yoksa kaldığımız yerden devam mı edelim yaşamaya.. elinde midir her zaman karar vermek yoksa bu sefer tamam mı? daha da var mı nefesin alınacak.. yarım bardak suyun var, yemekse hiç… tükenmişim hafız.. daha yolun yarısına gelmemiş bir denizci, kabul et çok zordu herşey.. yolculuğa çıkmak mı yoksa devam edebilmek mi daha zor.. denizin merhametine mi ihtiyacın var şimdi yoksa mola vermek mi geçiyor aklından söyle.. üzgün değilsin, mutlu da değil.. huzur parmak uçlarında damlalar..

sesinde rüzgar…

kapkaranlık bir gecedeyim.. etrafımda durmadan yer değiştiren tepeler dağlar.. kapatın yollarımı geçemeyeyim, bitmesin dalgalar.. kükreyen, çığlık atan, çıldırmış gibi dalgalar…

Resim: http://mytvmoments.com/view.php?v=250959

Şimdilerde..

Solgun bakışlar içindesin, şimdi üşüyor yine ellerin..

Rüzgâr.. Perdeyi aralar deli divane şimdilerde? Can alıcı dokunuşlar odanın ve insanın sessizliğinde.. Durma devam et.. Aynen böyle.. Evet?

Şişede huzur.. Bardakta belki de? Kızıl renkli bardak bardak huzur doludur şimdi içimde.. (Sarhoş olur alışkın olmayan içerse.)

Düş bahçesinde yer yok kimselere..

Sabaha çevirdi gözlerini..

Sabah da ona..

Ama fark yoktu aralarında;

Sabah da görmüyordu onu

O da görmüyordu sabahı?

Gerçekte ikisi de orada değildi.. (iltiyam)

 

-Bir zamanlar gözleri ve kulakları olmayan kızıl saçlı bir adam vardı. Aslında saçı da yoktu. Dolayısıyla ona teorik olarak kızıl saçlı deniyordu. Ağzı olmadığı için konuşamazdı. Burnu desen o da yoktu. Kolları, bacakları bile yoktu. Midesi yoktu, sırtı yoktu, omurgasıyla iç organları bile yoktu. Hiçbir şeysi yoktu. Dolayısıyla kimden bahsettiğimizi bilmemize bile imkân yok. Aslında en iyisi artık ondan söz etmemek? (Mavi Defter)

Oyunun büyük şairlerine gelmişti sıra? Sıra onlardaydı artık. Adım atma sırası. İçimize işleyeni onlara soracağız artık. Oyunun büyük şairlerinin yanından akacak artık o su… Ben miydim bu yaşayan şimdi, biliyorum..

Fakat; ?esen rüzgâr mıdır, saçların mı bilemedim..? (iltiyam)

Bugün merdivenlerde kendimle karşılaştım.. Bana bir şey söyledi ama ne dediğini anlamadım. Sağol deyip aşağı indim ve hiç olmamış gibi işime gittim. Demek ki insan kendisiyle bile karşılaşsa umursamadan geçip gidebiliyor yanından. Belki de her gün görüyordum da sadece bugün fark ettim.  (iltiyam)

Hayat..

İnsan hayatı anlamaya başladığında, artık herşey için çok geçtir..

Şimdiye dek hiç duyulmamış sesler var kulaklarımda.. Düşüp peşine ardı sıra, giderim nasıl olsa. Bu ağaçlar, bu yollar, bu, bu yeryüzünde ne aradığını bilmeyen insan(lar), bu içine düşülesi deniz… Hepimiz, gidiyoruz sessizce her birimiz..

Burada yalandan başka bir şey yok hafız.. İnsanlarla dolu bir dünyanın ortasındayım.. Milyarlarca yıldır dönüp duran bir dünya. Giderek daha hızlı dönüyor sanki, daha çabuk akşam, daha çabuk sabah.. Ben yavaşladıkça daha da hızlı geçiyor zaman..

Önünde durduğun bu yol, sayısız dönemeçlerle dolu hayat yoludur. Yolun başındasındır, beklemeye devam edersin. Herşeyin, hepsinin sonucu belli.. Yürümekte, koşmakta ya da durup beklemekte özgürsün.. Senin gibi başka bekleyenler de var. Bazen onlarla karşılaşıyorsun. Hangi yoldan gitmen gerektiğini bilmiyorsun. Durup durup yürüyorsun.. Yollar ilerledikçe sapaklar artıyor. Dallanıp budaklanıyor. Herşey karmakarışık görünüyor. Arkadaşların, eşin dostun sana tavsiyelerede bulunuyor. Ne yapman gerektiğini sana söylüyorlar. Ama bakıyorsun ki onlar da yolda, kimse nereye gittiğini bilmiyor. Üzerinde durduğu yol bir yere gitmeyen insanlar sana yolu tarif ediyorlar. Sana hayatın anlamını söyleyecekler bıraksan, durma hadi onları dinle. Duydukların yabancı kelimeler değil, gideceğin yolu biliyor musun? Bu yol nereye gidiyor?

Herhangi bir yol ayrımında öleceksin. Bunu adın gibi biliyorsun. Bunun hangisi olduğunu bilmiyorsun. Belki bilmeyi de istemezsin. Ama belki sıradaki dönemeçte ölüm bekliyor.

Yolların sahibi seni izliyor. Attığın tüm adımları ve sonunda ne olacağını biliyor.Yaşın ilerledikçe, önceleri nasıl korkmadığını söylediğine gülüyorsun. Önceleri nasıl da uzaktı her şey. Artık telaşa gerek olmadığını biliyorsun. Acele etmene gerek yok. Hayat yeterince aceleci zaten, giderek yorulduğunu hissediyorsun. Zaman içinden akıp geçiyor sanki.

Bütün bunlar ne için… Nereye gidiyorum.. Belki de zaman diye birşey de yok. Güneş doğup batıyor diye, saati icat ettin diye nasıl emin olabilirsin aslında her şeyin geçip gittiğine. Belki de hala başladığın yerdesin. Geçip gittiğini düşündüğün her şey… Hepsi bir rüya gibi. Yaşarken ne kadar da uzun, nasıl da zor gelmişti oysa. Oysa şimdi hepsi bir anda olmuş gibi. Bir saniye sürmüş sanki. Sadece öyle olduğunu düşünmüşüm gibi. Beynin sana bir oyun oynuyor olabilir mi?

Bu güne kadar öğrendiğin her şeyi başkalarından öğrenmedin mi? Onların doğru olduğunu düşündükleri her şeyi. Sen de başkalarına anlatmadın mı?

İnandığın, bildiğini düşündüğün, emin olduğun her şeyi, sana başkaları aşılamadı mı?

Başka insanlardan bağımsız olarak bildiğin bir şey var mı?

Belki de yolun herhangi bir yerindesin. Duruyor ya da yürüyorsun. Belki sıradaki yol ayrımından sonra (gitmeyi seçeceğin – seçtirileceğin) artık yazdıklarımı okuyamayacaksın. Yarın belki yaşamıyor olacaksın. Bir kısmımız için bu bir gerçek.. Halen daha yaşıyorken, ya da bu rüyanın içinde yaşadığın anda, bir şey seç. Gerçekten istediğin bir şey olsun. Nerde olmak istiyorsun. Yarın burada olmayacaklardan biri olma ihtimalini düşünerek, bugün kendin için bir şey yap. Neden buradasın? Diğer insanları bir anlığına unut. Sen kimsin, burada ne arıyorsun? Neyi bekliyorsun?

?Hayat kendini bulmakla alakalı değildir. Hayat kendini yaratmakla ilgilidir.?

“Yaptığınızı,, bir başka budalanın,, bunları sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız,, onun sizden bunları beklemesi de, sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sandığından ileri geliyorsa, herkes istemediği birşeyi yapıyor demektir.. o zaman ortaya budalaca bir durum çıkar..”

Biz öğrenim görmüş değil, sınavı kazanmış insanlarız, hayır! biz temiz değiliz sadece süsleniyoruz…!

Sükûtun kudretine inanıyorum. Bu mevzuu üzerine saatlerce konuşabilirim.

Bernard Shaw

Benden Sor Sırrını Mesafelerin..

kim bilir hangi yıldızın kısır çöllerinde şimdi
beyhude hatırlıyoruz bu hiç olmamış şeyleri

belki rüyalarındır bu taze açmış güller
bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde
bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde
rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner

hep burada, ömrün her merhalesinde
hapsolmuş bir şafak gibi derinde
zamana gülecek neşen ve hüznün

harap mezarlıklarda ölülerin rüyası
gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
anlarsın, ölüm yoktur geçen zamandan başka

uzakta, aya çok yakın bir yerde
çılgın ve muhteşem harabelerde
büyük sükutların fırtınası var

ve bir kadın, beyaz, sakin, büyülü
göğsünde kanayan bir zaman gülü
mahzun bakışlarla dinler derinde
olup olmamanın eşiklerinde
garip telaşını, binlerce fecrin
ocağında nezir güvercinlerin
hülyam o kıvılcım ve kül yağmuru
çırpınır bu beyaz mahşere doğru

bakışın, gülüşün, neşen ve hüznün
ay altında bir gül nağmesi yüzün

benden sor sırrını mesafelerin
benden sor ve benden dinle akşamı

ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları
değişmenin ebedi olduğu yerde
güzeldir hayat

kabrimi gösteren taş parçasından
yıllarla silinmiş olsa da adım
bir zaman, ey yolcu, ben de yaşadım
çılgın heveslerim vardı benim de
benim de raşeler gezdi tenimde
alnımda bahtımın kırılmaz tacı
ben de ey yolcu, şen, yahut kavgacı
adımlarla gezdim hayat yolunu
ve bir avuç toprak oldum en sonu

Kaynak: http://piktobet.blogspot.com

Ahmet Hamdi Tanpınar