Kategori arşivi: yelkenle dünya turu

Cahil Cesareti :-)

http://www.cahilcesareti.org/

 

sailingwavecollision-121223

Sadece link verip kaçacaktım, ama çenemi tutamayacağımı biliyorum. Fazla birşey söylemek istemiyorum, sitede çok güzel anlatmışlar, daha önce görüp es geçtiğim bir internet sitesiydi, bugün iyice bakınca daha önce ilgilenmediğim için pişman oldum, ama neyse mutlaka inceleyin. (destek olmayı da unutmayın lütfen, eğer 1 tl size dokunmayacaksa)

Bu arada geç de olsa bir MERHABA…

Benim de cahilce 🙂 bir hamle yapmam an meselesidir artık, yerimde duramıyorum. Sureyelken sürekli değişen gelişen bir proje, öyle sanıyorum ki benim yolculuğum biraz şaşırtıcı olacak, en azından ilk yolculuğum için söyleyebilirim bunu. Açık açık konuşmadığım için kusura bakmayın, biliyorsunuz her şeyi açıkça söylemem.. Sürprizlere hazır olun. Bir anda rüzgarına kapılıverirsiniz alimallah…

11953-sailing-1920x1200-sport-wallpaper

 

Ellen MacArthur

Yarışın en güzel ve en kötü anları hangisiydi?” diye sordular. “En güzeli tam şu an, en kötüsü ise 5 dakika sonra tekneyi terk etmem gerektiğinde olacak, ondan ayrılmak istemiyorum” diye yanıtladım. İçim titriyordu gideceğim diye.

Mike Turner bana doğru geliyordu, onsuz tüm bunları başarmamız mümkün değildi. Yüzündeki ifadeden Kingfisher‘dan ayrılma zamanının geldiğini anladım. Birden mideme birşeylerin düğümlendiğini hissettim ve oradan kaçmak, zaman içerisinde geriye dönmek, kendimi çimdikleyip yeniden uzakta, okyanusta uyanmak istedim. Ama bunun mümkün olmadığının bilincindeydim, zamanım dolmuştu.

Gözyaşlarım kontrolüm dışında dolup taştı, içimde yanan bir acıyı hissedebiliyordum. Mark omuzuma dokunduğunda adeta uyuşmuş gibiydim ama ayaklarım istemim dışında puruvaya gitmeye ve oradan atlayıp inmek üzere beni taşımaya başladı. Adeta kâbus gibi, bacaklarım beni dinlemiyordu. Ben durmak ve orada kalmak istiyordum. Ayrılmaya hazır olmadığımın bilincindeydim.

Mark’ın kolunun altından çekilip geriye doğru döndüm, gözyaşlarımdan etrafı göremiyordum. Etrafımdaki gürültünün ve patlayan yüzlerce kameranın farkındaydım. Kingfisher’ı nasıl terk edebilirdim? Onu bırakıp da nasıl gidebilirdim? Yolculuğumuz bitmişti ama taa içimdeki derinliklerde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ya da olamayacağını biliyordum.

Adeta kör gibi havuzluğa yürüdüm. Hayatımda hiçbir zaman şu anki gibi yok olmak istememiştim. Kingfisher’ın pruvasında durdumve gözlerimi kapattım, alnım güvertesine sıkıca dayalıydı. Yalnız olmaya ihtiyacımız vardı. Ona teşekkür etmek, her şeyin bittiği ve onu terk etmek zorunda olduğum için ne kadar üzgün olduğumu söylemek istiyordum. Hayatımda hiç yapmadığım kadar yoğun bir şekilde tek bir şeyi düşünerek geçirdiğim o dakikalar bana adeta birkaç saat gibi geldi. Üzüntü, yorgunluktan çok daha farklı bir histi. Acıyı tam kalbimde duyuyordum oysa daha önceleri duyduğum acı yalnızca vücudumdaki tüm kemiklerin sızlamasıydı.

Bu son üç ay adeta sonsuzluk gibiydi, yarıştan önceki hayatım nasıldı, hiç hatırlamıyorum bile. Varış hattını geçtiğimden bu yana ilk kez tüm duygularım boşalıyordu, yoğunluğu saklanabilir gibi değildi, can dostumdan ayrılıyordum ve acısı içimi parçalıyordu.

Kalbimin taa derinliklerinde, ona en iyi şekilde bakmak için elimden gelen her şeyi yapmış olduğumu gayet iyi biliyordum. Kalabalığın gürültüsünü yeniden duymaya başladığımda yapabileceğim tek şey, orada başım önde durup, ona son teşekkürlerimi iletmekti. Şu an hayatta olup yanında duruyor olabilmem bile, benim için, onun da bana ne kadar iyi bakmış olduğunun yeterli kanıtıydı.

O ana kadar varış hep bir rüya gibi gelmişti, binlece insan, kalabalıktan gelen tezahüratlar ve devamlı yanan parlak ışıklar. Ama şu an tüm bu görüntü, acıyla buğulanmakta ve parçalanmaktaydı. Dişimi sıktım ve kendimi zorlayarak ondan ayrıldım.

Kingfisher’ın yanı başında attığım o son adımları hatırlayamıyorum ama üç aydır ilk kez vardevelalardan dışarı adım attığım anda adeta bedenimin büyük bir kısmını geride bırakıyormuş gibi hissettim. Pontona ayak bastığımda vardavelaya sıkıca tutundum ve başımı gövdesine dayadım. Gövdesini okşamak için elimi uzattığımda gözlerim sıkı sıkı kapalıydı, yumuşak kıvrımlı küpeştesi serin ve sakinleştiriciydi ve son defa olmak üzere dünyadan koptum.

Arkamdan birisinin kolunu etrafıma doladığını ve “Hadi Ellen” diye seslendiğini duyunca yavaşça döndüm ve elim sessizce Kingfisher’ın gövdesinden ayrıldı. Vendée Globe yarışımız artık bitmişti.

Ellen MacArthur, Avucumdaki Dünya, Naviga Yayınları,  Sayfa; 28-29, Çeviri; Hülya Leigh

Dünya Turu Projesi

Sureyelken yelkenle dünya turu projesi tüm hızıyla yoluna devam ediyor. Yaza girilirken yelken eğitimleri ve tekne konularına daha fazla ağırlık vermeye başladık. Bu yazımda dünya turu projemiz hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Sitemizin daimi takipçileri az çok ne yapmaya çalıştığımız hakkında bilgi sahibi olabilirler, ancak projenin ne duruma olduğu hakkında bir fikirleri yok. Bu konuyu sitede yeni bir sayfa açarak sponsor olmak isteyen firma ve kuruluşlar için detaylı bir şekilde anlatacağım. Şu an projenin devamı için asıl sorunumuz maddi yöndeki sıkıntılarımızdır. Bu sıkıntılar da site gelirleri ve sponsor desteğiyle ve özellikle de ana sponsorumuzu belirlediğimizde ortadan kalkacaktır.

  • Projenin hazırlık aşamalarından ilki yaklaşık 6,5 metrelik bir tekneyle (mini 6,50) Türkiye çevresi sularında uzun seyirler yaparak, eksiklerimizi gidermek ve hatalarımızı görmek. Bu seyirler 25, 50 ve 75 günlük durmaksızın seyirler olarak üç ayrı seviyede planlanıyor. ( Güzergah detaylı bir şekilde siteye açacağımız yeni sayfada anlatılacak )
  • Projenin en önemli ve son hazırlık kısmı olacak olan, Atlantik Okyanusu’nda durmaksızın 100 günlük bir seyir. (Dikkat ettiyseniz bunları bir yolculuk olarak nitelendirmiyorum, bu seyirler tamamiyle asıl hedefimiz olan dünya turu için hazırlık mahiyetindedir.) Bu 100 günlük durmaksızın seyir asıl dünya turumuzun çok küçük bir bölümü olarak planlanıyor. Neden hazırlık aşaması bu kadar uzun süreçli: Çünkü hedefimiz şimdiye kadar yapılmayanı yapmak, durmaksızın mesafe ve gün bazında en uzun solo dünya turunu gerçekleştirmek.
  • Asıl hedefimiz olan dünya turu:
  • Türkiye/İstanbul’dan başlayıp, Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Atlantik Okyanusu‘nu Karayipler‘e kadar geçtikten sonra, rotayı güneye çevirip Atlantik Okyanusu boyunca güneye inerek Horn Burnu‘ndan geçip tekrar kuzeye yönelip Ekvator ve 30 derece kuzey ve güney enlemleri arasında S çizerek ilerleyip, Kuzey Mariana Adaları‘na yaklaşıldığında tekar güneye dönüp Avustralya‘nın güneyinden geçtikten sonra, (artık yolculuğun bundan sonraki kısmı tamamen Güney Okyanusu’nda iki tur olacak şekilde) artık bütün karalar kuzeyimizde kalacak şekilde batıya doğru ilerleyerek 50 ve 60 derece enlemleri arasında tam bir dünya turunu tamamladıktan sonra, daha da güneye inerek, yaklaşabildiğimiz kadar Antarktika‘ya olabildiğince yaklaşarak bir tam tur daha yaptıktan sonra tekrar Atlantik Okyanusu’nda kuzeye doğru yönelip Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Akdeniz’den Türkiye’ye ulaşmak.

Böyle bir dünya turu için gereken sponsor desteği 300 – 350 bin TL’dir. Bu para yolculuk için gereken her şeyi (tekne dahil) kapsar.

Bu yolculuk için Hans Christian 33 ya da Bristol Channel Cutter teknelerinden herhangi birisini kullanmayı düşünüyorum. Belki Ingrid 38 de olabilir ya da benzeri bir tekne…

Yelkenle solo dünya turu yapan ilk ve tek denizcimiz Kayıtsız III adlı muhteşem teknesiyle Özkan Gülkaynaktır. Fakat şimdiye kadar durmaksızın solo dünya turu yapan denizcimiz yoktur. Sureyelken projesiyle bu hedefimi, bir daha kırılamayacak bir rekor dünya turuyla gerçekleştireceğim.

Bu hedefimin oluşmasında, hayat görüşümün şekillenmesinde rol oynayan, bana denizi sevdiren, denize olan özlemimi ve aşkımı alevlendiren, her ne kadar tanışmamış olsam da kendileriyle gurur duyduğum, kendilerine inanılmaz bir sevgiyle bağlı olduğum, onları okumuş ve anlamış olmaktan onur duyduğum denizci dostlarımı, ustalarımı da buradan sevgiyle selamlıyorum;

Ben dünyanın en güzel ulusunun bir ferdiyim. Kuralları katı ama basit, asla hile yapmayan, sınırları olmayan, her zaman ?şimdi?yi yaşayan bir ulus bu. Rüzgar, ışık ve barış dolu bu ulusta yalnızca denizin sözü geçer. 

?Avrupa toplumuna ve onun yalancı Tanrı?larına dönmeyi hiç istemiyorum. Para kazan, para kazan, ne için? Hala kullanabildiğim arabamı değiştirmek, daha güzel giyinmek, televizyon almak gibi amaçlar için yaşayamam ben. Ben teknemi istediğim yere bağlayabileceğim, güneşin, soluduğum havanın ve yüzdüğüm denizin bedava olduğu, bir mercan atolünde güneşin altında rahatça uzanabileceğim bir sahile gidiyorum.? Bernard Moitessier

Her atlattığın fırtınadan sonra, denizi daha çok seversin, bağlanırsın. Hayatımın en müthiş deneyimi diyebilirim. Sadun Boro.

Türk yelkenciliğinde “Hocaların Hocası” olarak anılan Cumhur Gökova.

51 yaşında iken Spray adlı teknesiyle tek başına çıktığı yelkenle dünya turunu üç yılda tamamlayarak, dünya denizcileri için efsane olan Kaptan Joshua Slocum.

Dünya denizlerinde yelkeninde ay ve yıldız olan böylesine ilgi çeken bir tekne ile, hiç bir elektronik aygıt kullanmadan yapılacak seyirlerde Türkiye’de de iyi yetişmiş, kendi yöntemlerini geliştirmiş, yaratıcı, özgün denizcilerin olduğunu ve kuvvetli bir deniz kültürünün gelişmekte olduğunu göstermek benim için ülkem adına en büyük tanıtım ve gurur kaynağıdır. Özkan Gülkaynak.

Garip gelecek, ama okyanus geçişlerinde hiç yalnızlık hissetmedim. Yalnızlığı en çok limanlarda hissettim. Etrafınız insanlarla çevriliyken aslında tek başına oluşunuz daha çok etkiliyor. Yani, şehirlerde hissedilen yalnızlıktan hiç farklı değil. Hakan Öge.

Vazgeçmemecesine çıktığı yolculukta, inatla, her şeye rağmen sonuna kadar gitmeyi başaran, hayallerini gerçekleştiren akılalmaz bir kadın. Ellen MacArthur.

Ve daha nice deniz insanı… İnsanın aklı bir kere denize düştü mü, bundan gayrısı yalandır. Hayat bir yolculuktur durmaksızın hem de tek başına..


Hakan Öge ? Sophie Hunter

Hakan Öge?nin dünya turu için bir peri masalı benzetmesi yapsak herhalde çok da abartmış olmayız. Aynı zamanda fotoğrafçı olarak çalıştığı Atlas dergisinin desteğinde dünya turunu tek başına tamamlayan ilk Türk olma unvanı için Mardek adlı teknesiyle 2004 yılında uzun ve zorlu bir yola çıktı. Bundan sonrasını ise onun ağzından dinleyelim.

?Deniz erkek işi. Denizlerde sadece erkekler var. Bu yüzden denizde karşıma yalnız bir kadın çıkabileceğini asla tahmin etmezdim. Sen git okyanusun ortasında, denize çıkmış çok ender kızlardan birisiyle karşılaş, bir de aranızda garip bir elektrik doğsun. Acayip bir şeydi. Tek başına dünya turunu tamamlayan tek Türk olacaktım. Alnımın akıyla da başardım. O unvanı alamadım belki ama hayatımın kadınını buldum. Tek başıma yapmış olsaydım, kendimi bu kadar huzurlu ve doygun hissetmezdim.?

Yalnız çıktığı dünya turundan okyanusun ortasında bulduğu hayatının kadını ile dönen Hakan Öge, 1964 yılında Ordu?da doğdu. Gerisini ise özgeçmişinden takip edelim. İlköğrenimini Ordu?da tamamladı ve ardından İstanbul?da Saint Joseph Fransız Erkek Lisesinde okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini bitirerek 1988 yılında Diş Hekimi unvanıyla mezun oldu. Hakan Öge?nin küçüklüğünden beri aktif bir spor yaşantısı oldu. Ordu?da 15 yaşında başlayan bisiklet macerasında milli takıma kadar yükseldi. Üniversite yıllarında ise rüzgar sörfüne ve ardından dağcılığa başladı. Bu sporlarla uğraşırken gittiği ve gördüğü yeni yerleri kalıcı hale getirmek tutkusu fotoğrafçılığa başlamasına neden oldu. Bir süre sonra bütün bunlara yamaç paraşütçülüğünü de ekledi. Aktif spor yaşantısı ve fotoğrafçılık tutkusu sayesinde Atlas dergisinde profesyonel fotoğrafçı olarak çalışmaya başladı. Atlas dergisi için paramotor (motorlu yamaç paraşütü) kullanarak hava fotoğrafları çekimi yaptı. Bu işi sırasında 1999 yılında paramotorla en uzun mesafe rekorunu, Türkiye?yi kuzeyden güneye, Sinop ? Mersin hattı boyunca 910 km?lik hat boyunca kat ederek kırdı.

Deniz kenarında büyüyen ve denizle iç içe geçen bir çocukluk onda deniz tutkusunu oluşturdu. Ortaokuldayken okuduğu Sadun Boro?nun ?Pupa Yelken? kitabı ise her Türk denizci gibi onun da hayatında önemli bir yere sahip. Yelken ve dünya turu fikri aklından hiç çıkmadı ve sonunda 1999 yılında imkânlarını zorlayarak bir tekne sahibi oldu. Tekne daha inşa aşamasındayken dünya turu yapmaya karar vermişti ancak bu işin onun deyimiyle bir heyecan, bir meydan okuma taşıması gerekiyordu. Bu yüzden bu yolculuğu tek başına yapmaya karar verdi. Sonunda bu tutkusunu gerçekleştirmek için mesleğini bırakarak Mayıs 2004?te Mardek adlı teknesiyle Kalamış Marina?dan yola çıktı. Ancak kader onun planlarını gerçekleştirmesine izin vermeyecekti. Yolculuğa başladıktan 7 ay sonra karşısına çıkan ?denizkızı? Sophie yalnızlığına son verdi. Sophie ile birlikte olmanın verdiği cesaretle rotasını Horn Burnuna yöneltti. Tehlikelerle dolu bu bölgeyi sorunsuz geçtikten sonra dünya turunu Temmuz 2007?de yola çıktığı Kalamış Marina?ya dönerek tamamladı. Dönüşte seyahat anılarını eşi Sophie Hunter ile içinde seyahat boyunca çektikleri fotoğrafların bulunduğu ?Duygularla Akmak? adlı bir kitapta topladı.

Sadun ? Oda Boro

Türkiye?de yelkenle dünya turu denilince akla gelen ilk isim Sadun Boro olacaktır. Eşi Oda Boro ile çıktığı 1962?de çıktığı dünya turunu 1965?te tamamladı. Ardından bu seyahatinin anılarını bizlere rehber olacak mükemmel bir kitap olan ?Pupa Yelken?de topladı. Burada hayatlarını kısaca aktarmaya çalıştığımız dünya turu yapan diğer Türk yelkencilerin hepsi hayatının bir döneminde bu kitapla tanıştı. Bazılarının çocukluğunda okuduğu bu kitap içlerinde yelkenle dünya turu tutkusunu ateşledi. Bizler burada ne her kadar onu tanıtmaya çalışırsak çalışalım hep bir şeyler eksik kalacaktır bu yüzden burada kısaca verdiğimiz Pupa Yelken kitabından alıntı hayat hikâyesi ile yetinmeyin. Sadun Boro?nun her biri ayrı güzellikteki kitaplarını alın ve okuyun diyoruz, hatta şiddetle öneriyoruz.

Sadun Boro, 1928?de İstanbul, Erenköy?de doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan ve Marmara kıyılarında geçti. Denizcilik hayatına önce sandalla başladı, liseye geçtiği yıl ilk yelkenli teknesine sahip oldu. Galatasaray Lisesi?ni bitirdikten sonra, 1948?de İngiltere?ye gitti. Manchester Üniversitesi?nin Tekstil Mühendisliği Bölümü?nü bitirdi. 1952?de ?Ling? adlı 11 m.?lik bir yelkenli ile İngiltere?den Karaip Adaları?na kadar uzanan ilk açık deniz, Atlantik aşırı yolculuğu bir İngilizle beraber gerçekleştirdi. O zaman Cumhuriyet Gazetesi?nde tefrika olan bu gezinin anıları 2004 yılında ?Bir Hayalin Peşinde? adlı eserinde neşredildi.

Bugünkü yelkenlisi 10,5 m. boyunda ve keç armalı ?Kısmet? 1963?te Salacak?ta, Athar Beşpınar?ın atölyesinde kızağa kondu. Hayatta en büyük emeli olan dünya seyahatine 1965?te Alman asıllı eşi Oda ile beraber çıktı. Onlara Kanarya Adaları?nda aldıkları ünlü kedileri ?Miço? eşlik etti. Üç yıl süren bu yolculuğunun anılarını önce Hürriyet gazetesine yazdı; sonra Pupa Yelken adlı eserinde topladı. Boro ailesi 1977-1979 yılları arasında, o zaman 8 yaşında olan kızları Deniz?le beraber, Karaip Adaları?nı, Amerika?nın doğu sahillerini gezdi. 1980?den beri Bodrum?da yaşayan Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek gibi Güney Ege koylarının korunması için çok çalışmıştır. Boro, gazete ve dergilere yazdığı sayısız yazı ile genç kuşağa deniz ve doğa sevgisini aşılamayı amaç edinmiş, onlara örnek olmuş bir denizcidir.

Dünyayı Dolaşan Türk Denizciler

Sadun Boro?nun ?Pupa Yelken? kitabını okumayan Türk yelkenci yoktur diye düşünüyoruz. Hele de eğer hayallerinde dünya turu yapmak isteyen ve okyanusların engin ve azgın dalgalarında yelken yapmak isteyenler için tam bir başucu kitabıdır.

Cumhur Gökova, Sadun Boro’nun izinden Dünya’yı gezmeye çıkan ikinci Türk oldu. Kendisi bu etkinliğini “Dünya Gezisi” olarak niteliyor: “Zira biz Singapur’dan Kızıldeniz’e gelmeyi planlarken Araplar birleşerek İsrail’e savaş açtılar ve İsrail Kızıldeniz’i kapattı. Biz de çok daha uzun bir yol izleyerek Japonya Midway Adaları, Hawaii üzerinden tekrar Amerika’ya döndük. Bu dönüş hayatımıza renk kattı ve değiştirdi, ama “Dünya Turu” yaptık dersek yanlış olur.”

Michel Desjoyeaux

Vendée Globe yarışı, okyanus yelken yarışlarının Everest?i kabul edilir. Her defasında start alan teknelerin yarıdan fazlası bitiş çizgisini göremeden yarıştan çekilmek zorunda kalır. 2008-2009?da yapılan son yarışta çıkış alan 30 tekneden sadece 11?i bu yarışı bitirebildi. İnsanı gerek fiziksel gerekse de psikolojik olarak en uç noktalarda zorlayan bu yarışı 2 kez kazanan tek bir kişi var. Üstelik 2. zaferini yarış rekoru kırarak kazanan bu usta denizci kim mi? İşte karşınızda ?Profesör? Michel Desjoyeaux.

16 Temmuz 1965?te Fransa?da doğan Desjoyeaux kısaca okyanus yarışlarının patronu kabul ediliyor. Rakiplerinin umutsuzlukla yelkenlerini dolduracak hava aradıkları yerde Profesör tecrübesini konuşturarak her zaman ilerleyebilmeyi başaran bir denizci oldu. Son Vendée Globe yarışındaki rakiplerinden Roland Jourdain durumu çok güzel anlatıyor.

?Horn Burnu?nu döndükten sonra Atlantik?te doldrumlara düşmeyi bekliyordum zaten. Ama Michel her seferinde bunlardan sıyrılmayı bildi. Sanki doldrumlara girerken kendisine yol açtı, geçtikten sonra da yolu kapadı.?

Tabii bu tür uzun mesafeli solo yarışlar, katılanları sadece fiziksel olarak değil psikolojik olarak da çok zorluyor. Haftalar süren bir yalnızlığın ve devamlı değişen hava ve deniz koşullarında yelken yapabilmenin yanı sıra olması muhtemel arızalar ve kazalar karşısında gerekli çözümü en kısa zamanda bulmak ve uygulamak gerekiyor. Desjoyeaux ise bu konuda rakipleri tarafından da takdir edilen bir soğukkanlılığa sahip olmakla biliniyor. Son Vendée Globe yarışında Christmas günü yarışı ve hatta tekneyi kaybetmesine neden olabilecek bir dümen arızası karşısında özgüvenini kaybetmeden gerekli onarımları hem de yarış komitesine haber vermeden kendi başına yaptı. Bu konuda yarıştan sonra anlattıkları ise bu özgüvenini ispatlıyor.

?Bu tekneler devrildiklerinde (diğerlerine göre) çok daha az tehlikeliler. Bu yüzden hız konusunda kaygılanmamıza gerek yoktu. Bunu (Vendée Globe?u) 8 sene önce de yapmış olabilirim ama hala inanılmaz. Güneyde bazı zor koşullarla karşılaştık ama bundan çok zevk alıyordum ve bu yüzden her şey çok daha basit geliyordu. Kendine karşı sert olmamak en iyisi, sadece devam ediyorsun. Dümen arızasıyla karşılaştığımda bile oturup ağlayıp sızlanmadım.?

Desjoyeaux?un başarıları sadece Vendée Globe ile sınırlı değil. Tam bir okyanus kurdu olan Profesör?ün diğer başarıları arasında aşağıdakiler sayılabilir.

  • 2004 Transat galibi
  • 2002 Route du Rhum galibi
  • 2000 ? 2001 Vendée Globe galibi
  • 2008 ? 2009 Vendée Globe galibi
  • 2003 ve 2004 Orma çokgövdeli şampiyonasında 2.lik
  • Figaro solo yarışlarında 3 galibiyet (1992, 1998 ve 2007)
  • 1992 Transat Agr2r galibi (Jacques Caraës ile)
  • 2007 Transat Jacques Vabre galibi (M. Le Borgne ile)
  • 2007 Transat B to B 3.lük
  • 2007 SNSM Record SNSM 5.lik
  • 2008 Artemis Transat?tan bir deniz memelisi ile çarpışma nedeniyle terk

Kaynak: Can Komar
İstanbul, 2009 pdf

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=aMvoZ43x7gU&feature=related[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=vDzKSdL7KSg&feature=related[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=nWYPwq5Ctz0[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=HkmhVi_hsZE[/youtube]

Philippe Jeantot

 

Philippe Jeantot, kariyerine petrol platformlarında derin deniz dalgıcı olarak başladı. Hatta bir keresinde 501 metreye dalarak ortak bir rekora sahip oldu. Bernard Moitessier?in ?The Long Way? kitabını okuduktan sonra yelkenle ilgilenmeye başladı. Kendisine keç (ketch) armalı çelikten yapılma 44 ayak uzunluğunda bir yelkenli inşa etti. Bu teknesiyle tek başına dünya turu yapmayı planlıyordu. 2 yıl boyunca denizlerde seyir yaptıktan sonra 1982?de BOC Challenge yarışlarının ilkine katıldı. (BOC Challenge artık VELUX5 Oceans Race olarak adlandırılmaktadır.) Bu yarışı daha önceki tek başına yelkenle dünya turu rekorunu 159 gün 2 saatlik derecesiyle kırarak kazandı. 1986-1987?de düzenlenen ikinci BOC Challenge yarışına da katıldı ve yine birinci oldu.

BOC Challenge yarışının etaplı formatından hoşlanmayan Jeantot, 1989 yılında artık dünyanın en ünlü yelken yarışlarından biri olan Vendée Globe yarışlarını başlattı. Credit Agricole IV adlı teknesiyle katıldığı yarışı dördüncü sırada bitirdi. Ertesi sene 1990?da katıldığı BOC Challenge yarışında yine Credit Agricole IV teknesiyle üçüncü oldu ve böylece dördüncü kez yelkenle tek başına dünya turunu tamamlamış oldu. Bu yarışın ardından, artık yarışlardan çekildiğini ve tekne yapım işinin başına geçeceğini bildirdi.

Kaynak: Can Komar
İstanbul, 2009 pdf

Donald Crowhurst

Yelkenle dünya turu tarihçesi maalesef her zaman sahibine şan ve şöhret getiren zaferler ya da başarılarla sona eren yolculuklar içermiyor. Bu macera sırasında kaza geçirip yarıda bırakmak zorunda kalanlar, korsan saldırısı sonucu hayatını kaybedenler, yola çıkıp bir daha kendisinden haber alınamayanlar, ya da teknesi başıboş sürüklenir halde bulunanların sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. Bunlar arasında bir tanesi var ki solo yelken yarışçılık tarihinde yaşanan trajediler arasında bence özel olarak bahsedilmeyi hak ediyor. Donald Crowhurst ve onun trajik Golden Globe yarışını anlatacağız.

Donald Crowhurst, 1932?de Hindistan?da doğdu. Hindistan bağımsızlığını kazandıktan sonra ailesiyle İngiltere?ye döndü. Ailesinin Hindistan?daki yatırımlarının bulunduğu fabrikanın bir isyan sırasında yakılması sonrasında aile finansal zorluklar yaşamaya başladı. Babası 1948?de öldükten sonra Donald, okulu bırakmak ve Kraliyet Hava Kuvvetlerinde çalışmaya başlamak zorunda kaldı, daha sonra da pilot olarak görev aldı. Hava Kuvvetlerinden ayrılması istendikten sonra İngiliz Ordusuna katıldı ancak disiplin olayları nedeniyle buradan da ayrıldı. Bridgwater?a taşındı ve burada Electron Utilisation Ltd. şirketini kurdu. İşinde önceleri başarılı olmasına rağmen bir süre sonra zorluklar yaşamaya başladı. Gerek reklamını yapmak gerekse de 5.000 sterlin değerindeki para ödülünün cazibesiyle Sunday Times Golden Globe yarışına katılmaya karar verdi. Başlıca sponsoru batmakta olan şirketine de yatırım yapmış olan İngiliz girişimci Stanley Best idi.

Crowhurst, yarışa sağlayacağı hız avantajı nedeniyle bir trimaran ile katılmaya karar vermişti. Bunun için 40 kadem uzunluğunda Arthur Piver tarafından dizayn edilen Teignmouth Electron adlı tekne Norwich?te inşa edilmeye başlandı. Trimaranlar dengeleri nedeniyle birçok yelkenci tarafından tercih edilir ancak devrilmeleri durumunda tek gövdeli teknelere göre doğrulmaları imkansız gibidir. Bu nedenle teknenin güvenliğini arttırmak için Crowhurst bir mekanizma icat etmişti. Bu, teknenin direğinin tepesine takılacak olan bir yüzdürücü ve gövdede bulunan su sensörlerinden oluşuyordu. Bir devrilme durumunda gövdedeki su sensörleri direğin tepesindeki yüzdürücüyü aktif duruma geçirecek ve böylece teknenin tamamen alabora olması engellenecekti. Tekne bu durumdayken üstte bulunan gövdeye su basılarak ve dalgaların da yardımıyla tekne doğrultulabilecekti. Crowhurst, seyahati boyunca bu sistemi test etmeyi ve geri döndüğünde de üretimine başlayıp satmayı planlıyordu.

Ancak tüm hazırlıkları tamamlaması ve yarış süresince gerekli finansal sponsorları sağlaması için Crowhurst?un çok az zamanı kalmıştı. Ekim başlarında teknenin inşası bitmişti ancak tekneyi Norwich?ten başlangıç noktasına getirirken teknenin hiç de hazır olmadığını gördü. Tekne dengesizdi, 3 günlük yolculuk 2 hafta sürmüştü ve dünya turuna hazırlanan yarışmacıyı deniz tutmuştu. Daha da kötüsü Horn burnunu geçmesi planlanan tekne Manş Denizindeki rahat bir seyre bile hazır değildi. Tekne yapımcıları sintine pompasını takamamışlardı ve ?su geçirmez? hatch kapakları sızdırıyordu.

Yarıştan önce kaldıkları oteldeki son geceyi eşi Clare yıllar sonra şöyle anlatıyor. ?Son beraber geçirdiğimiz gece çok korkunçtu. Her ikimiz de berbat durumdaydık. Donald?ı bir uçak kazasında ölen arkadaşı için ağlaması dışında hiç ağlarken görmemiştim, gerçekten gözyaşları döküyordu. Onu kollarımda tuttum ve teselli etmeye çalıştım. İkimiz de hiç uyuyamadık.?

Donald için ailesine bakmak her şeyden önce geliyordu ve artık ümitsiz bir durumdaydı. Son dakikada sponsoru Best ile bir anlaşma imzalamıştı ve buna göre eğer tekne batarsa ya da yarıştan çekilirse teknenin bedelini ödemesi için evleri ipoteklenecekti. Ertesi gün Crowhurst güvenilmez bir tekne ve o karmaşa içinde geride bıraktığı birçok önemli malzemeden yoksun yelken açtı. Ancak sanki kaderin bir işareti gibi, daha yarışın ilk anlarında sorunlar baş gösterdi. Yelkenlerin, batmaya karşı yüzdürücü çantalarla dolanması nedeniyle limana geri dönmek ve bunları tamir etmek zorunda kaldı.

Crowhurst, yarışa başlamasını takip eden 2 hafta boyunca çok yavaş bir ilerleme gösterdi. Ancak bu yavaş ilerleme, teknenin o anki durumu nedeniyle kapıldığı endişe yanında hiç de önemli değildi. Teknesi yavaş yavaş su almaya başlamıştı ve bu durumda Crowhurst?un bir karar vermesi gerekiyordu. Seyir kayıtlarına göre yarışı canlı olarak bitirebilme şansını en fazla yarı yarıya görüyordu. Bundan sonra teknesiyle batması hemen hemen kesin olan Güney Okyanuslarına doğru yoluna devam mı edecekti yoksa eve geri dönüp büyük bir finansal ve manevi yıkımla mı yüzleşecekti?

Kasım ve Aralık 1968 ayları sürecindeki durumunun ümitsizliği onu sonunda karmaşık bir hile uygulamaya itti. Diğer tekneler Güney Okyanusunu geçerken teknesiyle Güney Atlantik?te oyalanacaktı, bu sırada kendisi de sahte seyir kayıtları tutacaktı. Dönüş ayağında da diğer teknelerle birlikte kafileye katılacak ve son sıradaymış gibi yarışı bitirecekti. Son sırada bitiren bir tekne olarak seyir kayıtlarının çok sıkı incelenmeyeceğini ve hilesinin ortaya çıkmayacağını düşünüyordu. İşe koyulan Crowhurst ikili kayıt sistemi tutmaya başladı. Birisinde gerçek konumunu ve olayları tutuyordu, diğerinde ise geriye dönük olarak karmaşık hesaplar sonucu bulduğu olması gereken sahte konumunu işliyordu. Ayrıca sanki gerçekten görmüş gibi gitmediği yerlerdeki hava ve deniz durumu ile diğer seyir detaylarını da sahte kayıtlara işlemesi gerekiyordu. O dönemde modern seyrüsefer, haberleşme ve meteoroloji imkânlarının olmadığı düşünülürse giriştiği sahtekârlık gerek zorluğu gerekse de işin büyüklüğü ile gerçekten hayranlık uyandırıcıdır.

Yarışın başından itibaren, Crowhurst radyoyla verdiği raporlarda konumu hakkında açık olmaktan uzak muğlâk bilgiler veriyordu. 6 Aralıktan itibaren ise büyük ihtimalle hazırladığı sahte seyir defterlerine dayanarak yanlış ve muğlâk pozisyonlar bildirmeye devam etti. Bu süre boyunca Güney Okyanusuna gitmek yerine Güney Atlantik?te rastgele seyrine devam etti, hatta bir seferinde yarış kurallarına aykırı olarak Arjantin?de karaya çıktı ve teknesinde gerekli onarımları yaptı. Yolculuğunun büyük kısmı radyo sessizliği ile geçerken, karadakiler daha önceki raporlarına dayanarak konumunu tahmin etmeye çalışıyorlardı. Aralık başlarında ise yanlış konum bilgilerine göre kendisine yarışın galibi gözüyle bakılmaya başlanmıştı. Ancak yine de yarış komitesi başkanı Chichester açık şekilde Crowhurst?un ilerleme raporları ve kat ettiği mesafeler hakkındaki şüphelerini dile getiriyordu.

Mart başlarında Güney Amerika burnunu döndükten sonra yarışın deneyimli ve favori katılımcılarından Moitessier yarıştan çekilmeye ve dünya turunu devam ettirmeye karar verdi. 22 Nisan 1969?da ise Robin Knox-Johnston varış noktasına erişmiş ve yarışı ilk bitiren ödülünü almaya hak kazanmıştı. Bu ana dek yarışa başlayan 9 yarışmacıdan Tetley hariç geri kalan 6 kişi çekilmek zorunda kalmışlardı. Artık geride yarışı terk etmeyip devam eden sadece Tetley ve Crowhurst kalmıştı. Crowhurst ve Tetley ikincilik için ve Knox-Johnston?un onlardan daha erken yola çıkmasından dolayı en hızlı dünya turu ödülü (5000 pound para ödülü) için çekişiyorlardı. Yarışın 185. günü olan 4 Mayıstan itibaren ise yayınladığı yanlış pozisyon raporları ile gerçek konumu yaklaşık kesişiyordu ve artık Horn Burnunu geçmiş gibi dönüş yoluna başlamış olması gerekiyordu. Gerçekte ise Tetley çok daha öndeydi ve Crowhurst?un saklanma yerinin yakınlarından günler önce geçmişti. Ancak Crowhurst ile burun buruna bir yarış içinde olduğunu düşünen Tetley pek sağlam halde olmayan teknesini (o da Crowhurst gibi 40 kadem Piver tasarım trimaran kullanıyordu) sınırlarına kadar zorladı ve bitiş noktasına 1000 mil kala 21 Mayıs?ta batan teknesini terk etmek zorunda kaldı. Bunu haber alan Crowhurst üzerindeki baskı daha da artmıştı. Artık kendisine ?en hızlı dünya turu?nu tamamlayacak kişi gözüyle bakılıyordu. Yarışı tamamladığı takdirde seyir kayıtları Chichester dâhil birçok kişi tarafından çok sıkı şekilde incelenecek ve büyük ihtimalle hilesi ortaya çıkacaktı. Ayrıca Tetley?in sınırları zorlamasına ve yarışı tamamlayamamasına neden olduğu için suçluluk duyuyor olması da muhtemeldir. 5 Haziranda kuzeye doğru yaptığı yolculukta Ekvator?u geçti. Ancak üzerindeki hileyi saklama baskısı giderek artıyordu. 18 Hazirandan itibaren seyir defterlerine garip kayıtlar girmeye başladı. Zihinsel olarak çökmeye başlamıştı. 23 Haziranda konumuyla ilgili son seyrüsefer kaydını girdi. Artık kayıt defterleri daha çok garip şiirler, Tanrı, şeytan ve insan ile ilgili yazılarla ve kitaplardan alıntılarla doluyordu.

Crowhurst radyo iletişimini 29 Haziran?da kesti. Son seyir kayıt tarihi 1 Temmuz?u göstermektedir. Teknesi Teignmouth Electron bir kargo gemisi olan RMS Picardy tarafından 10 Temmuz?da açık denizde sürüklenir halde ve terk edilmiş olarak bulundu. Tekne, gemiye alındı ve Cayman Brac adasına götürüldü. Teknede Crowhurst?un tuttuğu 4 kayıt defterinden birisi bulunamadı, diğer kayıt defterleri incelendiğinde ise yaptığı sahtekârlık ortaya çıktı. Donald Crowhurst?un 1 Temmuzda tekneden kendini bırakarak intihar ettiği ve boğulduğu tahmin edilmektedir. Eşi Clare ise buna karşı çıkıyor ve Donald?ın kesinlikle intihar etmediğini, tekneden kaza sonucu düştüğünü savunuyor.

Teignmouth Electron?u ise sahibinin kaderi gibi acıklı bir gelecek beklemekteydi. Tekne götürüldüğü adada farklı sahiplerin elinden geçtikten ve çeşitli ticari faaliyetlerde kullanıldıktan sonra uzun süre sahilde kendi başına çürümeye terk edildi. 2006?da tekneyi alan yeni sahibi sanatçı Michael Jones McKean?in ne yapacağı henüz kesin değil ve Teignmouth Electron halen bırakıldığı yerde sahibini bekliyor.

Donald Crowhurst?ün trajedisini anlatan 2006 tarihli ?Deep Water? adlı belgesel gerek yarış öncesi gerekse de yarış sırasında yaşanılanları görgü tanıkları, video çekimleri ve belgelere dayanarak anlatan güzel bir kaynak, izlemenizi tavsiye ederiz.

Kaynak: Can Komar
İstanbul, 2009 pdf