Kategori arşivi: yelkenle dünya turu

Robin Knox – Johnston

Sunday Times Golden Globe yarışının galibidir. Bu yarışın özelliği dünya çevresini yelkenle tek başına mola vermeksizin dolaşan ilk yarış olmasıydı. Daha önce Chichester?in sadece tek mola vererek başardığı yolculuk, bu kez mola vermeksizin bir yarış formatında Sunday Times tarafından düzenlenmişti. Bu yarışın birçok ilginç özelliğini ilgili başlık altında anlatmıştık. Bu yarışı bitiren tek kişi olma özelliğine sahip olan Sir Knox-Johnston ayrıca kazandığı ödül parasını yarışta hayatını kaybeden Donald Crowhurst?un ailesine bağışlayarak sadece iyi bir denizci olmadığını da kanıtlamaktadır.

Sir Knox-Johnston, 1939?da Londra?da dünyaya geldi. İngiliz Ticaret Filosunda güverte subayı olarak 1957?den itibaren denize açılmaya başladı. Bombay?da kardeşi ile Colin-Archer dizaynı bir sloop tekne olan Swahili?yi inşa etti ve 1965 ? 1967 arasında teknesiyle Bombay?dan İngiltere?ye geldi. O sıralarda yelken dünyasında bir ilk olanı gerçekleştirmek üzere Sunday Times Golden Globe yarışına katıldı. 14 Haziran 1968?de Falmouth?tan yola çıktı ve 22 Nisan 1969?da Falmouth?a dönerek yarışı tamamladı. En önemli rakibi olan Bernard Moitessier yarış sırasında çekilerek yolculuğuna devam ettiği için bu yarışı katılan 9 denizci arasında tamamlayan tek kişi oldu. Bundan sonra da aktif spor hayatına devam etti. İngiltere etrafında düzenlenen çiftler yarışını 1970?te (Leslie Williams ile) ve 1974?te (Gerry Boxall ile) olmak üzere 2 kez kazandı.

 

Jules Verne Trophy?e 1994 yılında Peter Blake ile katıldı ve burada en hızlı dünya turu rekorunu kırarak yarışı kazandı. Yarış tamamlama süreleri 74 gün 22 saat 18 dakika ve 22 saniye oldu. Sir Knox- Johnston 1992 ? 2001 yılları arasında Sail Training Association başkanlığını yürüttü. 1995 yılında Kraliçe tarafından Sir ünvanı verildi.

Dünya çevresinde ikinci turunu SAGA Insurance teknesiyle katıldığı Veux 5 Oceans yarışında tamamladı. Yarışı 4 Mayıs 2007?de dördüncü sırada bitirdi. Bu yarışın onun açısından bir başka özelliği 68 yaşındaki Sir Knox-Johnston?ın en yaşlı katılımcı olmasıdır.

Otobiyografik özellikler de taşıyan ?A World of My Own? adlı bir kitap yazdı. Aktif yelken hayatına halen devam eden Sir Knox-Johnston ayrıca çeşitli yelken ve spor organizasyonlarında yer almaktadır.

Resimler:

http://www.frickers.co.uk/marine-art/suhaili.html

http://www.telegraph.co.uk/sport/othersports/sailing/5570883/Sir-Robin-Knox-Johnston-to-take-to-the-seas-again-in-JP-Morgan-Round-the-Island-Race.html

 

 

Volvo Ocean Race

1972?de İngiliz Whitbread firması ve Kraliyet Yelken Kurumu ortaklaşa sponsor olarak dünya çevresini dolaşan bir yelken yarışı düzenlemeye karar verdi. Yarışa Whitbread Round The World Race adı verildi. 8 Eylül 1973?te Portsmouth?tan start alan bu yarışa 17 teknede 167 yelkenci katılıyordu. Yarışın 19. yüzyılda yelkenli kargo gemilerinin kullandığı rotayı takip etmesi planlanmıştı. Katılımcı teknelerde ve ekiplerde herhangi bir ön şart aranmıyordu ve bu yüzden tekne donanımları içinde bir standart yoktu. Kaptanların çoğu açık deniz yelkenciliğinde deneyimli olmasına rağmen teknelerin mürettebatı genelde maceraperest ve yelken açısından deneyimsiz kişilerden oluşuyordu. Uzun ve zorlu etaplar sırasında tekneler birçok zorluk yaşadı ve birkaç yarışmacı denizde kaybolarak hayatını kaybetti. Bütün bu deneyimler ileride düzenlenecek olan diğer yarışlar için dersler çıkarılmasını ve güvenlik ile açık deniz deneyimi konularının daha ciddiye alınmasını sağladı.

Whitbread Ocean Race, 1973?ten itibaren 2005?e dek beri düzenli olarak 4 senede bir yapıldı, 2005 yılından itibaren ise 3 senede bir düzenlenmeye başlandı. Yarıştaki bir başka değişiklik ise sponsor konusunda oldu. Yarışın 2001?den itibaren yeni sponsoru Volvo oldu ve o zamandan beri Volvo Ocean Race olarak anılmaktadır. Ayrıca katılımcı teknelere de standart getirildi. Yarışa son organizasyona kadar sadece özel tasarım Open 60 sınıfı tekneler katılabilmekteydi. En son düzenlenen yarıştan itibaren ise sadece Open 70 sınıfı tekneler katılabilmektedir. En son 2008-2009?da düzenlenen Volvo Ocean Race?i İsveç Ericsson 4 takımı kazandı. Bir sonraki Volvo Ocean Race ise 2011?de yapılacak.

Her yıl merakla beklenen ve yelken dünyasının en önemli etkinliklerinden biri olan Volvo Ocean Race, Ekim 2011 tarihinde dünyanın önde gelen saat üreticisi IWC Schaffhausen sponsorluğunda, İspanya?nın Alicante Limanı?nda başlıyor. Temmuz 2012 tarihinde İrlanda Galway’de sona erecek Volvo Ocean Race heyecanında 39.370 deniz mili yol katedilecek.

9 ay boyunca zorlu mücadelere sahne olacak ve yelken tutkunlarına nefes kesen anlar yaşatacak bu yarışa; Cape Town ( Güney Afrika) , Abu Dhabi (BAE) , Sanya (Çin), Auckland (Yeni Zelanda), İtajai (İtalya), Miami (ABD), Lizbon (Portekiz) ve Lorient (Fransa) limanları ev sahipliği yapacak.

Kaynak:

Can Komar İstanbul, 2009 pdf

http://www.denizhaber.com.tr/deniz-sporlari/34967/volvo-ocean-race-basliyor-ispanya-alicante-limani-irlanda-galway-yaris-yelken-iw.html

Sunday Times Golden Globe Race

Sadece bir kez düzenlenmiş olsa da ve artık günümüzde adı medyada geçmiyor olsa da Sunday Times Golden Globe Race aslında günümüzde herkesin dikkatle izlediği dünya çevresinde yat yarışlarının ilkiydi. Bu yarış birçok ilke sahip olmasının yanı sıra birçok ilginç özelliğe de sahiptir.

Dünya çevresini tek başına yelkenle dolaşmayı ilk kez 1895 ? 1898 yılları arasında Joshua Slocum başarmıştı. Ancak tek başına dünya turunun bir hız kapışmasına dönüşmesi 1966 yılında Francis Chichester?in eski clipper gemilerin rekorunu kırma denemesi ile başladı. Chichester yaptığı yolculukta sadece bir kez mola vererek bu inanılmaz macerayı 226 günde tamamlamayı başardı. Her ne kadar clipper gemilerin 160 günlük süresine göre daha uzun olsa da tek başına yapılan bu yolculuk birçok denizcinin ilgisini çekmişti. Bundan sonraki girişim doğal olarak mola vermeksizin tek başına dünya turu olacaktı. Artık dünya çapında ünlü birçok denizci henüz sahiplenilmemiş bu unvana sahip ilk kişi olmak için planlarını yapmaya başlamışlardı. 1968 yılına gelindiğinde bütün bu planlar yelkencilik dünyasında konuşulur hale gelmişti. Chichester?in yolculuğunun sponsoru olan ve bu işten oldukça karlı çıkan Sunday Times bu ünvana sahip olacak kişiyi de desteklemeye karar vermişti ancak potansiyel adayların çoğunun zaten bir sponsoru vardı. Ayrıca kendilerinin destekleyeceği denizcinin başka birisi tarafından geçilme olasılığı da vardı. Bu yüzden bu girişimi bir yarış şekline dönüştürmek ve bütün girişimcileri de bu yarış içerisine dâhil etme fikrini benimsediler. Böylece Sunday Times Golden Globe Race doğdu. Olabildiğince çok girişimciyi içerebilmek için o sene tek başına dünya çevresini dolaşan kişi otomatik olarak yarışa girmiş sayılacaktı. Güney denizlerindeki rüzgâr durumunu da göz önüne alarak tüm yarışçılar 1 Haziran ve 31 Ekim arasında yarışa başlamış olmalıydı. Yarışçıların başlangıç zamanını senkronize etmek zor olacağı için iki ödüllü bir sistem getirdiler. Varış çizgisini geçecek ilk kişinin getireceği medyatik ilgi nedeniyle bu kişiye Golden Globe ödülü, en hızlı yarışmacıya ise para ödülü verilecekti. Hız rekorunu daha anlamlı kılmak için tüm yarışçılar İngiltere?den yola çıkacaktı. Yüksek para ödülü ve yarışa girişte kısıtlama olmaması birçok garip olaya neden olacaktı.

Sabit bir başlangıç tarihi olmayan yarışa, katılımcılar kendilerini hazır gördükleri zamanda başladılar. İzin verilen ilk tarih olan 1 Haziran 1968?de John Ridgway daha çok haftasonu seyir teknesi olan English Rose IV ile denize açıldı. Bir hafta sonra, 8 Haziran?da ise ilginç bir yarışmacı denize açılıyordu. Hiçbir yelken deneyimi olmayan bir maceraperest Chay Blyth, denizci arkadaşlarının yardımı ile teknesi Dytiscus?u donatmış ve yola çıkmıştı. Arkadaşları daha sonra bir süre teknesinin önünde başka bir tekne ile yelken yaparak ona gerekli manevraları göstermişlerdi. 14 Haziran?da, denizciler için uğursuz gün kabul edilen bir Cuma günü Knox-Johnston teknesi Suhaili ile Falmouth?tan yelken açarak yola çıktı.

Ridgway bir süre sonra teknesinin böyle bir yolculuğa hazır olmadığının farkına vardı, ayrıca yalnızlıktan sıkılmaya başlamıştı. 17 Haziran?da arkadaşlarına fotoğraf ve seyir kayıtlarını vermek ve mektup almak için randevulaştı. Ancak teknesinde aldığı Sunday Times gazetesini okurken ? okuduğu gazetenin yanı sıra ? dışarıdan mektup almanın da yarış kurallarına aykırı olduğunu öğrendi ve teknik açıdan diskalifiye oldu. Morali bozuk şekilde yola devam eden Ridgway teknenin gittikçe kötüleşen durumu ve Güney Okyanuslarının sert koşulları nedeniyle 21 Temmuz?da Brezilya?da yolculuğuna son verdi.

Diğer yarışmacılardan Blyth, yarışı o ana kadar önde götürmesine rağmen teknesindeki ağır sorunlarla boğuşuyordu. Jeneratörü için kullandığı yakıtın kirlenmesi sonucu radyosu devre dışı kaldı. 15 Ağustos?ta Güney Atlantik?te bir ada olan Tristan da Cunha?da demirli bir kargo gemisine karısına mesaj yollamak için yanaştı ancak vatandaşı İskoç kaptanın davetini kıramayarak gemiye çıktı. Bu sırada da geminin teknisyenleri teknesini onardı ve yakıtını yeniledi. Artık diskalifiye olan Blyth için bu yolculuk bir yarış olmaktan çıkmış kendi sınırlarını arayışa dönmüştü. Teknenin durumu gittikçe kötüleşti ve Güney Afrika?da, ileride kendi şartlarında ve daha iyi bir tekneyle dönme isteğiyle, yarışı terk etti.

Bütün bu terklere rağmen, diğer yarışçılar start almaya devam ediyordu. Moitessier ve Fougeron 22 Ağustos Perşembe yola çıktı. Onu takip eden Cumartesi ise King yarışa başladı. Hiçbiri Cuma günü başlamak istememişti. Teknesi Joshua?yı yarış için hafifletmiş olan Moitessier oldukça hızlı yol alıyordu. Aynı rota içinde Knox-Johnston?un hızının yaklaşık 2 katı bir hızla gidiyordu.

Tarihler yarışa son başlama günü olan 31 Ekim?i gösterdiğinde Moitessier, Cape Town?un 1100 mil doğusundaydı, 4000 mil önünde ise Knox-Johnston vardı. Tetley ise Trinadad?a yaklaşıyordu. 31 Ekim?de son 2 yarışmacı olan Donald Crowhurst ve Alex Carozzo yola çıktı. Saygı duyulan bir İtalyan yelkenci olan Carozzo hazır olmadığını bildiği için yarışa başladıktan hemen sonra demir attı ve dış destek almadan teknesindeki hazırlıklara devam etti. Crowhurst?ün durumu da hazır olmaktan uzaktı ancak yine de yoluna devam etti.

Kasım ortasında Crowhurst hala teknesindeki sorunlarla uğraşıyordu. Güney Okyanuslarında karşılaşacağı tehlikeleri bilmesine rağmen evde kendisini bekleyen finansal krizin de farkındaydı. Bu yüzden teknesinin durumuna rağmen yoluna devam etti. Carozzo ise mide ülserinden dolayı kan kusmaya başladı ve tıbbi destek için 14 Kasım?da Porto, Portekiz?de yarıştan çekildi. Hemen ardından 22 Kasım?da Cape Town?dan King?in yarıştan çekildiği haberi geldi. 27 Kasım?da ise Fougeron, Saint Helena?da yarışı terk etti. Geride yarışan 4 tekne kalmıştı. Pasifik Okyanusu?nda kafadan gelen rüzgarlarla boğuşan Knox-Johnston ve teknesi Suhaili, Tazmanya?ya yaklaşan Moitessier ve teknesi Joshua, Ümit burnunu geçmekte olan Tetley ve teknesi Victress ve hala Kuzey Atlantik?te bulunan Crowhurst ve teknesi Teignmouth Electric.

10 Aralık?ta Crowhurst?ten bir durum raporu geldi, artık hızlı bir şekilde yol almaya başlamıştı ve 8 Aralık?ta 243 mil yol yapmıştı, bu yeni bir hız rekoruydu. Yarış kurulu başkanı Chichester bu ani performans değişikliğine kuşkuyla yaklaşıyordu ve aslında bu kuşkusunda da haklıydı. Crowhurst 6 Aralık?tan itibaren sahte bir yolculuk kaydı tutmaya başlamıştı ve kendini aslında olduğundan daha hızlı gidiyormuş gibi gösteriyordu.

Ocak ayı geldiğinde Knox-Johnston için endişeler artıyordu. Radyo vericisiyle ilgili sorunlar vardı ve Yeni Zelanda?dan sonra kendisinden haber alınamamıştı. Bu sırada Knox-Johnston yoluna devam ediyordu ve 17 Ocak?ta Horn burnunu geçti.

Moitessier?den de Yeni Zelanda?dan beri haber alınamamıştı ancak o da yoluna devam ediyor ve ?Öfkeli Elliler?in koşullarıyla rahatça başa çıkıyordu. 6 Şubat?ta Horn burnuna vardı ancak Plymouth?a dönüş yolculuğu ve yarış fikri kendisini oldukça rahatsız ediyordu. Falkland adaları açıklarında teknesi görüldü ve Tazmanya?dan sonra kendisi hakkında alınan bu ilk haber büyük heyecana yol açtı. Tahminler Moitessier?in yarışı 24 Nisan?da birinci olarak bitireceği yönündeydi (Knox-Johnston yarışı 22 Nisan?da bitirdi). İngiltere?de büyük bir karşılama töreni planlandı, buradan Fransız savaş gemileri eşliğinde daha da muazzam bir karşılama için Fransa?ya götürülecekti. Hatta Legion d?Honneur ödülü alacağı yönünde söylentiler vardı.

Moitessier bütün bunları tahmin ediyor ve modern dünyanın aşırılıklarından gittikçe iğrenmeye başlıyordu. Kendisiyle epey mücadeleden ve İngiltere?de kendisini bekleyenleri düşündükten sonra yoluna devam etmeye, Ümit Burnu?nu geçerek ikinci kez Pasifik?e gitmeye karar verdi. Bu kararından habersiz olan gazeteler ise o ana kadarki ilerlemesini göz önüne alarak tahmini konum bildiriyorlardı. 18 Mart?ta Moitessier, sapan ile bir teneke kutu içinde Cape Town kıyılarındaki bir gemiye mesajını fırlattı ve bütün dünyayı şaşkınlığa uğrattı.

?Niyetim, durmaksızın yolculuğuma devam etmek ve Avrupa?dan çok daha fazla güneş ve barışın olduğu Pasifik adalarına gitmek. Lütfen bir rekor kırmaya çalıştığımı düşünmeyin. ?Rekor? denizde çok aptalca bir kelime. Yolculuğuma durmaksızın devam ediyorum çünkü denizde mutluyum ve belki de ruhumu kurtarmak istiyorum.?

Aynı gün, Güney Okyanuslarında epey hırpalanmış teknesiyle Tetley, Horn Burnu?nu döndü ve artık rahatlamış bir şekilde kuzeye yöneldi. Crowhurst de oldukça hırpalanmış durumdaydı ancak malzeme eksikliği nedeniyle gerekli onarımları yapamıyordu. 8 Mart?ta Arjantin?de ufak bir kıyı kasabası olan Rio Salado?ya gitti. Burada bir sahil koruma istasyonu olmasına ve teknesinin varlığı kayıt altına alınmasına rağmen fazla dikkat çekmeden ve gerekli malzemeleri alarak ayrıldı.

Yeni Zelanda?dan beri kendisinden haber alınamayan Knox-Johnston?ın durumundan endişelenilmeye başlanmıştı. NATO tatbikatı için Azor adaları yakında bulunan savaş uçaklarının araması da bir sonuç vermemişti. Nihayet, 6 Nisan?da bir İngiliz tankeri ile sinyal lambası kullanarak bağlantı kuran Knox- Johnston konum ve durum bilgisi verdi. Bu haber İngiltere?de sevinçle karşılandı ve Knox-Johnston?ın artık Golden Globe ödülünü almasına kesin gözüyle bakılmaya başlandı. Bu durumda Tetley?in de en hızlı yarışmacı ödülü olan 5.000 poundu alması tahmin ediliyordu.

10 Nisan?da Crowhurst, tekrar radyo ile temasa geçti ve konumunu Horn Burnu yakınlarındaki Diego Ramirez Adaları olarak açıkladı. Bu haber İngiltere?de bir başka heyecan dalgasına yol açtı, çünkü en hızlı yarışmacı unvanının bir başka adayı ortaya çıkmıştı. Tetley, bu durumdan haberdar edildi ve teknesinin karşılaştığı zorluklara rağmen sınırlarını zorlamaya devam etti.

22 Nisan?da Knox-Johnston yarışa başladığı Falmouth?a vardı. Bu onu Golden Globe ödülünün ve yelkenle durmaksızın tek başına dünya turu yapan ilk kişi unvanının sahibi yaptı. Bu yolculuğu 313 gün sürmüştü. Artık gözler en hızlı yarışmacı ünvanı ve 5.000 poundluk ödül için çekişen Tetley ve Crowhurst üzerindeydi.

Tetley teknesini zorladığının farkındaydı. 20 Mayıs?ta Azor adaları yakınında bir fırtınaya rast gelince teknesinin durumu hakkında endişelenmeye başladı. Fırtınanın kısa sürede biteceğini düşünerek yelkenleri indirdi ve uyumaya gitti. Ertesi günün ilk saatlerinde kırılan ağaç sesleriyle uyandı. İskeledeki gövdenin kırılmış olabileceğini düşünerek onu kesip atmak için güverteye çıktı ancak kırılma sırasında ana gövdede de koca bir delik açıldığını gördü. Tekne hızla su alıyordu. Hemen May Day sinyali gönderdi ve o akşam can salından kurtarıldı. Bu sırada yarışı bitirme noktasına sadece 1100 mil uzaktaydı.

Artık geride sadece Crowhurst kalmıştı ve gönderdiği raporlardan 5.000 poundluk ödülü garantilemiş gözüküyordu. Ancak bu durum elbette kendisine yönelen ilgiyi arttırıyordu. Dönüşte kendisi, anlattıkları ve tuttuğu kayıtlar hakiki Horn Burnu denizcileri tarafından incelenecekti. Sahte kayıt işi için büyük bir çaba harcamış olmasına rağmen böylesine bir hile özellikle hiç Güney Okyanusu deneyimi olmayan birisi için pratikte gerçekleştirilemeyecek kadar zordu. Bunun farkında olan Crowhurst?ün hızlı gidişi, Tetley?in haberini aldıktan sonra birdenbire bir emekleme haline dönüştü.

Haziran başında tek rakibinin başına gelenleri öğrendikten sonra radyosu bozuldu. İstenilmeyen bir münzevi hayattan kurtulmak için daha sonraki haftaları radyoyu tamir etmekle geçirdi ve 22 Haziran?da Mors alfabesi ile haberleşmeye başladı. Aldığı haberler macerasının yayın hakları, kendisini bekleyen tekne ve helikopter filosu ve dönüşte karşılaşacağı muhteşem karşılama ve İngiliz halkının bekleyişi idi. Spot ışıklarından kaçamayacağı kesindi. Bulunduğu durumdan bir çıkış yolu bulamayan Crowhurst gittikçe soyut felsefeye girdi. Fikirlerini ifade eden uzun makaleler yazmaya ve Einstein?in Görecelilik kitabını farklı bir şekilde yorumlamaya başladı. Takip eden 8 gün boyunca gerçeklikten gittikçe uzaklaştı, yazdıkları üzerinde artan işkence gibi baskıyı gösteriyordu. Sonunda 1 Temmuz?da yazdıklarını karmaşık bir intihar notuyla bitirdi ve tekneden atladı.

Yarıştan ayrılan ancak yola devam eden Moitessier ise yolculuğunu daha mutlu bir şekilde bitirdi. Dünyanın çevresini dolanmaya devam etti ve neredeyse tüm yolun üçte ikisini tekrar kat etti. Ağır hava koşullarına rağmen Horn burnunu tekrar döndü. Ancak teknesi Joshua?nın yeterince yorulduğuna karar verdi ve Tahiti?ye gitti. Burada karısıyla Alicante?de yerleşti. Böylece karısıyla daha önce yapmış olduğu ilk dünya turundan sonra ikinci dünya turunu da bitirmiş oldu.

Tetley bu maceradan sonra tekrar eski hayatına adapte olamadı. Kendisine teselli olarak verilen 1000 poundluk ödül ile yeni bir hız rekoru kırmak için bir trimaran inşa etmeye karar verdi. 60 kademlik yeni teknesi 1971 yılında inşa edildi ancak tekneyi donatmak için gerekli sponsor arayışları hep başarısız oldu. Kitabı ?Trimaran Solo? beklenen satış rakamlarını yakalayamadı. Sonunda sorunlarıyla mücadelede yenik düştü ve Şubat 1972?de intihar etti.

Golden Globe Race ile durmaksızın dünya çevresinde yapılan ilk yelken yarışı tamamlanmış oldu. Yarışın düzenlenme şekli ve organizasyonu hakkında çok fazla tartışma yapıldı. Özellikle yaşanan yüksek sayıda terk ve Crowhurst?un trajik ölümü nedeniyle bir süre dünya turu içeren yelken yarışı düzenlenmedi. Uzun süre sonra, 1982 yılında Golden Globe yarışından esinlenerek ilk BOC Challenge yarışı düzenlendi, ancak bu yarış durmaksızın değil etaplar halinde yapıldı. Bu yarışın ilk galibi Philippe Jeantot tarafından ise 1989 yılında Golden Globe yarışının şekline benzer şekilde durmaksızın yelkenle dünyayı dolaşan Vendée Globe yarışları düzenlenmeye başlandı.

Kaynak: Can Komar
İstanbul, 2009 pdf

 

Dünya Turu Nedir?

Öncelikle dünyanın çevresini dolaşmak nedir, dünya turu nedir? Farklı rotaları takip eden herkes dünyanın çevresini dolaşmış sayılır mı? En hızlı dünya turu yapma derecesini nasıl belirleyeceğiz? Bu tür soruların cevaplarını tartışılmayacak şekilde belirlemek için elimizde sabit tanımlar olması gerekir.

İşe en temel tanım olan enlemler ve ekvator ile başlayalım. Dünyanın çevresini doğu-batı yönüne paralel olarak dolaştığı varsayılan hayali çizgilere bildiğiniz gibi enlem denir. Bunlar arasında en uzunu 0 derece enlemi olan ekvator yaklaşık 40.000 km?dir. Eğer herkes aynı enlemi, örneğin ekvatoru takip ederek dünya turu yapabilseydi, bu yolculukları birbirlerine kıyaslamak açısından elimizde gayet adil bir yöntem olacaktı. Ancak ekvatoru düz bir çizgi halinde takip etmek karşımıza kara parçaları çıktığı için en azından biz denizciler için imkânsızdır.

Bu durumda farklı bir tanımlama kullanılabilir. Örneğin ekvatorun bir özelliği dünya üzerindeki tüm boylamları kesmesidir. Bu durumda dünyanın tüm boylamlarını ziyaret eden bir yolculuk yaparsak bu ekvatoru dolaşmak ile eş anlama gelir mi, dünya turu olarak kabul edilebilir mi? Bu tanım, kulağa ilk başta mantıklı gelse de yetersiz kalmaktadır. Bunun nedeni ise boylamlar arası mesafenin kutuplara giderken azalmasıdır. Kuzey ya da güney kutup noktalarına yakın yerlerde yapılan seyahatler, ekvatorda yapılacak bir seyahatten ve 40.000 km?den çok daha kısa olacaktır. Hatta kutup noktasının etrafında yürüyerek dolaşmak bu tanıma göre dünya turu olarak kabul edilirse birkaç dakika içinde defalarca dünya turu yapabilirsiniz. Bu nedenle bu tanımı da dünya turu yapmak için kullanamayız.

Dünya turu olarak en baştan beri ekvatoru dolaşmak benzeri bir şart arıyorduk. Bu durumda biz de ekvatora benzer şekilde ama farklı açılarda dünyayı kesen bir çember hayal edebiliriz. Ekvatorun özelliklerinden biri de merkezinin dünya merkezinde olmasıdır. Öyleyse hayal ettiğimiz çemberin merkezi aynen ekvator gibi dünyanın merkezinde olursa tüm dünya etrafını dolaşıyor demektir. Bu tür çemberlere büyük çember (great circle) deniyor ve merkezleri aynen ekvator çemberi gibi dünya merkezinde bulunuyor. Bir kürenin etrafına çizilebilecek en uzun çizgi her zaman bir büyük çemberdir. Ekvator da bu tanıma göre bir büyük çemberdir.

Örneğin kutuplardan geçen bir büyük çember yanda gösterildiği gibidir. Ancak yine bu çemberi de ekvator gibi karşımıza çıkan kıta parçaları yüzünden takip edemeyiz. İşin aslı dünyanın kıta yerleşimleri ve kuzey kutbundaki buzlar nedeniyle tamamen denizlerden geçen mükemmel bir büyük çember takip eden rota çizmemiz imkânsızdır. Tabii gelecekte küresel ısınma nedeniyle su seviyeleri yükselir, kutuplardaki buzlar erir ve karaların miktarı azalırsa belki böyle bir çember bulabiliriz ama herhalde çoğumuz bunu istemeyiz. Bu nedenle en azından bir büyük çember uzunluğunda olan ama kıtaların etrafından dolaşmamıza da imkân veren bir rotaya ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu amaçla coğrafyada kullanılan ve Türkçeye zıt nokta olarak çevrilebilecek ?antipode? kavramını kullanabiliriz. Antipode basit anlamıyla dünya üzerindeki bir noktanın, tam ters yönde gelen karşılığıdır. Hani yıllarca eğer buradan tünel kazmaya başlasak tünelin ucu Çin?de mi biter sorusunun cevabı o noktanın antipode?udur.

Matematiksel olarak antipode, bir küre üzerindeki bir noktadan başlayan ve kürenin merkezinden geçen bir çizginin kürenin diğer tarafta yüzeyini kestiği noktadır. Bir büyük çember üzerindeki her noktanın bir antipode?u vardır. Artık elimizde en az bir büyük çember dolaştığımızı kanıtlayabilecek bir yöntem bulunmaktadır. Eğer dünya üzerinde birbirinin antipode?u olan iki noktadan geçersek en az bir büyük çember kadar dolaşmış oluruz. Bu da gerçek anlamda bir dünya turu yaptığımız anlamına gelir. Guiness Rekorlar Kitabı da dünya turu rekorlarında en az iki antipode noktadan geçilmiş olmasını şart koşmaktadır. Bu arada, ilginç bir nokta olarak belirtelim eğer romandaki Phileas Fogg, o zamanlar Guiness gibi bir kuruma yaptığı dünya seyahati nedeniyle rekor başvurusunda bulunsaydı hayal kırıklığına uğrayacaktı. Aşağıda izlediği rota görülen Phileas Fogg seyahati süresince iki antipode noktadan geçmemişti ve bu yüzden yaptığı seyahat resmi bir dünya turu olarak kabul edilmeyecekti.

Kaynak: Can Komar – İstanbul, 2009 pdf

Denize Bir Adam Düştü

Oslo?da küçücük evinde yalnız olarak yaşayan bayan Lilly Nicolayasen?e, yılbaşının ertesi günü, ?Höegh Silverspray?in kaptanından gelen bir telgrafta, oğlu Arna Nicolayasen?in yılbaşı gecesi Florida açıklarında denize düştüğü bildiriliyordu.

Gene aynı telgrafta hâdisenin ?bütün gemilere bildirildiği, fakat bir neticenin alınamadığı da teessürle ilâve ediliyordu. Bu telgraf gönderildiğinde Arna Nicolayasen hâlâ denizde idi. Ancak yirmi dokuz saat sonra kurtarılabildi. Deniz ortasında can yeleksiz, tutunacak bir portakal sandığına sahip olmadan veya emecek bir portakal kabuğu bile bulamadan geçen yirmi dokuz saat? Karanlıkta, yakıcı güneşte yüzerek ve su üstünde durmaya çalışarak, bazen ümit dolu ve bazen de ümitsizlik içinde dua ederek, yalvararak geçen yirmi dokuz saat… Uzaktan ve yakından geçen gemileri seyrederek geçen yirmi dokuz saat?

Muhakkak ki bu hâdise denizde olanların en cesuranesi ve dayanılanı olarak deniz tarihinde yer alacaktır. Ben, Arne Nicolayasen?i, bu inanılması güç olan yaşama mücadelesi hâdisesinin oluşundan bir kaç hafta sonra gördüm. Deniz hayatına on altı yaşında iken atılmış olan bu sağlam yapılı, orta boylu delikanlının, adaleleri ve ciğerleri hakikaten insanüstü bir kuvvete sahip bulunuyordu. Halen yirmi beş yaşında olmasına rağmen, kendisine olan güveni ve iradesi bakımından yaşının iki misli olanlarla müsavi durumdadır.

Alnına dökülen sık ve dalgalı saçları, güldüğü zaman kırışan yüzü, gemi bodoslamasına benzeyen burnu ile sıkı bir delikanlı. Gözlerindeki ışık, ?hayatı seviyorum ve yaşamak istiyorum? diyor. Bugün Arne Nicolayasen, yılbaşı gecesi denize nasıl düştüğünü bir türlü hatırlayamamaktadır. Denize düştüğü akşam hava sıcak ve sakindi. Silverspray, Florida ile Küba arasında bir yerde idi. Yılbaşı gecesi hazırlık yapılmış toplantı başlamıştı. Yiyecek bol olmasına mukabil pek o kadar içki yoktu. Herkes şarkı söylüyor, eğlenmeye çalışıyordu. Saat onbire doğru, Arne aşağıya kamarasına indi. Ayakkabılarını çıkararak yatağına uzandı ve evini düşünmeye başladı.

Arne, ?Bundan sonra bildiğim yegâne şey, denizde olduğumdur? diyor. Arne, bunun bir rüya olduğunu düşünerek, uyanmaya çabalıyor. Gemide kâbuslardan uyanmak için yaptığı gibi, yumruğunu bölmeye vuruyorsa da, hepsi boşa gidiyordu. Etrafa salladığı yumruklar zifos yapmaktan ileri gitmiyordu. Birden maneviyatı kırılarak, panik içinde kalan Arne, kızıyor ve sövüp sayıyordu. Nasıl olmuştu da denize düşmüştü! Uykusunda yürümüş olmalıydı. Ümitsizlik içersinde defalarca ?imdat! imdat! Denize düştüm!? diye bağırmasına cevap veren olmadı. Birdenbire aklında bir şimşek çaktı. Reader?s Digest?e denize düşen bir genç hakkında bir makale okumuştu. Bu delikanlı yüzmeyi bilmediği halde, kaptanının bir kürek taliminde: ?Müşkül bir mevkide kaldığınız zaman soğukkanlılığınızı muhafaza edin ve kafanızı işletin? sözlerini hatırlayarak kurtulmuştu. Arne ?bu makale aklıma geldikten sonra, bağırmayı ve suda çabalamayı bırakarak, durumu düşünmeye başladım? diyor. Silverspray artık çoktan gözden kaybolmuştu. Su fazla soğuk değildi. Rahat rahat hareket edebilecek bir halde idi. Fakat yüzmenin bir fayda vermeyeceği aşikârdı. Karanlıkta yüzmek bir fasit daire çizmekten başka bir şey olmayacaktı. Vaktin gece yarısına yaklaşmakta olduğunu düşündü. Yapacak yalnız bir şey vardı. O da sabaha kadar yüzebilmek. Belki gemi geriye döner, onu görürlerdi.

Sabaha kadar yüzmek Arne için pek uzun zaman değildi. Zira iyi bir yüzücü idi. Gece toplantı için giydiği gabardin pantalonu çıkarmak üzere iken, buz gibi bir elin arkasına değdiğini hisseder gibi olduğundan bundan vazgeçti. Köpek balıkları…

Bir sene evvel gene bu sularda, süpürge sapları vasıtasıyla köpek balıkları ile oynayıp eğlenmişti. Mübareklerin V şeklinde olan ağızları, süpürge saplarını muz gibi doğrayıp kesmişti. Arne pantalonunu iyiden iyiye sağlamlaştırdı. Bu müthiş hayvanlar oldukça korkaktılar. Ufak seslerin, (meselâ pantalon paçalarının suda çıkaracağı sesler gibi) bu hayvanları korkutmaya kâfi geldiğini biliyordu. Aynı zamanda da çoraplarının da konçlarını topuklarından aşağıya bırakarak, sesleri arttırma yollarını buldu.

?Gece yarısından çok sonra, bana doğru gelen bir gemi gördüm? diyor Arne. ?Fakat gemi sanki rotasını değiştirmiş gibi bir kaç yüz yarda açıktan geçip gitti. Sanki beni gördü de rotasını değişitirdi gibi geldi bana.?

Yarı tropikal güneş doğduğunda Arne biraz ısınır gibi oldu. Ne?esi de yerine geldi. O sırada bir de gemi silüeti göründü. Geminin sür?atini ve rotasını, mesafeyi elinden geldiği kadar hesap ederek kat edeceği noktaya doğru yüzmeye başladı. Fakat bu yüzüş enerji kaybından başka bir netice vermedi. Buna rağmen ne olursa olsun, bir netice alacağına inanarak kendini teselli etti. Zira gemilerin geçiş yerinde idi.

Her geçen saatle beraber gemiler de sık sık geçmekte idi. Bazen uzaktan, bazen yakından görünerek geçen bütün bu gemilere Arne bağırıyor ve ıslık çalıyordu. Hele bir tanesi o kadar yakından seyretti ki, pervanesinin gürültüsünü işitmek kabil olmuştu. O gün sabahtan akşama kadar on beş veya yirmi gemi görmüştü. Fakat hepsi de sanki kör ve sağırdılar.

Yaşama ümidinin zaman geçtikçe azalmakta olduğunu görmesine rağmen, kızmaktan da geri kalmıyordu. Nitekim kendisini görmeden yanından geçen gemilere yumruğunu sıkarak: ?Esaslı bir gözcülük yaptırmadığınız için, sizi kumpanyanıza şikâyet edeceğim? diye bağırmaktaydı. Bu bize onun bugün hâlâ neden yaşadığını gayet güzel anlatmaktadır.

Kuvveti zaman geçtikçe azalmakta ve kendini iyi hissetmemekteydi. Güneş yüzünü yakıyor, tuzlu su pişiriyordu. Bacaklarına kramp girmemesi için devamlı şekilde masaj yapıyor, ?bacaklarıma bir kramp girdiği takdirde yandığımın resmidir? diye düşünüyordu. Dili şişmeye başladı ve kafası içecek şeylerin hayaliyle doldu. Şu anda bir bardak soğuk su, buz parçaları ile beraber soğuk bir şişe bira ve biraz yemiş artığı bulsa, dünyalar onun olacaktı. Fakat bu tatil sabahında çöpleri denize atacak gemi adamı bulmak ne mümkün.

Sıcaktan uykusu geldi. Bir defasında ağzını dolduran tuzlu su ile uyandı. Arne?yi uyanık tutan esaslı sebeplerden biri de muhakkak ki köpek balığı korkusu idi. İstirahata ihtiyacı çoktu amma, hareket etmeden de, bu denizde durulmuyordu ki! ?Ayaklarım daima hareket halinde bulunmalı? diyordu. Zaman zaman köpek balıklarının yaklaştığını hissettikçe yumruğunu denize sallayarak zifos yapıyor, yahut başını denize sokarak acı acı bağırıyordu. Köpek balıklarının sesten hoşlanmadıklarını bir yerde okumuştu. Aklına annesi, mektep, arkadaşları ve gemi arkadaşları geldi. Arne: ?Öyle zannediyorum ki hayatım birkaç kere gözlerimin önünden geçti? diyor.

Güneş battığı zaman büsbütün ümidi kırıldı. Bir kaç defa boğulmak için teşebbüste bulundu ise de yapamadı. Her seferinde kulaklarına müthiş uğultular gelmekte idi. Geçen yılbaşı gecesinde olduğu gibi annesini karşısında gördü. Zaman mefhumunu artık iyiden iyiye kaybetmiş vaziyetteydi. Buna rağmen, kendi kendine söylenmekten de geri kalmadı. ?Deli oluyorum galiba.?

Annesine etrafındaki suyun tatlı mı, yoksa tuzlu mu olduğunu sordu. Annesi, ?içebilirsin, göldesin? dedi. İçti de. Kafası artık yerinde değildi, içtiği suyu tatlı sandı. İki gemi arkadaşını karşısında gördü. Bunlar sanki su üzerinde yürüyor gibiydiler. Arne onlara: ?Kara nerede?? diye sorunca, ?Mehtaba doğru yüz, karayı bulacaksın? diye cevap verdiler. Arne mehtabın gümüş gibi olan ışığı içinde yüzmeye başladı. Sanki parlak bir halata tırmanır gibi idi. Belki de bu yüzüş onu kurtardı. Birdenbire kendine doğru gelen bir geminin ışıklarını gördü. Bu bir serap değil, hakikatti… Makinenin gürültüsünü bile duydu.

Süratle gemiye doğru yüzmeye başladı. Defalarca, ?İmdat! imdat! Denize düştüm!? diye bağırdı. Heyecandan kalbini durduracak olan sesi nihayet artık iyiden iyiye duyuyordu. Makineler çu.. çuh.. çuuuh. diye durdu. Sesler işitiyordu. Bir can simidinin denize fırlatıldığını gördü.

Pazartesi sabahının dördü idi. British Surveyor adındaki geminin kaptanı Arne?yi denizden alıyordu. Kaptan bir türlü Arne?nin yılbaşı gecesinden beri denizde olduğuna inanmam diyordu. Elleri beyazlaşmış, şişmiş ve buruşmuş, kolları yara içinde, yüzü kararmış, vücudu üşüyordu. Fakat kaptandan bir bardak su isteyecek dermanı kendinde bulabildi. Kaptan ise ona ancak bir yüksüğü doldurabilecek kadar su verdi. Ve kendisini yatırdılar. Annesine de bir telgraf gönderilerek oğlunun kurtarıldığı müjdelendi.

İki hafta sonra, Arne Nicolayasen evine hemen hemen iyileşmiş vaziyette döndü. Annesi ona güzel güzel yemekler yaptı. Evin sokağının bir köşesinde Norveç bayrağı dalgalanıyordu. Komşular ona gümüşten yapılma bir bardak hediye ettiler.

Oslo?da bu hâdiseden bir ay sonra kendisini gördüğüm zaman gene bir gemi ile sefere çıkmak için sabırsızlanıyordu. Bu anda eski gemisi (Silverspray) ise Hindistan?da bir limana girmekte idi.

Arne gülerek diyordu ki: ?Eğer bir daha denize düşersem, cebimde muhakkak surette bir ayna bulunacaktır. Bu suretle yanımdan beni görmeden geçen gemilere güneşin ışığını aksettirerek, kurtulmam hemen mümkün olacaktır.?

Kaynak: (Deniz Dergisi, Cilt 2, Sayı 17-18, A¤ustos-Eylül 1956)
Robert LITTELL (Reader?s Digest)?den çeviri

Bartolomeu Dias

Bartolomeu Dias (yaklaşık 1450 -29 Mayıs 1500), Portekizli denizci ve kâşif. Afrika kıtasının güney ucu olan Ümit Burnu‘nu ilk kez gemiyle dolaşan kişidir.

Dias’ın keşif gezilerinden önceki hayatı tam olarak bilinmemektedir. Büyük ihtimalle Gil Eanes ile 1434 yılında Kap Bojador’u dolaşan Joao Dias’ın ve tüccar, kâşif olan 1444 yılında Afrika’nın en batı ucunu keşfeden, bugünkü Senegal kıyılarına ulaşan , Terra dos Guineus ‘un kâşifi Diniz Dias ile akrabalığı olduğu tahmin edilmektedir.

Dias 1486 da Portekiz Kralı II. Joao’dan gizli tutulması gereken bir görev alır. Bu görev Afrika kıtasının en uç noktasına gitmek, burayı dolaşmak ve eğer mümkünse Hindistan’a kadar giderek bu deniz yolunu keşfetmektir .

Kendisine bu görev için 3 gemi verildi. Filo Afrika kıyıları boyunca ilerleyerek , daha önce portekizlilerin inmediği kadar güneye inerek bugünkü Namibya kıyılarına çıktı. Daha sonra Golfo de São Tomé ‘yi (bugünkü Spencer Bai) geride bırakan Dias bugünkü Güneybatı Afrika’da Lüderitz Körfezi’nde karaya çıktı. Burada Padrão denilen Portekiz Krallığını simgeleyen ve burasının Portekiz’in egemenliğine geçtiğini vurgulayan kraliyet armalı ilk taştan direkleri dikti.Daha sonra şiddetli kuzey rüzgarına ve fırtınaya tutulan filo rotasını güneye kaydırmak zorunda kaldı.

Birkaç gün sonra hava sıcaklığı iyice düşünce rotasını tekrar kuzeye çeviren Dias, burada üzerinde yaşam olan bir koya rastladı ve buraya Angra dos Vaqueiros adını verdi. Bugün burasının Afrika’nın güney kıyılarındaki Mosselbai olduğu tahmin ediliyor. Buradan rotasını doğuya cevirip Algoa Bai’ye girdi ki 12 Mart 1488 tarihinde, buraya yakın Kap Padrone ‘de bir armalı direk daha dikti. Mürettabattaki huzursuzluğun yavaş yavaş artması neticesinde, isteği dışında doğuya yöneldi ve Groot Vis nehrinin ağzına ulaştı. Burada artık yönün kuzeye doğru döndüğü fark ediliyordu. Böylece Dias 70 yıldır aranan, Afrika’yı dolaşarak Hindistan’a açılan yolu keşfettiğini fark etmiş oldu. Dias aslında Ümit Burnu‘nu dolanmıştı.  Ancak mürettabatında baş gösteren bir hastalıktan dolayı geri dönmek zorunda kaldı.

Geri dönüş yolunda Ümit Burnu’nu Fırtınalar Burnu olarak adlandırdı. Bugünkü isim olan Ümit Burnu, Portekiz Kralı Joao tarafından, yakında Hindistan yolu keşfedilecek ümidiyle verilmiştir. Bazı kaynaklar ise bu ismin, gemicilerin moralini bozmamak gayesi ile değiştirildiğini söyler.

Dönüşte Tafelbai körfezinde (bugünkü Capetown) 1. Mayıs 1488 tarihinde son arma direğini dikti. Angola sahillerinde bir müddet konaklayan Dias 16 ay sonra, Aralık 1488 sonunda Portekiz’e geri döndü.

Bu seyahat gizli tutulduğundan elde yazılı olarak detayları anlatan bir belge ve çizimler hiç mevcut olmamıştır.

Dias’ın dönüşünden sonra ilk Hindistan yolculuğu için sadece danışmanlık yapmış, bu yolun deniz haritalarını oluşturmuş ve bu yolu takip edecek gemilerin donanımlarından sorumlu olmuştur. Bununla birilkte yolculuğa çıkan Vasco da Gama‘ya Cabo Verde (Yeşil Burun) Adaları‘na kadar eşlik etmiştir. Kral II. Joao’nun yerine geçen I. Manuel’in niçin Dias’ı degil de Vasco da Gama’yı görevlendirdiği bilinmiyor.

Dias 29 Mayıs 1500’de Güney Afrika açıklarında (kendi keşfi olan Ümit Burnu yakınlarında) yakalandığı bir fırtınada bütün mürettabatıyla birlikte ölmüştür.

Durmaksızın Dünya Turu

Her projenin kendine ait sıkıntıları, aşılması gereken  zorlukları vardır. Bir proje hikayeye dönüşmesi  içinse başlangıçtan sona uzanması gerekir. Başarılı  veya başarısız?

Mini 650 teknesi ile, şu an Barcelona World Race?de bulunan IMOCA 60?ların Vendee Globe rotasından ve aynı mantıkla,  yani  hiç durmadan, tek başına 268 günde dünyayı dolaştı. Öyküyü Tolga Ekrem Pamir kaleme aldı.

Fransa?daki yelkencimiz Tolga Ekrem Pamir, Mini Transat?a hazırlandığı 6.50?lik ?Yakamoz?un bir eşi ile tek başına dünya turuna çıkan İtalyan Alessandro Di Benedetto?nun gerçekleştirdiği serüveni Naviga dergisine anlattı.

Solo, hiçbir yardım almadan ve hiçbir limana uğramadan durmaksızın dünya turu? İlk defa bu kadar küçük bir tekne ile…

Bu sitenin kuruluş amacı olan dünya turunun bir benzeri…

Geç de olsa açık deniz yarışçılarını  hayranlık içinde bırakan bir hikayeyi  paylaşmak istiyorum sizlerle. Tek başına,  dışarıdan yardım almadan ve hiçbir  limana uğramadan dünya turu. İlk defa  bu kadar küçük bir tekne ile…

Bu anlayışı Vendee Globe, Around the  World Alone gibi yarışlardan tanıyoruz.  Franko-İtalyan Allessandro Di Benedetto  ise bu kavramı çok farklı bir açıdan  yaşatarak dünya rekorları arasında yer  almayı başardı. ?Açık deniz yarışçılarını  hayranlık içerisinde bıraktı? diyorum,  çünkü bu adam -hepimizin yakından tanıdığı, şu an hazırlıklarını yaptığım ve  tüm açık deniz yarışçılarının üzerinde en  az bir kere yer aldığı- Mini 650 sınıfı 6,5  metrelik yelkenli teknesiyle dünyanın en  zorlu parkurlarından biri olarak anılan,  Vendee Globe yarışının rotasını takip  ederek dünya turunu tamamladı.

Daha önce kimsenin hayal edemediği,  hayal etse bile cesaret gösterip de  girişemediği bu projeyle Alessandro,  hepimize yeni bir ders vermiş oldu.  1971 doğumlu Alessandro,  yelken hayatına 1992 yılında sportif  katamaranlarla başlamış. 1996?da  Guadeloupe adalarında yelken  eğitmenliği brövesini tamamladıktan  sonra sportif katamaranla tecrübelerine devam etmiş. Alessandro?nun 2002  ve 2006 yıllarında 6 metreden küçük  katamaranlarla tek kişilik Atlantik ve  Pasifik okyanusu geçişleri bulunuyor.  Bu iki deneme de başarılı bir şekilde  Dünya Yelken Hız Rekorları/ISAF (World  Sailing Speed Record/ISAF) tarafından  onaylanmış. Basılan dört kitabıyla  seyir tecrübelerini ve anılarını paylaşan  Alessandro, son projesi olan tek başına  dünya turuna 2008 yılında başlamış.

Seyir kadar zorlu hazırlık süreci

Mini 650 tasarımı, konsepti ve  üretim teknolojisiyle bu tip girişimler  için en uygun teknelerden biri  sanırım. Batmazlığı, sürati, tek kişi  tarafından abranabilmesi ve 30 yılı  aşan tecrübesiyle benzer zorlukların  aşıldığı Mini 650, tüm bu özelliklerinin  yanı sıra Alessandro?nun projesi için  başka avantajlara da sahip olacak ki,  tecrübeli denizci seçimini bu tekneden  yana kullanmış. Alessandro?nun Mini?si  de teknem Yakamoz?un mimarı Pierre  Roland tarafından tasarlanmış. 1995?te  üretilen ve Sebastien Josse tarafından  Minitransat yarışında kullanılan tekne,  farklı kaptanların da elinden geçtikten  sonra Alessandro?nun projesinde yerini  almış. Alessandro, 2008 yılında parkurun  uzunluğu ve zorluğunu göz önüne  alarak gerekli donanımların yerleşimi  ve güvenlik düzenlemeleri için şantiye  çalışmalarına başlamış.

Yolculuğun uzunluğu ve Vendee  Globe rotasının keskinliği, altı ila dokuz  ay arasında bir yolculuğu göze almayı  gerektiriyor. Aynı rotada, bir Open 60?ın  şu ana kadar gerçekleştirdiği en iyi  zamanlama yaklaşık üç ay. Üç kat daha büyük olan ve neredeyse iki kattan  fazla ortalama sürate ulaşabilen bu  teknelerle karşılaştırınca, zamanın yanı  sıra meteorolojik koşulları da göz önünde  bulundurmak lazım. Vendee Globe filosu  gibi Alessandro da başlangıç tarihini  ekim ayı olarak kesinleştiriyor. Denizci,  kuzeyli ticaret rüzgârlarıyla Afrika?nın  batısına kadar hızlı bir iniş yapıyor.  Daha sonra doğu alizeleri yakalayarak  Ümit Burnu?na inip, Avustralya ve Yeni  Zelanda?nın güneyine kadar soğuk,  peşinden Horn Burnu?na kadar da  buzullarla dolu büyük ve acımasız  denizlerden geçiyor. Güney Amerika?dan  tırmanırken ise ters akıntıların etkisi ve  orsa seyrin zorluğu nedeniyle, psikolojik  savaş başlıyor. Allessandro?nun nisanmayıs aylarında yaptığı bu çıkış, fırtına  döneminin başına rast geliyor. Yani bu  tırmanışı iyi organize etmek gerekiyor.  Kısaca deli işi diyebiliriz!

İradenin böylesi

Bu parkurda, motoru bile olmayan  bir teknede ihtiyaçları karşılayabilecek  bir ortam sağlayabilmek için ciddi bir  hazırlık süreci geçirmek kaçınılmaz.  Tekne hazırlığının yanı sıra, psikolojik  ve fizyolojik ihtiyaçların öngörüsü de  kolay değil. Alessandro, teknesinin  hacmini büyütmenin bir yolunu bularak  işe başlamış. Bu sınıfta yarışan bizlerin  geleneksel geniş kokpit ve ağırlık  taşımaktan kaçınan yaklaşımımızın  tersine, kapalı alanı genişletmek için  teknenin kıç bölümünü tamamen  değiştirmiş. Böylece yolculuğu süresince  yanında bulundurması gereken toplam  600 kiloluk yiyecek, su arıtma sistemi,  tamirat malzemesi, haberleşme ve  elektronik sisteminin enerji altyapısını  koruyabileceği bir alan elde etmiş.  Böyle zorlu seyirlerde ve denemelerde limandan ayrılmanın işin en kolay yanı olduğu söyleniyor. Hazırlık dönemindeki  stres bitmiş olsa bile, harekete  geçildiğinde gerçek ortamın evdeki  hesapla uyuşmaması kaçınılmaz senaryo. Alessandro yolculuğu sırasında,  uykusuzluk, fiziksel ve psikolojik direncin yanı sıra yalnızlığın ve sürenin getirdiği psikolojik etkiyi iki Fransız üniversitesinden uzmanlarla paylaşarak bazı sorulara yanıt arıyor. Bu gibi zorlu projeleri gerçekleştirenler, kimi zaman rahatsız kişilikler olarak görülse de, çetin geçen bir dokuz ayın sonunda, limanda karşılamaya gelenlere teknesinden gülücükler atan (hatta tıraş olmayı bile  ihmal etmemiş) birini görünce ?Ne irade!? dememek mümkün değil.

268 gün 19 saat 36 dakika 12 saniye.  Rekorun adı…

26 Ekim 2009 tarihinde Les Sables  D?Olonne Limanı?nın önündeki hattı  geçen Alessandro, Kanarya Adaları,  Ümit Burnu, Yeni Zelanda?nın güneyi ve  Horn Burnu?nu aşan rotasının sonunda,  22 Temmuz 2010 günü, 06:02:40??da  tekrar aynı hattı geçerek, bu büyük  hikayeye imzasını attı. Mart ayında  direk kırmış olmasına rağmen, elinde  kalan direk parçası ve boyut olarak biraz  daha küçülen yelken alanıyla parkurunu  tamamlamayı başardı. Les Sables  D?Olonne valisi tarafından vatandaşlık onuruna layık görülen ve Cruising Club of America?dan Rod Stephens Denizcilik  Trofesi şanını alan Alessandro, bu keyifli hikayeyi anlattığı kitabını da tamamladı.

Alessandro Di Benedetto, 4-12 aralık tarihlerinde gerçekleştirilen Paris Boat Show sırasında teknesini sergilerken kitabını da imzaladı. 24 teknik partnerinin yanı sıra, ana sponsoru Findomestica Banca?nın da en az Alessandro kadar tebrik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonucunun başarılı veya başarısız olacağının öngörüsünde dahi bulunamadan bu tip bir projeyi destekleme cesaretini göstermenin, saygıyla karşılanması gereken bir davranış olduğuna inanıyorum.

Alessandro?nun hayranlık verici dünya turunun hazırlık sürecini ve etraflı hikayesini internet sitesinden      (www.alessandrodibenedetto.net) okuyabilirsiniz.

Yelken yapalım, yelkenle büyütelim…

KAYNAK : NAVİGA – ROTA AÇIK DENİZ  Tolga E. Pamir


Kaptan Cook

Büyük Okyanus?ta gerçekleştirdiği keşif gezileri ile tanınan İngiliz kaşif, denizci, haritacı ve asker. HM Bark Endeavour adlı gemisiyle üç büyük Pasifik gezisi düzenlemiş olan Cook, son gezisi sırasında Hawaii?li yerlilerle girdiği bir çatışmada hayatını kaybetmiştir.

Kaptan James Cook, 7 Kasım 1728 yılında İngiltere’de Yorkshire‘de doğdu. 16 yaşında evden ayrılıp bir balıkçı kasabası olan Staithes?e gidip orada çalışmaya başladı. Denize olan tutkusunun, bu sahil kasabasında, çalıştığı marketin penceresinden dışarıdaki manzarayı seyrederken başladığı söylenir. Bir buçuk sene sonra patronu, Cook?un bu işe uygun olmadığını düşünüp onu yakınlardaki bir liman şehri olan Whitby?ye götürür ve Quaker mezhebine bağlı Walker kardeşlerin gemisinde çalışmasını önerir. Cook bu gemide deniz tüccarı olarak çalışmaya başlar ve işini en iyi şekilde yapabilmek için cebir, trigonometri, seyrüsefer teknikleri ve astronomi öğrenmeye başlar; öğrendikleri, bir gün kendi gemisinin kaptanlığını yapmaya başladığında kendisine çok faydalı olacaktır. 1752 yılında deniz kuvvetlerine yazılan Cook, Yedi Yıl Savaşları sırasında orduda görev yapar. Quebec kuşatması sırasında ortaya çıkan kartografi yeteneği, onu orduda kilit noktalara taşır. Newfoundland?ın girintili çıkıntılı kıyılarının haritasını başarıyla çıkaran Cook, bunun gibi pek çok başarısı sayesinde amiralliğe yükselir. James Cook, elde ettiği üstün başarılar, mükemmel denizciliğine, araştırmacı kişiliğine, kartografi alanındaki yeteneğine, tehlikeli bölgeleri araştırmadaki cesaretine ve zor zamanlarda adamlarını kontrol edebilme gücüne borçludur. 17 Şubat 1779?da Hawaï?de gemisinin teknelerinden birinin çalınması sonucu yerlilerle çıkan bir tartışma sırasında öldürüldü. Dünyanın çevresini gemisiyle gezen ilk kâşiftir.

1768 yılı Mayıs ayında Cook , Büyük Okyanus‘u keşfetmekle görevlendirildi. Cook’un yolculuklarının tarihteki önemli etkilerinden biri Avrupa ülkelerinin Büyük Okyanus’ta kurduğu sömürgelere öncülük etmesi oldu.

James Cook, kendisini dünyanın en büyük denizcileri arasına sokacak olan yolculuklarının ilkine, 1968 yılında başladı. Royal Society tarafından Pasifik Okyanusu?nu araştırması ve yeni ticaret yolları bulması için tutulan Cook, 1768 yılında İngiltere?den başladığı yolculuğu sırasında ilk olarak Ümit Burnu?nu geçti ve 13 Nisan 1769 tarihinde Tahiti?ye vardı. Ekim 1769’da Yeni Zelanda’yı ziyaret eden ikinci Avrupalı oldu. Daha önce tek bir ada olduğu düşünülen Yeni Zelenda’nın iki adadan oluştuğunu keşfetti Bütün Yeni Zelanda kıyılarının haritasını çıkartmasının ardından Avustralya?ya geçen denizci, Kuzey ve Güney Yeni Zelanda adaları arasındaki boğazı bulan ilk insan oldu ve burayı Cook Boğazı olarak isimlendirdi. Yolculuğu pek çok açıdan büyük bir başarı sağlasa da, asıl hedefi olan Venüs?ün ve diğer gezegenlerin Güneşe olan uzaklıklarını hesaplama görevinde, hata payının çok yüksek olması nedeniyle başarısız oldu. Gemisi Endeavour ile Avrupa?ya dönmeden önce Avustralya?ya da uğrayan Cook, buradan pek çok bitki ve hayvan örneği toplayarak İngiltere?ye dönüşünde bilimadamlarının hizmetine sundu ve de gezi günlüğünü yayınlayarak büyük bir ün kazandı.

18. yüzyılda Ekvator’un güneyinde keşfedilmemiş topraklar olduğuna inanılıyordu. Cook’un ikinci yolculuğu öncelikle bunu kanıtlamaya yaradı. Bu yolculukta Cook daha önce hiçbir Avrupalı’nın ilerlemediği kadar güneye ilerledi. Antarktika‘nın çevresini dolaştı. Aşırı miktardaki buzullar nedeniyle Antarktika?ya ayak basamasa da, bu kıtanın çevresini dolaşan ilk denizci olma onurunu kazandı Ancak kıtayı çevreleyen buzlar karanın görünmesini engellediğinden Antarktika’nın varlığı 1840’a kadar kanıtlanamadı. 1775’te İngiltere’ye döndüğünde Kraliyet Donanması Cook’a onursal emeklilik hakkı tanısa da bu Cook’u denizlerden uzak tutmadı.

James Cook?un son yolculuğu, 17761779 yılları arasında gerçekleşti. Avrupa ve Asya arasında alternatif bir bağlantı noktası aramak amacıyla çıktığı yolculuğun ilk yılında başarılı olamasa da, 1778 tarihinde Hawaii Adaları?na ulaşarak bu bölgeye varmayı başaran ilk Avrupa?lı denizci oldu. Daha sonra Afrika’nın güney ucunu dolaşarak, Hint Okyanusu‘na yöneldi. Kuzey Amerika‘yı keşfetmek üzere doğuya yöneldiğinde bilmeden Juan de Fuca Boğazı‘nı geçti. Kuzey Buz Denizi‘ne ulaşmayı hedeflediğinde dev buz kitleleri yolunu kesti ve Hawaii’ye geri döndü. Geminin teknelerinden birinin çalınması üzerine yerlilerle çıkan tartışmada Cook öldürüldü (14 Şubat 1779).

Macellan’ın Hayatı

Tüm meridyenlerden geçen ilk insan olan Macellan, Büyük Okyanus seferi sırasında okyanusu çok sakin gördüğü için Pasifik (sakin) ismini vermiştir. Ayrıca Güney Amerika?da keşfettiği boğaza kendi ismi verilen Portekizli denizci Macellan, Büyük Okyanus’u aşan bir araştırma gezisi yapmış ilk insandır.

Macellan ilk deniz yolculuğuna 1505 yılında, henüz 25 yaşındayken çıktı. 1506 yılında Macellan doğu Hindistan’a giderek Baharat Adaları’na keşif gezilerinde bulundu. 1511’de Fas’a gönderildi ve burada Azamor Savaşı’na katıldı. Bu savaşta dizinden ciddi biçimde yaralandı.

10 Ağustos 1519’da Macellan’ın emrindeki beş gemi Seville’den ayrıldı ve Guadalquivir Nehri’ni geçerek nehrin ağzında yer alan Sanlúcar de Barrameda ‘ya ulaştı. 20 Eylül’de emrindeki yaklaşık 270 denizciyle birlikte Sanlúcar de Barrameda’dan yola çıktı.

Kanarya Adaları’nda bir mola verdikten sonra Cape Verde adalarına ulaştı, buradan Brezilya’daki Cape St. Augustine’ye doğru yola çıktı. 20 Kasım’da ekvatoru geçtiler ve 6 Aralık’ta Brezilya göründü. Güney Brezilya Portekizlilere ait olduğundan Macellan burada durmaktan kaçındı ve 20 Aralık’ta bugünkü Rio de Janeiro yakınlarına demir attı. Burada çeşitli takviyeler yapıldı ama kötü koşullar yüzünden gecikmeler oldu. Daha sonra, Güney Amerika’nın doğu kıyılarına doğru yelken açarak, Macellan’ın Baharat Adaları’na ulaştığını düşündüğü boğazı aradılar. Filo 10 Ocak 1520’de Río de la Plata’ya ulaştı. Santiago gemisi gözlem yapmak için kıyılara yaptığı bir gezide fırtınaya yakalanarak battı. Tüm mürettebatı karaya çıkmayı başaran gemiden iki kişi Macellan’a haber ulaştırdı, kıyıdakilere yardım geldi. Ancak Macellan bu maceradan sonra yeniden yola koyulmadan önce birkaç hafta beklemeyi tercih etti.

Filo, 24 Ağustos 1520’de 52° güney enleminde Cape Virgenes’e ulaştı. Deniz tuzlu ve derin olduğu için geçişi buldukları kanısına vardılar. Dört gemi çetin bir yolculuk sonunda, 373 mil uzunluğundaki kanalı geçtiler. Bu boğazın günümüzde adı Macellan Boğazı’dır.

Kuzeybatıya giden ekip 13 Şubat 1521’de ekvatora ulaştı. 6 Mart’ta Marianas’ta, 16 Mart’ta ise kalan 150 kişi ile Filipinler’deki Homonhon adasındaydılar. Macellan Malay tercümanı sayesinde yerli halkla anlaşabiliyordu. Limasawa Adası’ndan Rajah Kolambu ile karşılıklı hediyeler alıp verdiler ve onun önderliğinde 7 Nisan’da Cebu Adası’na gittiler. Cebu Adası’ndan Rajah Humabon onlara dostça davrandı, hatta Hıristiyanlığa geçmeyi bile kabul etti.

Lapu-Lapu şehrinde bulunan bu anıt Macellan’ın öldürüldüğü yeri işaretler

Filipinli yerlilerle geçen ilk dostluk günlerinin aldatıcı olduğu kısa zamanda anlaşıldı. Macellan 27 Nisan 1521’de Lapu-Lapu önderliğindeki yerlilerle girdiği Mactan Savaşı’nda öldü. Yolculuğa para vererek katılan Antonio Pigafetta adlı zengin turist Macellan’ın ölümü ile sonuçlanan olaylara tanıklık etmiştir ve bunu anılarında yazar:

Sabah olduğunda 49 kişi belimize kadar gelen suya atladık ve suyun içinden kıyıya ulaşana değin iki ok atımı mesafe kadar yürüdük. Botlarımız suyun içindeki kayalardan ötürü daha ileri gidemiyordu. 11 adamı botları korumak üzere geride bırakarak devam ettik. Kıyıya ulaştığımızda 1500 kadar yerli üç bölüm halinde gruplanmıştı. Bizi gördüklerinde savaş çığlıkları atmaya başladılar. Tüfekli adamlar ve okçular yarım saat kadar savaştılar, ancak bir işe yaramadı. Kaptanı tanıyan bazıları üzerine saldırdı ve kafasından miğferini düşürdüler. Bir yerli yüzüne doğru bambu bir mızrak savurdu, fakat kaptan kargısıyla onu derhal öldürdü, kargıyı vücudunda bırakarak. Sonra kılıcına el attı fakat yarıya kadar çekebildi, çünkü bambu mızrakla kolundan yaralanmıştı. Bunu gören yerliler topluca üstüne çullandılar. Biri sol bacağına bir pala ile vurdu, bu, kaptanın yüzüstü düşmesine sebep oldu. Derhal üzerine bambu ve demir mızraklarla, palalarla saldırdılar. Bizim ışığımızı, aynamızı, yardımcımızı, gerçek önderimizi öldürene değin. Onu yaraladıklarında hepimizin botlara bindiğinden emin olmak için birçok kez geriye dönüp baktı. Sonra onu ölü bir şekilde geride bırakarak biz yaralanmışlar, yenilmişler, elimizden geldiğince, hareket etmeye başlayan botlara doğru çekildik..


Macellan’ın keşif gezisi dünya çevresinde yapılan ilk seyahattir ve Güney Amerika’daki boğazdan geçerek Atlas ile Büyük Okyanus’u birleştiren ilk deniz yolculuğudur. Macellan’ın ekibi Avrupa için tamamen yeni olan pek çok hayvan türü ile karşılaştı. Bunlardan bazıları “hörgüçsüz develer” olarak tanımlanan lamalar ve “tüyleri yolunmayan fakat derisi yüzülen siyah kazlar” olarak tanımlanan penguenlerdir.

En yakın iki galaksi olan Macellan Bulutsuları Güney yarımkürede keşfedildi. 69.800 km olan yolculukları sayesinde dünyanın çevresini de hesaplanmış oldu.

Bu yolculuk sayesinde, uluslararası bir saat sisteminin gerekliliği ortaya çıktı. Döndüklerinde, dikkatle tutulan seyir defterine rağmen geride kalanlarla günlerinin uyuşmadığını farkettiler. Fakat günlerin uzunluğu arasındaki farkı hesaplayacak kadar kesin ölçüm yapabilen saatleri yoktu. Zamanla ilgili bu olgu büyük heyecan yarattı, özel bir heyet bu garipliği bildirmek üzere Papa’ya yollandı.