Kategori arşivi: Genel

Sureyelken

gale-sail4

Dünyanın geçilmesi en zor denizinde, en uzun soluklu solo okyanus turu için, insanın sınırlarının ötesinde insan üstü bir çabayla gerçekleştirilecek bir yolculuk hayaliyle kolları sıvadık ve zannederim ki uzun bir zamandır da çabalamaktayız. Bu yolculuk bir ölüm kalım yolculuğudur. Bu yolculuk yaşamayı delicesine seven çocuk ruhlu insanların korkulu – korkusuz yolculuğudur. Bu yolculuk hayallerimizin ötesinde gökyüzünde bulutların ardında sonsuz bir evrende tek başına bir yolculuktur. Mesele sadece gitmek değil, sonbaharın sarı yaprakları gibi savrulduğumuz şu hayatta özgürlüğümüzün suya yazılan yazısı, imzasıdır. Mesele başarmak ya da başaramamak değil, günü geceye katıp özgürlüğe, hayata yelken açmaktır.

Ne kadar çabalarsak çabalayalım, hayat bir de bakmışsınız hiç ummadığınız bir yere getirir sizi ve ne yapacağınızı bilemezsiniz. Çaresiz hissedersiniz, yorgun, bitkin, üzgün hissedersiniz, gitmek de korkulu bir rüyadır bazen kalmak da.. Sonu geldi zannederken, savaşın daha yeni başladığını görürsünüz ve ayağa kalkıp yürümeye devam edersiniz. Artık aceleniz yoktur bilirsiniz.. yol iz bitmez… yolculuk çok önceden başlamış da habersizdir yolcu.. Kendine yetişmek için yürümektedir.. yürümektedir…

Resim: http://www.google.com.tr/imgres?q=sailing+south+pacific+storm&sa=X&hl=tr&noj=1&tbm=isch&tbnid=R17oDdllnWvqXM:&imgrefurl=http://www.atninc.com/atn-gale-sail-sailing-equipment.shtml&docid=H_SA8aW1ErQpBM&imgurl=http://www.atninc.com/images/products/gale-sail4.jpg&w=450&h=301&ei=1X-HUdC7B8nKOOvGgdAC&zoom=1&ved=1t:3588,r:25,s:0,i:164&iact=rc&dur=2513&page=2&tbnh=184&tbnw=275&start=15&ndsp=26&tx=109&ty=100&biw=1360&bih=667

Yelken Eğitimi

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=No9sb00blmw[/youtube]

Evet dostlar, merhaba.. Oldukça uzun bir ara oldu. Çalışmalarımın yoğunluğundan ötürü siteyi güncelleyemedim. Tüm takipçilerimden özür diliyorum. Yaklaşık birbuçuk aydır nerdeyse hiç durmadım. Bu sürede yaptıklarım; işe gidip gelmek, denize açılıp pratik yapmak, dalış, uyku..Bundan sonra siteyi ne kadar arayla güncellerim bilemiyorum. Ancak yazılacak birçok şeyi zaten yazdım. Yelkenle ilgili en iyi sitelerden biriyiz.

Siteyi uzun zamandır güncellemediğimiz için sitemde bulunan üyelerimiz; gönüllü sureyelken yazarı olmak isterseniz bana mail yoluyla bilgi verin. Ben bundan sonra daha çok yapmış olduğum yolculuklardan bahsedeceğim ve pratik seyir bilgileri aktaracağım. Belki seyir defteri başlığı altında yeni bir sayfa görebilirsiniz. Bu yüzden yazar olarak sitemize destek vermek isteyen arkadaşları aramızda görmekten çok memnun olurum.

Bu arada: Sureyelken Yelkenciyiz.biz yelken eğitimleri başladı. Yelken eğitimi almak için yine mail yoluyla bana ulaşabilirsiniz.

Dünya turum öncesinde yapacağım pratik seyirlere katılmak isteyenler için sitede duyuru yapacağım. Bizi takip etmeye devam edin.

Çöldeki Gemiler

… yağmur ormanı hamburger endüstrisinde kullanılacak danalara otlak açmak için
dönüm dönüm yakılıyordu.

… metan sera gazları arasında en hızla artanlardan bir tanesi. Atmosferdeki hacmi
bakımından karbondioksit ve su buharından sonra üçüncü sırada yer alıyor ve
atmosferin üst katmanlarının kimyasını değiştiriyor.

Belki de sorunun cevabının bir bölümü etkili tepki vermenin zor bir işmiş gibi
algılanmasında yatmaktadır. Zihinde canlandırılan sorunun çözümü, aklımızın alabileceğinden büyük çaba ve fedakarlık gerektiren cinstense ya da tek kişinin elinden
gelen her şeyi yapmasına rağmen genel bir felaketin engellenmesi mümkün değilse;
etki ve ahlaksal tepki arasındaki bağlantıyı kopartma eğilimi gösteririz. Sonra tepki
vermek imkansız hale getirildiğinde, tepkimizi tetikleyen imge sadece irkiltici olmakla
kalmaz acı da verir. Bu noktada artık imgeye değil, yarattığı acıya tepki duymaya
başlarız.

Bize yardımcı olabilecek bir diğer yöntem, askeri sistemler içinde yer alan ve hangi
tiyatroda oynandığına bağlı olarak, üç farklı kategoriden birini genellikle diğerleriyle
çelişkili hale getiren bir düzlemdir. Kategoriler, “yöresel” çarpışmalar, “bölgesel
savaşlar ve “stratejik” çatışmalar olarak tanımlanmaktadır. Üçüncü kategori, ülkenin
varlığını tehdit eden ve küresel bağlamda anlaşılması gereken mücadeleleri ifade eder.

Çevresel tehditler de aynı şekilde algılanabilir. Örneğin; su kirliliği, hava kirliliği ve
yasadışı atık giderme esasen yöresel olgulardır. Asit yağmurları, yeraltı su
kaynaklarının kirlenmesi ve büyük ham petrol sızıntıları ise bölgeseldir.

Ancak, küresel çevreyi etkileyen yeni bir çevre sorunları sınıfı da bulunur ve bu
tehditler özünde stratejiktir. Geçtiğimiz kırk yıl içinde atmosferdeki klor oranında
görülen % 600‘lük artış, sadece kloroflorokarbon gazı üreten ülkeler üzerinde bulunan
hava için değil; yeryüzünden arşa kadar her ülkenin, Antarktika‘nın, Kuzey Kutbu‘nun
ve Pasifik Okyanusu‘nun üzerindeki hava için de söz konusudur. Artan klor düzeyleri,
dünyanın güneşten gelen morötesi ışınları ayarlayarak belli miktarını yeryüzüne iletme
sürecini kesintiye uğratmaktadır. Ve eğer klor düzeyinin daha da yükselmesine izin
verirsek, radyasyon düzeyi de artacaktır. Hem de öyle bir artacaktır ki; dünya
üzerindeki bütün hayvan ve bitkilerin hayatı yeni bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
kalacaktır.

Küresel ısınma da stratejik bir tehdittir. … Bu ısı artışı; rüzgarların esişini, yağmurun
yağışını, hava sıcaklığını, okyanus akıntılarını ve denizlerin seviyesini belirleyen küresel
iklim dengesini ciddi olarak tehdit etmektedir. Bu denge de kara ve denizlerdeki bitki
ve hayvan türleri dağılımını belirler ve insan topluluklarının dünyadaki yerleşimleri
üzerinde büyük bir etkiye sahiptir.

Bir başka deyişle, uygarlığımızın birdenbire küresel çevrenin bir bölümünü değil
tümünü etkileme yetisi kazanmasıyla, insanoğlu ve yeryüzü arasındaki ilişki tamamen
dönüşüme uğramıştır.

Uygarlığımızın seçimleri, günümüzde küresel çevrede meydana gelen değişikliklerin
baskın sebebidir.

Bu yüzyıl, yeryüzüyle olan ilişkimizin fiziksel gerçekliğini tanımlayan iki ana etkenin
kökten değiştiğine tanıklık etmiştir: insan nüfusundaki her on yılda bir Çin nüfusu
oranında gözlenen ani ve şaşırtıcı artış; bilim ve teknoloji devriminin birdenbire ivme
kazanması ve böylece gücümüzün etrafımızdaki dünya üzerinde yakarak, keserek,
kazarak, oradan oraya taşıyarak ve yeryüzünü oluşturan maddeyi dönüştürerek etki
yaratmamızı sağlayacak kertede, inanılmaz bir biçimde büyümesi.

…insanlığın yeryüzünde görünmesinden 1945 yılına kadar, nüfusun iki milyara varması
için dünyadan on binden fazla nesil geçmesi gerekmişti. Şimdiyse bir insan ömrü
boyunca, örneğin benim yaşam sürem içinde dünya nüfusu iki milyardan dokuz
milyarın üzerinde çıkacaktır.

Tıpkı nüfus patlaması gibi, bilimsel ve teknolojik devrim de on sekizinci yüzyılda yavaş
yavaş hız kazanmaya başlamıştır. Ve sürüp gitmekte olan bu devrim birden katlanarak
büyüyecek şekilde hızlanmıştır.

Bu dönüşüm sayesinde yeryüzü kaynaklarının sınırsızca, son damlasına kadar
kullanılmasının sonuçları, sınırlanmamış bir nükleer savaşın yol açacağı sonuçlar kadar
akla hayale sığmaz olacaktır.

Küresel ısınma, ozon tabakasının incelmesi, canlı türlerinin ve ormanların yok olması… Bunların hepsinin ortak sebebi: Uygarlıkla yeryüzünün doğal dengesi arasındaki yeni ilişki.

Silahlanma yarışına nihai çözüm; taraflardan birinin yeni silah geliştirip bunu her yana
yayması ya da tek taraflı olarak silahsızlanma kararı almasıyla değil, yeni anlayışlar
geliştirilmesi ve ilişkinin kendisinin karşılıklı anlayış içinde dönüştürülmesiyle
bulunacaktır. Bu dönüşüm, silah teknolojisindeki değişimleri ve bu teknolojiyi kötüye
kullanan ülkelere nükleer teknolojinin yasaklanmasını da kapsar. Ama esas değişim,
savaş kurumu ve ülkeler arası ilişkileri hakkındaki düşüncelerimizin değişmesiyle
meydana gelecektir.

Kimileri nükleer güç ya da genetik mühendisliği gibi yeni bir teknolojinin sorunu
çözeceğini savunmaktadır. Bazılarıysa, yaşam koşullarımızın ancak teknolojiye olan”
bağımlılığımızın hatırı sayılır oranda azaltılmasıyla, yalınlaşarak iyileştirilebileceği
görüşünden yanadır. Ama gerçek çözüm, uygarlıkla yeryüzü arasındaki ilişkinin yeniden
kurulması ve sağaltılmasıyla bulunacaktır. … Dünyayla kurduğumuz ilişkideki
dönüşümde elbette yeni teknolojilere de yer olacaktır. Ama kilit değişiklikler ilişkinin
kendisinin yeni baştan düşünülmesini kapsamaktadır.

Kaynak: Tükenen Dünya
         Earth in the Balance
         Al Gore

 

İstanbul’a Tekneparklar Geliyor

3 yıl önce yapımına karar verilen tekneparkların 8 Mart’ta ihalesi yapıldı, yıl sonunda ise hizmete girecek… Tarabya ve İstinye’de yapımına başlanılan tekneparklar, İstanbul’un 9 ayrı noktasında daha yer alacak.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Tarabya ve İstinye koylarına teknepark yapılacağını bildirdi.

İstanbul’un değnekçi sorununu İSPARK ile çözdüklerini söyleyen Topbaş, İSPARK’ın sadece karada değil, denizde ve havada da olmasını istediklerini ifade ederek, İSPARK’ın helikopter yer hizmeti de verdiğini, yer hizmeti verecek başka bir çalışmaya da başladıklarını ve bunun geliştirileceğini de anlattı.

Topbaş, şunları söyledi:

”İstanbul’un deniz kenti olması nedeniyle marinacılığın da İSPARK şemsiyesi altında olmasını istedik. İlgili kurumlarla temaslarımız tamamlandı. İstinye ve Tarabya’daki iki teknepark marinamızın yapımına üç yıl önce karar verildi. 8 Mart 2011’de ihalesi yapıldı. İstanbul’un 9-10 noktasında daha yapılmasını arzu ediyoruz. İstanbul’daki boğaz sahilinde bağlı tekneler nedeniyle denizle teması kesilen noktalar var. Bunlar denizi kapatıyor. Bu tekneler için parklar yapılacak ve denizle bağlantı da kesilmemiş olacak. İki marina, 10 milyon liralık bir yatırımla yapılacak. Balıkçı teknelerini de katarsak 400 teknelik parklanma olacak. Denizi boğmadan alt yapı dikkate alınarak bu çalışmayı yapacağız. İstinye’de 180, Tarabya’da 208 olmak üzere teknelerin rahatlıkla barınabileceği marinalar, İstanbul’a bir sembol olacak.”

İstanbul’da marina yapmak isteyen özel firmaların da bulunduğunu, gelecekte İstanbul’un birçok marinaya ev sahipliği yapacağını kaydeden Topbaş, tekneparklar projesinin, balıkçıları da dikkate alan bir proje olduğunu bildirdi.

Belirlenen Diğer Noktalar
Topbaş, Tarabya ve İstinye’de yapılacak tekneparklarla artık gelişigüzel tekne bağlama döneminin geride kalacağına işaret ederek, ”Bu gerekli bir durumdu. Zamanla Sarıyer’de, Büyükdere’de, Bebek’te, Kuruçeşme’de, Paşabahçe’de, Çengelköy’de, Beykoz’da, Kanlıca’da, Çubuklu’da da açılacak. Orada yaşayanların rahatsız olmayacağı şekilde, insanların öncelikleri dikkate alınarak yapılacak’ diye konuştu.

Tarabya ve İstinye’de inşa edilecek marinaların yıl sonunda hizmete alınacağını ifade eden Topbaş, her iki marinanın da teknelerin bağlandığı, yürüyüş yerleri bulunan ve benzerlerine göre daha ucuz olacağını kaydetti.

”Bunlar Yüzer Marinalar, Dışarıda Montajı Yapılıp Takılacak”    
Tekneparkların yapılacağı sahillerde bir takım konuşlanmalar bulunduğuna işaret eden Topbaş, ”Sahilin bir takım ünitelerle dolmaması gerekiyor. Kuruldan son bir karar alınacak. Bunlar yüzer marinalar. Dışarıda montajı yapılıp takılacak. Yıl sonunda hazır olacak” şeklinde konuştu.

Topbaş, tekneparkların büyük marinalar gibi olmayacağını ancak oralarda da kafeteryaların, elektrik enerjisinin alınabileceği yerlerin bulunacağını da dile getirerek, tekneparklara irili ufaklı yatlar, kotralar ve balıkçı teknelerinin bağlanabileceğini belirtti.

Kaynak: www.ntvmsnbc.com

Denize Dair “Nedenli” Sorular

Bu yazımızda deniz ile ilgili çok basit ama sorulduğunda kimsenin cevabını tam olarak veremediği birtakım sorulara cevap vermeye çalışacağız

Deniz Neden Dalgalanır?

Açık denizde hava sakinken deniz yüzeyinin düzenli zaman aralıklarıyla birbirlerini izleyen büyük dalgalarla kırıştığı görülür. Rüzgarın estiği uzak yerlerden gelen bu dalgalara “ölü dalga” demek doğru olur. Rüzgârın hızı, esiş süresi ve etkisi altında bulundurduğu yüzeyin genişliği, dalganın yüksekliğinde rol oynayan en önemli etkenlerdir. Dalgalar, kıyılara kadar gelerek kumsallara ve kayalara çarparlar.

Gelgit Olayı Neden Olur?

Gelgit olayı, deniz düzeyinin devirli hareketleridir. Güneş veya ayın su küreye yaptığı çekim etkisiyle deniz düzeyinin bir çeşit yükselişi, bu devirli hareketlere sebep olur. Güneş’le Ay, birbirine yaklaşırlarsa, çekim etkileri daha güçlenir. Bunun sonucu olarak, gelgit olayı daha kuvvetli hissedilir. Dörtleme döneminde, yani Güneş’le Ay’ın birbirinden 90 derece uzaklaştıkları zaman, gelgit olayı hiç hissedilmez. Bu deniz yüzeyinin “ölü” olduğu dönemdir.

Deniz Neden Taşmaz?

Deniz çukurları, büyük bir kısmı yağmur selleriyle beslenen akarsuların toplandıkları muazzam su depolarıdır. Güneş ısısının etkisiyle devamlı ve yoğun bir buharlaşma olur, bulutlar oluşur. Sonra bunlar, yağmur seklinde karalara düşer, seller oluşur. Bunlar nehirlerin sularını çoğaltırlar. Nehirler, denize dökülürler. Deniz ve okyanusların sularını birleştirmeleri bu dengeyi daha güçlendirir. Gelgit olayının dışında, deniz düzeyindeki değişiklik çok zayıftır.

Deniz Neden Renk Değiştirir?

Deniz suyu, beyaz ışığı meydana getiren renkli ışınımların bir kısmını emer. Kırmızı, sarı, yeşil ısınımlar ilk olarak emildikleri için daha delip geçici olan mavi ışınımlar yayılırlar. Böylece mavi, güneşli saatlerin başlıca rengi olur. Deniz suyunun rengi, saatlere veya mevsimlere göre de değişir. Buna da sebep, ısınım emilmesinin, güneş ısınlarının etki ve eğiklik derecesine göre değişmesidir. Isınım emilmesinin deniz dibinin özelliklerine göre de değiştiğini unutmamak gerekir.

Deniz Neden Tuzludur?

Milyarlarca yıldan beri yağmur suları, kayaları yıkamışlar, bunların yapısındaki tuzların bir kısmını çözündürmüşlerdir. Sel suları her yıl, milyonlarca ton madeni, deniz çukurlarına taşırlar. Denizlerin suları, karaların sularından daha tuzludurlar. Suyun bir kısmının buharlaşması tuzluluğun sabit kalmasına sebep olur. Her denizin kendine özgü bir tuzluluğu vardır.

Neden Adalar Vardır?

Karalarda olduğu gibi denizlerin dibi de engebelidir. Türlü nedenlerle meydana gelen bu engebeler yüzünden denizlerin derinlikleri her yerde bir değildir. Denizaltı dağlarından bazıları ise o derece yüksektir ki bunların dorukları suyun yüzüne çıkmakta ve birer ada halini almaktadır. Okyanus ve denizlerin, hemen her taraflarında etkisini duyurduğu oldukça küçük olan bu kara parçalarının içinde insanların oturabilecekleri kadar büyükleri bulunduğu gibi insanların barınamayacakları kadar küçükleri de vardır.

İklim Bilmecesi

İklim sistemi, birbirine bağlı çok sayıda unsurdan oluşuyor. Araştırmalara göre 8 bin 200 yıl önce buzul erimesi sonucunda büyük miktarda soğuk ve tatlı suyun okyanusa karışması, Batı Avrupa?yı ısıtan okyanus akıntısını yavaşlattı ve iklimi soğuttu.

Sahra Çölü?nün tozları rüzgarlarla Florida?ya kadar ulaşıyor ve buradaki fırtınaları ve yağmurları etkiliyor. Çalışmalar, tozlu sıcak havanın kasırga oluşumunu engelleyeceğini, yağmur oluşumunu azaltacağını gösteriyor. Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını güçlendiriyor bu da Umman Denizi?ndeki fitoplanktonların çoğalmasını sağlıyor. Fitoplanktonlar da bulut oluşumunu etkiliyor.

NASA?nın, atmosferdeki parçacıkların iklime etkisini araştırmak için gönderdiği Calipso uydusunun çektiği ilk görüntülerde, kükürt dioksitten oluşan bir duman bulutu görülüyordu. Endonezya üstünde 7 Haziran 2006?da görüntülenen bu duman bulutu, 17 bin kilometre ötede bulunan Montserrat Adası?ndaki Soufriere Hills Yanardağı?nın patlamasıyla ortaya çıkmış, 18 günde neredeyse dünyanın yarı çevresini katetmişti. Bu yalnızca küçük bir patlamaydı… Öyle bir dünyadayız ki, yanardağ patlamalarıyla açığa çıkan kükürt dioksit, etkili bir sera gazı olan metanı üreten bakterilerin çoğalmasını engelleyerek bu gazın atmosferdeki oranının düşmesine neden oluyor. Sahra Çölü?ndeki toz fırtınası, Florida?daki fırtınaları etkiliyor; uzaydan gelen yüksek enerjili kozmik ışınlar bulut oluşumunu tetikliyor. Birbirine bağlı çok sayıda etken, ki bunların bazıları bilim insanlarınca yeni incelenmeye başlandı, iklim sisteminde rol oynuyor.

Zincirin Halkaları

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalmasıyla, binlerce kilometre ötedeki okyanus besin zincirinin değişebileceği, karbon döngüsünün ve iklimin etkilenebileceği kimin aklına gelirdi? Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Güneybatı Asya?daki, özellikle de Himalayalar?daki karların iklim değişikliğine bağlı olarak azalması, daha az güneş ışınının uzaya geri yansımasına ve karadaki sıcaklığın artmasına neden oluyor. Kara ve deniz arasındaki sıcaklık farkının büyümesi muson rüzgarlarını güçlendiriyor. Daha güçlü esen muson rüzgarları, Umman Denizi?ni karıştırarak besleyici maddeleri yüzeye taşıyor ve fitoplankton ?patlamalarına? yol açıyor. Yüzey sularında yaşayan tek hücreli bu mikroorganizmalar gözle görülemeyecek kadar küçük. Ancak denizlerde trilyonlarca fitoplankton var ve toplu halde uzaydan bile görülüyorlar. Sudan büyük miktarda erimiş karbondioksiti alıyor ve küresel fotosentezin yaklaşık yarısını yapıyorlar. Öldüklerindeyse içlerindeki organik karbonun bir kısmı deniz tabanına gömülüyor. Böylece yüzey sularında erimiş karbondioksit miktarı azalıyor; atmosferden suya karbon geçişi artıyor. Sayılarındaki büyük çaplı artışlar bir sera gazı olan karbondioksitin atmosferdeki oranını değiştirerek dünyanın soğumasına neden olabilir. Peki fitoplanktonlar çoğalırlarsa başka neler olabilir? Umman Denizi?nin batısındaki fitoplankton yoğunluğunun 7 yılda yüzde 350?den fazla arttığını keşfeden araştırmacılar, artışların balıkçılık alanlarının verimliliğini fazlalaştıracağını, ancak çok yüksek artışların, derinlerdeki oksijenin tükenmesine ve balık ölümlerine neden olabileceğini ifade ediyorlar. Fitoplanktonların dağılımı, deniz yüzeyi sıcaklığını ve üst okyanus akıntılarını da değiştirebiliyor.

Fitoplanktonlarla Gelen Bulutlar

Yaşam ve iklim çeşitli döngülerle birbirine bağlı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de, fitoplanktonların güneşli günlerde bulut oluşumuna neden olan maddeler salgılayarak iklimi etkilemeleri. Yaz mevsiminde, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarının yoğun olduğu zamanlarda salgıladıkları dimetilsülfit (DMS) adındaki uçucu madde sudan atmosfere geçiyor ve oksijenle reaksiyona girerek kükürt bileşikleri oluşturuyor. Bunlar, çevrelerinde su buharının yoğunlaştığı ?yoğunlaşma çekirdeği” görevi yapıyor ve yansıtıcı etkisi çok olan bulutların oluşmasını sağlıyorlar. Tüm bu işlemler çok kısa bir sürede gerçekleşiyor; böylece fitoplanktonlar uzun süre zararlı güneş ışınlarına maruz kalmıyorlar. Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi?nce (NOAA) 2006 yılında yürütülen projeler kapsamında, DMS?yi mercek altına alan bilim insanları, oluşan bu bulutların güneş ışınlarını geri yansıtarak küresel sıcaklıkları etkilediğini belirtiyor.

Okyanus Akıntısı

Peki, Dünya iklimine önemli etkileri olan fitoplanktonların yaşamı neye bağlı? Çalışmaları, haziran ayında Nature dergisinde yayımlanan Princeton Üniversitesi araştırmacılarına göre, Güney Kutbu yakınındaki bir okyanus akıntısı, atmosferdeki karbondioksit düzeyinin ayarlanmasında anahtar rolü oynuyor. Antarktika çevresindeki suların, yeni adıyla Güney Okyanusu?nun atmosferdeki karbondioksit düzeyini değiştirerek Kuzey Yarımküre?nin iklimini değiştirebileceği biliniyordu. Ancak buradaki akıntının ayrıntılarının ne kadar önemli olduğu yeni yapılan çalışmalar sonucunda açığa çıktı. Araştırma grubundan Irina Marinov, Güney Okyanusu?nun derinlerinden gelerek yüzeye çıkan suların, 60 derece güney enleminin iki yanına doğru yayıldığını belirtiyor. Kuzeye doğru akan sular, dibe batmış besleyici maddeleri dünya okyanuslarına dağıtırken, güneye doğru akan sular, havadan karbondioksit emiyor ve yine derinlere iniyor. Marinov, bu kadar belirgin bir işlev farklılığının kendilerini şaşırttığını da söylüyor. Yaklaşık iki yıl önce de, aynı araştırma grubundan Jorge Sarmiento ve ekibi, tüm deniz canlılarının tahminen dörtte üçünün yaşamının, besin zincirinin en altında olan fitoplanktonların büyümesi için gerekli olan besleyici maddeleri yüzeye taşıyan bu akıntıya bağlı olduğunu keşfetmişti.

Himalayalar?daki kar örtüsünün azalması muson rüzgarlarını, muson rüzgarları fitoplanktonları, fitoplanktonlar deniz suyu sıcaklığını, atmosferdeki karbondioksiti, bulut oluşumunu etkiliyor. Ünlü çevre koruma örgütü Sierra Club?ın kurucusu John Muirherhangi bir şeyi tek olarak ayırmaya çalıştığımızda, onu evrendeki her şeye bağlı buluyoruz” diyordu. Bu zincir de yalnızca bir kesit. Ne dersiniz, uzayda parçalanan bir göktaşı da böyle zincire dahil olmuş olabilir mi? Yılın başında Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, yaklaşık sekiz milyon yıl önce, büyük bir göktaşının parçalanması sonucunda Dünya kozmik toz yağmuruna tutuldu. Araştırmayı yürüten Kenneth Farley ve ekibi, küresel soğuma ve Asya musonlarının güçlenmesinin de, kozmik yağmurla aynı döneme denk geldiğini belirtiyor. Bilim insanları, kozmik parçacıkların, gezegenimizde iklimin soğumasına yol açmış olabileceği fikrini öne sürüyorlar. İşin bir diğer ilginç yanı da, yine aynı dönemde, Atlas ve Hint okyanuslarıyla Büyük Okyanus?ta fitoplankton patlamaları olduğunun saptanmış olması. Geology dergisinde yayımlanan bir başka çalışmaya göre, bu soğuma döneminde Antarktika?daki buzullaşmanın artması, rüzgarları güçlendirmiş, bu da biyolojik üretkenliğin artmasına yol açmış olabilir. Göktaşlarından buzullara, musonlara, fitoplanktonlara uzanan bir zincir…

Küresel ısınmaya karşı, okyanusların demirle gübrelenmesiyle fitoplanktonların çoğaltılması ya da atmosfere kükürt basılarak dünyanın soğutulmaya çalışılması gibi yöntemlerin gündeme geldiği şu günlerde, sisteme yapılacak bir müdahalenin, sistemin diğer unsurlarını da değiştirebileceği gerçeği hatırdan çıkarılmamalı.

 

Kaynak: SELCEN PİRGE – ATLAS A?USTOS 2006

Yelken Seyirleri

Herkesçe bilinen kanı, yelkenli teknelerin rüzgarı arkadan almaları gerektiğidir. Oysa günümüz yelkenli tekneleri rüzgara karşı gidemeseler de rüzgara karşı 45 derece açıdan başlamak üzere, rüzgarı çaprazdan ve yandan da alabilmektedirler
Yelkenli tekneler yön değiştirmek için dümenlerini kullanırlar. Ancak eğer o şekilde gitmeye devam etmek istiyorlarsa, mutlaka yelkenlerini de o seyre göre ayarlamaları gerekmektedir. Yelken üzerindeki ayarların çoğu rüzgarın geliş yönüne göre yapılır. Bu sebeple hangi yöne gidileceğine karar verildikten sonra ayarlar rüzgarın geliş yönüne göre yapılır.

Ana seyirleri üç başlıkta inceleyelim.

Orsa Seyri (Rüzgarüstü Seyir)

Orsa seyri en yavaş yelken seyridir. Çünkü rüzgarı bu açıyla aldığınızda rüzgar gücünün çoğu, tekneyi ileri hareket ettirmek yerine tekneyi yatırmaya harcanır. Orsa seyirde tekneyi yatırma gücü, ileri hareket ettirme gücünden 4 kat fazladır. Orsa seyirde rüzgar daha şiddetli hissedilir. Rüzgar ve dalgaların suratınızda patladığı orsa seyri tekne ve mürettebat için zordur. Teknenin başı her dalgayla  iner çıkar. Yelkenli teknenin rüzgara en çok yaklaşabildiği bu seyirde flok çarmıklara kadar, ana yelkende teknenin ortasına kadar trim edilir. Orsa seyrine volta vurmak da denir. Yelkenler olabildiğince gergin trim edilmelidir. Flok iskotası yelken çarmıklara yaklaşana dek gerilmelidir. Ön yelkeniniz flok yerine bir cenova ise fazla trim etmeniz halinde direğe ve direk gurcatalarına yaslanacaktır. Orsa seyirde ana yelken bumbası teknenin orta hattına gelinceye kadar trim edilmelidir. Bu teknenin rüzgar üstüne yakın seyir yapma imkanını arttırır. Yelkenler içeri doğru gergin olduğu kadar yukarı doğruda gergin olmalıdırlar. Ayrıca mandarlarında gerili olmasına dikkat etmeniz gereklidir. Eğer ön yelken tamamen içeriye trim edilmiş ve rüzgarüstü ve rüzgaraltı kurdeleleri geriye doğru uçuşuyorsa, rüzgar üstüne doğru 45 derecede gidiyorsunuz demektir. Eğer rüzgar üstündeki kurdele düşüyorsa rüzgar üstüne fazla çıktınız, yükseldiniz demektir. Bu durumda teknenin başı birkaç derece rüzgaraltına döndürülmelidir. Yani yekeyi yelkenlerin ters yönüne çekmeli, dümenin yelkenlere doğru çevrilmesi gerekir. Rüzgarla 43 derece açı ile seyir yapmak yanlışken, 48 derece ile seyir yapmak da yanlış değildir. Bu sizi yalnızca yavaşlatır.

Apaz Seyri

Apaz seyri en hızlı seyirdir. Apaz seyrinde toplam kuvvet bileşkesi, gitmek istediğimiz yöne, yani ileri doğrudur. Bu seyirde daha büyük yelken alanı kullanılır. Bu da tekneyi hızlandırır. Apaz seyri pupa seyrinden de hızlıdır. Çünkü rüzgarla aynı yönde gidilen pupa, seyrinde, yelken rüzgarı tutan bir araç görevini görür. Yalnızca rüzgarı tutarak hareket ettiği için pupa seyri yapan bir teknenin rüzgardan hızlı gitmesi mümkün değildir. Orsa seyri çok dar bir seyir açısıdır. Teknenin başı rüzgarla 45-50 derecelik bir açıdadır. Apaz seyri ise tersine 50-170 dereceler arasını içerir. Apaz seyri dar Apaz, apaz (borda apaz) ve geniş apaz seyirleri olmak üzere üç bölüme ayrılır. Teknenin başı rüzgarla 50-90 derecelik açı yaptığında dar apaz, 90-120 derecelik bir açı yaptığında apaz (Borda Apaz), 120-170 derecelik açılarda geniş apaz olur. Orsadan dar apaza geçerken yelkenler giderek boşlanmalıdır. Aynı şekilde dar apazdan borda seyrine, sonra da geniş apaza geçerken, ya da rüzgar altına düşerken yelkenler giderek boşlanmalıdır. Tersine, geniş apazdan apaza sonrada dar apaza geçerken, yani rüzgar üstüne yükselirken ise yelkenler giderek trim edilmelidir. Apaz seyirde, yelkenlerin yapraklanmasını rüzgar altına dönerek, yelkenleri trim ederek ya da her ikisini birden yaparak durdurabilirsiniz. Orsadan geniş apaza geçerken mandarları biraz boşlayın, apaz seyrinde rüzgarla dolan yelkenler daha iyidir. Rüzgar fazlaysa daha düz yelkenler bayılmayı azaltır, mandarı iyice gererek, orsa yakası gergisini kullanarak yelkenleri düz hale getirin

Pupa Seyri

Pupa seyri tam rüzgar yönünde yapılan seyirdir. 180 derece ile tam rüzgar aşağı seyir yapılır. Pupa seyri yerine 160 derecelik geniş apaz seyri yapmak daha uygun olacaktır. Geniş apaz seyri yapıp rüzgaraltı volta atarak ilerlemek pupa seyrine oranla daha hızlıdır. Yarış tekneleri pupa seyri yapmamayı tercih ederler. Pupa seyrinde ana yelken rüzgara 90 derece açıda tutulur. Ana yelken çarmıklara yaslanmamalıdır. Ana yelkenin fazla boşlanması halinde tekne rüzgara dönmeye çalışacaktır. Rüzgar sert olduğunda, dümen teknenin dönüşünü engelleyemez. Pupa seyirde ön yelken etkisiz olduğu için genellikle rüzgarüstü tarafa doğru açılır. Yelken rüzgarüstü tarafa geçirildiğinde iyice boşlanır. Ayı Bacağı denen bu pozisyon ön yelkenin rüzgarla dolmasını sağladığı için, pupa seyirde daha hızlı yol alınmasına olanak verir. Pupa seyir yapmayı seçmeniz halinde kavança atmanızda gerekecektir. Rüzgar şiddetliyse ve deniz dalgalıysa kavança ile dönmemeniz gerekmektedir.

Kavança şu şekilde yapılır:

  • Dümencinin Alesta kavança komutuyla başlar.
  • Bumbanın donanımı boşlanır. Rüzgaraltı dönüş için denizin uygun olup olmadığına bakılır.
  • Hareketli salma en çok dörtte bir kadar indirilir.
  • Ön yelken rüzgaraltı iskotası boşlanmaya hazır olur.
  • Mürettebat hazır der.
  • Dümenci yekeyi ana yelkenin karşı yönüne çekerek rüzgar altı dönüşü başlatır.
  • Rüzgarüstü iskota hazırlanır.
  • Tam rüzgar aşağı konumuna gelince dümenci kavança diye bağırır. Kavançada zamanlama çok önemlidir. Ana yelken tamamen içeride trim edilmiş olmalıdır. Yelken trimi tamamlanmamışsa dönüşü durdurmanız gerekir.

Seyir Fenerleri

Silyon Feneri : Teknenin baş, kıç, orta hattı üzerine konulan 25 derecelik bir ufuk yayı üzerinde kesiksiz ışık gösteren ve teknenin baş tarafından tam pruvadan itibaren kemerin 22,5 derece (pruvadan 112,5 derece iskele-sacak) gerisine kadar ışık gösterecek surette yerleştirilmiş beyaz bir fenerdir.

Borda Feneri : Herbiri 112,5 derecelik bir ufuk yayı üzerinde tam pruvadan kendi tarafındaki kemerin 22,5 derece gerisine kadar kesiksiz bir ışık gönderecek surette yerleştirilmiş fenerdir. Teknelerin sancak tarafındaki borda feneri; “yeşil”, teknelerin iskele tarafındaki borda feneri; “kırmızı” renktedir..

Pupa Feneri : Teknenin kıç tarafına yakın bir yere yerleştirilmiş 135 derecelik bir ufuk yayı üzerinde kesiksiz beyaz bir ışık gösteren, tam kıçtan itibaren teknenin her iki tarafına 67,5 derecelik, beyaz ışık veren fenerdir.

Yedekleme Feneri : Sarı ışık veren pupa feneri ile aynı nitelikte olan fenerdir.

Her Yönden Görülür Fener : 360 derecelik bir ufuk yayı üzerinde kesintisiz ışık gösteren fenerdir. (Gemilerin arıza veya bir problemi olduğu durumlarda gösterdiği değişik renklerdeki, her yönden görülebilir fenerdir.)

Çakar Fener : Düzenli aralıklarla dakikada 120 veya daha fazla çakan fenerdir.

Şimdi ise boylarına göre her geminin bulundurulması ve hava karardıktan sonra da göstermesi gereken seyir fenerlerini inceleyeceğiz.

1 – Boyu 12 Metreden Az Olan Tekneler :

a – Seyir Halinde : Bir silyon feneri, pupa feneri ve borda feneri gösterecektir. Boyu 20 metreden kısa tekneler, borda fenerlerini teknenin tam orta hattı üstünde irleşik şekilde de bulunabilir.

b – Demirli Durumda : Gece her taraftan görünür bir beyaz fener, gündüz bir siyah küre gösterecektir.

2 – Boyu 50 Metreden Küçük, 12 Metreden Büyük Tekneler :

a – Seyir Halinde : Bir silyon feneri, pupa feneri ve borda feneri gösterecektir.

b – Demirli Durumda : Gece her yönden görülebilecek beyaz fener, gündüz baş tarafa çekilmiş bir siyah küre gösterecektir.

3 – Boyu 50 Metreden Büyük Tekneler :

a – Seyir Halinde : Baş ve kıç olmak üzere iki tane silyon feneri, pupa feneri ve borda fenerlerini gösterecektir.

b – Demirli Durumda : Gece bir tane baş, bir tane de kıç tarafta demir feneri, gündüz baş tarafa çekili bir siyah küre göstrecektir. Gemideki bazı arıza ve problemleri diğer gemilere bildirmek ve onların dikkat etmesini
sağlamak için bazı fener ve ve işaretler çekilir. Gece çekilen bu fenerler geminin boyuna uygun olarak göstereceği seyir fenerine ek olarak gösterilir. Ek olarak çekilen bu fener ve işaretler, her yönden görülebilecek fener ve işaretlerdir.

A – Kumanda Altında Bulunmayan Tekne :

Bu tekneler herhangi bir sebeten dolayı, kumanda edilemeyen ve istenilen şekilde sevk edilemeyen bu yüzden diğer bir teknenin yolundan çıkma yeteneği bulunmayan teknelerdir. böyle bir tekne;
Gündüz; heryerden görülebilecek dikey bir doğru üzerinde, üst üste iki siyah küre,
Gece; üst üste her yönden görülür dikey bir doğru üzerinde, iki kırmızı fener gösterecektir.

B – Manevra Gücü Kısıtlı Tekne :

Bu tekneler yaptığı iş nedeni ile (trol çekmek, yedek çekmek gibi) veya herhangi bir sebepten dolayı manevrasını kısıtlı şekillerde yapabilen teknelerdir. öyle bir tekne;
Gündüz; en iyi görülebilecek yerde siyat renkte, dikey bir doğru üzerinde üst üste birer “küre – eşkenar dörtgen- küre” çekecektir.
Gece; heryönden görülebilecek, dikey bir doğru üzerinde üst üste birer, “kırmızı – beyaz – kırmızı” fenerler,

C – Su Çekimi Nedeni İle Kısıtlı Tekne :

Mevcut su derinliğinin ve seyre elverişli, genişliğin kendi çektiği su (drafları fazla) ile ilişkisi nedeni ile rotadan ayrılma yeteneği önemli bir şekilde kısıtlanmış, kolay manevra yapamayan teknelerdir. Böyle bir tekne;
Gündüz; Her yerden görülebilecek bir silindir
Gece; her yerden görülebilecek, dikey bir doğru üzerinde üç kırmızı feneri üst üste gösterecektir

Deniz Akıntıları

Akıntılar dikey ve yatay yönlü periyodik veya periyodik olmayan su hareketleridir. Akıntıların değişik oluşum sebepleri vardır. Bunları 5 ana grupta toplayabiliriz.

1- Rüzgar Akıntıları : Yüzey akıntıları şeklinde görülür fakat  belli bir derinlikte de etkileri sürer. Yüzeydeki akıntının hızı fazla olduğu için akıntı hızına bağlıolarak yüzeyden derine doğru bir dönüş ve su sirkülasyonu oluşur.

2 – Termohalin Akıntıları : Çeşitli nedenlerle meydana gelen tuzluluk ve sıcaklık farklarının oluşturduğu akıntılardır.

3 – Boğaz Akıntıları : Boğaz ile ilişkide olan iç denizlerin, yağış buharlaşma gibi hidrolojik ve boğazın şekli, derinliği gibi coğrafik faktörlere bağlı oluşan akıntılardır. Genelde birbirine ters yönlü akıntı sistemleri şeklindedir. Marmara’da görülen akıntı sistemi bu tiptir. Bilindiği gibi Marmara’da alt katmanlarda Akdeniz, üst katmanlarda Karadeniz suyu ters yönlü olarak akmaktadır.

4 – Dalga Akıntıları : Dalgaların sahildeki kırılmalarından sonra su, kırılma hattına taşınarak kıyı boyunca bir su hareketi oluşur ve bu oluşum bir akıntı meydana getirir.

5 – Gel – Git Akıntıları : Adından da anlaşılacağı üzere gel-git sırasında oluşan veperiyodik akıntılar olup oldukça kuvvetli olabilirler. Fransa ve İngiltere’nin Manş sahillerinde bu akıntılardan elektrik elde etmek üzere kurulmuş akıntı türbinleri bulunmaktadır.

Akıntı Ölçümleri

Akıntıların incelenmesi sırasında

1- Akıntının yönü

2- Akıntının hızı dikkate alınır. Akıntının yönü ve hızını ölçmek için çeşitli araçlar geliştirilmiş olsa da bir dalış grubu için bilinmeyen bir bölgedeki akıntı tayini şöyle yapılabilir;

Deniz akıntılarının hızı genellikle metre / saniye ya da deniz mili / knot olarak ifade edilir. 1knot 0.5 m / sn’dir ve ” X mil akıntı var ” şeklinde ifade edilir.

Akıntı Ölçümü için Langrangian Metodu :

Bir cisim ya da maddenin su içindeki hareketinin incelenmesi yöntemine dayanır. En basit yöntem yoğunluğu sudan hafif bir cismi suya atarak katettiği mesafenin tahmini ile hız tesbitidir. İkinci bir yöntem ise kuvvetli bir boya olan Rhodamin – B maddesinin suya atılıp yayılımının incelenmesidir. Bu yöntemle bölgenin akıntı haritası dahi çıkarılabilir. Dalgalı bir denizde eğer kıyıdan giriliyorsa dalış kıyıdan başlamalı ve yüzeyden geri dönülmelidir.

Türkiye’de Akıntılar

Akdeniz buharlaşmadan dolayı kaybettiği su miktarının ancak üçte birini, buraya akan nehirlerden temin eder. Geri kalanı Atlantik’ten giren büyük ölçüdeki su kütlesidir. Buna bir miktar Karadeniz’den Boğazlar yoluyla gelen su da ilave olur. Cebelitarık Boğazı’ndan giren bu satıh akıntısı, tüm Afrika sahili boyunca, günde 13 ila 16 mil civarı bir süratle doğu yönünde akar. Mısır’dan sonra İsrail, Lübnan sahillerini takiben kuzeye döner, kuvveti de azalır.

Anadolu’nun güney yakası boyunca, batıya doğru hafif, hafif akar, sahilin coğrafyasına uyup Ege kıyılarında kuzeye döner. Kuzeye çıkan akıntı, Çandarlı körfezi önlerinde batıya yönelir, Çanakkale’den inen akıntı ile birleşip Ege’nin batı tarafında, güneybatı yönünde, Mora yarımadasının altına kadar iner. Burada akıntının bir kısmı Adriyatik’e çıkar, diğeri yine Afrika sahillerindeki akıntıya karışır ve böylece Doğu Akdeniz’de saat yelkovanının aksi yönünde dönen bir iç akıntı oluşur.

Bu genel akıntı bazı geniş körfezler içinde veya adalar arasında, daha değişik ve sahili takip eden yönlere döner. Kuvvetli rüzgarlar, bilhassa uzun süreli güney ve kuzey fırtınaları, bu akıntının hem yönünü, hem süratini büyük ölçüde etkiler.

Kuzey fırtınalarında, orta ve bilhassa Batı Ege’de akıntılar, güney ve güneybatı yönde epey süratli akar (İkaria ile Mikonos Adaları arası veya Kafirevs Boğazında olduğu gibi). Bu hallerde, sahillerimiz boyunca kuzeye çıkan akıntı durur veya çok hafifler. Ona mukabil ekimden marta kadar esen kuvvetli güney fırtınaları, kuzey yönlü akıntıyı kuvvetlendirir. Hatta Kuzey Ege’ye yığılan denizler, Çanakkale boğazında güneye akan normal satıh akıntısını durdurup, tersine bile döndürür. Hava kırılınca, Kuzey Ege’de biriken bu su, güneye doğru daha kuvvetli akar. Buharlaşma sonucu, tuz miktarı ve yoğunluğu artan su, dibe iner ve bir kısmı Cebelitarık’tan Atlantik’e, diğeri de Çanakkale’den Karadeniz’e ters dip akıntısı olarak çıkar.

Temel Yelken Yarış Kuralları

Yelkencilik Kurallarının temel açıklamalarını en kolay ve anlaşılabilir şekliyle burada bulacaksınız.

1. Farklı Kontralarda Seyreden Yelkenliler

KURAL; İskele kontrada seyreden yelkenli sancak kontrada seyreden yelkenliye yol verecektir.

KURAL AÇIKLAMASI

Bu açıklamaların ikisinde de, aynı kural değişik kelimelerle verilmiştir. Dilediğiniz bir tanesini aklınızda tutunuz.

1a) Yelkenliniz rüzgarı soldan alarak seyrediyorsa, rüzgarı sağdan alan teknelere yol vermek, onlara engel olmamak zorundasınız.

1b) Yelkenlinizin ana yelkeni teknenin gidiş yönüne göre sağda ise, ana yelkeni (gidiş yönlerine göre) sol tarafta seyreden teknelere yol vermek, engel olmamak zorundasınız.

2. Aynı Kontralarda Seyreden Yelkenliler

KURAL

2.1 Rüzgarüstündeki yelkenli rüzgaraltındaki yelkenliye yol verecektir. (Bu kural start anında geçersiz kalır. Bkz. Kural 7

2.2 Açık-gerideki yelkenli, açık-öndeki yelkenliye yol verecektir.

KURAL AÇIKLAMASI

2.1 Her iki tekne rüzgarı aynı yönden alarak seyrediyorlarsa, rüzgarın estiği tarafta bulunan yelkenli diğerine engel olmayacaktır.

2.2 Açık-geride yelkenli açık-önde yelkenliye çarpmamaya çalışacak, öndeki teknenin yön değiştirmelerine uyacak ve ona engel olmayacaktır. (öndeki tekne yalnız tramola veya kavança yapamaz. Bkz. Kural 3)

3. Kontra Değiştirmek

KURAL; Tramola ya da kavança yapan bir yelkenli herhangi bir kontrada seyretmekte olan yelkenliden uzak kalacaktır.

KURAL AÇIKLAMASI; Diğer tekneler ile çatışmadan seyretmekteyken, tramola veya kavança atarak diğer teknelerin yoluna düşmeye ve onları yön değiştirmeye zorlamaya hakkınız yoktur.

4) Start Almak

KURAL; Bir yelkenlinin donanımının veya gövdesinin herhangi bir bölümü, start verildikten sonra, start hattını, ilk dönüş şamandırası yönüne doğru geçerse, bu yelkenli doğru start almış olur.

5. Yarışı Bitirmek

KURAL; Eğer bir yelkenli, tüm ceza dönüşlerini doğru olarak tamamlar ve gövdesinin veya donanımının herhangi bir bölümü start hattını istenen yönde tam olarak ve bitiş hattını belirleyen şamandıralara çarpadan geçer ise, doğru olarak yarışı bitirmiş sayılır.

6. Orsalatma Hakları

KURAL; Yelkenliler start aldıktan ve start hattını geçtikten sonra, açık-öndeki veya rüzgaraltındaki yelkenli, rüzgarüstündeki yelkenliyi (bunun direği kendi kıçı ile aynı hizada veya daha önde oluncaya kadar) orsalatabilir.

7. Start Sırasında

KURAL

7a) Herhangi bir engeli olmayan rüzgaraltı tekne, bir start şamandırasının rüzgaraltı tarafına geçmek isteyen rüzgarüstü tekneye yer açacaktır.

7b) Hatalı (erken) çıkış yapan yelkenli tekrar start hattına dönerken, start almakta olan veya doğru start almış diğer teknelere engel olmayacaktır.

KURAL AÇIKLAMASI

Yanlış start alınan yelkenli için hakem; “XX’ numaralı yelkenli hatalı çıkış (Fodepar)” şeklinde uyarı yapar. Bu yelkenli diğer, doğru start almış veya çıkış yapan teknelere engel olmayacak şekilde yön değiştirir veya durur. Start şamandıralarından birinin dışından dolaşarak yeniden start alır.

8. İşaret Şamandıralarını Dönüş,

KURAL

8a) Dıştaki bir yelkenli, içteki bütün kapatmalı yelkenlilere, (kapatmanın, dıştaki yatın burnunun şamandıraya 4 tekne boyu yarıçaplı alan içindeyken oluşması durumunda,) şamandırayı dönmesi veya geçmesi için yer açacaktır.

8b) Farklı kontralarda seyir eden iki yelkenli, orsa şamandırasında karşılaştıklarında 1. KURAL 8a) kuralının önüne geçer.

8c) Açık-gerideki yelkenli açık-öndeki yelkenliden uzak kalacaktır.

KURAL AÇIKLAMASI

8a) 4 tekne boyu mesafeye ulaşıncaya kadar, arkadan yetişmeye çalışan yelkenlileri, yön değiştirmeye zorlayabilirsiniz. Bu alana girdikten sonra, sizinle kapatmalı olarak bu alana giren veya girdikten sonra kapatmalı duruma geçen yelkenlilere yer açmak zorundasınız.

9. Şamandıraya Çarpma Durumunda Cezalar

KURAL; Şamandıraya çarpan yelkenli, ilk fırsatta, iki tramola ve iki kavança içeren iki adet 360o dönüş yaparak kendini cezalandıracaktır.

10. Bir Engel İle Karşılaşıldığında, Yer İstemek Üzere Seslenmek

KURAL; Orsa seyir eden iki tekneden rüzgaraltında olan, bir engel ile karşılaştığı için tramola atması gerekirse ve bunu diğer tekneyi engellemeden yapamayacak ise, “Tramola için yer aç” şeklinde seslenecektir. Bu durumda rüzgarüstü tekne ya hemen yer açmak için tramola atacak ya da “sen tramola at” diye seslenecek ve o yelkenli tramolasını tamamlayıncaya kadar ondan uzak kalacaktır.

11. Bir Geçiş Üstünlüğü Kuralına Aykırı Davranılması Durumunda

KURAL; Herhangi bir geçiş üstünlüğü kuralını ihlal eden yelkenli, ilk fırsatta, iki tramola ve iki kavança içeren iki adet 360o derecelik dönüş yaparak kendini cezalandıracaktır.
not: Bu kuralların (yani, 1,2,3,5,6,7,10) ihlali, yelkenliler birbirlerine dokunmamışlarsa da gerçekleşebilir.

12.Yarışan Yelkenlilerin Teması

KURAL: Yelkenliler birbirlerine temas eder ve hiçbiri ceza dönüşünü kabul edip yapmazsa her ikisi de diskalifiye edilirler.

13) Kural 4,9, ve 11 ‘e Aykırı Davranan Yelkenliler

KURAL; Bu kurallara uymayan yelkenliler diskalifiye edilirler.