Kategori arşivi: cemo

Sureyelken (Özgürlük)

Merhabalar..

Yaklaşık 11 aydır yayındayız. Uzun bir zaman olduğu söylenemez. Ama bazen bütün bunlar ne için diyorum. Her şey yerli yerindeyken yine.. Ne söylemeye çalışıyorum. Bazen ufacık bir suskunluk o kadar güzel anlatıyor ki herşeyi.. Giderek uzun uzadıya hissedebiliyorum bu hâli..

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=QuvXiNEpkdM&feature=related[/youtube]

Günlük yaşantımızı yaşarken öylece durup seyrediyorum. Akıntıya karşı kürek çekmeye gerek yok. Bir yere sürüklüyor hayat bizi, olmamızı istediği yere. Özgür olmamız için doğa bile çalışıyor.

Nasıl olur da duymazlar.

Hayatımızın her anında huzur durakları var. Neden kimse duymuyor. Havayı suyu hissedebiliyorlar ama bunu hissetmiyorlar. Kelimelerin olmadığı anlar vardır hayatın içinde.. Sadece huzur doludur zaman.. Duymayı isteriz hep.. Hep duyalım ve hiç bitmesin.. Bu zamanları giderek uzatıyorum. Günümün o kadar büyük bir kısmını kaplamaya başladı ki bu anlar, hayretler içinde kalıyorum. Bu yaşıma kadar nasıl oldu da hiç duymadan her gün yaşadım. Okula gittim, işe gittim, askere gittim, sürekli bir yerlere kısa ya da uzun yolculuklar yaptım. Ama nasıl olur da bu zamana kadar duymadım..

Özgür olmayı, kendi ülkende kimseye bağlı olmadan yaşamak olarak düşünürdüm vakti zamanında. Şimdi özgürlük uzaktan görebildiğim, huzurunu duyabildiğim, zaman zaman yaklaşıp tadını dilimin ucunda hissedebildiğim bir şey. Şey diyorum çünkü halen daha tam olarak nedir bilmiyorum. Şimdiye dek özgür bir insanla karşılaşmadım. Umarım bir gün karşılaşırız. (Eğer bu yazıyı okuyorsan beni mutlaka bul.)

Hayatı boyunca, canını dişine takıp çalışan ve sonunda emekli olup ölmeyi bekleyecek olan, bunun için çevresinden destek alan, herkesin, herkesle aynı fikirde olan insanlar nasıl olur da bağımsız bir ülkede yaşamayı özgürlük olarak görürler.. Kim beni zincire vurarak özgürlüğümü elimden alabilir. Özgürlüğümü almış mı olur? İyi düşünün, ruhen özgür değilseniz eğer, fiziken de özgür olamazsınız. Zaten özgür olmayan bir insanı hapse atsak da okyanusun ortasına bıraksak da özgür değildir ki? İstediğin şeyi, başkalarının senin hakkında istediği şeyi yapmak, yapmak zorunda olmak özgürlük müdür?

Amacım olan yolculuğu yapmamın sebebini, ya da sebeplerinden birinin hep özgürlük olduğunu sanırdım. Öyle düşünüyordum. Bunu şimdi şu anda anlıyorum. Ama değil. Sebebi bu değil.. Bu herhengi birinin anlayabileceği birşey değil. Benim de bunu gerçekleştirmeden anlayabileceğim birşey değil.

Zincirlere vurulmuş insanlar. Aile zincirine, iş zincirine, para zincirine, araba zincirine, ev, arkadaş, çoluk çocuk, eş, zincirine, televizyon zincirine. İlla ki parmaklıkların ardında olmamıza gerek yok, hep beraber zaten hapsolmuşuz. Birbirimizi de çekiyoruz oraya. Gelmek istemeyeni dışlıyoruz. O hapishaneye girmezseniz aileniz bile sizi dışlar. Sizi canından çok seven aileniz bir anda başka birileri olur.Sadece özgür insanlar gerçekten sevebilir. Diğerleri gölgedir. Babasının gölgesi, sevdiği sanatçının gölgesi, herhengi bir gölge işte.. Özgür olduğunu düşünen, bunu konuşmaya (tartışmak zaten imkansız) gerek bile görmeyen…

Yanlış zamanda yaşıyor olabilirim. Hoşunuza gitmeyen şeyler söylüyor olabilirim. Ben buraya ait değilim. Ama yine de her şey olması gerektiği gibi oluyor. Her şey yerli yerinde..

Gelip geçse de ömrüm nice bahardan yazdan..

Huzur içindeyim. Duyuyorum?

Tüm cehaletimle buradayım. Aklım bir karış havada. Özgürlük diye tutturmuş dilim. Deliler gibi esiyorum şimdi rüzgarında.. Umudumu kesiyorum artık bahardan, yazdan, nice şarkıdan.

Resim:

http://www.resimlerden.com/deniz/index.php?imgdir=deniz&page=2

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=XN7oFbaC1Ks[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=wQNCuIx9R3Q&feature=related[/youtube]

 

Düş-lerimde..

Kırık kanatlarla dolaşırım düşlerinde.. Deniz gibi hüzünlerde yüzerim durmaksızın.. Tek başıma? Akıllarda bir uzun kaçış, bir vakitsiz gidiş.. Yorulmak bize değil.. Vurulmuşum, sarf-ı nazar rüyalarından.. Sessizlik bunca zaman, herkesten uzak.. Ansızın içinden kopup giden, ansızın bitiveren, bir anda oluveren, en sonunda olan biten,..

Ruhumu dolduran bir rüzgar gibi akıp gitmede şimdi inciler.. Dost gibi şimdilerde sanki nağmeler.. Gözlerimde damlalar.. Nicedir tarifsiz, nicedir imkansız, nicedir tarifi imkansız hallerdeyim hafız..

Bir yığın toprakla bir parça mermer,

Bırak da yığılsınlar üzerime. Kürek kürek atılmakta toprak üzerine.. Her yanını toprakla doldurmadan bu insanlar, sana görünen bir yol var.. Hepsi, her şey üç vakte kadar.. Gün gibi görünür uzayan yollar.. Üzülmeye vakit yok sussa da dilim.. Taşıdıkça alışırım, yaşlanırım, bir yığın toprakla göğe vurur başım..

Hüzün denizlerinde dolaşırsın elbet bembeyaz ellerin.. Düşlerde yetişen muhteşem çiçeklerle dolu ellerin. Şimdilerde iki mavi arasındayım.. gökyüzü nerede başlıyor deniz nerede bitiyor, bilmiyorum.. Gidiyor, gidiyorum..

Gidiyorum, ellerimde hayatımdan az kalan bir zaman..

Başucunda matem renkli serviler

Karanfiller.. İçinde hep bilmediğim renkler.. Sırasıyla başımıza gelen her şey..

Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun

Beyaz bir tebessüm gibi akşamlar, yorgun olsa da ezelden.. Bembeyaz karlarla kaplanmış gibi sanki her yerinden.. Açılmış altın kafesinden.. Kesilmiş gibidir artık sanki uzaklarda sesin..

Ne İçindeyim Zamanın..

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmış akışında

İçindeyim zamanın belki de büsbütün dışında, akıp giden rüzgâr kadar yorgun, masa başında hatıralar, hatıram olsun sana bu şarkılar.. Yekpare geniş bir anın içinde parçalanmış bakışlarım.. Ben, nerede yaşadım, anılarımda kelebekler, anılarımda ellerin bekler.. Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında, her yer yakın, hepsi aynı uzaklıkta bana.. Yarım kalmış cümleler var aklımda.. Duymalıyım, dinlemeliyim bir daha, bir daha..

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

Dinmeyen bir fırtınaya tutulmuşum hafız, rüya renginde her şey, uyuşmuş gibi her şekil.. Rüzgârda uçan bir tüy bile benim kadar hafif değil.. Rengine tutulduğum denizler kadar yalnız düşlerdeyim.. Uyuşmuş bir haldeyim, şimdilerde kim bilir nerdeyim, kimleyim.. Rotadan sapmış gibiyim, şimdi nereye giderim, bir yere mi gitmeli? Suyla gökyüzü arasında bulutlar ağlar şimdilerde.. Fırtınadan çıkmak da neymiş, kim ister ki böyle bir şeyi. Sulara gömülüyorum bir akşam üzeri, suyundayım zamanın.. Bir hâl var bende bugün, denizlerden deniz beğeniyorum, mânidar bakışlarına nispet yapar gibi.. Şekiller karmakarışık.. Her şey o kadar aydınlık, o kadar belirgin ki gökyüzü.. Hiç bitmeyen bir yolculuktayım, yarım bırakılmış cümlelere nokta atıyorum.. Anlatıyorum, anlatıyorum?

Yağmur

Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,

Uykulu gözlerim sonsuz bir boşluğa takılı şimdilerde.. Bir boşluğun içinde susuz gibisin.. Suya doyamamışsın, renksiz bir perdenin ardından bakar gibisin.. Sessiz sedasız gider gibisin.. Sesine kulak veren yok şimdilerde.. Hüzünbaz saatlere gebe gibisin..

Bir parça uzaklaş kederlerinden

Ruhsuz bir iç aleminden.. Sayılı saatler yaşıyorum şimdilerde..

Bir ruh gülümsüyor gibi derinden

Meh-tabin ördügü saatler nerde?

Gülümsüyorum bir ruh gibi derinden.. Uzaklaşabildiğimce kederlerimden..

Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,

Hepsi serap, hepsi bir hayal, kuytu köşelerinde zincirli ellerin.. Kayıp giden zamanı kovalar gibidir bu ruhun, kederinden soyunup teslim ettiğin bedenin.. Varsın bahçelerde şimdi ayakların gezinsin..

Yağmur ince ince topraga sinsin,

Bir başka alemden gelmiş gibisin,

Islansın kederinden hayat.. Öyle bir sev ki kimse yanılmasın.. Toprağa kadar sinsin yağmur ince ince.. Çok uzaklardan gelmiş gibisin sanki.. Sanki değil gibisin eskisi gibi.. Ellerim tutuklu gizli kalmış bahçelerde… Uzun uzadıya gidiyorum bugün yine.. Sanki başka birisin.. Başka alemlerden gelmiş, hiç bilmediğim uzaklara gider gibisin..

Dalmış gözlerinle pencerelerde.

Pencerenin kuytusunda dalgın bakışlarım.. Kimseleri aramıyor artık gözlerim. Beni kendi halime bırak, rüzgâra bırak, suya bırak sesim kesilmeden.. Ufacık bir çerçevenin ardındaydı bir zamanlar gözlerim..

Perdesiz Hayat Arayışları..

Köşe bucak gezmelerdeyim. Sesiyle tüm sesleri bitiren, tüm yaralarımızı saran hafif bir meltem.. Seyrüsefer halindeyim.. Geçici yorgunluklar içindeyim, olabildiğince soğuk bir yerdeyim, içerdeyim.. İçerisi, dışarıdan daha soğuk, daha korkunç herşey.. Tanıdık bildik yüzler, yüzler ki surete dönmüş, dönüşmüş. Durdurak bilmeyen bir sessizliğe sarılmış koşuyorum, kanat çırparak karanlık sularına gömülüyorum… Derinden derine sızlıyor yaralarım.. Okyanus kokusu duyuyorum daha derinlerde..

Bir o kadar kelime sayıyor dilim.. Cümlelerimin içi dolu, ancak kelime bulamıyorum yazacak… Kelimeler.. Sonbaharın sarı yaprakları gibi kuruyup dağıldılar.. -Son anımız bir meleğin dokunuşuna istinaden…- Perdesiz hayat arayışları bizimkisi… Doğdukça yeniden doğmak bizimkisi… Her anını başka bir anlayışla kucaklamak.. Duyduğun her kelime yabancıdır artık. Anlamak mümkün değil. Kuşlar kanat bile çırpmadan önümüzden süzülüp gittiler.. Bir bildikleri vardı elbet. Elbet yokluğun süpürüp giderdi hüzünleri..

Sessizlik kapkara bir boşluğun yansıması.. Dünya dediğimiz içinde bir ömrü tüketip anlayamadığımız yer.. Gün içi şehirsel yolculuklar. İneceğim durağa kendim karar verdim sanıyorken ben…

Herşeyin sırasının gelmesini bekledim. Zerremize kadar işleyerek içimizden geçen zaman, en ufak bir şeyi bile unutturmuyorken bana.. Eşgaline uygun bir kadının kızıl saçları uzakta belli belirsiz.. Bu uzaklık pek bir nadir, pek bir tesadüfidir.. Nerededir şimdi kimledir.. Ardını dönüp gitmektedir şimdi akşamlar… Tebessüm vaktidir, gülmektedir yavaştan, sırası gelen gülmektedir. -Hayatı hafif acılı ya da bol acılı yiyeceksin, acısız yersen tatsız olur..- Yorgun değilim ben bu akşam, ama yine de düşüyorum. Düşlüyorum var olmakla yok olmanın arasında çizgisiz kâğıtlar… Hiç bilmez miyim; laf ebeliğine lüzüm yoktu bu kadar. Ancak, olduğu gibi söylenmez, söylenemez ah bu şarkılar…

Uzun Bir Mola..

Evet, merhaba.. Bir süredir siteyle pek ilgilenemedim. Günlük koşuşturmalardan kısa bir süre uzaklaşmak şaşkına çevirdi bizi. Daha çok çalışırız derken daha çok durduk, daha uzun bir mola verdik.

Mola: Tamamen durmamak için durmak..

Elimde yazacağım pek çok şey olmasına rağmen yazamadım. Uzak kaldım, ama bunu tercih etmedim. Kendiliğinden olan şeyler vardır hayatta, bazen kendiliğinden olur bazı şeyler. Durdurmak istemezsin, engel olmaya çalışmazsın. Bir fikrin yoktur zaten ne yapmak istediğine dair. Durmak bazen iyidir. Müziğin sesi tekrar gelsin diye beklersin… İstediğin, istemediğin şeyleri düşünürsün. Saatlerce dolaşıp pek çok şey düşünürsün de sonunda ne düşündüğünü hatırlayamazsın. Beynin sanki bir yandan siliyordur  o anları. Kitaplığını toparlamak gibi, kaybettiğin bir şeyi aramak gibi. Ama bu yaşadığının tamamında huzurlusundur. Uzatmaya gerek yok, zaman zaman durman gerekir ve durursun. Huzurlu bir resim hediye ettim dünyaya.. Görüntülerden, denizin içinde ve dışında pozlar verdim gökyüzüne.. Seyretmekte olduğum dünyaya..

Ben, uzun molaları severim.. Öylece durup beklemeyi isterim bazen. Sessizce gözden kaybolmak, herşeyden habersiz olmak, dünyayı kendi haline bırakmak.. Sen karışmasan da döner kendiliğinden..

Günlük hayatın boş ve anlamsız hüzünleriyle, kızgınlıklarıyla, öylesine kaybolmak istedim. Ben ki kendi ateşinden korkan bir şair olmak istedim.. Yürüdüm, koştum, koşuşturdum. Her ne söylüyorsam ben şimdi, pek bir azıdır, kelimeler.. Çok az anlatabiliyorlar hissettiğini insanın. Ancak kayda değer yine de bazıları. Hiç tanımadığınız birinin kelimeleri de yabancıdır ne kadar aynı şeyleri söylese de… Aynı hissetsen de.

Kendine İyi Bak..

Belirsiz isimlerden uzakta..

Şimdi saat on ikidir.. Bedenimden oldukça uzakta oturuyorum bu gece.. Seyrediyorum kendimi ..

Ben neyim hafız!. Ayakta durabildiğime hayret ediyorum. Nasıl söylenirse öyle söyleyebilseydim ben de keşke. Yazmak; süslemek belki de. Olduğu gibi anlatamayanların tercihi mi yazmak? Gördüğü gibi mi? Hissettiğin gibi mi?

Bugün kendimi daha uzaktan izledim. Bedenimi terk etmek için can atan ruhum, tüm insancıl duygulardan gün geçtikçe sıyrılıyor. Hafiflik hissediyorum.. Giderek hafifliyorum. Günler geçtikçe her şey daha basit gelmeye başlıyor. Bunca kalabalığın arasında, hafifliğin, hayallerin, gerçeğin, karmaşanın, koşuşturmacanın arasında, sanki ben değilim gündüz yaşayan. Başka bir ben gibi. Hoşlanmadığım bir ben. Tiksindiğim belki. Sevemedim kendimi. Neler söylüyor dilim böyle. Halbuki konuştuklarım değil düşünüyor olduklarım. Aklımdan geçenler değil ki bunlar. Bir sükunet, bir dinginlik duyuyorken tam da?

Allah?ım beni burada bırakma.. Nasıl görünüyor olduğum hakkında endişe içindeyim. Et ve kemiğin arasında bunalmışım.. Daralıyorum.. Çekiştirip durmayın, biraz açılayım.. Biraz rüzgar esse kendime gelirim.

Hangi yana gitsem kaybetmişim sanki.. Saatler mi durmuş zaman mı? Zaman akmıyor hafız, zaman umursamazlık, zaman ihanet, yalan, zaman bine bölünen hatıra.. Kelebek kanatlarına bağlı anılar. Günlerce aktılar uzun uzadıya.. Seyretmek bile acılar içinde ölmek için fazlasıyla yeterli. Sonu belli olmayan günleri sayıyorum.. İçimde beni dehşete düşüren muhteşem bir acı.. Acılar yağmur olup yağıyor üzerime. Sürekli ıslak kalıyorum ben hafız, ne diyeyim, nasıl anlatayım. Rüzgara tutulup uçamıyorum. Koşup uzaklaşamıyorum. Benden daha yaşlı bu gözlerim. Ne söylüyorlar anlamıyorum. Ne yana baksam yok? Ne yana dönsem kayboluyorum.. Kendime aynada bile bakamıyorum. Yüzüm ne renk, ruhum hangi okyanusa denize sevdalı.. Perdeler çekili sanki içimde.. Kimseler bilmez, kimseler görmez.. Kimselere söylen(e)mez.

?Kendine iyi bak.. Kendine bakmak.. Dönüp kendine bir bak. İyice bak kendine eğer yapabilirsen. O kadar kolay mı kendini görmek aynaya bakmadan. Ya da hangi ayna gösterebilir sana kendini. Kim olduğunu.. (Ben bu sayfanın ortasında ne arıyorum). Hayat dediğimiz yerin herhangi bir noktasını işgal etmekteyim. Geçici bir rahatsızlık vermekteyim.

Üstadın Hatırına..

Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği şeyleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüzbinlerce yıldız, kayıtsız bakışlarıyla seyrediyor.

Biz rüzgarların meçhul bir ülkeye, saadete sürüklediği birer gemiydik. Hakketmemişdik bu saadeti. Bir mucizeyi yaşıyorduk. Ve yaşıyoruz. Aşk, dehadan çok daha nadir. Bunun için binbir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması gibi bir şey. İnsanın maymundan üremesi gibi bir şey. Ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni farkedecekler, ne beni. Ben kimseye benzemeyenim. Sen kimseye benzemeyensin.

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?

Olmak veya olmamak, hayat ve ölüm. O kadar iç içe, o kadar kucak kucağa ki. Ve insanı deli eden, olabileceğin, olması gerekenin parmaklarımızdan kayıvermesi. Trajedi bu. Kırmızıya oynayayım derken siyaha oynamak. Bir kere kırmızıya oynadınız mı geriye dönemiyorsunuz artık.

Itır gülün sesi, ışık sonsuzun. Geceleri ölüm konuşur karanlıklarda.

“Sensiz giden trenler, ufuklarda kaybolan birer ümit
Nehir gibi akmıyor günler Heraklit Heraklit.
Zaman masal kuşlarına benziyor
Abûs, kocaman, sâkit.
Ve geceleri
Alnında dolaşır biteviye
Kirli, soğuk pençeleri.
Yıldızları söndürmüş fırtına,
Batan gemidesin;
Senden ne kalacak yarına!
Kıyılardan imdat isteyen sesin.”

Tanrıya inanmayan bir dünyanın çocukları için aşk herhangi bir jest…

Hz. Muhammed (SAV): ‘İnsanlar sana fetva verse de sen yine kendi kalbine bir danış’

http://fildisikule.8m.com/meric.htm

Biten Şeyler

Uykusuz gecenin gecesi oldum.. Sarıldım rüyalarıma? Hece hece şarkılar çaldı rüyalarımda..

Bin bir ah, bin bir dertle doldu bu gece..

Ne şarkılar duydu, ne türküler sustu bu gece..

Zindan gibi karanlık kalpli akşamlar..

Nice akşamlar konuşur bizimle, duymaz olur kulaklar.. Derin bir keder içindeyim hafız.. Bildim ki en güzel ölüm insanın kendi ölümüymüş. Hayat? Boşuna aramadığın saatlerde gizliymiş..

Bu duyduğum keder değil. Gönlüm sanki bir salıncak misali sallanır durur. Aklım fikrim gitmekte. İçli bir sandal gibi uzaklarda ruhum.. Arıyorum.. Tutamıyorum soğuktan sızlayan ellerinden.. Kelime kelime yaşıyorum günlerimi.. İnleyen nağmeler dudaklarımda, kulaklarımda. Bir türkü daha tutturmaya gerek yok. Sahne ve içindekiler aynı.. Değişen içli bir sonbahar akşamı..

Aşk ile gidiyorum şehrinden.. Bir şehir ki bu beni yerle bir eden..

-Sizin aşkınızdan ölen bir erkek/kadın, eğer bir ayağınız olmasaydı yine sever miydi sizi? Bir uzvunuz eksik olsaydı şimdiki eşiniz sizinle evlenir miydi? Zengin bir iş adamı ile aynı anda şimdiki eşinize evlenme teklif etseydiniz şu an sizle mi evli olurdu yoksa zengin iş adamıyla mı? Dürüstçe cevaplayabilir misiniz bu soruları?  Üniversiteyi bitirip ailenize çöpçü olmak istediğinizi söyleseydiniz size ne söylerlerdi. En sevdiğiniz, sizi en çok seven insanlar (onların istediği gibi olmazsanız yaşamazsanız) sizi sevmeye devam ederler miydi? Bu hayatı kimin için yaşıyorsunuz.. Eğer bugün güneş batmadan öleceğimi bilseydim, her gün gittiğim işime gitmezdim. (ama bunun yerine şu an yelkenle dünya turunda olsaydım ve de öleceğimi bilseydim rotamı bile değiştirmezdim) Bu bir temenni değil.. Bu bir hayal değil.. Bu benim seçimim.. Her an ölebilirim.. Ölümden korktuğum için değil aksine korkum olmadığı için söylüyorum bunu. Doğduğumuz anda ölüme koşmaya başlamıyor muyuz? Bunca yalanın, yalancının, sizi sevdiğini söyleyen iki yüzlünün (yukarıdaki sorulardan mütevellit) arasından çıkıp uzaklaşmaktan neden bu kadar korkuyorsunuz. Burada, aralarında yaşlanıp ölmek daha mı güzel.. Bu gün ölecek olsaydınız, bu güne kadar yaşadığınız hayattan memnun kalacak mıydınız? Bu sefer siz bana sormayın neden gidiyorsun diye. Ben sorayım: Burada ne arıyorsunuz? Neden bunca insanın arasında yalnızsınız? Kimi kandırıyorsunuz? Yalnız değil misiniz? Hayatınızı birlikte yaşamaya karar verdiğiniz insan bile basit bir uzvunuz kaybolduğunda sizinle işini bitiriyorsa, bu hayatta, bu dünyada, insanın olduğu herhangi bir yerde bana doğru olan gerçek olan bir şey gösterebilir misiniz? Sevgi bu mu? İnandığımız aşk bu mu? İnsan olarak hayat dediğimiz şey bu diye cevap veriyor bazı ağızlar. Kusura bakmayın o zaman, sevginiz de aşkınız da sizin olsun.. Kimse de bundan sonra bana neden gittiğimi, neden tek başıma bu yolculuğa çıktığımı sormasın. Ben yüreğimde halen daha sevgi taşıyorum.. Denizler çağırıyor beni.. Hayalim bir okyanus ortası.. Ayrılık değil, kavuşmaktan geçer bizim yolumuz.. Nereye gitmemi istiyorsa oraya çeviriyorum rotamı.. Yelkenler fora cemo? Ben buraya ait değilim.. (bachigai). Bu gördüklerinin hepsi birer hayal, -düş peşime.. Peşimde, yol üstünde martılar.. Göç ediyorum ellerinin uzanamayacağı bir yere.. Yürümek delicesine.. Yelkenler fora delicesine? Uyku yok.. Her zaman gündüz, her zaman gece.. Ne arıyorsan, ne bekliyorsan hayattan.. Ruhum çoktan havalandı, uçup gitti.. Beklemesini bile söylemedim.. Ben yetişirim sen git.. Üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalga gelip beni bulana dek giderim cemo.. Yetiş!.. Nefesim bitiyor..

Bulutlar Kaplasın Şimdi İçimizi..


Steve Jobs – Aç Kal Budala Kal (Alt Yazili)
Yükleyen morketing. – Dünyanın her yerinden videolar.

Hayat anlatıyorken kendini tekrar tekrar hergün.. Düşü ve gerçeği aynı anda yaşıyoruz. Bir başka hayatı yaşıyoruz.. sesimiz kısık…

Anlayamadığım bir renge dönüşüyor herşey günler geçtikçe.. Yok olmaya ramak kalmışken biraz daha geç kalmanın zararı yok diye düşünüyorum.. Baharlar geçsin, kışa dönsün mevsimler.. Bulutlar kaplasın şimdi içimizi.. Bu kadar çok istiyorken hemen gitmeyi ben; erken diyor şarkılar daha..

Rüzgâra söyleyin, biraz geç kalıyorum.. Hangi kapının ardından konuşuyorsa hayat bugün, bil ki ben orada değilim.. Artık Sur’a üflenmeden yola çıksan iyi olur cemo.. Burada yakalanmak istemezsin..

Her gün bugün hayatınızın son günüymüş gibi yaşarsanız, günün birinde haklı çıkarsınız.. 6 ay sonra ölecek olsaydınız bugün yaptıklarınızı yapmaya devam eder miydiniz? Biz burada ne yapıyoruz? Ne arıyoruz? Kimin gözleri bu aklımdaki?

Kalakalmışım..

Kaderimin elinde bir keskin bıçak.. Ellerimde derinden kesik yaralar.. Yelkenler fora, rüzgâr duyduğum kadar..