Kategori arşivi: cemo

Perdesiz Hayat Arayışları..

Köşe bucak gezmelerdeyim. Sesiyle tüm sesleri bitiren, tüm yaralarımızı saran hafif bir meltem.. Seyrüsefer halindeyim.. Geçici yorgunluklar içindeyim, olabildiğince soğuk bir yerdeyim, içerdeyim.. İçerisi, dışarıdan daha soğuk, daha korkunç herşey.. Tanıdık bildik yüzler, yüzler ki surete dönmüş, dönüşmüş. Durdurak bilmeyen bir sessizliğe sarılmış koşuyorum, kanat çırparak karanlık sularına gömülüyorum… Derinden derine sızlıyor yaralarım.. Okyanus kokusu duyuyorum daha derinlerde..

Bir o kadar kelime sayıyor dilim.. Cümlelerimin içi dolu, ancak kelime bulamıyorum yazacak… Kelimeler.. Sonbaharın sarı yaprakları gibi kuruyup dağıldılar.. -Son anımız bir meleğin dokunuşuna istinaden…- Perdesiz hayat arayışları bizimkisi… Doğdukça yeniden doğmak bizimkisi… Her anını başka bir anlayışla kucaklamak.. Duyduğun her kelime yabancıdır artık. Anlamak mümkün değil. Kuşlar kanat bile çırpmadan önümüzden süzülüp gittiler.. Bir bildikleri vardı elbet. Elbet yokluğun süpürüp giderdi hüzünleri..

Sessizlik kapkara bir boşluğun yansıması.. Dünya dediğimiz içinde bir ömrü tüketip anlayamadığımız yer.. Gün içi şehirsel yolculuklar. İneceğim durağa kendim karar verdim sanıyorken ben…

Herşeyin sırasının gelmesini bekledim. Zerremize kadar işleyerek içimizden geçen zaman, en ufak bir şeyi bile unutturmuyorken bana.. Eşgaline uygun bir kadının kızıl saçları uzakta belli belirsiz.. Bu uzaklık pek bir nadir, pek bir tesadüfidir.. Nerededir şimdi kimledir.. Ardını dönüp gitmektedir şimdi akşamlar… Tebessüm vaktidir, gülmektedir yavaştan, sırası gelen gülmektedir. -Hayatı hafif acılı ya da bol acılı yiyeceksin, acısız yersen tatsız olur..- Yorgun değilim ben bu akşam, ama yine de düşüyorum. Düşlüyorum var olmakla yok olmanın arasında çizgisiz kâğıtlar… Hiç bilmez miyim; laf ebeliğine lüzüm yoktu bu kadar. Ancak, olduğu gibi söylenmez, söylenemez ah bu şarkılar…

Uzun Bir Mola..

Evet, merhaba.. Bir süredir siteyle pek ilgilenemedim. Günlük koşuşturmalardan kısa bir süre uzaklaşmak şaşkına çevirdi bizi. Daha çok çalışırız derken daha çok durduk, daha uzun bir mola verdik.

Mola: Tamamen durmamak için durmak..

Elimde yazacağım pek çok şey olmasına rağmen yazamadım. Uzak kaldım, ama bunu tercih etmedim. Kendiliğinden olan şeyler vardır hayatta, bazen kendiliğinden olur bazı şeyler. Durdurmak istemezsin, engel olmaya çalışmazsın. Bir fikrin yoktur zaten ne yapmak istediğine dair. Durmak bazen iyidir. Müziğin sesi tekrar gelsin diye beklersin… İstediğin, istemediğin şeyleri düşünürsün. Saatlerce dolaşıp pek çok şey düşünürsün de sonunda ne düşündüğünü hatırlayamazsın. Beynin sanki bir yandan siliyordur  o anları. Kitaplığını toparlamak gibi, kaybettiğin bir şeyi aramak gibi. Ama bu yaşadığının tamamında huzurlusundur. Uzatmaya gerek yok, zaman zaman durman gerekir ve durursun. Huzurlu bir resim hediye ettim dünyaya.. Görüntülerden, denizin içinde ve dışında pozlar verdim gökyüzüne.. Seyretmekte olduğum dünyaya..

Ben, uzun molaları severim.. Öylece durup beklemeyi isterim bazen. Sessizce gözden kaybolmak, herşeyden habersiz olmak, dünyayı kendi haline bırakmak.. Sen karışmasan da döner kendiliğinden..

Günlük hayatın boş ve anlamsız hüzünleriyle, kızgınlıklarıyla, öylesine kaybolmak istedim. Ben ki kendi ateşinden korkan bir şair olmak istedim.. Yürüdüm, koştum, koşuşturdum. Her ne söylüyorsam ben şimdi, pek bir azıdır, kelimeler.. Çok az anlatabiliyorlar hissettiğini insanın. Ancak kayda değer yine de bazıları. Hiç tanımadığınız birinin kelimeleri de yabancıdır ne kadar aynı şeyleri söylese de… Aynı hissetsen de.

Kendine İyi Bak..

Belirsiz isimlerden uzakta..

Şimdi saat on ikidir.. Bedenimden oldukça uzakta oturuyorum bu gece.. Seyrediyorum kendimi ..

Ben neyim hafız!. Ayakta durabildiğime hayret ediyorum. Nasıl söylenirse öyle söyleyebilseydim ben de keşke. Yazmak; süslemek belki de. Olduğu gibi anlatamayanların tercihi mi yazmak? Gördüğü gibi mi? Hissettiğin gibi mi?

Bugün kendimi daha uzaktan izledim. Bedenimi terk etmek için can atan ruhum, tüm insancıl duygulardan gün geçtikçe sıyrılıyor. Hafiflik hissediyorum.. Giderek hafifliyorum. Günler geçtikçe her şey daha basit gelmeye başlıyor. Bunca kalabalığın arasında, hafifliğin, hayallerin, gerçeğin, karmaşanın, koşuşturmacanın arasında, sanki ben değilim gündüz yaşayan. Başka bir ben gibi. Hoşlanmadığım bir ben. Tiksindiğim belki. Sevemedim kendimi. Neler söylüyor dilim böyle. Halbuki konuştuklarım değil düşünüyor olduklarım. Aklımdan geçenler değil ki bunlar. Bir sükunet, bir dinginlik duyuyorken tam da?

Allah?ım beni burada bırakma.. Nasıl görünüyor olduğum hakkında endişe içindeyim. Et ve kemiğin arasında bunalmışım.. Daralıyorum.. Çekiştirip durmayın, biraz açılayım.. Biraz rüzgar esse kendime gelirim.

Hangi yana gitsem kaybetmişim sanki.. Saatler mi durmuş zaman mı? Zaman akmıyor hafız, zaman umursamazlık, zaman ihanet, yalan, zaman bine bölünen hatıra.. Kelebek kanatlarına bağlı anılar. Günlerce aktılar uzun uzadıya.. Seyretmek bile acılar içinde ölmek için fazlasıyla yeterli. Sonu belli olmayan günleri sayıyorum.. İçimde beni dehşete düşüren muhteşem bir acı.. Acılar yağmur olup yağıyor üzerime. Sürekli ıslak kalıyorum ben hafız, ne diyeyim, nasıl anlatayım. Rüzgara tutulup uçamıyorum. Koşup uzaklaşamıyorum. Benden daha yaşlı bu gözlerim. Ne söylüyorlar anlamıyorum. Ne yana baksam yok? Ne yana dönsem kayboluyorum.. Kendime aynada bile bakamıyorum. Yüzüm ne renk, ruhum hangi okyanusa denize sevdalı.. Perdeler çekili sanki içimde.. Kimseler bilmez, kimseler görmez.. Kimselere söylen(e)mez.

?Kendine iyi bak.. Kendine bakmak.. Dönüp kendine bir bak. İyice bak kendine eğer yapabilirsen. O kadar kolay mı kendini görmek aynaya bakmadan. Ya da hangi ayna gösterebilir sana kendini. Kim olduğunu.. (Ben bu sayfanın ortasında ne arıyorum). Hayat dediğimiz yerin herhangi bir noktasını işgal etmekteyim. Geçici bir rahatsızlık vermekteyim.

Üstadın Hatırına..

Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği şeyleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüzbinlerce yıldız, kayıtsız bakışlarıyla seyrediyor.

Biz rüzgarların meçhul bir ülkeye, saadete sürüklediği birer gemiydik. Hakketmemişdik bu saadeti. Bir mucizeyi yaşıyorduk. Ve yaşıyoruz. Aşk, dehadan çok daha nadir. Bunun için binbir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması gibi bir şey. İnsanın maymundan üremesi gibi bir şey. Ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni farkedecekler, ne beni. Ben kimseye benzemeyenim. Sen kimseye benzemeyensin.

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?

Olmak veya olmamak, hayat ve ölüm. O kadar iç içe, o kadar kucak kucağa ki. Ve insanı deli eden, olabileceğin, olması gerekenin parmaklarımızdan kayıvermesi. Trajedi bu. Kırmızıya oynayayım derken siyaha oynamak. Bir kere kırmızıya oynadınız mı geriye dönemiyorsunuz artık.

Itır gülün sesi, ışık sonsuzun. Geceleri ölüm konuşur karanlıklarda.

“Sensiz giden trenler, ufuklarda kaybolan birer ümit
Nehir gibi akmıyor günler Heraklit Heraklit.
Zaman masal kuşlarına benziyor
Abûs, kocaman, sâkit.
Ve geceleri
Alnında dolaşır biteviye
Kirli, soğuk pençeleri.
Yıldızları söndürmüş fırtına,
Batan gemidesin;
Senden ne kalacak yarına!
Kıyılardan imdat isteyen sesin.”

Tanrıya inanmayan bir dünyanın çocukları için aşk herhangi bir jest…

Hz. Muhammed (SAV): ‘İnsanlar sana fetva verse de sen yine kendi kalbine bir danış’

http://fildisikule.8m.com/meric.htm

Biten Şeyler

Uykusuz gecenin gecesi oldum.. Sarıldım rüyalarıma? Hece hece şarkılar çaldı rüyalarımda..

Bin bir ah, bin bir dertle doldu bu gece..

Ne şarkılar duydu, ne türküler sustu bu gece..

Zindan gibi karanlık kalpli akşamlar..

Nice akşamlar konuşur bizimle, duymaz olur kulaklar.. Derin bir keder içindeyim hafız.. Bildim ki en güzel ölüm insanın kendi ölümüymüş. Hayat? Boşuna aramadığın saatlerde gizliymiş..

Bu duyduğum keder değil. Gönlüm sanki bir salıncak misali sallanır durur. Aklım fikrim gitmekte. İçli bir sandal gibi uzaklarda ruhum.. Arıyorum.. Tutamıyorum soğuktan sızlayan ellerinden.. Kelime kelime yaşıyorum günlerimi.. İnleyen nağmeler dudaklarımda, kulaklarımda. Bir türkü daha tutturmaya gerek yok. Sahne ve içindekiler aynı.. Değişen içli bir sonbahar akşamı..

Aşk ile gidiyorum şehrinden.. Bir şehir ki bu beni yerle bir eden..

-Sizin aşkınızdan ölen bir erkek/kadın, eğer bir ayağınız olmasaydı yine sever miydi sizi? Bir uzvunuz eksik olsaydı şimdiki eşiniz sizinle evlenir miydi? Zengin bir iş adamı ile aynı anda şimdiki eşinize evlenme teklif etseydiniz şu an sizle mi evli olurdu yoksa zengin iş adamıyla mı? Dürüstçe cevaplayabilir misiniz bu soruları?  Üniversiteyi bitirip ailenize çöpçü olmak istediğinizi söyleseydiniz size ne söylerlerdi. En sevdiğiniz, sizi en çok seven insanlar (onların istediği gibi olmazsanız yaşamazsanız) sizi sevmeye devam ederler miydi? Bu hayatı kimin için yaşıyorsunuz.. Eğer bugün güneş batmadan öleceğimi bilseydim, her gün gittiğim işime gitmezdim. (ama bunun yerine şu an yelkenle dünya turunda olsaydım ve de öleceğimi bilseydim rotamı bile değiştirmezdim) Bu bir temenni değil.. Bu bir hayal değil.. Bu benim seçimim.. Her an ölebilirim.. Ölümden korktuğum için değil aksine korkum olmadığı için söylüyorum bunu. Doğduğumuz anda ölüme koşmaya başlamıyor muyuz? Bunca yalanın, yalancının, sizi sevdiğini söyleyen iki yüzlünün (yukarıdaki sorulardan mütevellit) arasından çıkıp uzaklaşmaktan neden bu kadar korkuyorsunuz. Burada, aralarında yaşlanıp ölmek daha mı güzel.. Bu gün ölecek olsaydınız, bu güne kadar yaşadığınız hayattan memnun kalacak mıydınız? Bu sefer siz bana sormayın neden gidiyorsun diye. Ben sorayım: Burada ne arıyorsunuz? Neden bunca insanın arasında yalnızsınız? Kimi kandırıyorsunuz? Yalnız değil misiniz? Hayatınızı birlikte yaşamaya karar verdiğiniz insan bile basit bir uzvunuz kaybolduğunda sizinle işini bitiriyorsa, bu hayatta, bu dünyada, insanın olduğu herhangi bir yerde bana doğru olan gerçek olan bir şey gösterebilir misiniz? Sevgi bu mu? İnandığımız aşk bu mu? İnsan olarak hayat dediğimiz şey bu diye cevap veriyor bazı ağızlar. Kusura bakmayın o zaman, sevginiz de aşkınız da sizin olsun.. Kimse de bundan sonra bana neden gittiğimi, neden tek başıma bu yolculuğa çıktığımı sormasın. Ben yüreğimde halen daha sevgi taşıyorum.. Denizler çağırıyor beni.. Hayalim bir okyanus ortası.. Ayrılık değil, kavuşmaktan geçer bizim yolumuz.. Nereye gitmemi istiyorsa oraya çeviriyorum rotamı.. Yelkenler fora cemo? Ben buraya ait değilim.. (bachigai). Bu gördüklerinin hepsi birer hayal, -düş peşime.. Peşimde, yol üstünde martılar.. Göç ediyorum ellerinin uzanamayacağı bir yere.. Yürümek delicesine.. Yelkenler fora delicesine? Uyku yok.. Her zaman gündüz, her zaman gece.. Ne arıyorsan, ne bekliyorsan hayattan.. Ruhum çoktan havalandı, uçup gitti.. Beklemesini bile söylemedim.. Ben yetişirim sen git.. Üzerinde adımın yazılı olduğu bir dalga gelip beni bulana dek giderim cemo.. Yetiş!.. Nefesim bitiyor..

Bulutlar Kaplasın Şimdi İçimizi..


Steve Jobs – Aç Kal Budala Kal (Alt Yazili)
Yükleyen morketing. – Dünyanın her yerinden videolar.

Hayat anlatıyorken kendini tekrar tekrar hergün.. Düşü ve gerçeği aynı anda yaşıyoruz. Bir başka hayatı yaşıyoruz.. sesimiz kısık…

Anlayamadığım bir renge dönüşüyor herşey günler geçtikçe.. Yok olmaya ramak kalmışken biraz daha geç kalmanın zararı yok diye düşünüyorum.. Baharlar geçsin, kışa dönsün mevsimler.. Bulutlar kaplasın şimdi içimizi.. Bu kadar çok istiyorken hemen gitmeyi ben; erken diyor şarkılar daha..

Rüzgâra söyleyin, biraz geç kalıyorum.. Hangi kapının ardından konuşuyorsa hayat bugün, bil ki ben orada değilim.. Artık Sur’a üflenmeden yola çıksan iyi olur cemo.. Burada yakalanmak istemezsin..

Her gün bugün hayatınızın son günüymüş gibi yaşarsanız, günün birinde haklı çıkarsınız.. 6 ay sonra ölecek olsaydınız bugün yaptıklarınızı yapmaya devam eder miydiniz? Biz burada ne yapıyoruz? Ne arıyoruz? Kimin gözleri bu aklımdaki?

Kalakalmışım..

Kaderimin elinde bir keskin bıçak.. Ellerimde derinden kesik yaralar.. Yelkenler fora, rüzgâr duyduğum kadar..

Gölgeler İçindeyim

Kendimi yazıyorum bir gecenin daha huzursuz rüyalarında.. Etrafımda derin kaygılar? Gölgeler içindeyim hafız.. Yorgunum, bitap düştüm.

Gölgeler içindeyim, zamanın dalları arasında.. İniş ve çıkışlar içinde hayatım, ne hoş, ne tuhaf..

Kırgınlığım bugün gidemiyor oluşumdan.. Umutlarla dolu bir odanın ortasında ruhsuzum.. Gözlerim uykusuz, huzursuzum?

Rüzgârla doluyum, ayaklarımı sürüyerek geçiyorum yanından. Yıpranıyorum gün gün yaşamaktan?

Ne yorgun güller var başucumda ne laleler avuçlarımda.. Şimdi her şey bırakıyor beni.. Yarı aydınlık gecelerde sallanır dururum.. Ölü bedenim dalgaların elinde oyuncak..

Bir şeylerin içinden çıkıp gelmek. Yaşamak tek bir yerde yaşamak mıdır? Günün birinde hayallerine bir fiyat biçildiğini görmek nasıl bir duygu? Satın alabilecek misin onu? Tanrı?nın eli ensendeymiş gibi geliyor mu bu arada? Cümlelerimin sonunda soru işaretleri var ama sen bakma onlara..

Tadından yiyemediğim hayat.. Sessiz ve derinden.. Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz..


Estarabim..

Hayat kendi ellerinle doldurmadığın müddetçe boştur.. Bu boşluk tüm bedenini, ruhunu sarmış olabilir. Ve sen bunun farkında olmayabilirsin. Belki kendini çok iyi hissediyorsun..

Gitanjali’de Rabindranath Tagore şöyle söyler:

“İnatçılık engeldir fakat onu kırmaya çalıştığımda kalbim acır. İstediğim şey özgürlüktür ancak onu umut etmek beni utandırır. Sende paha biçilmez bir zenginlik olduğuna eminim ve senin tarzın benim en iyi dostumdur. Ancak odamı dolduran sahte parlaklığı süpürüp atacak yüreğe sahip değilim. Üzerimi kaplayan kefen, toprağın ve ölümün kefenidir. Ondan nefret ediyorum ancak yine de ona sevgiyle sarılıyorum. Çok borcum var, hatalarım büyük, utancım saklı ve ağır. Ancak kendi iyiliğimi istemeye sıra geldiğinde dualarım kabul olursa diye korkudan dizlerim titrer.”

Şimdi gözlerimde hiç olmadığım yerlerin hüznü. belirsizlik sarhoşluğunda gergin dakikalar, _sayıyorum_

karanlıkta yürümek gibi, yolun sonunu görmek, hiç değilse şimdi diyebilmek, bulup bulup yitirmek, tüm saflığınla kalabilmek gibi,

rüya gibi, yosun tutmuş bir kaya gibi, iki birayla sarhoş gibi, değermiş gibi, arada kalmış gibi, hayalmiş gibi, anlamamış gibi, unutulmuş bir kenara fırlatılmış gibi, tüm hayatın kızıla boyanmış gibi, saçların gibi, eski sevgili gibi,

kör olası çöpcüler gibi,

sağdan soldan estarabim gibi,

şaşkın gibi,

öyle bir geçer zaman ki….

Hanidir Ufukta Yelkenler

Açma yollarımı kelimelerim kanatlı.. Dokunduğum her ten bir başka bahara meraklı.. Ağaçlar, kuşlar sabahtan mahmur.. Ben daha kör olmuş uykularda.. Cümle kuşlar uykuda…

Beni peşi sıra hükümlere boğ.. Üstüme kapansın kapılar.. Sürgüler ardınca..

Herşeyin tadı başka artık. Ağır çekimde hayat.. Siyah beyaz.. Anla beni hafız… Hanidir ufukta yelkenler.. Yıldızdan gizli.. Sabahtan yalnız.. Susmaya görsün gönül ağaçları. Hiç konuşmuyor.. Nasıl günler bunlar, nasıl akşamlar, nicedir kelimeler ufukta sallanır..

Gökyüzü bir başka sema.. Hayatım ellerimden akıp giderken. Derman ellerinde çaresizce seyreder . Aşkın baharları, solmuş çiçekleriyle bir gül bahçesinin dar yollarında..Geceler sanki tatlı bir rüya.. Hepsinden ayrı, hepsinden başka, hepsi gibi aynı düşlerimde bülbül revaçta..

Bir kendimi arıyorum bir seni bu yarı aydınlık gecede..

Sonsuz Boşluk..

Sonsuz bir boşluğun kıyısındayım.. Sonsuz bir boşluğun kıyısında ruhum..

Gidiyorum zannederken olduğum yerde kıvranıyorum.. Sonsuz bir boşluğun içine düşüyorum, günler geçtikçe dibe doğru..

Aynı yazıyı yazıyorum hergün. Aynı soru dolaşıyor aklımda. Tüm zamanımı bırakıyorum avuçlarına. Yüzüm artık suya dönük.. Suya bakıyorum, ne eksik ne fazla. Herşey tam anlamıyla burada. Buna rağmen bulmak bir meseledir..

Deliler gibi olmayan bir salıncakta sallanıyorum.. Akılsız bir çocuk olmak için artık çok geç.. Birçokları gibi.. Sabır çok yavan bir kelime olarak günlerime gömülmüş.. Sahibi olduğumu sandığım bedenden adım adım kopuyorum. Ben kimim hafız.. Ruhumun bir rengi var mı.. Bu bir soru cümlesi mi şimdi.. Bir anlamı var mı bütün bu olanların.. Cevabı biliyorum.. Bulduğumda bunu da sormalıyım kendime.. Kan rengi bir sıvı var bardakta.. Geceler artık kızıl bir sonla hatırlanmaya razı.. Kar yağıyor -zaman- hepimizi öldürmeye yemin etmişken.

Ne düşler yaşar içimde.. Kör kuyulara atılmış aşklarım var peşimde..

Her gün mü gidilir bir şehirden, her gün mü kapanır kapılar ardınca..

Bazı hesaplar mezarda ödenir.. (iltiyam)

Ben bölümlere ayrılamam hafız, tutulamam kimseye.. Şarkılar yazamam adına.. Ölü bedenler karada yaşar ben kuruyamam, ıslanmışım bir kere..  Şimdi sanki herşey doğru gidiyormuş gibi yürüyorum aynı sokakta.. Geceler sanki tatlı bir rüya, düş-peşime….

Bazen herşey gitmekten geçer, bazen bütün yollar.. Geceler şimdi şiir gibi bir yolculuk.. Esme rüzgâr, bekle ki açılsın yelkenler. Bekle ki yüzümde tuhaf bir tebessüm.. Bekle ki ben geldiğinin farkına bile varmayayım.. Bekle ki apansız ölüversin herkes.. Karaya doğru son bir kez bakıyorum, dümende ellerim..

Dümende ellerim, sanki benim elimdeymiş gibi gittiğim yer.. Her yer sonsuz bir boşluk.. Rüzgâr, su ve gökyüzü..

Yolcu üçünden de geçeceğini biliyormuş gibi elleri dümene sıkıca sarılmış, bizim ufka baktığımız tarafa doğru usulca seyrediyordu..